Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

61. Bölüm Sadece Yok Et III

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

Cale, ona kararsızca bakan Witira ve Paseton’u umursamadı. On ve Hong’un yeteneklerini yakında öğrenirlerdi.

“Hadi gidelim.”

Kara Ejderha, Taş Duvar’ın tepesine doğru uçmaya başladı ve Cale’in bedeni de havalanarak arkasından ilerledi. Doğal olarak, On ve Hong da Cale’in kollarındaydı.

“Paseton.”

Witira ona seslenince Paseton başını kaldırdı ve Balina kardeşler hızlı bir tempoyla duvarda koştular. Ayakları suyla çevrelenmişti ve her adımlarında onları daha ileri taşıyordu.

Swiiiiiiish.

Cale rüzgarı yardı ve duvarın tepesine ulaştı.

“Vay be.”

Hong’un sesi hayranlıkla doluydu.

Karanlık Orman ve onun muazzam doğası, grubun önünde uzanıyordu.

Beş Yasaklı Bölge içinden en büyük ikinci bölgeydi, Roan Krallığı’nın kuzeydoğusunun ucundan başlıyor ve doğu kıyı şeridine kadar oval bir şekil oluşturuyordu.

Ortalama boyuttaki iki üç bölgeden daha genişti. Bu nedenle Roan Krallığı burayı kontrol altına almak istese de şu ana dek kimse bunu yapamadı.

‘Belki Kara Ejderha ya da Choi Han yapabilir.’

“Büyük.”

Cale sıradan yorumunu yaptıktan sonra ormanın merkezindeki Taş Dağ’ı doğruladı.

İsminin aksine Karanlık Orman her zaman karanlık değildi. Aslında orman, güneşin doğuşuyla aydınlanıyor ve güzel bir manzara sunuyordu.

“İniyoruz.”

“Tamam.”

Kara Ejderha, Cale ve kedileri yavaşça yere indirdi. Balina kardeşler çoktan inmiş onları bekliyorlardı.

Kırç.

Cale yere hafifçe indi ve birkaç yaprağın üstüne bastı.

“Karanlık Orman’ın bölgelere ayrıldığını söylemiştin değil mi?”

Witira’nın sorusunu başını sallayarak cevaplayan Cale, eğilip On ve Hong’u yere bıraktı. Ardından büyülü çantayı açarken Witira’ya döndü.

“Dış ve iç bölgelere ayrıldı.”

Bu geniş orman iki kademeliydi. İlki, dış bölgeydi ki o kadar tehlikeli değildi. Yalnızca birkaç mutant yaratık vardı ve bunlar genelde küçük yaratıklardı. Diğer yandan ikinci bölge olan ve merkezinde Taş Dağ’ı barındıran içteki, oldukça tehlikeliydi.  

‘Choi Han’ın bile ikinci bölgede özgürce hareket etmesi onlarca yılını aldı.’

Özgürce hareket etmek demek, tehlikenin olmaması demekti. Choi Han tüm yaratıklardan daha güçlü olmuştu. Elbette bu mesele Cale’in grubunu ilgilendirmiyordu.

“Gideceğimiz bataklık, iç ve dış bölgelerin sınırında. Çok tehlikeli olmaması lazım.”

Dış bölge büyüktü fakat bu eniyle alakalıydı. Düz bir hatta ilerlerlerse çok uzak değildi. İç bölge ise daha büyüktü çünkü şekli ovaldi.

“Yaratıklardan olabildiğince kaçınmayı planlıyorum fakat dolambaçlı bir yoldan ilerleyerek yolculuğumuzu geciktirmek için bir neden görmüyorum.”

Cale’in yaratıklardan kaçınma zahmetine girmemesi Balina kardeşleri güldürdü. Bir ejderhaya karşı çıkmadıkları sürece okyanusun hükümdarları olan Kambur Balinaların korkması gereken bir şey yoktu.

“Büyüyü kaldırıyorum.”

Kara Ejderha bunu dedikten sonra Balina kardeşlerin görünümü normale döndü. Witira, ferahlamış bir ifadeyle gülümsedi.

“Ah. Çok ferahlatıcı. Büyü altında olmak biraz boğucuydu. Çok teşekkürler, ejderha-nim.”

“Çok teşekkürler ejderha-nim.”

Kara Ejderha onlara doğru kanat çırptıktan sonra Cale’e yaklaştı. Yüzünde tuhaf bir ifade vardı.

“Buradaki mana karanlık.”

“Karanlık?”

Kara Ejderha başını sallayarak onayladı ve ormana baktı.

“Ayrıca bir koku var.”

