Yuzbasi da zehri aldi . Hem fiziksel guc hemde buyu gucu olan astlari olmasi iyi. Cale kendini hic guclendirmeye caliscak mi acaba yoksa beyin olmaya devam mi edicek ?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
60. Bölüm Sadece Yok Et II
Karanlık Orman’a en yakın köy olan Harris Köyü’ne geldikten sonra Cale araçtan indi. Oraya vardığında kafasındaki düşünce basitti.
“Karanlıkmış.”
İki aydan fazla olmuştu ama Harris Köyü hala karanlıktı. Cale ayaklarına baktı, yerde hala siyah küller vardı.
Ardından arkasını döndü ve Yardımcı Yüzbaşı’nın üzücü sesini duydu.
“Her şey yanmış.”
Cale, Yardımcı Yüzbaşı Hilsman’a baktı.
“Mezarların nerede olduğunu söylediler?”
“Gidip bulayım.”
Cale, Yardımcı Yüzbaşı Hilsman’ı bu kadar sakin görmeyeli epey olmuştu, ama bu Hilsman’ın suçu değildi.
Büyük taş duvar. Harris Köyü, duvarın dışında Karanlık Orman'a doğru uzayan köy artık yoktu. Geriye kalan tek şey evlerin yıkıntılarının kalıntılarıydı ve bir zamanlar burada birilerinin varlığını gösteren siyah küllerdi.
“Burada güçlü bir ateş hissi seziyorum.”
“Böyle bir şeyi hissedebiliyor musun?”
“Ne de olsa deniz kabilesindenim.”
Witira hafifçe gülümsedi ve yanıtladı fakat ardından biraz duygulanmış gibiydi. Ancak Cale’in onunla ilgilenecek vakti yoktu. Araçtan inebilecek gibi durmayan Kurt çocuklara yöneldi.
“Maes.”
“Genç efendi.”
En büyük Kurt Maes, önünde duran köyün kalıntılarını gördükten sonra gerilmişti. Cale, şu anda memleketlerini düşündüklerine emindi.
“Sizi buraya neden getirdim biliyor musunuz?”
Maes bu soruya cevap veremedi. Cale, neden getirdiğini daha önce söylememişti. Küçük bir grup olarak gelmişlerdi, hatta öyle ki Hans ve Beacrox bile yoktu ancak onlar gruba dahil edilmişti.
Maes Cale’e belirsizlik içinde baktı. Lock’un, sakin sakin hizmet etmelerini söylediği genç efendi kollarını çaprazlayıp konuşmaya başladı.
“Elime çok büyük miktarda para geçmek üzere.”
“Pardon?”
Birdenbire para konusunun açılması Maes ve Kurt çocukların kafasını karıştırdı. Cale, umursamadan sözlerine devam etti. Büyü Kulesi ve Orman Kraliçesi. Bu iki etkileşimden eline bir sürü para geçecekti. Ayrıca, kendi bölgesine güvenli bir deniz yolu hakkı da sağlayacaktı.
“Ve paranın bir kısmını bu köyü yeniden inşa etmek için kullanmayı düşündüm.”
“Köy” kelimesi çocukların dikkatini çekti.
“Ayrıca, sizin, benim ve grubun geri kalanının birlikte eğlenmesi için de bir villa inşa etmeyi planlıyorum.”
“… Karanlık Orman’ın tehlikeli olduğunu duydum.”
“Ciddi misin?”
Cale, Maes’i sorguladıktan sonra etrafa bakındı. On ve Hong araçtan inmişti ve Kara Ejderha da muhtemelen bir yerlerde uçmaktaydı. Balina kardeşler, küllerle kaplı bir kuyuya yaklaşmıştı.
“Büyüdüğünüzde, sizden daha mı güçlü olacaklar?”
Bu açık sözlülükle sorulmuş soru Kurt çocukların kulağına ulaştı.
“Lock’a, size çok iyi bakacağıma söz verdim. Bu da demek oluyor ki, sizin gibi Kurtların yaşayabileceği bir yer temin etmek zorundayım.”
