Çevirmenin eline sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
16. Bölüm Şimdi Başlıyoruz
İsim: Grid
Seviye: -3 (15/20)
Sınıf: Pagma’nın Soyu
* Ekipman yaparken fazladan seçenek eklenme olasılığı artar.
* Eşya geliştirme olasılığı artar.
* Bütün ekipmanlar hiçbir koşul olmadan takılabilir. Fakat, ekipmanın seviyesine göre bir kısıtlama uygulanacaktır.
Unvan: Efsane Olan Adam.
* Anormal durumlar sizi fazla etkilemez.
* Canınız minimum düzeye düşse bile ölmezsiniz.
* Kolayca tanınabilirsiniz.
Can: 34/34
Mana: 3/3 Güç: 1 +5
Dayanıklılık: 1 Atiklik: 1
Zeka: 1 Çeviklik: 1
Dirayet: 1 İçgörü: 1
Dinginlik: 1 Asalet: 1 İnat: 4
Hüner Puanları: 0
Ağırlık: 3.075/200
* Ağırlık sınırı %200 oranında aşıldığı için hareket hızınız %100 azaldı.
Vücudunuz çok ağır ve doğru düzgün işlemiyor.
‘Zayıflamış’ durumundan etkilenme şansınız yüksek.
‘Bu hızla dağa tırmanmam kolay olmayacak.’
Elimden geldiğince hızlı ilerlemek istesem de çok yavaştım. Bütün eşyaları depoya bırakmak istiyordum, ama bu dünyada bedava diye bir şey yoktu. Depoyu kullanmak için para vermeniz gerekiyordu.
‘At arabasına binmek istiyorsam boşa para harcayamam.’
Para paraydı, ama aynı zamanda yavaş ilerleyerek inat özelliğimi artırabileceğime de inanıyordum.
“Pekala, devam.”
Devam ettim. Demirci dükkanı dağdan o kadar da uzak değildi. Ortalama bir insanın oraya ulaşması 30 dakika sürerdi. Öte yandan ben %100 yavaşladığım için bir saat boyunca yürümek zorunda kaldım.
“Öh.”
Yorgundum. İnsan böyle durumlarda kaplumbağaları ve salyangozları gerçekten iyi anlıyordu. Sanki iki omzumda da birer dağ vardı. Üç saat sonra,
“Öhhh öhh…”
Dağın eteklerine zar zor tırmandım. Patika düzdü ve bayır çok keskin değildi, ama yine de yolun sonuna ulaşmam epey zaman aldı. Hava çoktan kararmıştı.
“Az kaldı…”
Madenin girişinden gelen ışıkları görebiliyordum, mesafe yakındı ama bana çok uzak geliyordu. Dayanıklılığım dibe vurmuştu.
“Siktir…”
Daha fazla oyalanmak istemiyordum.
Dinlenme isteğini büyük bir güçlükle bastırarak devam ettim. Bir adım, bir tane daha, her seferinde yük artıyordu. Bataklığa saplanmış çaresiz bir adam gibiydim. Yine de durmadım.
[İnat özelliğiniz yükseldi.]
“İşte!”
Yükselen özelliğimi görünce gülümsedim. Bir anda üstümden yük kalkmıştı. Bu tür özelliklere hüner puanı veremiyordum, ama bazı davranışlar sayesinde edindiğim puanlar bana uyuşturucu gibi zevk veriyordu. Görünüşe göre hayatım boyunca ter dökmekten kurtulamayacaktım.
Madene girer girmez yere yığıldım. Biraz ara vermek şarttı, ekmek yedim ve su içtim, yavaş yavaş kendime geldim.
“Başlayalım mı? Değer biç.”
Yeterince dinlendikten sonra kazmayı çıkardım ve Efsanevi Demirci’nin Değer Biçme yeteneğini kullandım.
[Smith’in Kazması]
Seviye: Normal
Dayanıklılık: 19/19 Saldırı Gücü: 7 – 9
Açıklama: Demirci Smith’in kullandığı bir kazma. Dayanıklı olduğu için Smith bu kazmayla günde 120 cevher toplayabildi. O gün bugündür köydeki bütün madenciler ona saygı duymaya başladı.
