Senin kadar değil
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
56. Bölüm Düşünüyorum IV
Cale bütün gözlerin ona odaklandığını hissedince yavaş yavaş doğruldu.
Toonka’yı havaya uçurduğunu gördüğü andan beri Witira’ya tezahürat yapıyordu, ama şövalyelerin yaralanmasını istemediği için alelacele kalkanını kaldırdı.
Bu yüzden kalkan iç kısmı şövalyelerden ziyade Cale’e doğru uzandı. Neyse ki şövalyeler yaralanmamıştı, ama Cale farkında olmadan ve istemeyerek Toonka’yı kurtarmıştı.
Doğrulurken sakin görünüyordu, ama uzun zamandır çömeldiği için bacakları uyuşmuştu.
“Ah.”
Yüzü ekşiyerek kalktı. Sol bacağı uyuşuk olduğu için tökezledi.
“Genç Efendi Cale!”
Amiru şaşkın şaşkın yanına koştu. Aynı şekilde şaşkın olan Paseton de Cale’in koluna yapıştı. Fakat Cale onu iterek başını kaldırdı. Amiru yüzünde aciliyet arz eden ifadesiyle Cale’e bakıyordu.
“Genç Efendi Cale! Gücünüzü kullanmanıza gerek yoktu! Neden yaptınız?”
Neden mi? İstediğinden yapmamıştı elbette.
Fakat araştırma ekibi yaralanırsa işler değişebilirdi. Cale sayesinde olayı minimum sıkıntıyla atlattılar, ama Toonka bölgenin şövalyelerine ciddi zarar verseydi mesele farklı boyutlara çıkabilirdi. Cale Toonka’nın Whipper Krallığı’na zamanında dönmesini istediği için devreye girmişti.
‘Yoksa zarar edecektim.’
Amiru endişeyle ve hayal kırıklığıyla baktı ona.
“Niye bu kadar ıslandınız? İyi misiniz? Hala iyileşme sürecindeyken niye böyle düşüncesizce davranıyorsunuz?! Genç Efendi Cale! Gerçekten size diyecek bir şey bulamıyorum!”
Amiru’nun sözlerini duyan Paseton ve Witira ikilisi titredi. Bilhassa Witira kaskatı kesilmişti; dudaklarını ısırarak Cale’i süzdü. Kuyruğuyla onu nasıl ıslattığını hatırlıyordu; demin kalkarken takındığı ifadeyi de unutmamıştı.
Cale o esnada üçüne hitap etmeye başladı. Sesi yavaştı ve yorgundu.
“Kimse yaralanmadı, sıkıntı yok.”
Sesinde samimiyetin esamesi okunmuyordu, daha çok hüsrana uğramıştı. Kesinlikle öyleydi. Islak kıyafetlerin içinde hiç rahat değildi ve bir an önce bu baş belalarından uzaklaşıp dinlenmek istiyordu.
Paseton başın eğdi, Witira boş boş etrafa baktı. Saniyeler önce yok ettiği sahili görünce yeniden dudaklarını ısırdı. Amiru bir an tereddüt ettikten sonra konuştu.
“… Genç Efendi Cale, sizi gerçekten anlayamıyorum. Çok zor bir adamsınız.”
Cale plazadaki olayın bir benzerinin daha yaşanacağını anlayınca çenesini kapattı. Herkes sinirini bozuyordu.
Amiru başını çevirdi ve iki Balina Kabilesi üyesine doğru baktı. Sakindi, ama biraz sinirliydi.
“Ve siz, kimsiniz siz?”
Burası Roan Krallığı’nın bir parçası olabilirdi, ama aynı zamanda ailesine aitti. Amiru Ubarr bölgesinde yaşanan bu hadisenin peşini bırakmaya niyetli değildi.
“Ve sen, Bob.”
Sert gözlerini boş boş yanda duran Toonka’ya dikti.
“Kimsin?”
Üçü de cevap vermedi. Toonka bir konuya kafası takılmış gibi görünüyordu, Paseton ise ne diyeceğini düşünüyordu. Öte yandan Witira yaptığı onca şeyi gördükten sonra başını bile kaldırmamıştı.
O esnada Amiru bir ses duydu.
“Hapşuuu!”
Cale’in burnu kaşındığı için hapşırdı. Yüzüne düşen saçları arkaya attıktan sonra başını kaldırdı. Önünde yaşananları hiç umursamıyordu ve insanların bakışlarını görmezden gelerek derin bir nefes çekti.
“Önce geri dönelim.”
Kimse hayır diyemedi.
