Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

86. Bölüm Yine mi Karşılaştık V

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

Maskeli adam, Beacrox, kırbacı vurdu.

Şak!

Kırbaç havayı yarıp Venion’a çarptı.

 “Aaaaaah!”

Venion’un bedeni ağırdı ama yine de acıyı hissedebiliyordu. Kırbaç vücuduna inmeye devam ediyordu. Kırbaç art arda derisini keserken cübbesinin altındaki basit soylu giysisi parçalanmaya, cildi kanamaya başlamıştı. Kırbaçtan bazı cam parçaları düşüyor ve cildine batık halde kalıyordu.

Raon, henüz bir yenidoğanken ona yapılan da buydu.

“Oo, ugh, oo!”

Venion bir şeyler haykırıyordu ama kelimeler ağzından dökülmüyordu. Debelendi, hareket etmeye çalıştı ama bedeni felçti.

Tıpkı Raon’un mana kısıtlayıcı zincirlerin etkisinde acı çekmesi gibiydi, Venion acı çekmekten başka bir şey yapamazdı. Tek yapabileceği, yavaşça kıvrılmaktı.

Ancak, tıpkı Raon’un yaptığı gibi Venion, masanın tepesindeki Kara Ejderha’ya baktı. Bu kısa bakış, teslim olmayacağını gösteriyordu.

Şlak! Şlak!

O bakmaya devam ederken kırbaç suratında kesikler açıyordu.

 “Aaaaaaah, ugh!”

Venion acı içinde sallanırken yavaş yavaş kanlar içinde kalmaya başladı. Ama Beacrox hiç tepki vermedi ve aynı hızda kırbaçlamaya devam etti

Kanayan bölgeleri arka arkaya kırbaçlıyor ve hatta havaya kan sıçrasa bile hiç duygusal bir tepki vermiyordu.

 “Mm.”

Cale, iniltiyi duyunca döndü. Bebek kediler On ve Hong, görünmez alanda birbirlerine sokulmuşlardı.

Hong bunu izlerken zorlanıyor gibiydi, bir Venion’a, bir yere bakıp duruyordu.

Raon, görünmez alandaki ses baskılayan büyüyü çoktan ayarlamıştı bu nedenle Venion’a yakalanma şansları yoktu. Fakat, Venion bir ses duysa bile sorun olmazdı.

 “Ugh, oo, oo, ah, aaaaah!”

Venion’un yanakları kanlar içindeydi, homurtular, anlaşılmayan kelimeler çıkarıyordu. Bunu her yaptığında Beacrox daha da sert kırbaçlıyordu onu.

Konuşma.
Kımıldama.
Bakmayı kes.

Venion bu tepkilerden birini verdiğinde üzerine inen her kırbaç bu mesajları taşıyor gibiydi.

“… İzlemem gerek. Yapmam gereken şey bu.”

Gümüş kedi On, başını eğerek bunu söylemişti. Cale, onun neler hissettiğini anladı. On ve Hong, bunları izlerken acı içindeydi.

Bodrum... Venion’un kolları, bacakları, boynu zincirlenmiş, yavaşça kana bulanıyordu. Ama  kendileriyle bu kadar mücadele etmelerinin nedeni Venion için kötü hissetmeleri ya da korkmaları değildi.
Raon’un da bunları yaşadığını ve bunların sadece başlangıç olduğunu bilmeleriydi…

Cale On ve Hong’un başlarını okşadı.

“Eğer izleyemiyorsanız, gerek yok.”

Raon’un masada tek başına oturduğunu görebiliyordu.

Şu anda en sevdiği yemeği yiyordu, et. Raon, ağzını yemekle doldurmaya devam etti.

“Aaaaaaah!”

Venion’un çığlıklarını duydukça yiyor, yiyordu. Bu anı çok uzun zamandır bekliyordu. Tam bu sahneyi kafasında sayısız kez canlandırmıştı. 

Bu yüzden yemeğinin vaktini bir an bile kaçıramazdı, hayır, şöleni. Yarım yıl önce hayal bile edemeyeceği mükemmel yemekler, sağlıklı bir beden ve özgürlük… Raon, tüm bu kazandıklarının tadını çıkarırken yemeye devam etti.

“Öhhö.”

Yemek yüzünden öksürse de durmadı. Cale, Raon’u ve hareketlerini inceliyordu.

Raon ağlıyordu.
Ama durmuyordu.

“Mm, ööhhö.”

Venion’un kırbaçlanışını izlerken ağzına yemekleri tıkmaya devam etti. On ve Hong, Raon’un şu anda nasıl olduğunu göremiyordu.

