Cale, emekliliği için uğraşırken tüm kitabı bitirecek herhalde
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
89. Bölüm Sanırım Bu Bir Hediye II
Cale ve Alberu sessizce birbirlerini incelediler.
“Ve?”
Veliaht prensin sessizliği bozan yanıtı çok cüretkardı. Yüzü hiç de bozulmamıştı. Cale omuz silkti.
“Bunu size verebilirim, ama karşılıksız değil.”
Alberu, Cale’in böylesi bir bomba patlattıktan sonra başka bir şey söylememesine inanamıyordu.
“Ha, haha…”
Alberu gülmeye başladı. Cale, ofiste ses geçirmez bir büyü olmasaydı, neler yaşanacağını merak etti.
Odanın havası ürperticiydi.
“Seni çalıştırmayı planlıyordum. Buraya gelmeni söylememeliydim.”
Alberu, Cale’in ifadesinin her zamanki gibi rahat olduğunu görmekten yorulmuştu. Bakışları, siyah sıvıyla dolu şişeye kaydı.
Anne.
Bu kelimenin ağırlığı Alberu’nun kalbine saplandı.
Cale başka bir şey söylemedi, yalnızca şişeye bakmakta olan veliaht prensi incelemeye devam etti.
Kara Elf.
Onlar, karanlığa yatkınlıkları yüzünden kıtadaki insanların cezalandırdığı karanlığın yaratıklarıydı. Güçlerinin temeli ölülerden süzülen ölü manaydı.
Geçmişte Kara Elfler, hastalıklarla yok olan köy ya da mezarlık yakınlarında bulunurlardı.
Kara Elfler ne insanları incitmişti ne de cesetlere zarar vermişti ama insanlar bu yüzden onlardan nefret ediyordu.
Bu durum, Kara Elfleri saklanarak yaşamaya itti. Elflerden bile daha iyi gizleniyorlardı.
Alberu, bakışlarını şişeden çekerek Cale’e baktı. Cale de ona gülümsedi.
“Çeneni kapalı tutacak mısın?”
“Elbette.”
“Ama bedavaya değil?”
“Doğal olarak.”
Alberu dürüstçe konuştu.
“Seni sinsi şerefsiz.”
“Şey, teşekkürler.”
Alberu, sözleri karşısında biraz bile irkilmeyen Cale’den nefret etti. Aynı zamanda rahatlamıştı da. Cale, onun pozisyonuna göz diken sevilen üçünü prense veya ikinci prense gitmektense doğrudan ona gelmişti.
Demek ki Cale onunla bir anlaşma yapmak istiyordu.
Bu yüzden rahatlamıştı. Çünkü Cale ona benziyordu.
Ama aklında bir soru vardı.
“Bizden biri değil misin?”
Cale de Kara Elf değilse onun kimliğini nasıl öğrenmişti? Alberu bunu anlayamıyordu.
Onun kimliğini sadece annesinin kardeşleri biliyordu. Babası, kral, annesinin kimliğini öğrenmesin diye ona yardım etmişlerdi.
Alberu’nun tarafındalardı.
Cale cam şişeyi gösterdi ve Alberu’nun sorusuna yanıt verdi.
“Onu içersem ölürüm.”
Ölü mana özellikle de insanlar için ölümcül bir zehirdi.
- Endişe etme, insan. Bu kudretli ejderha ne olursa olsun seni kurtarır.
Cale, Raon’u her zamanki gibi duymazsan gelerek şişeyi Alberu’ya ittirdi.
“İhtiyacın yok mu?”
Alberu dürüst davrandı.
“Elbette, benim olsa iyi olur. Beni güçlendirir. Temiz de. Zehre dair bir iz yok.”
“Tabii. Çok değerlidir.”
Cale, söyleyecekleri şaşırtıcı değilmişçesine doğal bir tavırla, “Ölü bir ejderhanın manası olduğundan epey kıymetli,” dedi.
“… Ne?”
Alberu şaşkınlığını gizleyemedi. Uzun bir iç çektikten sonra Cale’in yüzündeki tebessümü fark etti.
“Beni delirtiyorsun.”
Alberu, onun pozisyonundaki birinin konuşması gereken tarzda konuşmuyordu ancak bugün bunu gerçekten yapmak istemiyordu. Annesinin kardeşleriyle konuştuğu gibi konuşuyordu.
“Gerçekten kimliğim hakkında bir şey söylemeyi düşünmüyorsun.”
Bugünlerde ölü mana bulmak çok zordu ve bu bir de ejderhanın ölü manasıydı!
Tabii bu şişedeki ölü mana azdı. Ama bir ejderhanın ölü manası, Alberu’nun şu ankinden en az üç dört kat daha güçlü olmasını sağlardı.
Alberu karşılıklı olsa bile Cale’in neden böyle değerli bir şeyi ona verdiğini anlayamıyordu. Cale’in ona benzediğini düşünürdü ancak şu anda Cale’i anlamak zordu.
“Neden bariz bir şeyi soruyorsun?”