***
Cale durumu başından sonuna kadar açıkladıktan sonra Amiru’nun malikanesinden çıktı ve arkasındaki üçlüye baktı: Witira, Paseton ve Toonka. Arkalarından gelen Amiru’yla göz göze geldi.
Kadın Cale’bir kez baktıktan sonra sertçe Toonka’ya seslendi.
“Yarına kadar gideceksin. Yaptığın onca şeye rağmen seni sadece bölgeden kovduğumuza şükretmelisin.”
Amiru sert tonuyla konuştu. Adamın bir balıkçı olmadığı ortadaydı ve o savaş hala anılarında tazeydi.
“Siz de bir daha sorun çıkarırsanız aynı muameleyle karşılaşacaksınız.”
Balina kardeşler Amiru’ya doğru sakince eğildiler. Cale esasında Balina Kralı’yla akraba olan ve bu gerçeği saklayan ikiliye baktı, başını çevirdi.
“Genç Efendi Cale, soğuk kaptınız sanırım, lütfen içeride dinlenin.”
“Öyle yapacağım.”
Amiru gözlerini yeniden Toonka’ya çevirdiğinde sertçe konuştu.
“İyiliğimizin karşılığını böyle verdin demek.”
Cale araya girdi.
“Bu yüzden onu kovuyorsunuz ya.”
Toonka’nın kovulması. Cale Amiru’ya bunu yapmasını söylemişti.
“Genç Efendi Cale, siz cidden…”
Paseton hayatını nasıl Cale’e borçlu olduğunu ve onun hiçbir hata yapmadığını, sadece karmaşaya sürüklendiğini Amiru’ya anlatmıştı.
“Genç Leydi Amiru, abartılacak bir şey değildi.”
Cale nazikçe konuştu.
-Toonka’yı yenip yenemeyeceğimi sormamış mıydın?
Cale her zamanki gibi Kara Ejderha’yı duymazdan geldi.
Amiru’ya tekrar tekrar iyi olduğunu söyledikten sonra Toonka’ya baktı. Toonka da ona bakıyordu. Bir süredir yüzünde boş bir ifade vardı; hayır, boş demektense karmaşık demek daha doğru olurdu.
Antik güç.
Fiziksel güce odaklanan, büyücü olmayan kimselerin kabul ettiği tek güç çeşidiydi. Çünkü birinin gücünü nesiller boyunca aktarmasını ‘Kutsal’ bir süreç olarak görüyorlardı.
Cale’in Toonka’ya bakan gözlerinde özel bir ifade yoktu.
Herif nihayetinde kahramana dönüşen, ama 5. Kitap dolaylarında saçma sapan işler yapmaya başlayan çılgın piçin tekiydi.
Balinalar Cale’e yaklaştı ve Witira güç bela sordu.
“Sizinle gelmemizde bir sakınca yok mu gerçekten?”
“Zaten gidecek başka yeriniz yok ki. Gece burada kalın.”
Cale araca bindi ve Balina kardeşlere takip etmelerini emretti. Ardından kapıyı kapattı ve başladı düşünmeye.
En azından Toonka yakında Whipper Krallığı’na dönecekti.
Cale, hayır, Kim Rok Soo iletişim kuramadığı insanlarla derin ilişkilere girmeyi sevmezdi. Bu durum işler karışır diye birisinden uzak durmaya hiç benzemiyordu.
‘Veliaht prensle konuşsam mı acaba?’
Cale Whipper Krallığı’ndaki bal dolu kovanı geri getirmeleri gerektiğini söyleyecek olsaydı veliaht prens ne derdi? Cevabı tahmin edebiliyordu, zira veliaht prens de ona benziyordu.
Çok mutlu olacaktı, orası kesin.
Cale o ‘Kovanı’ geri getireceği ve lüks içinde rahat bir hayat yaşayacağı günleri iple çekiyordu.
Geri döndüğünde Hang, Beacrox, Yardımcı Yüzbaşı, on Kurt çocuğu, On ve Hong’dan oluşan gruba selam verdi.
Hans normal şekilde Cale’e yaklaştı, ama Balina kardeşleri görünce neredeyse düşüp bayılıyordu. Hemen kendini toparladı ve Cale’e baktı.
“Genç Efendi, iyi misiniz? Yaşananlar kulağıma geldi.”
“İyiyim. Oh, şu ikiliye bir oda ver.”
Cale Balina kardeşleri Hans’a teslim etti ve Beacrox’a baktı. Her zamanki gibi kusursuz kıyafetler giyen Beacrox, Cale’i görünce kaskatı kesildi. Cale’in tozlarla ve deniz suyuyla kirlenen vücudunu gördükten sonra Maes’e döndü ve konuştu.