“Ne gibi bir koku?”

“Aşina olduğum tarzdan bir koku. Ama ne olduğunu çıkaramıyorum.”

‘Tanıdık ama çıkaramıyorsun?’

Cale ona kafası karışmış bir halde baktı fakat Kara Ejderha hızla başını çevirdi. Ardından konuşmaya devam etti.

“Tehlikeli bir koku değil. Sadece eski.”

‘Ejderhaların koku alma duyusu bu kadar iyi mi?’

Cale meraklanmıştı ancak uzun süre meraklı şekilde kalamadı.

“Buradan sonra ne yapacağız? Bataklığa nasıl ulaşacağız?”

Witira, Cale’in büyülü çantasından bir parça kağıt çıkardığını gördü. Ardından açtı.

“… Harita?”

Bu kesinlikle haritaydı fakat epey berbat haldeydi. Ancak, içinde merkezindeki Taş Dağ ile birlikte birçok farklı alan da bulunuyordu.  

“Evet, harita.”

Cale haritayı oluşturmak için “Bir Kahramanın Doğuşu”ndaki bilgileri kullanmıştı.

< Choi Han Taş Dağ’dan başlayarak dışarı doğru açılmaya karar verdi. Kuzeyden başlayacak ve sonunda tüm Karanlık Orman’dan geçecekti. >

<… Choi Han nihayet iç bölgenin tamamını çözdü ve ardından dış bölgeyi keşfe başladı. >

< Choi Han büyük Taş Duvar’ı gördüğünde ağladı. Dış bölgenin güney kısmında, kontrol etmek için sona bıraktığı bölümde insanlarla karşılaştı. Buraya gelmek çok uzun sürmüştü. >

“Ama bu çok doğru değil. Karanlık Orman’ı kendimiz deneyimleyerek ve anlayarak keşfetmeliyiz.”

Cale, ona sessizce bakan Witira ve Paseton’a bakıp devam etti.

“Öyleyse öne geçin.”

Kara Ejderha kanatlarını çırptı ve Cale’in arkasından Balina kardeşlere baktı. Witira, gülümsedi ve büyülü çantadan ona bir şişe su çıkaran Cale’e elini uzattı.

Elinde, üç metre uzunluğunda bir kamçı belirdi. Bir kez fiske attıktan sonra koluna dolandı, ardından grupla şakalaştı.

“Sizi hedefe güvenle götüreceğim.”

Cale onun güvenilir olduğunu düşündü. Bir Kambur Balina. Okyanusun kraliyet ailesinin Katil Balinalarla, denizin baş belalarıyla kolayca baş edebildiği söyleniyordu.

Ancak, Witira’nın söylediği şekilde yapmayı düşünmüyordu. Ama şu anda bunu söylemeye gerek yoktu. Karanlık Orman’ın girişini işaret etti.

“Hadi gidelim.”

Cale, ormana adımını attı.

Orman gürültülü değildi fakat içeride yankılanan birçok farklı ses vardı. Böcek sesleri, uzaklardan uluyan yaratık sesleri, kuş cıvıltıları ve hatta diğer yabancı yaratıkların sesleri.

“Tehlikeli yerler genelde sessiz olmaz mı?”

Paseton kılıcıyla çalıları keserken Cale’e sordu.

“O sadece bölgenin tek bir hükümdarı varsa geçerli.”

Karanlık Orman’ın hükümdarı yoktu. Oradaki ilişki yalnızca av ve avcı ilişkisiydi.

“Ayakkabılarınıza dikkat edin. Cildinizin açığa çıkmadığından emin olun.”

“Tamamdır.”

Paseton ayakkabıları ve pantolonu arasındaki fazladan kumaşa baktı, ardından Cale’e. Cale’in büyülü çantası gerçekten büyülüydü. İçinde her türlü malzeme ve yolculukları için gereken her şey vardı.

‘Burada bileklerine dikkat etmen gerekir. Böcekler de tehlikelidir. Isırılırsan zehirlenebilirsin.’

Paseton, Cale’in onlara söylediklerini hatırlayınca onun tüm bunları nereden bildiğini merak etti. Ancak ona öylece soramazdı çünkü Cale hala çok meşguldü.

“Önünüze bakın.”

“Ah, peki efendim!”

Cale’in duygusuz sesi, Paseton’un önüne bakmasını sağladı ve yolu açmak için Witira’nın arkasından ilerledi. Şu anda bellerine ulaşan kısa çalılardan geçiyorlardı.

Cale, yeni bilgiyi haritaya kaydetti.

‘Bir işe yaramayabilir.’