Ağırlık: 40
[Saklı özelliği yok.]
[Smith’in Kazması’nın yapımında kullanılan malzemeleri, üretim yöntemini ve üreten kişinin niyetini kavradınız.]
[Smith’in Kazması’na dair anlayışınız %100. Artık Smith’in Kazması’nı kusursuzca kullanabilirsiniz.]
[Artık kazma üretmeyi biliyorsunuz.]
Açıklamayı okuduktan sonra şoke oldum.
‘O-o yaşlı bunak 120 cevher mi toplamış?’
Görev gereği 80 cevher toplamam gerekiyordu. Zaman sınırı yoktu. Evet, muhtemelen birkaç gün sürecekti. Fakat herifin tek günde 120 cevher topladığını öğrenince rahat takılamayacağımı anlamıştım.
‘Tek günde 200 cevher toplayıp o adama kendimi kanıtlayacağım!’
Elimde kazma, madene baktım. Duvarlar kırmızı noktalarla doluydu.
‘Vurmam gereken noktalar.’
Noktalardan birine yaklaştığımda yan taraftaki madenciler beni gördü.
“Hey Çaylak, elindeki kazma ne ayak? Madencilik yapmaya mı çalışıyorsun yoksa?”
“Evet.”
“Ne? Puhahahah!!”
Adamlar başladı gülmeye. Bazıları göz yaşları dökerek yerde yuvarlanıyordu. İçlerinden birinin yüzü ekşidi. “Kes şunu. Senin gibi bir çaylak bütün gün uğraşsa bile tek bir cevher çıkaramaz.”
Diğerleri de aynı fikirdeydi.
“Bir yerine bir şey olmazsa kendini şanslı say.”
“Endişelendiğimiz için konuşuyoruz çocuk, eve git hadi.”
‘Heh, gülün bakalım.’
Cevap vermedim. Onlara gösterecektim.
Kenggg! Kenggg!
[Demir cevheri çıkardınız.]
“Vov…”
“Ne, nasıl? Bu kadar beceriksiz görünen bir adam nasıl yaptı?”
“Aptallar. Mesele onda değil. Elindeki kazma özel.”
Madencilerden biri bana yaklaştı.
“Şu kazmayı deneyebilir miyim?”
Yeteneklerimi göremedikleri için bütün meselenin kazmada olduğunu mu sanıyorlardı? Kazmanın normal olduğunu anladıklarında yüzlerinde nasıl ifadeler belirecekti, merak ediyordum. Bu yüzden kazmayı verdim.
“Yakından bakın. Kazmanın sıradan olmadığını kanıtlayacağım,” dedi adam ve kazmayı öz güvenle kaldırdı.
Kakang! Kakakang! Kang! Kaaang! Kang!
"Ahh… Hohh… normalmiş…”
Adam kazmayı defalarca kez savurduktan sonra yalnızca bir cevher çıkarınca afalladı. Diğerleri de şaşkın şaşkın ona bakıyordu.
“O zaman iyi bir madenci olmalı…”
“Kitabı kapağına göre yargılamayacaksın demişler. Neyse, zaten gitme zamanımız gelmişti. Yürüyün hadi.”
Beni görmezden geldiler ve dışarı çıktılar. Özür bile dilemedi şerefsizler.
Neyse, ben işe koyuldum.
[Demir cevheri çıkardınız.]
“Basit iş.”
Kazmayı %100 anladığım için her duruşumu ve vurmam gereken yeri sistem bir şekilde düzeltiyordu. 200-300 cevher toplayabileceğimi hissediyordum. Fakat bu his çok uzun sürmedi. Çünkü hemen yoruldum. Kapalı ortamda sürekli duvara vurmak odun kesmekten daha yorucuydu.
