Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

42. Bölüm Bilmiyorum, Bilmiyorum III

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

 

Cale titremesini saklamaya çalışıp sordu.

“Yani?”

Ron, köpek yavrusu efendisinin bu her zamanki kaba saba tavrına karşı yine o sevecen gülümsemesini takınmak üzereydi fakat bunu bastırıp konuşmaya devam etti.

“Yani, gidip insan öldüreceğim.”

“Oğlunu geride mi bırakacaksın?”

“Evet efendim.”

“Tilki dediğin şahıslar, insanlar mı?”

Cale, suikastçı Ron gülüşünü biliyordu. Dudakların sadece biraz kalktığı belli belirsiz bir gülümsemeydi. İnsana, hiç gülümsememesi daha iyi diye düşündürten bir gülümsemeydi. Ron, oldukça memnun bir şekilde cevapladı.

“Evet. Gidip bir grup tilki öldürmem lazım.”

Sesi oldukça donuktu.

“Parçalarına ayıracağım.”

Ya Ron parçalarına ayrılacaktı ya da Ron’un hedefleri. Başka senaryo yoktu.

‘Parçalarına ayıracağım’ sözünü duyunca Cale’in tüyleri diken diken oldu ve sonra düşünmeye başladı.

Bir süre ikisi de bir şey söylemeden öylece durdular. Ron’un köpek eniği birkaç kez iç çektikten sonra nihayet konuşmaya başladı.

“...Git ve geri gel.”

Ron’un yüzündeki gülümseme ortadan kayboldu. Üstünde hala pijamalarla duran Cale yatağa uzanıp konuşmaya devam etti.

“Hans’a biraz izin aldığını söylerim. Sık sık bana rapor ver. Kimliğini kullanarak Flynn Tüccar Loncası’ndan para alabilirsin. Ve Beacrox’u neden benim gibi işe yaramazın tekine bırakıyorsun? Koskoca adam. Kendi hayatıyla ilgili kararları kendisi verebilir.”

Cale basit düşünmeye karar verdi. Ron’un şu an Choi Han ile olmasına gerek yoktu. Lock artık kontrollü bir şekilde vahşet dönüşümü geçirebildiğine göre Choi Han, Ron veya Beacrox’un gücüne ihtiyaç duymayacaktı.

Fakat Choi Han için, daha önemlisi Roan Krallığı’nda huzurlu bir Kuzeydoğu bölgesi için, Ron’a bir yıl sonra ihtiyacı vardı.

“Ancak sana sadece bir yıl izin veriyorum.”

Cale yastığına yaslanıp devam etti.

“Tatilinin keyfini çıkar.”

‘Çünkü bir yıl sonra sana vereceğim bir görev var.’

“Dışarıdayken kendine dikkat et.”

Cale bacaklarını gerdi ve bir yıl sonrası için güzel hayaller kurduğunu düşündü. Sonra Ron’a baktı ve birden duraksadı.

Sessizce orada duran yaşlı adam aslında gülüyordu. Bu vahşi manzara karşısında Cale battaniyenin altına girdi.

‘Neler oluyor?’

Cale’in ifadesi sertleşti.

Ron, Cale’e bakmadan sessizce gülüyordu.

‘Bu küçük serserinin bir orospu çocuğu olduğunu sanırdım ama meğer orospu çocuğu olan benmişim, Ron Molan.’

Bir köpeğin sahibine baktığı gibiydi. Ron kendini bir köpek gibi hissetti ve cevap verdi. [1]

“Ayda bir rapor veririm, sizin için yeterince iyi mi genç efendi?”

“Evet. Nasıl istiyorsan öyle yap.”

Ron kapıyı açıp tam bir suikastçı gibi hiç ses çıkarmadan dışarı çıktı ve kapıyı kapatmadan son bir şey söyledi.

“Bir yıl sonra görüşürüz, genç efendi.”

Cale’in cevabını beklemeden kapıyı kapattı. Cale, Ron’dan bir sene uzak olma düşüncesiyle rahatlayıp uykuya daldı.