Cale, Karanlık Orman’ın haritasını yapmasının bir nedeni olup olmadığını düşündü. Karanlık Orman’ı fethetmeyi planlıyor değildi. Ancak içinden bir ses ileride bunu satmasının bir yolu olacağını söylüyordu.

Cale’in tarzı, bir şeyleri doğru düzgün yapmaktı böylece eğer mümkünse ileride bunu paraya çevirebilirdi.

“Çalılık alanın neredeyse sonuna geldik.”

“Bir sonraki küçük yaratıkların alanı.”

Witira, Cale’in sözlerine karşılık başını salladı ve kamçısını yavaşça hareket ettirdi. Dürüst olmak gerekirse bu grup o kadar güçlüydü ki, Cale hiç endişeli etmiyordu. Belki de bu nedenleydi ancak Witira da çalılık alanı geçip küçük yaratıkların olduğu bölgeye geldiklerinde sakindi.

Krek.

Ayağıyla çalılığın dalını ezdi.

O sırada.

“Sessizce ilerleyelim.”

Cale havada bir hareketlilik duyunca uyardı.

Paaat!

Paat!

Witira elini hafifçe salladı, parmaklarının arasında zehirli dartlar vardı.

Cale’e döndü ve gülümsedi.

“Onları sessizce halledeceğim.”

Bazı yaratıklar ağaçların arkasından kendilerini göstermeye başlamıştı. Witira onlara boş bir ifadeyle baktı.

“Mutant cinler mi?”

 “Keeeeeeeeeeeeek!”

“Kirik, Kirik!”

Sıradan cinlerden daha büyük duruyorlardı ve yüzleri de farklıydı. Dahası, cilt renkleri mor ve kırmızıydı.

“Hayır, onlar cin değil.”

Witira, omzunun üstüne konan ele döndü. Cale hemen yanında duruyor ve onlara yaklaşan yaratıklara bakıyordu.

“Genç efendi, önde olmak tehlikeli.”

“Onlar Honta, Doğu kıtasından bir yaratık türü.”

 “Ah!”

Karanlık Orman’da Doğu kıtasından yaratıklar da vardı. Cale gruptan ilkiyle karşılaşmıştı.

“Cinlere benziyorlar ancak daha aptallar ve daha acımasız ve zalim olmaya meyilliler.”

“Bu kadar yabancı durmalarına şaşmamalı.”

Witira başını sallayarak sakince yanıt verdi.

“Onların icabına bakarım.”

“Hayır, ben yaparım.”

“… Pardon?”

Witira ona boş boş baktı, ardından On ve Hong Cale’in üzerinden yere atladılar. İkili vücutlarını temizleyip savaşa hazırlandılar.

“Bu kadarını biz bile yaparız.”

Witira, onlara doğru yalan on küçük yaratığı görebiliyordu. Ardından Cale’e baktı ve bedeninin sisle kaplandığını gördü. Aynı anda On da yavaşça kaybolmaya başladı.

“Test edecek bir şeyim var.”

Cale takriben ne kadar güçlü olduğunu bilmeliydi. Bunu test etmek için harika bir zamandı.

Sağında Kara Ejderha, solunda Witira ve arkasında da Paseton vardı. yaralanmaktan endişe duymadan taşkınlık yapmak için mükemmel bir dizilim değil miydi?

“Geri çekil.”

“… Genç efendi Cale.”

“Tehlikeli olursa kurtar beni. Hepiniz buradayken nasıl yaralanabilirim ki?”

Witira, Cale’in gözlerinde hepsine güvendiğini gösteren o bakışı gördükten sonra bir adım geri çekildi. Çekildi ve Paseton’un arkasında durdu. Her an hamle yapmaya hazırdı.

O sırada Witira ve Paseton’un etrafında bir kalkan belirdi. Kara Ejderha Balina kardeşlerin önüne çıktı ve konuştu.

“Zehir göründüğünden daha güçlü.”

‘Zehir mi?’

Paseton kız kardeşine şaşkınlıkla baktı. Witira’nın da neler olduğuna dair fikri yoktu, bu nedenle yalnızca başını sağa sola salladı ve ileri doğru baktıktan sonra hayranlıkla iç çekti.

“… Fena değil.”

On, Hong ve Cale sis tarafından çevrelenmişti. Dahası, sisin rengi tuhaftı. Bilinenin aksine kızıla yakın bir renkteydi.

Zehir. Witira bunun anlamını çözmüş gibiydi.

 “Kirik, kirik!”

“Kiriiiiiiiiiirik!”

“Çok gürültülü.”