“Kahrolası şey…”
26. cevheri aldığımda nefesim kesilmişti. Belim ve kollarım titriyordu. -3. Seviye’deki vücudum bana mola vermem için kükrüyordu. Fakat dinlenemezdim. Çünkü seviye atlamaya karşı duyduğum arzu, dinlenme isteğimden üstündü.
Nefesimi ayarladıktan sonra doğruldum ve kazmayı yeniden kaptım.
Kaaang! Kakang!
“Ahh…”
41. cevherden sonra bileğimdeki ve belimdeki hissi kaybettim. Başımdan aşağı ter boşalıyordu. Dizlerimin bağı çözülse bile kazmayı bırakmadım. Başımı kaldırdığımda berrak gökyüzü yoktu, sadece lanet tavan…
Dinlenmek istiyordum. Ama ekipman yaparak para kazanmak da istiyordum. Kazmayı kaldırırken ellerim titredi.
Kakang! Kajajak!
"Hohhh… hohhhh… ah, öleceğim.”
59. cevherden sonra doğru düzgün görememeye başladım. Kaslarım çığlık atıyordu. Titreyen ellerimde kazmayı doğru düzgün tutamıyordum. Ekmek yedim ve su içtim, açlığımı bastırdım ve direndim.
Sınırıma toslamıştım. Şu anda kazmayı atıp yere yığılmaktan başka bir şey istemiyordum. Fakat her nasılsa kazmaya daha da sert sarıldım.
“Pes etmeyeceğim. Ameleyim ben! Ameleeeee!!”
Kakang! Kakang! Kakakang!
Oyun yüzünden borç batağına saplanmıştım; gerçek hayatta işe yaramaz herifin tekiydim. Günün birinde lise arkadaşımdan mezunların arkamdan konuştuğunu ve benimle dalga geçtiğini duymuştum. Ne kadar da acı vericiydi, çünkü bana durumu söyleyen arkadaşım da mezunlardan farklı değildi.
Ordudaki ve üniversitedeki arkadaşlarım? En son ne zaman görüştüğümüzü bile hatırlamıyordum. Ah, ordudaki bir dostum dört ay önce bana ulaşmıştı. Devasa bir şirkette çalışıyordu ve saadet zinciri kurmuştu ve bana iş vermeye istekliydi. Göreceğiniz gibi benimle konuşmaya devam eden insanlar da böyle şerefsizlerdi.
Onlarla konuşmadım.
Oyun için her şeyimi bir kenara bıraktığımı duyarlarsa bana gülerlerdi.
Aciz halimden öyle utanıyordum ki mezunlar buluşmasına bile gidemedim. Fakat, ilk aşkım Ahyoung ile buluşmanın başka yolu yoktu. Bu yüzden ordudayken birkaç günlük izinde toplantıya gittim…
Yaşananları anlatmak istemiyorum. Tatmin’e girmeden önce o günü ve travmaları unutmanın bir yolunu bulamamıştım.
Ama üstünden zaman geçmişti. Şimdi, gerçek dünyadan farksız Tatmin’in içindeydim. NPCler bile beni görmezden geliyordu! Burası gerçek dünya değildi. Bir an önce yükselmeliydim. Seviyemi artıracak, para kazanacak ve borcu kapatacaktım. Sonra sıralamaya girecektim. Ardından Katz gibi TV’de röportaj verebilirdim.
Pagma’nın Soyu’ndan gelen adamdım ben! İki milyar oyuncuyu şaşkına çeviren destansı sınıflar mı? Efsanevi sınıfımın önünde hiçbiri beş para etmezdi!
“Herkese göstereceğim!!!”
Kaaang!
[Demir cevheri çıkardınız.]
“Başarmak zorundayım.”
Borçtan dolayı her gün amelelik yapıyordum. Bir daha o zorbalıklara gelmeyecektim. Hem sizin de benden çok üstün olduğunuz söylenemez!
Kazmaya sarıldım. İnadım inattı. Maden tekniğine aşinalık kazandıkça kazmanın dayanıklılığı eskisi gibi hızla düşmemeye başladı. Farkında olmadan güneş doğdu. İşe gelen madenciler beni görünce afalladılar.