“Suyu ısıt.”
“Tamam.”
Maes sakince cevapladıktan sonra Cale’e yaklaştı.
“Genç Efendi, duyduğum kadarıyla bir savaşa karışmışsınız ve neredeyse yaralanıyormuşsunuz.”
Cale ona ve diğer kurt çocuklarına baktı, sakince yanıtladı.
“Yok canım. Yaralanmam mümkün değildi.”
“… Anladım.”
Parlak ve saf mı saf olan ufaklıklar normalin aksine gayet sakindi. Cale meseleyi bir kenara bıraktı ve suyu ısıtmaya koşan çocuklara baktıktan sonra Beacrox’a döndü. Beacrox göz teması kurar kurmaz başladı konuşmaya.
“Genç Efendi, lütfen önce yıkanın.”
Beacrox’un kire tahammülü yoktu; bunu bilen Cale sadece başını salladı. Banyoya yöneldi, ama bir ses duydu.
“Genç Efendi.”
“Ne var?”
Ses Paseton ve Witira ikilisinden gelmişti. Seslenen Paseton’du, ama Cale dönünce Witira devreye girdi.
“Biraz dinlendikten sonra sizi ziyaret edelim mi?”
Balina Kralı. Bu ikili kralın çocukları olarak kraliyet soylularına denk sayılırdı. Fakat Balina Kral ile ilişkili olduklarını saklıyorlardı. Dürüst olmak gerekirse bunu yapmak için bir sebepleri yoktu. İnsanlar zaten kraliyetten olduklarını anlamazdı. Hatta, bu civarda Balina insanlarını tanıyan birini bulmak bile neredeyse imkansızdı.
“Yarın gelin.”
Cale kısaca yanıtladı, arkasına döndü. Zihninde Kara Ejderha’nın sesini duyuyordu. Söyleyecek çok şeyi vardı.
-Hapşırdın! Akşam yataktan kalkabilecek misin? Biraz dinlensen iyi olmaz mı? Niye bu kadar zayıfsın, hep beni endişelendiriyorsun!! İnsan! Sinirimi bozuyorsun!”
‘Asıl siniri bozulan benim.’
Aksini söylemesine rağmen insanlar onun iyi olduğuna inanmıyordu; Cale bu gerçeği lehine kullanmaya karar verdi. Odaya girmeden önce dinlenmesi gerektiğini, akşam rahatsız edilmek istemediğini söyledi ve Kara Ejderha’ya mırıldandı.
“Gidelim.”
“… Şimdilik seni dinleyeceğim.”
On ve Hong onları yolcu etti; Cale, Kara Ejderha’yı da yanına almış Ubarr adalarına gidiyordu.
Bugün girdapların ömrünü bir yıl kadar uzatması gerekiyordu.
-İyi değilsin, neden şimdi yapıyorsun? Zeki ejderha beynim bu hareketlerine anlam veremiyor.
Cale 4 yaşındaki ufaklığın homurtularına cevap verdi.
“Bugün yapılması lazım.”
Bölgenin büyücüleri yarın varacaktı; o zaman kolay kolay hareket edebileceğini sanmıyordu. Dolayısıyla şu su ve girdap meselesini bugün halletmesi gerekiyordu.
Cale merkezi adada yanan ışıkları görebiliyordu; uzaktaki bir adaya indiler. İkinci sıradaki- - artık birinci- girdap burada bulunuyordu.
“Hayret bir şey.”
İç geçirdi.
-Şu salak niye orada yüzüyor? Dur biraz, burada ne işin var ki onun? Anlamıyorum.
Cale ejderhanın kaygılı sesini duydu. İndikleri adada başka kimse yoktu, ama adanın önündeki girdaplar birisi vardı.
Girdap öyle hiddetliydi ki havadayken içindeki insanı görmeleri imkansızdı.
“Cidden kafadan kırık.”
Gecenin geç saatinde, ayın döngüsünü henüz bitirdiği zamanda… Cale böyle bir gecede girdaba atlayan Toonka’yı görünce düşünmeye başladı. Çılgın piçin aklından geçenleri merak ediyordu.
O esnada Toonka girdapdan fırladı ve adaya koştu.
“Biliyordum! Biliyordum!”
Toonka koşarken gözlerini Cale’den ayırmadı.
“Sıradan biri olmadığını biliyordum. Burnuma güçlü kokular gelmişti. Büyücü müsün sen? Gökyüzünde nasıl uçtun?”