…

Şafak vakti gelmişti ve Cale’in önünde altı kişi duruyordu. Bazılarını bizzat kendisi çağırmış, diğerlerini ise Choi Han toplamıştı.

Cale, Rosalyn’e bakıp konuşmaya başladı.

“Kahverengi saç size yakışmış, Bayan Rosalyn.”

Rosalyn bugün neler olacağını tam bilmiyordu, ama ‘sihirli bomba’ kelimesini duyunca durumun ehemmiyetini anlayıp yardım etmeye karar vermişti. Cale de yardımı karşılığında ona bir teklifte bulunmuştu.

“Değil mi? Bence ortalığı birbirine katmamı kolaylaştıracak.”

Rosalyn saçlarını ve göz bebeklerini kahverengine boyamıştı. On ve Hong da onun yanında duruyordu.

“Lock, dönüşüm yaşamadan da fiziksel gücünü kullanabileceksin, değil mi?”

“Evet efendim. Bu mümkün.”

Lock da orada gergin bir şekilde bekliyordu ve yanında Kara Ejderha ile Choi Han vardı.

Cale onları iki gruba ayırdı. Siyah Küre dün Choi Han tarafından çoktan yerleştirilmişti, yani iki takımın yapması gereken bombaların yerini tespit edip onların icabına bakmaktı.

“Bayan Rosalyn ve Lock bir takım olacak. Choi Han, Ejderha, On ve Hong da diğer takım.”

Cale onları gruplara ayırdığında Rosalyn’in kafası karışmış gibiydi. Lock’un da yüzünde aynı ifade vardı.

“Peki siz genç efendi?”

Choi Han, Kara Ejderha, On ve Hong bu soruya hep beraber cevap vermişlerdi.

“Cale-nim biraz şey, fiziksel gücü...”

“Zayıf.”

“Ona ihtiyacımız yok.”

“Gereksiz.”

Rosalyn nefesi kesilerek Cale’e baktı. Lock da şaşırmış görünüyordu. Fakat Cale, Billos’dan ödünç aldığı eşyaları Choi Han’a uzattı ve kendinden emin bir şekilde cevap verdi.

“Zayıfım ve size sadece yük olurum. Ayrıca gün doğar doğmaz kutlamalar için hazırlanmam gerekiyor, yani sizinle gelmem zor.”

Bombaların bulunduğu alana muhafızların nöbet değişimi sırasında oluşan boşlukta girecek, bombaları etkisiz hale getirmeye başlayacaklardı. Sonra Siyah Küre aktif hale gelip mana bozulmasına sebep olurken belirlenen noktalarda bekleyip gizli örgütün üyelerini ve plazadaki durumu gözlemleyeceklerdi.

Doğum günü kutlamalarının sabah saat 9’da başlaması planlanmıştı.

Onlarla konuşmadan önce tekrar saatine baktı.

“Tamam o zaman, hadi herkes işinin başına.”

Ve ekledi.

“Etkisiz hale getirdiğiniz bombaları alıp getirmeyi unutmayın.”

Rosalyn gülümseyip cevap verdi.

“Birini bana vereceğine söz verdin.”

“Elbette.”

“Hizmetlerimin karşılığı için yeterli.”

Kesinlikle yeterliydi. Cale terasa doğru baktı ve kapısını açtı. Artık bir terastan ziyade bir kapı olarak kullanılıyordu. Hepsi Cale’in odasındaki terastan dışarı çıkarken, serin sabah rüzgarları odaya doldu.

Bazıları görünmezlik büyüsü kullanarak, bazıları da hızını kullanarak çıkmıştı. Cale, onların gidişini izlerken hepsinin de çok güçlü olduğunu düşündü.

Artık odada yalnızdı.

Uuuuuuuuuuung-

Cale yavaşça önünde beliren geniş kalkanı ve gümüş kanatları yavaşça sevdi. Beklenmedik bir şey olsa dahi, kalkanı olduğu sürece ölmeyecekti.

