Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

35. Bölüm Sakin Kalmak II

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

 

Rosalyn gülümsemeye başladı.

“İşe yaramazın teki olduğunu duymuştum, ama sanırım bu bir yalanmış.”

Rosalyn, Cale’in umduğu gibi anında saygılı ses tonunu bıraktı. Çoğu insan farklı krallıkların prenseslerine yabancıydı, ama aynı durum soylular için geçerli değildi.

Düşük seviye soylular için bilgi toplamak zor olabilirdi, ama Henituse ailesi gibi Kont seviyesinde olanlar için komşu krallıklar ve kraliyet hakkında bilgi sahibi olmak temel bir birikimdi. Soylu olmak sadece eğlenmek ve gününü gün etmekten ibaret değildi.

Cale, Rosalyn’in cümlesine cevap verdi.

“İşe yaramazlığım ve serseriliğimle ünlü olduğum doğru. Fakat bir büyücü, yargılarını beş duyusuna göre vermeli.”

“Haklısın genç efendi Cale. Bizler sadece bizzat deneyimlediğimiz şeylere inanırız.”

Cale, Rosalyn’in konuşma biçimini biraz tuhaf buldu. Cale ile resmi olmayan bir şekilde konuşuyordu, ama konu kendisinin de bir parçası olduğu grup olduğunda tavırları hemen değişmişti. Büyücü kimliği, onun için çok önemli gibi görünüyordu.

“Fakat Prenses-nim.”

“Rosalyn.”

Kendisine prenses gibi davranılmasından çok hoşlanmıyor gibiydi.

“Peki o zaman. Sorularınız bitti mi, Bayan Rosalyn?”

“Evet. Bitirdim.”

Cevap verirken gülümsemişti.

“Genç efendi Cale, benimle içli dışlı olmak istemiyor gibisin.”

Bir prenses olduğunu bilmesine rağmen ona sadece burada kaldığı sürenin keyfini çıkarması ve sonra da ayrılmasını söylemişti. Rosalyn bunu saygısızlık ya da başka bir şey gibi algılamamıştı. Aslında, o da böyle olmasını tercih ederdi. Eğer özel muamele görmek istiyor olsaydı, en başında tam adını ve kim olduğunu söylerdi.

Fakat böyle davranılmasını istemiyordu. Ek olarak, Lock’un durumunu kendisine söylediği için Cale’e minnettardı.

“Gerçekten mi? Ben sadece prenses-nim böyle istiyor diye öyle davranmıştım.”

‘Yalancı.’

Rosalyn, Cale’in elle tutulur bahanesini duyunca gülümsedi.

Ejderhayla gezen bir insan. Toplum tarafından serseri olarak biliniyordu, ama gerçekte öyle değildi. Eğer isterse, Rosalyn’in kimliğini kolaylıkla açığa çıkarabilirdi.

Hiçbir şey bilmiyormuş gibi gülümseyen Cale’e teşekkür etti.

“Görünüşe göre, Roan Krallığı’na haber vermemişsin. Teşekkür ederim.”

“Sorun değil. İnsanların özel meselelerine burnumu sokmam.”

Cale bunu saraya bildirseydi, kraliyet prensinin paldır küldür eve dalacağını düşünüyordu.

“Haklısın, genç efendi Cale. Kendimi açığa çıkarmak istemiyorum. Eğer bu durum gelecekte sana sorun yaratırsa davranışlarından benim sorumlu olduğumu söyle. Hikayeni desteklemek için bir de haberci gönderirim.”

“Anlaşıldı.”

“Burada kalmama izin verdiğin için teşekkürler. Kendi işime bakacağım ve sana herhangi bir sorun çıkarmayacağım.”

‘Bana sorun çıkarmayacak.’

Cale, en çok duymak istediği cevabı veren Rosalyn’e teşekkür etti.

“Çok teşekkürler.”

“Sorun değil, olması gereken bu.”

Rosalyn, yemeye devam etmeden önce Cale’in teşekkürlerini geçiştirdi. Cale ve Rosalyn, bu ikilinin artık konuşmasına gerek yoktu. Rosalyn arada bir ejderhaya bakış atıyordu.

Bunu bir türlü durduramıyordu. Büyücü olduğu için elinde değildi. Ejderha, Rosalyn’e dönmeden önce, aslında Cale’in için getirilen sosisi yemeyi bıraktı. Sürekli ona bakıp duran Rosalyn’i görmezden gelerek nihayetinde konuştu.

“Kendi yemeğini ye. Bu benim.”