Cale’in yüzünde, bunu başarmanın hiç de zor olmadığını ima edercesine bir gülümseme oluştu ve ardından, soğuk bir rüzgar esti. Rüzgar kara küllerin bir kısmını uçurup götürdüğünde, Cale bir kez daha boşlukları doldurdu.
“Sizin için bir yer yapacağım. Lock geri dönmeden büyümenize ve gelişip büyük Kurtlara dönüşmenize yardımcı olacağım.”
Cale, Maes ve Kurt çocuklara bakıp kaşlarını çattı.
“Cevap vermeyecek misiniz?”
“… E, evet!”
“Evet!"
Cale çocukların yanıtından pek tatmin olmadı ve oradan ayrıldı. Maes, duvara doğru ilerleyen Cale’e baktıktan sonra döndü. Küçük kardeşleri hala onun arkasından bakmaktaydı.
Maes konuşmaya başladı.
“… Hadi hepimiz güçlenelim.”
Ardından köye baktı. Bu kapkara köy, bir gün kafasındaki sıcak yuvaya dönüşür mü diye düşünüyordu. Maes, dile getirmeseler dahi kardeşlerinin de aynı şeyleri hissettiğinin farkındaydı.
Onlar Kurttu.
Cale kurtların düşüncelerinden bihaber, Taş Duvar’a vurdu.
“Oldukça kalın.”
Başını çevirdiğinde duvarda tek bir kapı olduğunu gördü. Bu Taş Kapı, Karanlık Orman’a erişmenin tek yoluydu. Tabii Harris Köyü’ne ilk geldiği zaman Choi Han bu kapıyı kullanmamıştı. Yaklaşık on metrelik duvardan atlamıştı.
“Bu duvarı geçtikten hemen sonra Karanlık Orman mı var?”
“Evet.”
Cale, ona doğru yaklaşan Witira’ya baktı. Mavi gözleri ve saçları büyü ile kahverengiye boyanmıştı ve yüzü de şu anda sıradan bir yüzdü. Fakat sesi hala çok güzeldi.
“Duvarın ötesini göremiyorum ama Yasak Bölgelerden birini görmek epey eşsiz bir şey olmalı değil mi? Duvarın güçlü olup olmadığını merak ediyorum.”
Witira işaret parmağıyla duvara hafifçe bastırırken güldü. Fakat parmağı duvarı delmişti.
“...Haha.”
Garip bir şekilde gülmeye başladı.
‘Balinalar gerçekten de korkunç bir ırk.’
Cale görmemiş gibi yaparak döndü. Bu iki uzun saçlı kardeş hala karadayken güçlerini kontrol etmeye alışamamıştı. Cale hemen konuyu değiştirdi.
“Çok benzer.”
“Hmm? Nedir?”
“Duvarın arkası. Eşsiz görünüyordur demiştin.”
“Ah.”
Witira nefes verdi, Cale ise yalnızca omuz silkti. Konuşmaya devam ederken duvardan başka bir tarafa döndü.
“Karanlık Orman sıradan bir orman, tıpkı herhangi biri gibi.”
Cale, Witira’nın ona hızla yaklaştığını ve onun gittiği tarafa doğru yürüdüğünü gördü.
“Ama içindeki şey farklı.”
Kimse nedenini bilmiyordu fakat Karanlık Orman’da genellikle mutasyona uğramış bitki ve yaratıklar vardı. Mutasyona uğramış yaratıkları ayırmak kolaydı çünkü farklı görünüyorlardı ancak aynısı bitkiler için geçerli değildi. Birbirlerine çok benzemelerine rağmen iyileşmek için kullanılabilen bir bitkinin mutasyon geçirmiş versiyonu, zehirli olabilirdi.
‘Ayrıca Doğu Kıtası’nda da bulunan yaratıklar var.’
Bu nedenle Yasaklı Bölgelerden biriydi. Kıtanın yalnızca bu bölgesinde Doğu Kıtası’ndan izler bulabilirlerdi.
“Genç efendi-nim!”
Cale, ona seslenen Yardımcı Yüzbaşı Hilsman’a doğru başını salladı, ardından Witira’ya döndü.
“Lütfen çocuklarla ilgilen.”