“...Eğer gerek olursa, gücünden biraz kullanırım.”

Cale, kalp arması işlendikten sonra daha da ilahi görünen kalkanına dokundu ve bir ihtiyaç durumunda onu kullanmaya karar verdi.

Koltuğa oturdu ve gücünün birazını kullanarak kalkanla alıştırma yaptı. Sonra aynadaki yansımalarını gördü.

‘Sorun çıkmayacak.’

Kana susamış büyücü. Bu kişinin kırmızıyı görünce deliye döndüğü söyleniyordu. Romanda Rosalyn’i ilk defa gördükten sonra bu yüzden deliye döndüğü ve adamlarına, Rosalyn’in kafasını koparıp kırmızı saçlarını sökmelerini, ardından da kırmızı gözlerini oymalarını söylediği yazıyordu.

Cale saçlarını geriye yatırdı. Rosalyn’in saçlarından daha parlak bir kırmızıydı ve düşünmeye başladı.

‘Acaba şu deliye fazla yaklaşacak mıyım?’

Böyle bir şey olsa bile, Choi Han’a öldür demesi yeterli olacaktı. Kendi kafasının uçurulmasından endişelenmiyordu. Cale rahatladı ve Ron gelip onu uyandırana kadar bekledi. Ve Ron her zamanki saatinde geldiğinde Cale konuşmaya başladı.

“Bugün bana hizmet edişinin son günü.”

“Bir yıl sonra tekrar edebilirim.”

Bu Cale için berbat bir şeydi. Bir sene sonra döndüğünde onu hemen Choi Han’ın yanına göndermeyi planlıyordu. Bugün iki adet yükten kurtulacağı için heyecanlıydı ve omuzlarından kalkan yükün hafifliğiyle konuşmaya devam etti.

“Hadi hazırlanalım.”

Cale tüm hazırlıkları yapıp sarayın yolunu tuttu. Katılan bütün soyluların beraber hareket etmesi planlanmıştı. Kara Ejderha da süreçle ilgili rapor vermek için saraya gelecekti.

Bütün hazırlıklar tamamlandıktan sonra Cale, evin giriş kapısının önündeki aracına bindi. Henituse aracı değildi, bugün başka birisi ile gidecekti.

“Neden beraber gitmek istediniz?”

Cale araca bindiği sırada soru sorarken, Amiru sakin bir gülümsemeyle cevap verdi. Öncesinde Amiru ona ulaşıp, bugün onunla beraber gitmek istediğini söylemişti.

Ona selam bile vermeden soru soran Cale gibi Amiru da direkt konuya girdi.

“Bölgemize bir deniz üssü kurulması hakkında ne düşünüyorsunuz, genç efendi Cale?”

Cale gülümsemeye başladı.

Çoktan Eric’ten, turizm görüşmesinin iyi gitmediğini bildiren bir mektup almıştı. Eric, diğer ikisinin hayal kırıklığına uğradığını söylüyordu. Fakat Amiru pek öyle görünmüyordu. Hatta başka bir şey hakkında bir karara varmış gibiydi. Büyük bir şeye.

Amiru’ya doğru bakıp cevap verdi.

“Kararınızı zaten çoktan vermediniz mi, genç leydi Amiru?”

Amiru hafifçe başıyla onayladı.

“Evet. Bunun kendi başıma verebileceğim bir karar olmadığını düşünüyordum, bu yüzden annemle iletişime geçtim. Bugün de genç efendi Gilbert ile görüşmeyi planlıyorum.”

Yeni bir askeri üssün yapımı. Böyle bir şeyi başarmak kolay değildi. Mesele para değil, bölgedeki güçlerin arasındaki ilişkinin her şeyi karıştırmasıydı. Özellikle şu an olduğu gibi, barış zamanlarında.