Kara Ejderha, sosisin olduğu tabağı kendine çekti. Cale, ejderhanın yemesi için sürekli tabağına bir şeyler koyuyordu. Ejderha masadaki diğer yemekleri yemeye alıştığı gibi, tadı çiğ etten farklı olan bifteği yemeye de epey alışmıştı.

Rosalyn bakışlarını Cale’e çevirdi ve Cale, ejderha görmeden dört parmağını kaldırdı. Dört yaşındaydı. Rosalyn, Cale’in işaretine gülümsedi ve ejderhaya cevap verdi.

“Anlaşıldı, ejderha-nim. Sizin yemeğine göz dikmeye cesaret bile edemem.”

Kara Ejderha tekrar yemeye başlamıştı. Cale ve Rosalyn de yemeklerine döndüler.

Yemek bittikten sonra Cale, Kuzeydoğu soylularıyla buluşmak için aracına bindi. Bu grup, sadece on aileden oluşuyordu. Baronları ve onların altındakileri de hesaba katınca sayı artıyordu, ama Kuzeydoğu’nun ana soylu takımı on aileydi. On aile içinden Cale’in buluşacağı üç kişi, Henituse ailesi ile bir süredir iyi ilişkiler içerisinde olan ailelerin temsilcileriydi.

“Ne ikilem ama.”

Cale bu yüzden endişeliydi. Koruma olarak onu takip eden Choi Han, dikkatli bir şekilde sordu.

“Nedir o? Eğer yardım edebileceğim bir şeyse lütfen söyleyin.”

“Boş ver. Bilmene gerek yok.”

Cale tekrar düşünmeye başlamadan önce, sert bir şekilde cevap verdi. Choi Han, Cale’i gözlemledi veo da endişelenmeye başladı. Cale’in ilk defa böyle endişelendiğini görüyordu.

Cale ne yapacağını bilmiyordu.

Gerçek bir serseri gibi görünebilmesi için ne tür bir karmaşaya sebep olmalıydı?

Cale, Kara Ejderha ve Choi Han gibi büyük yüklerle baş başa kaldıktan sonra daha önce fark etmediği bir şeyin farkına vardı.

Nasıl serseri olarak yaşanacağı konusunda bir ikilem içindeydi.

Kuzeydoğu soyluları, Cale’in o serseri tavırlarını geçmişte görmüşlerdi. Ayrıca, Henituse bölgesinde çıkardığı olaylardan da haberleri vardı. İşte bu yüzden daha dikkatli olmalıydı, hayır hayır, daha abartı davranışlar sergilemeliydi.

“Hmm.”

Cale iki eline baktı. Tam bir piç gibi davranmak? Serserilerin en beteri olmak için bir yol. Cale, berbat bir şekilde davranmak için neler yapabileceğini düşünürken, araç bir evin önünde durdu. Kuzeydoğu soylularının hepsinin evi başkentin aynı bölgesinde olduğu için yolculuk fazla sürmemişti.

“Hoş geldiniz, genç efendi Cale-nim.”

Cale; yaşlı uşağın, kendisini kapının önünde selamladığını fark etti ve uşağın arkasındaki binaya baktı.

Ev Kont Wheelman’in eviydi. Kont Wheelman’in bölgesi, Kuzeydoğu’nun başlangıç kısımlarında bulunuyordu ve ne güçlüydü ne de varlıklıydı. İşte bu yüzden hiç dükü veya markizi olmayan Kuzeydoğu’da, Kont Henituse ile yakın bir ilişki kurabilmişti. Kont Henituse aralarındaki arkadaşlığı seviyordu, zira onun gibi toprakları Kuzeydoğu’nun uzak köşelerinde olan biri için başkente yakın kimselerle ilişki kurmak işlevseldi.

Cale, Kont Wheelsman’ın varisini düşündü.

‘Eric Wheelsman.’

Yardımcı uşak Hans, Cale’e sabah çıkmadan dikkatli bir şekilde tavsiyede bulunmuştu.

‘Efendim, genç efendi Eric ile iyi ilişkiler içinde olmanız harika, ama sanırım toplantıda diğer soyluların önünde birbirinize o kadar yakın davranmamanız daha akıllıca olacaktır.’

Bu Cale’e, vücudun asıl sahibi ile Eric’in yakın olduklarını göstermişti. Fakat, soylulara dair bilgi raporlarında Eric, biraz gergin olmasına karşı gayet iyi biri olarak tanımlanıyordu.

“Genç efendi Cale, size içeriye kadar eşlik edeyim mi?”

“Tabii ki.”

Cale, Wheelsman evine yaşlı uşağı takip ederek girdi.