Ama Cale, onu incelemeye devam ediyordu. 

“Oo, uuuugh, ooo, ah.”

Venion’un bedeni bükülmeye başladı. Beacrox, kırbacı en acıyacak noktalara indiriyordu. Venion artık Kara Ejderha’ya bakamıyordu bile.

Bomboş bir ifadeyle yavaş yavaş bilincini kaybederken kendi kanıyla yıkanıyordu.

Şlak!

Kırbaç Venion’un başına indi, bilincini tamamen yitirmişti artık.

Raon ağzına bir başka et parçası da tıkıştırdı. Gözleri açıktı ama Venion’u görmüyordu. Tek gördüğü, geçmişteki haliydi. Bu yüzden yemeyi bırakamıyordu.

Tam o anda.

“Boğulacaksın.”

Tap. Tap.

Sırtında sağlam ama sıcak bir el hissetti. Tanıdık bir el. Raon başını çevirdi.

“Tsk, her şeyi ağzına sokmuşsun.”

Ses her zamanki gibi kayıtsızdı. Raon’un ağzını koluyla silen bu adam, Cale’di.

Raon yavaşça başını çevirdi.
Venion yerde yatıyordu. Bilinçsiz adama bakan Raon söze girdi.

“İzlemeye devam edeceğim.”
“Elbette. Hadi birlikte izleyelim.”

Raon başını masaya koydu. Cale, Raon’un sırtını okşamaya devam ederken Beacrox’a baktı. Beacrox, onun surat astığını fark etti.

“Ne oldu, genç efendi?”
“Neden iksiri şu anda kullanıyorsun?”

Cale, çenesiyle Beacrox’un elindeki zehri işaret etti. Beacrox şaşkınlıkla sordu.

“Onu iyileştirmemiz gerekmez mi?”
“Ölmek üzere olduğunda kullan.”

Beacrox Venion’a baktı, başını salladı.

“Henüz ölmez. Emriniz çok yerinde ve ilginç.”

İksiri geri koydu.

Cale, Raon’u kaldırdı, ardından kaşlarını çattı.

Raon ağırdı. Hem de çok ağırdı.

Son aylarda boyu uzasa da kilosu katlanarak artmış gibiydi. Cale'in kolları titriyordu ama Raon’u tutmaya da devam etti. Onu öyle bırakamazdı.

Cale, On ve Hong’a bakarken omuzlarının terlediğini hissetti. Cale ve Raon’un etrafında endişeyle daireler çiziyorlardı. Cale, kollarının uyuştuğunu fark ediyordu, hemen söze girdi.

“Biraz dinlensin.”

Kimse aksini söylemedi. Ancak Beacrox bir soru sordu.

“Uyandığında ne yapayım?”
“Belli değil mi?”

Yanıt veren Raon’du.

“Devam edeceğiz.”
“O ne diyorsa.”
“Anlaşıldı.”

Cale kapıyı itti. Choi Han hem kederli bir ifadeyle orada oturuyordu. Cale, bir Raon’a bir de kendisine bakıp duran Choi Han’a emir verdi.

“Orada açılmamış bir şişe şarap var. Onu ve bir de bardak getir.”

Cale, bu gece içmesi gerektiğine karar verdi. Raon, konutun merdivenlerine yönelirken Raon’a sordu.

“Büyüdün mü sen? Artık daha ağırsın.”
“Zayıf insan, sadece senin kolların güçsüz.”
“Bu konuda bir şey diyemeyeceğim.”

Sabahtan beri tıkınan Raon, başını kaldırdı. Konutun dışını görebiliyordu; sis kalkmış, güneş doğuyordu.

“Pekala, büyüyor olman güzel bir şey. Büyümek iyidir.”

Raon bunu duyunca başını Cale’in omzuna koydu. Cale’in kolları titriyordu ama Raon, fark etmemiş gibi davrandı; Cale de onun böyle davranmasına müsaade etti.
Yalnızca dört yaşındaydı. Bu şekilde davranması iyiydi.

…

Üç gün geçmişti, gecenin geç saatlerinde Raon masadan uçtu ve Venion’un önüne indi.

“Huff, huff.”

Venion’un nefesi ağırlaşmıştı. Yüzü, gün geçtikçe berbat hale gelmiş ve o kibirli soylu, şimdi canı için yalvaran ve ağlayıp duran bir adama dönmüştü.