Kraliyet, gözlerini bu yüzden Kuzeydoğu’ya çevirmişti. Doğu, okyanusa erişimi olan tek taraftı fakat en önemlisi, Doğu’da bir güç dengesi vardı. Bu, diğer bölgelerdeki üst rütbe soyluların bu bölgeyi etkilemesini zorlaştırıyordu.

“Sanırım genç leydi Amiru’nun endişesi, bu olayla birlikte kraliyetin bölgedeki etkisinin artacak olması. Yanılıyor muyum?”

“Haklısınız.”

Amiru önce kısa bir cevap verdi ve sonra ekledi.

“Sizinle gitmek istememin sebebi buydu.”

Yani konuşacak bazı şeyler vardı. Cale arkasına yaslandı ve kendi aracındaymış gibi yayılıp sordu.

“Sorunuzun ne olduğunu çok merak ediyorum, ama sanırım sizden önce ben bir şey söylemeliyim.”

Amiru’nun neden burada olduğunu biliyordu.

“Henituse ailesini ilgilendiren bütün kararlar babam tarafından veriliyor. Benim gibi bir serserinin karar verebilecek gücü yok.”

Kraliyet ailesi, bir deniz üssü yapımına izin verip buna büyük paralar yatırabilirdi. Elbette durum böyle olunca üssün sahibi de kraliyet ailesi olacaktı.

Başkent dışına ordu üssü gibi bir yapı kurulacağı zamanlarda, kraliyet ve soylular arasında gerek üssün kime ait olacağı, gerekse lojistik bağlamında çok sayıda anlaşma yapılırdı.

Bir bölgeyi askeri üs olarak ve turistik açıdan kullanmak arasında hem insan gücü hem de ödenek açısından ciddi bir fark vardı.

Dürüst olmak gerekirse, Amiru ve Gilbert’ın aileleri ortalama bir zenginlikteydi ve böyle bir proje için ne ödenekleri ne de insan gücü kapasiteleri yeterliydi.

Amiru’nun engel olmak istediği şey de buydu. Üssü kraliyete kaptırmak istemediği için birine başvurmak zorundaydı.

Epey parası olan birine…

“Gerçekten öyle mi?”

Amiru’nun yüzünde zeki bir insanın gülümsemesi vardı. Cale gittikten sonra, şarap partisindeyken Eric ve Gilbert ile prensin odasına girmişti.

Prensin, sahil şeridi ile ilgilendiğini, fakat bunun turizmle alakalı olmadığını o zaman öğrenmişti. O gece evine döndüğünde, Cale’in söylediklerini düşünüp prensin neyin peşinde olduğunu anlamıştı.

“Majesteleri veliaht prens, Whipper Krallığı ve kuzeydeki diğer krallıklara karşı çok temkinliydi. Onunla olan konuşmamıza dayanarak bunu söyleyebilirim; ayrıca bilgi loncasından biraz bilgi istedim.”

‘Biliyordum.’

Amiru’nun sözlerine bakılırsa prens ve kraliyet ailesi, Whipper Krallığı’nın yakında bir iç savaşla karşı karşıya kalacağının ve Kuzey’in güçlerini bir araya getirdiğinin farkındaydı.

‘Ama bunu beklemiyordum.’

Amiru’nun kararı yerindeydi. Ailesinin durumu çok iyiye gitmiyordu ve Eric Wheelsman’ın ailesinin yardımına çok ihtiyaç duyuyorlardı. Bilgi loncasından yabancı krallıklar hakkında bilgi almak oldukça pahalıydı, ama sırf tek bir bilginin gerçekliğini öğrenmek için bu kadar para harcayarak Amiru karakterini gözler önüne sermişti.

Amiru, sessizce dinleyen Cale’e bakıp devam etti.

“Henituse bölgesinin şu sıralar duvarlarını güçlendirdiğini duydum. Olası işgallere karşı bu kadar temkinli bir ailenin ordu meselelerine ilgi duyacağını düşünüyorum.”

Cale başıyla onaylayıp cevap verdi.

“Babama konudan bahsederim.”

