Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

29. Bölüm Sen IV

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

Cale’in aracı yavaş yavaş başkentin güneyine ilerledi. Roan Krallığı’nın başkenti Huiss. İnsanlar yaklaşan doğum günü kutlması için hazırlanmakla meşgullerdi.

Cale, hafifçe kaldırılmış perdeden dışarı baktı ve düşündü.

‘Choi Han yaklaşık üç gün içinde varmış olmalı.’

Choi Han, eğer yine deli gibi koşmazsa, üç gün sonra varmış olacaktı. Beraberinde Lock ve Rosalyn’i de getirecekti ve Lock’u alırken gizli örgütle karşılaşacaklardı ki bu gelmelerini daha da geciktirecekti.

Romanda Choi Han, önce Mavi Kurt Kabilesi’nden hayatta kalan tek kişi olan Lock ve Kurt Kral’ın kanından birileriyle karşılaşıyordu. Sonra ise, başkentteki terör olayında bir kez daha örgüte rastlayacaktı.

Choi Han’ın, Karanlık Orman’ın dışındaki ilk evi Harris köyü. Bu gizli örgüt köydeki herkesi tek tek katletmişti. Örgütle iki kere karşılaşmıştı, fakat onlar hakkında pek bilgisi yoktu.

‘Suikastçıların kıyafetlerinde yıldız yok.’

Suikast, hem Harris Köyü’nü hem de Mavi Kurt Kabilesi’ni hedeflediği için gizli örgüt suikastçı birliğini göndermişti. Bu birlik bir şey olması ihtimaline karşılık yıldızsız, siyah kıyafetler giyiyordu. Bu kişiler yakalandıkları takdirde kendi canlarını alan türden insanlardı.

Fakat başkentten itibaren işler değişecekti.

‘O kan sevici serseri de gelecek.’

Choi Han, Rosalyn ile terör olayını önlerken, gizli örgütün lideriyle iletişime geçer. Lider ve ona hizmet edenlerin hepsinin göğüslerinde kırmızı yıldız ve beş beyaz yıldız vardır.

Cale, ejderhayı kurtarırken giydikleri üniformalar hakkında Choi Han’a sunacağı bahaneyi çoktan düşünmüştü. Perdeleri tekrar kapatmadan önce, boş boş dışarıya baktı.

Mutlu vatandaşlar caddeleri süslüyordu ve caddeler çok güzel duruyordu. Tüm bu şeyler bir hafta içinde çaresizliğe düşecekti.

“Genç efendi Taylor.”

Artık, soyluların konakladığı, Huiss’in güney kısmındalardı. Cale’in aracı bir binanın önünde durdu ve Cale ayağa kalkıp çıkmaya hazırlandı.

“Konaklayacağımız yere varınca Ron her şeyle ilgilenecek. Sizin sadece bu yoldan ilerlemeniz gerekiyor.”

Konuşmaya devam ederken kapıya baktı.

“Her şeyi unut.”

Taylor ve Cage’in sesini duyabiliyordu.

“Çok teşekkür ederiz.”

“Bir dahaki sefere daha neşeli bir ortamda görüşmek üzere.”

Cale gülümsedi. Cage ve Taylor ona bakmaya devam ettiler fakat ne Cale ne de kediler onları umursadı.

Klik.

Aracın kapısı açıldı.

“Genç efendi, vardık.”

Cale, Hans ve kediler; herkes Cage ve Taylor’ı görebiliyordu ama onlara kimse bakmıyordu. Sanki onlar orada yokmuş gibi davrandılar ve araçtan çıktılar.

Cale, araçtan indiğinde aniden şoför koltuğuna doğru döndü. Ron’un yüzünde sevecen bir gülümseme vardı ve başıyla onayladı. Durumu yardımcı kahya Hans’tan duyan Ron, gerisiyle ilgilenecekti. Ron, şoföre aracı park etmesi için işaret etti.

Cale araca daha fazla dikkat etmeyerek arkasını döndü.

“Oh.”

Sonrasında hayranlıktan nefesi kesildi. On ve Hong da etkilenmiş olacaklar ki altın sarısı gözleri aşırı derecede büyüdü.

“... Beklediğimden çok daha iyi.”

Kont gerçekten de varlıklıydı. Geniş demir kapının ardında beş katlı bir ev vardı. Hatta ev ile kapının arasında bir bahçe bile vardı. Gösterişli ya da göz alıcı değildi fakat diğer soylu evlerinden kesinlikle daha pahalı görünüyordu.

İnşa edilirken çok para harcanan bir ev olduğu belliydi. Tam ortada da elbette Henituse ailesinin altın kaplumbağasının heykeli vardı.

Gııcccıırrt. Paat!

Üstünde altın kaplumabağa arması olan büyük demir kapı yavaşça açıldı. Kapıyı açan muhafız, evin uşağı ve tüm hizmetkarlar Cale’i karşılamak için sıraya dizilmişti.

“Genç efendi Cale Henituse! Başkente hoşgeldiniz!”

Bu son derece saygılı bir selamdı. Başlarını o kadar eğdiler ki yere değecekti. Görevli gibi görünen yaşlı adam çok yüksek sesli konuşuyordu, resmen ses tellerine zarar verecekti.

“Size hizmet etmek için elimizden geleni yapacağız!”

 ‘Bu adam neden böyle?’