Cale tek eliyle rüzgar yarattı ve iki ayağı da sisle kaplandı. Cale, göğsünde çılgına dönen Kalbin Canlılığı’nı hissedebiliyordu, emir verdi.

“Gidelim.”

Cale’in bedeni anında öne atıldı ve tam o sırada yoğun sis tüm bölgeyi kuşattı.

 “Kirik? Kirik, kirik!”

“Kiiii!”

Sis öyle kalındı ki ayaklarının uçlarını bile görmeleri mümkün değildi.

İki kırmızı sis şeridi, yoğun sisin içinde hareketlenmeye başladı.

Bang!

Gökyüzünde bir hortum oluştu ve yaratıklardan birinin kollarını kesti.

 “Gek, kirik, kek!”

Kırmızı sis yaratığı yuttu. Ardından Cale o noktaya atıldı ve kalkanını çağırdı. Cale’in neredeyse iki katı olan kalkan sisin etrafında dolanıyordu.

Sonra aniden kalkan yere düştü.   

Boom!

Bir şeyin ezilme sesi geldi.

Kalkan iner inmez, hemen yanında kırmızı sisle dolu bir hortum oluştu. Hortuma yakalanan iki yaratık kan kusarak havaya fırladı.

 “Kek.”

“Ugh, kek!”

Yaratıkların zehirli vücutları tüm gözeneklerinden kanıyordu.

Pasetod olan biteni kayıtsızca izledi.

“Onun zayıf olduğunu söylemiştin sanki?”

“Zayıf.”

Paseton, Kara Ejderha’nın kendinden emin cevabını duyunca düşünmeye başladı.

‘Küçük olabilirler ancak on taneler. Ve ayrıca cinlerden daha güçlüler.’

Parlakça gülümserken sıradan bir tavırla konuşan kardeşine baktı.

“Yakında bitecek gibi duruyor.”

Boom! 

Sis yavaşça dağıldığı sırada bir gürültü daha duyuldu. Witira’nın da dediği gibi bitmişti.

Paseton şimdi Cale’i görebiliyordu.

“Hala yalnızca girişin yakınlarında olduğumuz için güçsüz olmalılar.”

Cale sembolünün, gümüş kalkanın üstünde dururken güvenle konuştu. Kalkanın altında artık tanınamayacak halde olan iki yaratık vardı.

Miyavvvv.

Sis dağıldı ve gümüş kedi On ortaya çıktı.

“Zehir zayıf görünüyordu.”

Kırmızı kedi Hong kuyruğunu sallayarak belirdi. Hong’un durduğu zemin tamamen karatmıştı. Hong arka patilerini kullanarak siyah kiri başka bir kirle örttü.

Çok huzurlu bir sahneydi ancak Paseton zehirden ölen yaratığın cesedini gördükten sonra sormadan edemedi, bir yaratık hala zehir yüzünden ölme aşamasındaydı ve Cale’in kalkanı veya Cale’in hortumu çarptığı için ölen yaratıklar da vardı.

“Genç efendi-nim, yaralanmadınız değil mi?”

“Hayır.”

Paseton şaşkınlık içinde sordu.

“Yaralandınız mı?”

Cale başının arkasını işaret etti.

“Çizildi.”

Paseton hemen sustu. Witira, kardeşinin omzuna dokunduktan sonra Cale’e yaklaştı. Cale kalkanını kaldırıp bir kenara koydu. Bu bir kadim güç olduğundan, üzerindeki kanı silmesine bile gerek yoktu. Yeniden çağırdığında tamamen temiz olacaktı.

“Genç efendi Cale, küçük yaratıkları üstlenmeye devam edecek misiniz?”

“Muhtemelen.”

Cale, kalkanı ve hortumu geri çağırdıktan sonra ellerini yıkadı.

“İyileşme sürecinde olduğumdan kendimi çok zorlayamam.”

Witira bu öz güvenli Cale’e gülmeden edemedi, ayrıca Kara Ejderha’dan savaş hakkında geri bildirim alan On ve Hong da güldüler. Ardından Cale grubu harekete geçirdi.

“Acele edelim.”

Daha gidecekleri çok yol vardı.

İki gün sonra, Cale elindeki haritayı indirdi ve grubun kalanına bakarak konuştu.

“Yaklaştık.”

İç ve dış bölgeler arasındaki sınır. Oraya ulaşmalarına az kalmıştı.

Çevirmen notu
bölümler şu sıra 1-2-3 bölüm şeklinde karışık geldiğinden düzensiz devam edeceği fikri oluşabilir. fakat bu durum en geç hafta sonundan itibaren düzelecek. sevgiler :)