Önceleri, birilerinin onu kurtarmaya geleceğini düşünerek gözlerindeki sertliği yitirmemişti ama sonra yorgun ve bitap düşmüş, ne kadar zaman geçtiğinden bile habersiz kalmıştı. Tek bildiği Raon’un o işkence görürken et yemeye devam ettiğiydi.

 “Venion Stan.”

Raon, yerde yatan ve başını kaldırmaya cüret edemeyen Venion’a baktı.

Raon, ona işkence eden diğer kişileri de hatırlıyordu. Cale, o kişileri de cezalandırmak için plan yapmıştı. Buna, Markiz de dahildi. Markiz şahsen onu istismar etmese de tüm bunların sorumlusu oydu. Ve çok geçmeden bedelini ödeyecekti.

“Seni sağ bırakmayı düşünüyorum.”

Bu yüzden Raon, onu yaşatmayı planlıyordu.

Raon; zayıf, aptal, nefret dolu ve titremeden ona bakamayan bu insana bakınca insan teriminin bile ona yakışmadığını fark etti.

Raon, Venion’un ona zamanında söylediği şeyi anımsadı.

“Rahatsız olduğum zamanlarda bile bu ejderha piçinin kanını görmek gibisi yok. Ruh halimi yerine getiriyor.”

Venion’un kulaklarına sakin bir ses ulaştı.

“Ve ne zaman iştahım kesilse seni bulacağım.”

Raon, Venion’un yaptığının aynısını ona yapmayı planlıyordu.
Raon’un sözlerini duyan Venion titremeye başladı. Koyu kırmızı sis bir kez daha bedenini kuşattı. Venion, korkudan titremeye devam ediyordu. Koyu kırmızı sise baktı ve bilincini yitirmemeye çalıştı.

“Bilinçsiz gibi görünüyor.”

Nihayet, kaybetti. Beacrox, Venion’un nakavt olduğunu doğrulayınca Cale’e baktı. Cale, biraz afallamış görünüyordu.

Üç gün boyunca Beacrox, aşağılık Venion’un zihnine korku aşılamıştı. Venion’un vücudu yara bere içindeydi ve böyle hissetmesi doğaldı ancak Beacrox ona, iradesini yitirmesine yetecek kadar korku salmıştı.

‘Cage’in zihinsel işkencesine gerek kalmadı.’

Cage’i çağırmaları gerekmiyordu.

Elbette çok zalimce olduğundan Cale, Beacrox’un işkencesini izlemekte çoğu zaman zorlanmıştı. Ancak söz verdiğinden izlemek zorundaydı.

Choi Han ona yaklaştı ve hemen yanında durdu, Venion’a bakıyordu.

“Markiz’in gelip onu kurtaracağını umuyor. Yazık.”

Venion’un dayanmasını sağlayan tek şey, Markiz’in onu kurtaracağına dair umuduydu. Yasal varis olmamasına rağmen, potansiyel varislerinden biri kaybolmuştu. İtibarlarını korumak için bile olsa onu bulmaları gerekecekti.

“Yazık derken ciddi miydin?”
“Hayır.”

Choi Han başını iki yana salladı.

“Ona daha fazla işkence etmemiz gerektiğini düşünüyorum ama bu Raon’a kalmış, o yüzden kendimi geri tutuyorum.”
“Güzel.”
“Gerçi Raon’un ona, onu öldürmeyeceğini söylemesi muhtemelen biraz umut olmuştur.”

Choi Han, Venion’a tuhaf bir ifadeyle baktı.

Venion’un düşündüğü gibi, Markiz şu anda çılgınca onu arıyordu.

Venion’un adamlarından ikisi, Taylor’un arkadaşı Cage tarafından yakalanmıştı ve Venion’un Stan bölgesinin yeraltında her türlü yasa dışı işi yaptığını ortaya çıkarmışlardı.
Bu ifşa, halkı şoka sokmuştu. Markiz ve ailesi zalim olsalar da, en azından namuslu olduklarını düşünüyorlardı.

Markiz şu anda, Cage ve ekibi onları yakaladığında yaralı adamlarını arkasında bırakıp kaçan Venion’u arıyordu.

Elbette, tüm bunların kanıtı en büyük oğlu Taylor Stan’di.

Cale, Beacrox ve Choi Han’a emir verdi.

“Hazırlanın.”

Beacrox yeni bir çift eldiven giydi. Elinde iksir vardı. Venion Stan, en sonunda arka sokaktaki gizli üssünde, yarasız beresiz bir halde bulunacaktı.

Artık umutsuzluk çanları onun için çalmaktaydı.