“Resmi bir istek de göndereceğiz.”

Cale ve Amiru birbirlerine bakıp gülümsediler.

Eğer deniz üssü kurulursa, Kuzeydoğu’daki güç dengesi Cale, Eric, Amiru ve Gilbert’ın ailelerinden yana kayacaktı. Henituse ailesi yoğun bir ödenek sağlayarak üste elle tutulur bir etkiye kavuşursa gelecekte üsten türlü türlü yardımlar alabilirdi.

Amiru konuşmadan önce bir süre tereddüt etti.

“Girdaplar hakkında biraz endişeliyim, ama yıllardır kullanılan yollar var ve aslında girdaplar bizi yabancı ülkelerin saldırılarından koruma görevi görebilir. Bu yüzden bir şans vermek istiyorum.”

Girdaplar. Cale, girdaplardan bahsedildiği an gülümsemeyi bıraktı.

O girdaplar yakında Cale’in kendi isteğine göre kullanabileceği şeyler haline gelecekti.

‘Gelecekte o uçurumlardan birinin tepesine bir ev kurup gün batımının keyfini çıkarmak harika olmaz mı?’

Yönetimi Basen’e devrettikten sonra Henituse evinde kalması zor olacaktı. Cale’in planı, savaş sırasında ücra bir köşede saklanmak ve savaştan sonra uçurumda bir ev inşa etmek için Amiru ve Gilbert’ın bölgesine gitmekti.

Henituse bölgesine de yakın olduğundan aklına daha uygun bir yer gelmemişti.

“Yardımınız için teşekkürler, genç efendi Cale.”

“Hahaha, bir serseriden yardım istemek. Benim herhangi bir gücüm yok, sadece mesajınızı babama ileteceğim.”

Cale geçiştirip kahkaha attı, ama Amiru artık onun sözlerine hiç inanmıyordu.

‘Gücün yokken dikkatli olmalısın Amiru. Fakat güç kazanmak istiyorsan da cesaret şart.’

Ubarr bölgesinin başı olan annesi deniz üssü fikrini kabul ederken böyle söylemişti. Amiru annesine çok benziyordu. Bu yüzden dikkatli olurken bile cesareti elden bırakmamaya çalışıyordu. İnsanlarla uğraşırken de böyleydi.

“Mesajımızı iletmeniz bizim için yeterli.”

Amiru elini uzattı ve tokalaştılar. Sonra konuşmaya devam etti.

“Gelecek sefer Ubarr bölgesini de ziyaret edin lütfen. Aslında görülecek çok ilginç yerler var.”

“Eğer fırsatım olursa geleceğim.”

Rüzgarın Sesi.

Cale’in hem hızlı hareket etmesini sağlayacak hem de savunma ve saldırı için kullanabileceği girdapları kontrol etmesini sağlayacaktı. Cale, antik gücün bulunduğu Ubarr sahilini düşündü.

“O fırsat umarım yakında gelir.”

Bunu söylediği sırada saraya vardılar. Cale araçtan inip etrafa bakındı. Saat sabah 8’di.

Ekip çoktan kutlamalara hazırlanmak için İhtişam Plazası’ndaydı. Kraliyet Şövalyeleri, insanları 8.30’da içeri almaya başlayacak ve ortalık insandan geçilmeyecekti.

O vakitlerde içeri girmek de, dışarı çıkmak da çok zor olacaktı. Kutlama, bundan yarım saat sonra başlayacaktı ve Cale’in grubu 8.30’dan itibaren saklı örgütü arayacaktı.

Zincirler, kolyeler, çantalar.

Sihirli bombalar böyle sıradan şeylerin içinde olabilirdi. Cale’in grubunun bunların yerini tespit etmesi gerekiyordu. Sır, kendisini açığa çıkaracağı için bulamasalar da önemi yoktu.

“Ah, burada mısınız?”

Cale ve Amiru, Eric ve Gilbert ile selamlaştı.

“Herkes erkenden gelmiş.”