Eric Wheelsman, Gilbert Chetter ve Amiru Ubarr. Evde bu üç kişi vardı. Cale içeri girdiğinde hala onların önünde nasıl davranması gerektiğini düşünüyordu.

En nihayetinde, böyle bir şey için endişelenmesine gerek kalmadı.

“Cale. En azından hala bu ağabeyinin sözlerine kulak veriyorsun, değil mi?”

Cale’in suratında kafası karışmış bir ifade vardı. Eric Wheelsman, Cale’in ifadesini görünce kadehini kaldırdı. Şu anda Cale, adeta sorgu odasına girmiş bir suçlu gibiydi. Masadaki üç insan da onu araya almıştı.

‘Tuhaf.’

Fakat onu sorgulamaktan ziyade teselli etmeye çalışıyor gibiydiler. Eric Wheelsman konuşmaya başladı.

“Senin için de sıkıntılı olacak zaten.”

Vikont Ubarr’ın kızı Amiru ve Baron Chetter’ın oğlu Gilbert, söze girdiler.

“Haklı. Can sıkıcı formalitelerden hoşlanmadığınızı, duydum genç efendi Cale.”

“Bir şeyi can sıkıcı bulmanın yanlış bir tarafı yok, genç efendi Cale.”

Sanki bir çocuğu teselli ediyorlardı. Cale kendine yöneltilen cümlelere cevap verdi.

“Evet, can sıkıcı.”

“Gördünüz mü!? İşte bu yüzden!”

Pat.

Eric hafifçe masaya vurdu. Sinirlendiğinden değil de, sanki bilinç dışı yapılmış bir hareket gibiydi.

Büyüyüp bir serseriye dönene kadar tatlı küçük bir çocuk olan Cale’e baktı ve sessizce devam etti.

“İşte bu yüzden bir şey demene ya da bir şey yapmana gerek yok. Sadece rahat ol. Rahat ol ve biz senin için her şeyin icabına bakalım. Zaten can sıkıcı şeylerden ve formalitelerden nefret ediyorsun.”

Cale kafası karışmış bir şekilde cevap verdi.

“Rahat olmakta çok iyiyimdir.”

“Ha? Öyle misin? Ha tabii. Sen böylesin. Bunda çok iyisin.”

Eric gergin olmasıyla bilinirdi, ama ayrıca her şeye endişelenen de bir tipti. Çünkü, olaylar olmadan önce her ihtimali düşünmeyi seviyordu.

Başkente gelen kişinin Cale olduğunu duyduğundan beri günün yirmi dört saatinde Cale’i düşünüp durmuştu. Konuşmaya başladı. Diğerleri sanki Eric’i destekler gibi ona baktı.

“Kuzeydoğu soylularından bazıları sinirlerini bozmaya çalışabilir. Markiz Stan’e veya başka bir düke bağlı olanlar bunu kesinlikle yapacaktır. Fakat tek yapman gereken rahat durmak ve her şeyi bize bırakmak. Ne düşünüyorsun?”

Bu, Eric’in en çok endişelendiği şeydi. On temel aileden sadece bu dört aile başka bir yere bağlı değildi. Bölgenin dışındaki daha yüksek rütbe soylulara bağlı olan aileler, tüm Kuzeydoğu’yu bağlı oldukları taraflara sunmak istiyordu.

Dikkatli, hem de çok dikkatli olmaları gerekiyordu. Bu dört aile merkezde olmak zorundaydı. Kuzeydoğu’daki en güçlü grup olarak kalmak istiyorsa dört ailenin de bağlantıyı koparmaması şarttı. İşte bu yüzden zengin Henituse ailesinin başkentte bir olay yaratması söz konusu bile olamazdı.

Diğer ikisi gibi, Eric de sessizce Cale’in yanıtını bekledi.

“Harika olur.”

Cale cevap verirken yüzünde nazik bir gülümseme vardı. Eric, Cale’in içki içmediği sürece, hala o geçmişteki iyi çocuk gibi göründüğünü düşünüyordu ve sonra konuşmaya başladı.

“Veliaht prense karşı saygılarımızı sunarken hep birlikte olmayı planlıyorum. Eminim sen bunu can sıkıcı bulup hemen içki içmeye gitmeyi istersin, ama biraz sıkıntı. İlk başta doğru düzgün, normalce cevap verdiğin sürece kalan HER ŞEY ile biz ilgileneceğiz.”

‘Hmm?’

Cale sırıtmaya başladı. Ortamdaki havayı oldukça ilginç bulmuştu. Önündeki şarap kadehini aldı ve bunu yaptığında Gilbert’ın duraksadığını gördü.