“Elbette. Burada çok fazla genç hayvan insan var.”
Witira, sözleri karşısında rahatsız olmuş gibi iç çeken Cale’i sessizce izledi. Cale, dönüp Hilsman’a doğru yürümeye başladı.
“Hadi gidelim.”
“Anlaşıldı efendim.”
Cale, belli bir bölgeye doğru ilerledikleri sırada yanına yalnızca Hilsman’ı aldı.
“İşte burada.”
Burada bir sürü mezar vardı. Choi Han’ın tüm köylüleri gömdüğü yer burasıydı.
Hilsman Cale’in yanından ayrıldı ve Cale’e bir baktıktan sonra askerlerin yanına gitti. Cale Henituse’nin bu köye gelmesi şaşırtıcıydı fakat köye gelir gelmez mezarları araması çok daha şaşırtıcıydı.
Yardımcı Yüzbaşı, Cale’i biraz yalnız bırakmak için yanından ayrılmıştı. Tabii Cale onun bu hareketini ne fark etmiş ne de umursamıştı, kendi kendine konuştu.
“… Çıldırmaması inanılmaz.”
Bu kazanın ardından Choi Han’ın hala aklı başında biri olması ilginçti.
Choi Han bu mezarlar için epey emek vermiş gibiydi fakat çoğunlukla çamurdan yapılmalardı. Ayrıca hiç mezar taşı yoktu, bunun yerine isimlerinin yazılı olduğu düz kaya parçaları vardı. Cale mezarları saydı.
Choi Han tüm bedenleri tek başına mezara koymuştu.
Ara sıra Cale’in aklına enteresan bir düşünce geliyordu. Harris köylülerinin ölümünün arkasında yatan sebep, kitapta bir gizem olarak kalmıştı. Kitap bunu ana karakterin gelişimi için yapmış gibiydi. Fakat gerçekten öyle miydi?
‘Bundan ibaret olmadığını hissediyorum.’
Bugünlerde, hikayenin ardında daha fazlası olduğunu düşünüyordu. Sebebi çok basitti.
Karanlık Orman, deniz kızları ve Harris Köyü’nün yıkımı.
Bu üç şey Cale’e bir senaryo vermişti. Ancak bu problem Lock'tan Choi Han'a iletmesini isteyeceği ya da Choi Han Lock ile birlikte gelirse direkt ona söyleyeceği bir problemdi.
Harris Köyü Cale’in değil, Choi Han’ın problemiydi.
“Hilsman.”
“Evet, genç efendi.”
Cale’in yaptığı tek şey, Henituse ailesinin bir ferdi olarak yapmak zorunda olduğu şeydi.
“İleride onlara daha uygun mezarlar versinler. Bunlar çok kötü.”
“Anlaşıldı efendim!”
Cale, normalden daha enerjik bir şekilde yanıt veren Hilsman’ın omuzuna hafifçe vurduktan sonra askerlere baktı. Askerler hafifçe geri çekildi ve Cale elini Hilsman’ın omzunda tutmaya devam ederken fısıldadı.
“Ne yapacağını biliyor musun?”
İki gece önce yaşananları hatırlarken Hilsman’ın yüzünde her türden duygu geçişi oldu. Cale onu çadırına çağırdığı sırada kamp yapıyorlardı.
‘Karanlık Orman’a gideceğim.”
‘Ne? İyileşme sürecinde olan biri neden öyle tehlikeli bir yere gider? Failler orada olmayacak. Choi Han için bu kadar çok şey yapmak zorunda mısı…’
Hilsman konuştuğu sırada minik Kara Ejderha belirmişti. Bu olay karşısında son derece şaşkına dönse de olaylar bununla kalmamıştı.
Miyavvv.
İki kedi miyavladıktan sonra insana dönüştü. Bunlar hayvan insanlardı. Dahası, Yardımcı Yüzbaşı, sudan bir kırbaç çıkaran kadını ve ucunda girdap dönen bir kılıç tutan adamı gördüğünde hayatında ilk defa bu kadar ürpermişti.
‘Endişelenme.’