“Elbette. 8.05’te hareket etmeye başlayacağız.”

Eric bunları Cale’e doğru söyledi ve söylerken gözleri de başka bir mesaj veriyordu.

Bugün de sakin olmaya devam et.

Cale, Eric’i başıyla onayladı ve kendi kendine içinden hatırlattı.

‘Hiçbir şey bilmiyorum.’

Bunu düşünürken bir anda veliaht prens önünde belirdi. Soylular bugün prensi arkadan takip edecekti.

Prensin yanına gelen insanı görünce ağzını eliyle kapattı. Çünkü sırıtmadan edemiyordu.

“Aman tanrım.”

“Bu nasıl mümkün olabilir?”

Eric’in şaşkınlıkla nefesi kesildi ve soyluların homurtusu, alanı doldurdu. Fakat bunların hiçbiri Cale’in umurunda değildi. İleri doğru bakarken elini indirdi. Cale, prensin yanındaki kişi ile göz göze gelmişti.

Bir kenara atılan en büyük oğul, Taylor Stan.

İki bacağının üstünde, prensin yanında dikiliyordu. Cale ile göz göze geldiklerinde gizlice işaret etti.

Cale, aynı zamanda Kara Ejderha’nın sesini kafasında duyabiliyordu. Ejderha, şu anki durumu bildirmek için saraya girmişti.

- Buradayım.

Cale hafifçe başını salladı ve ses devam etti.

- Bulduğumuz yerlere yerleştirilmiş bütün bombaları etkisiz hale getiriyoruz. Planladığımız gibi, 8.55’te hepsini bitirmiş olacağız.

Her şey, plana uygun gidiyor gibiydi.

- Meşgul olduğumuz için artık geri dönmeliyim, zayıf insan. Eğer yaralanacak gibi olursan kalkanını kullan.

Cale, bundan sonra ejderhanın sesini duymadı. Diğerlerine yardım etmek için hemen geri dönmüş olmalıydı. Kara Ejderha, Cale ona bir görev verince, bunu yerine getirmek için tüm çabasını ortaya koyuyordu. Böyle oldukça Cale, ona daha çok emir vermek istiyordu.

‘Kalkanı kullanmam için herhangi bir sebep ortaya çıkmayacak.’

Cale işler böyle gittiği sürece kalkana ihtiyacı olmayacağını düşünüyordu.

“Bütün hazırlıklar tamamlandı.”

Şövalyelerden birisi yüksek sesle bağırdı ve veliaht prens Kraliyet Tören Aracı’na çıkıp soylulara arkasındaki kraliyet araçlarına binmelerini söyledi.

“Gidelim.”

Cale de bir kraliyet aracına bindi. Araç hareket ettiğinde Cale, kaşlarını çatmış bir şekilde kollarını göğsünde birleştirmiş oturuyordu.

“Hepinizle tekrar görüşebildiğime çok sevindim.”

Tekerlekli sandalyesinden kurtulan Taylor, onları selamladı.

“Tanıştığımıza memnun oldum, ben Amiru Ubarrr.”

“...Tanıştığımıza memnun oldum.”

Taylor Stan, Genç Leydi Amiru ve Venion’un yardakçısı Neo Tolz aynı araca denk gelmişti. Cale, prensin onları özellikle mi aynı araca koyduğunu, yoksa bir tesadüf mü olduğunu merak ediyordu.

Kendini tanıtma sırası Cale’de idi, fakat Cale sessizce orada oturup pencereden dışarıyı izledi. Bir serserinin bu kadarcık kaba olmaya hakkı vardı. Kollarını göğsünde birleştirmiş bir şekilde orada oturup İhtişam Plazası’na baktı.

Kaos, çok yakındı.

….

 

Çevirmen notu
1. Kore dilinde ‘son of a bitch’ ve ‘dog’ kelimeleri sesteş olduğu için İngilizce çevirisi biraz zor olmuş ve çevirmen ‘son of a bitch’i kullanmayı seçmiş.