“Bütün gece çalışmış mı?”
“Görünüşünün aksine epey dayanıklıymış. Dur biraz, aklı yerinde mi? İnanılmaz.”
“Heokk! Çıkardığı cevhere bakın! Smith’in rekorunu kırdı mı yoksa?”
“Hey, olur mu öyle şey? Fena gitmiyor ama… eh? Hey, tek gecede yeteneklerini mi geliştirdi?”
Gece birkaç kez kritik duruma düşmüş ve neredeyse ölümün kıyısına sürüklenmiştim. Fakat bir şekilde krizleri atlatmayı başarmıştım; öğlen vakti elimde 170 cevher vardı. 200’lük hedefime ulaşamamış olsam da benden bu kadardı; çünkü suyum bitmişti.
Madenciler zar zor yürüdüğüm anları seyrettiler.
“Bu adam, manyağın tekiymiş. Dünkü sözlerim için özür dilerim, lütfen kabalığımı bağışla.”
“Müthiş bir madenci olacaksın! Hayır, bu iradeyle ne yaparsan yap başarılı olacaksın!”
Dün beni görmezden gelen adamlar şimdi farklı davranıyordu. İnsanların onayını almak… hayatımda nadiren yaşadığım güzel anlardandı. Gururluydum, onayını aldığım insanlar NPC olsalar bile.
Dağdan indim. Gece vakti inadım 16 puana yükselmişti. Ayrıca dayanıklılığım da artmıştı, dolayısıyla yorulmadan dağdan indim.
Cevherlerin bulunduğu ağır keseyi taşıyarak demirciye doğru yürüdüm. Bana bakan köylüler değişmişti. Madenciler hikayeyi köy boyunca yaymış olmalıydı.
“Ah, dünkü sözlerim için üzgünüm, Madenci.”
Dün benimle dalga geçen ufaklık benden özür diledi. Babası da gülümsedi.
Hala eksi seviyedeydim. Ama köylüler ve madenciler bir anda bana farklı davranmaya başlamıştı. Görünüşe göre unvanımın getirdiği ‘kolay tanınırsınız’ özelliği boşuna değildi.
‘Hayat varmış arkadaş…’
Eksi seviyeye düştükten sonra iyice gerçek dünyaya benzemeye başlayan Tatmin, yine bana bir cennet gibi görünmeye başladı. Güldüm ve ufaklığın başını okşadım. Kısa süre sonra demircideydim.
Duymuştu. Smith ona 170 cevherlik torbayı uzattığımda şaşkına döndü.
“Nasıl ama? Bana hala çaylak mı diyeceksin?”
“Hahahah…” Smith cevherleri saydıktan sonra keyifle güldü. “Hayır, sen sağlam bir adamsın. Yeteneğin var ve zorlukları aşarak günün birinde büyük yerlere geleceksin.”
Elini uzattı.
“Senin gibi bir adam demirci olmak istiyor demek… kıtadaki bütün demirciler bu habere sevinecek. Sana öğretmenlik yapma şerefini bana bahşettiğin için minnettarım.”
Seve seve adamın elini sıktım.
Smith sımsıcak gülümsemesiyle devam etti, “Süperdin. Ayrıca rekorumu da kırdın. Sana söz verdiğim ödülün iki mislini vereceğim.”
Görevin başarılı olduğuna dair bir pencere açıldı ve ödüller başladı yağmaya.
[Bairan Köyü’ndeki itibarınız 200 arttı.]
[1 gümüş kazandınız.]
[Smith ile yakınlık 60’a yükseldi.]
[Seviye atladınız.]
[Seviye atladınız.]
[Seviye atladınız.]
[Seviye atladınız.]
[Artık 1. Seviye’desiniz. Eksi seviyeden dolayı minimum düzeye sabitlenen hünerleriniz normale döndü.]
[Pagma’nın Soyu’nun temel hünerleri eklendi.]
Sonunda…
“Şimdi başlıyoruz.”
…..
Magnec