Cale, bu güçlü yaratıkların tam ortasında, yüzünde rahat bir gülümsemeyle duruyordu. Cale’in bu kadar normal davranması Hilsman’ı daha da şoke etmişti.
Hilsman son iki günde kararını vermişti. Tek hedefi yüzbaşı olmaktı ancak aptal değildi.
“Evet, anladım genç efendi.”
“Güzel.”
Cale, Hilsman sorun çıkarmadan döndü. Konuşmaya devam eden Cale’in hemen arkasından yürüyordu.
“Sana güveniyorum.”
Bu, Hilsman’ın yumruklarını sıkmasına neden oldu. Henituse Şövalye tugayında Yüzbaşı pozisyonunu elde edebilirse yeterli olacağını düşünüyordu. Fakat son iki günde düşünce tarzı değişmişti. Düşüncelerini Cale ile paylaştı.
“Genç efendi-nim, daha da güçleneceğim.”
“Ne istiyorsan onu yap.”
Cale ilgisizce cevap verdi, tek hissettiği Hilsman’ın bu karın ağrısının icabına bakacak olmasının verdiği rahatlıktı.
Cale’in gecenin bir yarısı durduğu yerde hiç muhafız olmamasının nedeni buydu; Yardımcı Yüzbaşı devriye bölgeleri değiştirmişti. Cale Taş Duvar’ın önünde dururken büyülü çantaya dokundu, ardından konuştu.
“Karanlık Orman’da iki bataklık var.”
Bu koca ormanda yalnızca iki bataklık vardı. Cale, Paseton’la göz teması kurduktan sonra sakin sakin devam etti.
“Biri, yaratıkların yaşadığı yerde ve diğerinde ise hiçbir şey yaşayamıyor.”
Ardından Paseton’a sordu, “Paseton, deniz kızlarının zehrinin güçlü olduğunu söylemiştin. Öyleyse sence hangi bataklık olabilir bu?”
Paseton gergin bir şekilde yanıt verdi.
“Sanırım hiçbir şeyin yaşayamadığı.”
“Doğru. Onun olma olasılığı çok yüksek. Bu nedenle, ilk olarak oraya gideceğiz.”
İlk seçimleri doğru değilse, yaratıkların yaşadığı yerde olana gidebilirlerdi. Bu konum açısından daha rahat olurdu.
O sırada yanlarında sessizce duran Witira, Cale’e endişeyle baktı. Ardından, bir müddet tedirginlik yaşadıktan sonra nihayet sormak istediği şeyi sordu.
“Çocuklar için tehlikeli olmaz mı?”
On ve Hong, Cale’in üstüne tutunmuş sarkıyorlardı.
“Genç efendi Cale, Karanlık Orman’ın çok tehlikeli olduğunu söylemiştiniz. Ve kimsenin yaşayamayacağı bir bataklıksa bu, orada kesinlikle ya bir zehir vardır ya da tehlikeli olan bataklığın ta kendisidir.”
Witira konuşurken bir gariplik hissetti. Kedi Kabilesi’nin gümüş kediciği On’un kuyruğu mutlu mutlu sallanıyordu.
“Öyle tehlikeli yerler bizim uzmanlık alanımız. Ama daha da önemlisi Cale, zarar görmeyeceğimizi söyledi.”
Kedi Kabilesi aramalar konusunda temkinli ve yetenekliydi. On’dan beklemediği bir yanıt alan Witira, Cale’e baktı. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
Çünkü Cale pis pis sırıtıyordu ve diğer Kedi Kabilesi çocuğu kırmızı kedi de aynı şekilde sırıtıyordu. İkisinin ifadesi de hainceydi. Hong, çok heyecanlı bir şekilde konuşmaya başladı.
“Bugün daha da güçleneceğim, güzel olacak!”
Zehirli sisi güçlendirmenin tam zamanıydı.
Güçlenmek isteyen çocuklar için ve huzur ve güven isteyen Cale için güvenli bir rastlantı doğmuştu. Cale, Witira'ya dönüp konuştu.
“Bu harika bir fırsat.”
Eğer şanslılarsa, Balina kabilesini bile etkilemeye yetecek kadar güçlü zehirli bir sis burada tamamlanabilirdi.
Magnec