Cale, bunun da tuhaf olduğunu düşünüyordu. Baş belası bir serseri olabilirdi, ama aynı tarafta olduklarından onu korumaktan başka çareleri yoktu. Konuşmaya başlamadan önce ağzını şarapla ıslattı.

“Harika.”

“Değil mi?”

Şarap kadehi şamdandaki ışığı yansıtırken, Eric’in yüzünde büyük bir gülümseme belirdi.

Cale üç soylunun sunduğu ‘hiçbir şey yapmayıp onu korumaları’ teklifini kabul etmeye karar verdi. Plan çok hoşuna gitmişti.

“Oraya gidecek, oturacak ve keyfine bakacaksın; hepsi bu!”

“Harika. Kulağa mükemmel geliyor.”

Çok iyi bir teklifti, tam da Cale’in istediği gibiydi. Bugün buraya gelmenin iyi bir fikir olduğunu düşünerek sakince önündeki yemeği yedi. Fakat Eric, Gilber ve Amiru, gardlarını indirmemişti. Cale Henituse zamanında, Kuzeydoğu soyluları toplantısında her şey iyiye giderken bile etrafa şişe fırlatmış birisiydi.

Özellikle dikkat ediyorlardı, çünkü buraya veliaht prensi Gilbert ve Amiru’nun ailelerinin bulunduğu Kuzeydoğu sahil şeridine yatırım yapmaya ikna etmek için gelmişlerdi.

“Henituse bölgesinin şarabı gerçekten mükemmel.”

Elbette, Hans’ın verdiği bilgilerden ötürü Cale, iki ailenin prensin yatırım yapmasını istediğini biliyordu. Bu dört aile, hiçbir sır saklamadan birbirleriyle bilgi paylaşırdı. Fakat Cale, prensin yatırımının mümkün olmayacağını biliyordu.

‘Yakın gelecekte batı kıtasının güney bölgesinde bir savaş patlak verecekken nasıl yatırım yapsın? Tabii söz konusu yatırım donanmayla alakalı olsaydı, işler değişirdi.’

Dört soylu yemeğe devam ederken sık sık lafladılar. Üç soylu da, Cale’in olay çıkarmadan yemeği bitirmesi karşısında biraz rahatlamıştı.

Toplantıdan herkes memnun ayrıldı.

* * * *

Choi Han eve dönüp dinlendi ve Choi Han dönünce, onu odasına çağırdı.

“Beni mi çağırdınız Cale-nim?”

“Han?”

“Gayet iyi. Neyse ki çocuklar enerjik.”

Cale, on enerjik Kurt Kabilesi çocuğunu düşündükten sonra bembeyaz kesildi. Öte yandan Choi Han rahatlamış ve mutlu görünüyordu.

“O zaman yapacak başka bir şey yok?”

“Evet?”

Cale ayağa kalkmadan önce başıyla onayladı. O an Choi Han, Cale’in pijama ya da süslü kıyafetler giymediğini gördü. Normal kıyafetler giyiyordu.

Cale yatağına doğru yürüyüp konuşmaya başladı.

“Ben biraz uzanacağım, Hans’a söyle kapıda beklemeyi bırakıp yatmaya gidebilir. Arkasına bile bakmadan gitsin.”

Choi Han, açık olan teras penceresine baktı. Aydınlık bir geceydi. Sonra Cale’e sordu.

“Dışarı mı çıkacaksınız?”

“Evet.”

Cale cevap verirken gülümsedi.

“Önceki gibi teras penceresini açık bıraktım, odama gel.”

“Anlaşıldı.”

Choi Han’ın bakışları değişti. Cale’in bir önceki gün kendisine söylediklerini anımsadı. Cale; Choi Han’a, kan içen büyücüyü nasıl bulacağını söyleyecekti.

“Sadece ikimiz mi olacağız? On ve Hong da gelecek mi?”

Choi Han ciddi bir ifadeyle sordu, ama cevap başka bir yerden gelmişti.

“Ben de geleceğim.”

Kara Ejderha, görünmezlik büyüsünü kaldırıp teras penceresinden girmişti. Choi Han, Cale’e dönmeden önce Kara Ejderha’ya baktı. Cale her zamankinden daha rahatlamış bir şekilde cevap verdi.

“Üçümüz gideceğiz.”

Çevirmen notu
Serinin bölüm düzenini merak eden arkadaşlar ana sayfadaki BÖLÜM DÜZENİ duyurusuna bakabilirler. :)