Alberu, bu sözlerin ardından ne diyeceğini bilemedi.
Ancak bu gerçekten Cale için barizdi.
‘Roan Krallığı’nın güçlenmesi gerek.’
Şu anda krallıklar arasındaki güç mücadelesine bakılırsa, Breck ve Roan krallıkları en dipteydi. Whipper Krallığı Toonka’nın liderliği altında tek yönlü cehenneme gidiş treni gibiydi ama o bambaşka bir hikayeydi.
Aynı zamanda Güney Ormanı, yangın romandakinden daha erken söndürüldüğünden beri yavaşça güç kazanıyordu. Muhtemelen Cale, ormandaki yangını söndürdüğünden beri Litana’ya daha da saygı duyuyorlardı.
Ayrıca Kuzey İttifakı istila planı yapıyordu. Alberu, nüfuzunu artırmak için Whipper Krallığı’nın büyücülerini toplamıştı ve Kuzey İttifakı’nın saldırı planına karşı hazırlık yapıyordu.
Ama bu yeterli değildi.
‘Ayrıca Ejder Şövalye Birliği ve İmparatorluk da var.’
Cale beşinci kitapta ne olduğunu bilmiyordu fakat insanlar “hayal gücü” denen hazineye sahipti.
‘Çok bariz.’
Ejder Şövalyeleri Birliği havaya hükmedecekti. İmparatorluk Prensi açgözlülüğünü sergiledikten ve elini Batı Ülkesi’ne uzattıktan sonra, Breck Krallığı ve Roan Krallığı rüzgardaki mumlardan başka bir şey olmayacaktı.
Huzurlu bir yaşam sürmek için Roan Krallığı’nı güçlendirmesi ve bu gücü kendini korumak için kullanması gerekiyordu. Bu yüzden onlara rehberlik edecek güçlü bir lider lazımdı.
‘Benim için zehirli olduğuna göre, güzel bir temel atmak için kullanabilirim.’
Ama Cale o kadar da güçlenmelerini istemiyordu.
Veliaht prens zaten romandaki halinden daha güçlüydü. Stan ailesi Taylor’un kontrolündeydi ki bu da, onların veliaht prensin tarafına geçmesi demekti.
Bir şey daha.
Cale, Alberu’ya bir şey daha söyledi.
“Sihir Kulesi’ne ihtiyacın var mı?”
“Zaten her şeyi biliyorsan böyle konuşmak zor olmalı.”
Veliaht prensin etkisi altına giren büyücülerin sayısı ve geliş hızları artmıştı.
“Sihir Kulesi’nin efendisi’nin çağırma cihazı. Çok kullanışlı olurdu.”
Cale, Sihir Kulesi’nin yirmi birinci katındaki gizli odada bulduklarından birini Alberu’ya vermişti. O eşya, kulenin efendisine aitti, Whipper Krallığı’nın tüm büyücülerine çoklu kısa iletiler gönderilmesini sağlıyordu.
Sihir Kulesi’nin efendisi, Whipper Krallığı büyücüleri içindeki en yüksek noktaya yükselmişti ve Sihr Kulesi’ni koruyordu. Tüm büyücülerle iletişim kurmaktan aciz olması beklenemezdi.
Toonka ve yanındakiler, yirmi birinci katta gizli olduğundan o eşyayı asla bulamamıştı.
Cale onu Billos aracılığıyla Alberu’ya göndermişti ve Alberu da hemen Whipper Krallığı’ndaki tüm büyücülere kısa bir ileti göndermişti.
[Kaya Krallığı’nın gelecekteki hükümdarı sizi koruyacak.]
Bundan faydalanan Alberu, Cale’in Sihir Kulesi’ni Roan Krallığı’nda başka bir yere taşımasını ya da onu yenilemesini dilemişti. Ama artık böyle bir şey istemenin anlamı yoktu.
“Sana emir veya komut verebileceğimi sanmıyorum. Belki bir talep olur.”
“Sihir Kulesi’ni yenilemek gibi bir planım yok.”
Alberu Cale’in ne söyleyeceğini biliyordu. Onun rahatsız edici şeylerden hoşlanmadığını bildiği için Cale’i yavaşça ikna etmeye çalışıyordu.
“Fakat sana Sihir Kulesi’nin inşa taslağının bir kısmını verebilirim.”
Alberu elleriyle yüzünü ovuşturdu.
“Ne istiyorsun?”
Alberu lafı dolandırmanın manası olmadığını biliyordu artık. Bu tartışmada kontrol onun elinde değildi.
“İki yıl içinde bir şeylere ihtiyacım var.”
Cale, hayallerindeki tembel hayatı yaşamak için parayla birlikte statüye de ihtiyaç duyuyordu.
Tembel hayat neden bu kadar önemliydi? Çünkü aile bireyleri dışında kimse için endişelenmesine gerek yoktu.
Cale, başkalarına rapor vermek zorunda olduğu bir hayat istemiyordu. İşe yaramazın teki olarak görünse bile önemi yoktu, sadece istediği gibi yaşamak istiyordu. Yemek yemek, uyumak ve hiçbir şey yapmamak. Bundan daha mükemmeli var mıydı?