Büyücü kelimesini söyledikten sonra Toonka’nın göz bebekleri küçüldü. Büyücü olup olmadığını görmek için Cale ile savaşmayı, zayıfsa onu öldürmeyi planlıyordu. Toonka’ya göre büyücüler zehir saçan alçak varlıklardı. Cale’e yaklaştı.
“Görkemli bir büyücü olduğun için mi beni görmezden geliyorsun? Ha?”
Cale iç geçirdi. Ona bakarken sakince yanıtladı.
“Düşünüyordum.”
Bu aptalla nasıl başa çıkacağını düşünüyordu.
‘Haddini mi bildireyim, yoksa kullanayım mı?’
Düşündüğü şey buydu. Saldırmaya hazır görünen Toonka’yı izledi.
“Ne düşünüyordun da beni görmedin?”
Cale bu sözleri duyar duymaz düşüncelerini bir kenara bıraktı ve hemen harekete geçti.
‘İkisini de yapalım.’
Boom!
“Ahh!”
Hazırlıksız yakalanan Toonka kendini havada buldu ve suya çakıldı. Bir girdap vücudunu sarıyordu.
“Neler oluyor?!”
Büyüye karşı yüksek dirence sahip olan Toonka, bu rüzgarla başa çıkmakta zorlanıyordu. Durmaksızın esen rüzgar ve gürleyen deniz suyu bataklık gibi onu sarmıştı.
Cale ona yaklaşırken iki eliyle girdaplar yarattı.
Şapss. Şapss.
Suya girerken çıkardığı sesler yankılandı.
Sonra ani saldırının etkisiyle denize sürüklenen Toonka’ya tepeden baktı. İnsan ne kadar uzun olursa olsun elbet kendini alçakta bulabiliyordu.
“Büyücüler antik güç kullanamaz.”
Toonka başını kaldırdığında rüzgarın durulduğunu hissetti.
“Bob, senin gibi bir savaşçı bu sözlerimi anlıyor olmalı, değil mi?”
O gücü yaratan insanın miras bıraktığı bir güç…
Toonka antik güçlere dair söylentiler duymuştu, ama ilk defa birini kendi gözleriyle görüyordu. Uzunca bir süre sessiz kaldıktan sonra konuştu.
“… O zaman, büyücü değilsin?”
“Doğru.”
Cale’in sert, ama çok açık cevabını duyunca bir soru daha sordu.
“Peki büyücü olmayan tarafı nereden biliyorsun?”
Toonka önündeki soylunun göründüğünden daha garip biri olduğunu fark etmişti.
‘Evet. Garip bir herif.’
Bu soylu onunla konuşurken resmi dile takılmıyordu. Ayrıca hasta olmasına rağmen başkalarını kurtarmaya çalışan biriydi. Üstünde güçlü bir koku vardı, ama güçlü değildi; çok ilginçti.
Onu her gördüğünde hakkında yeni ve ilginç bir gerçeğin daha farkına varıyordu. Onu bile kurtarmaya çalışmıştı.
İlk defa böyle biriyle karşılaşıyordu.
Fakat Cale’in sonraki sözleri onu bir kez daha şaşırttı.
Cale soruya cevap vermek yerine kendi sorusunu sordu.
“Sihir Kulesi’ni yok etmeyi düşünüyor musun?”
“Ne? Ne dedin sen?”
Toonka’nın gözleri fal taşı gibi açıldı. Cale’ın bunu nereden bildiğini merak ettiği belliydi.
Sihir Kulesi’ni yok etmek. Büyücü olmayan grup başından beri bunu yapmak istiyordu. Cale devam etti.
“Eğer düşünüyorsan, lütfen fazla yok etmeyin.”
Toonka farkında olmadan konuşuverdi.
“… Çılgın piç, ne diyorsun sen?”
“Ah, ama lütfen bütün büyücüleri dışarı atın.”
Toonka sonunda Cale hakkında bir karara vardı. Cale yüzündeki ifadeyi görünce başladı gülmeye.
İç Savaş’ı kazanacak olan büyücü olmayan grup Whipper Krallığı’nın başına geçecek, sonra krallık kısa sürede yerle bir olacaktı. Doğal içgüdüler mantık olarak da bilinen büyüye üstün gelecek olabilirdi, ama mantığını yitirmiş bir varlığın hayvanlardan çok farkı yoktu.
Cale’in planı şuydu: O hayvanların gözden kaçıracağı serveti ve ganimetleri almak.
“Sihir Kulesi’ni satın almak istiyorum. Ne düşünüyorsun?”
Toonka gülmeye başladı.
“Çılgın şerefsiz seni.”
Toonka Cale hakkında bir karara varmıştı.
…..
Magnec