Cale, dosyaları okuyan Alberu’nun yüzündeki değişimi fark etti. Önce şaşkındı, ardından kaşlarını çattı ve sonunda kafasını kaldırıp Cale’e bakarken şoke olmuş bir haldeydi.
“… Bu saçmalık da ne?”
Cale ona kısaca yanıt verdi.
“Buna siz karar vereceksiniz, majesteleri.”
Alberu istemsizce iç çekti.
Ama Cale, Alberu’ya sözleşmeyi imzalatmayı başararak odadan ayrıldı.
“İşime yarayan bir şey imzaladıktan sonra hiç böyle şüphe dolu hissetmemiştim.”
“Kazan – kazan durumu olduğundan hissetmeniz gereken tek şey neşe, majesteleri.”
Veliaht prens için gerçekten kazançtı. Cale onun kimliğini sır olarak tutacaktı, ona bir şişe ejderhanın ölü manasını vermişti, ayrıca birkaç yıl içinde Sihir Kulesi’nin taslağından bir parça verecekti.
Parasal kıymetini ölçmek neredeyse imkansız olan bu kazancı elde ettikten sonra bile şüpheliydi. Çünkü Cale çok fazla gülümsemişti.
Sanki çiçek tarlasında dolaşmaya gelmişti.
“Öyleyse ben yoluma gideyim, majesteleri.”
“Çabuk ol, git.”
Alberu ona gitmesini söylese de aslında pek göndermek istemiyordu. Onu burada tutmak ve ağzından birkaç bilgi almak istiyordu. Fakat bunu yapamazdı.
‘Karanlık Orman, Kuzeybatı rotası ve deniz.’
Alberu, Cale’in ne parasal ne de maddesel olan bir şey istemesine anlam veremedi.
Diğer yandan Cale, veliaht prensin bilip bilmemesini umursamıyordu. Başkente gelme amacını tamamlayıp çabucak aracına bindi. Burada daha fazla kalmasının anlamı yoktu.
“Henituse bölgesine mi gidiyoruz, sör?”
“Evet.”
Beacrox aracın kapısını kapadı ve hemen sürmeye başladı.
“İnsan, artık eve gidip dinlenecek miyiz?”
“Evet. Epeyce dinlenebileceğiz bu kez.”
Cale, Raon’un sorusuna yanıt verdikten sonra geriye yaslandı. En az altı ay, en fazla bir yıl hiçbir şey yapmadan takılabilecekti.
Ardından, savaşı sapasağlam atlattığı gibi onu bekleyen tek şey tembel ve rahat yaşamı olacaktı.
…
Fakat Cale, eve döner dönmez bir şeylerin yolunda gitmediğini fark etti.
“Neler oluyor?”
“Gördüğünüz gibi, genç efendi.”
Yardımcı kahya Hans, doğal olarak onu karşılamaya çıkmıştı.
Ama bir sorun vardı.
Hans endişeliydi.
“Çabuk anlat bana.”
Cale arkasında duran Choi Han, Beacrox, On ve Hong’a bakmadı, doğrudan Hans’a yöneldi. İçinde kötü bir his vardı. Uğursuz bir sezgi zihnini doldurdu.
‘Hiç dinlenemeyecek miyim?’
Bir şey olduğu kesindi çünkü diğer hizmetkarlar ve şövalyeler de gergindi.
Bu kısacık beş dakikada Cale’in kafası karıştı.
“Genç efendi-nim, Bay Ron döndü.”
“Ron döndü mü?”
“Babam?”
Cale de Ron’un oğlu Beacrox da, Hans’a şaşkınlıkla baktılar. Ron’un birkaç ay daha dönmemesi gerekiyordu.
Hans, gözlerini sıkıca kapadı. Bu Cale’i daha da kötü hissettirdi.
Hans gözlerini açtı ancak konuşurken Beacrox’a bakamadı.
“Bay Ron yaralı halde döndü.”
“Beni ona götür.”
Cale’in kaskatı suratını gören Hans, hemen döndü ve onu konuta yönlendirdi. Cale, yanında Beacrox ile onu takip etti.
Hans, Cale’i hızla bir odanın önüne getirdi. Burası Ron’un odası değil, lüks bir odaydı ve yüksek rütbeli misafirlere ayrılmıştı.
“Kapıyı aç.”
“Peki efendim.”
Kapı gıcırdayarak açıldı, Cale’in burnunu iğrenç bir çürük kokusu istila etti.
“Genç efendi-nim.”
Cale bu dünyaya geldiğinden beri ilk kez gergindi.
“… Ron.”
Suikastçı Ron, sinsi ihtiyar, yatakta yatıyordu.
“B, baba!”
Beacrox, Cale’in yanından geçip koşarak odaya girdi.
Cale, Ron’un gözlerine bakarak, “… Ron, koluna ne oldu?” diye sordu.
Ron, kollarından biri kesik halde, beklenenden erken dönmüştü.
Magnec