Cale, ne olup bittiğinden hiç haberi yokmuş gibi davranan Hans’a baktı.

‘Ne döndüğünü kesinlikle biliyor.’

Hans, onların neden böyle davrandıklarını elbette biliyordu. Cale bunu sormanın can sıkıcı olacağını düşündü ve başlarındaki yaşlı adama yaklaşıp ona yardım etti. Sonra, diğer hizmetçilere baktı ve konuşmaya başladı.

“Herkes başını kaldırsın.”

Hizmetkarlar hızlıca başlarını kaldırdı. Daha önce hiç evde çalışırken Cale’i görmemişlerdi. Fakat Henituse bölgesini ziyaret edenlerden hep onun hakkında hikayeler duymuşlardı.

İşe yaramaz Cale.

Buradaki hizmetkarlar, Cale’in yanında çalışan insanları soylu ya da işe yaramaz insanlar olarak gördüğünü duymuşlardı. Bazen onlara insan gibi bile davranmazdı. Cale’in ne söyleyeceği konusunda gerginlerdi ve konuşmaya devam etmesini beklediler.

“Önümüzdeki günlerde bu kadar çok saygılı olmanıza gerek yok. İşini iyi yapan insanlara sorun çıkarmayı sevmem.”

Tüm hizmetkarların bakışları Cale’e döndü. Cale hepsinin hala sert bakıp kaşlarını çattıklarını gördü.

“Duyduğuma göre hepinizi annem seçmiş. Dedi ki, hepiniz işini gururla yapıyormuşsunuz, o yüzden işinizi iyi yapacağınızdan eminim.”

Hizmetkarların bakışları tuhaflaştı.

“Eğer bir sorununz varsa Hans’a sorabilirsiniz.”

Yeterince konuşmuştu bu yüzden her şeyi Hans’a bırakmak daha iyiydi. Ayrıca, birkaç gün sonra geri döneceğinden, bu kadar dikkat etmesinin gereği yoktu. Cale, ifadeleri daha iyi bir hal almış hizmetkarlara baktı ve yürümeye başladı.

“Hadi gidelim.”

Beş katlı binaya doğru yürürken Cale öndeydi. Bir ev sahibi, evine ilk defa girerken evin bahçe girişinden kapısına kadar bizzat yürümeliydi. Bu, bölgenin sahibi olduklarını gösteriyordu.

Veliaht prens kral olduğunda, prens, yani kral, kale kapısından tahtının bulunduğu saray merkezine kadar yürümüştü. Bu da benzer bir mantıktı.

Kont Deruth ve Kontes de daha önce böyle evlerine yürümüşlerdi fakat bu büyük evin sahibi artık Cale idi.

Gııccııırrtt-

Üstünde altın kaplumbağa olan büyük demir kapı kapandı. Aynı anda, her zaman olduğu gibi, çevredeki soylulara Henituse ailesinin temsilcisinin geldiği haberi gitmişti. Bu, Cale’in vardığını saraya bildirişinden daha çabuk gerçekleşmişti.

Bu yüzden, Kuzeydoğu soyluları meclisinin üyeleri olan bu üç kişi endişelenmeye başlamıştı. Beraber çay içerken kaşlarını çattılar.

“Aahh... Genç efendi Basen yerine genç efendi Cale gelmiş. Bu, işleri karıştıracak.”

“Ama bizden biri olduğu için onu yanımızda taşımamız lazım.”

“Doğru. İşe yaramazın tekinin bile bizim yanımızda olay çıkarmayacağına eminim.”

Tarafsız Henituse ailesi ve iyi, fakat taviz vermeyen Basen. Bir yanda da Henituse ailesinin işe yaramazı Cale. Tüm kuzeydoğu aileleri arasından Henituse ailesiyle yakın bağları olan bu üç kişi gelecekleri için iyi bir karar vermek istediler.

“Sadece onu koruyup saçma bir şey yapmasını önlememiz gerekiyor. Önce onunla buluşalım sonra bakarız.”

Onlar için Cale, su kenarında yürüyen ve korumaya ihtiyacı olan bir çocuktu. Ama diğer yandan tehlikeliydi ve her koşulda bir olay çıkartabilirdi. Hemen Cale’in evine bir davet mektubu gönderdiler ve o günün akşamında, davetiye Cale’e teslim edildi.

“Peh.”

Cale aşırı derecede rahatsız olarak mektubu masaya fırlattı.

“Gitmeyecek misiniz?”

“Gitmesem olur mu?”

“Hayır. Bu, Kuzeydoğulu soylular buluşması.”

“Biliyordum.”

Soylular bilgi almakta gerçekten çok hızlıydı. Aynı şekilde Cale de öyleydi. Hans, ev yöneticisinden aldığı dökümanları Cale’e verdi.

“Bu, şu an başkentte olan soyluların listesi.”

“Güzel. Ron diğer şeyin icabına baktı mı?”

Hans, Cale’in sorusuna kısaca cevap verdi.

“Evet.”

Cale bu cevaptan memnun kaldı. Taylor için çok hazırlık yapmıştı. Peruk, cübbe, Stan ailesinin arması olmayan bir tekerlekli sandalye ve hatta para. Taylor’a her şeyi düzgünce vermişti. Para dışında. Diğer her şeyin teslimatıyla Hans ilgilenmişti.

“Aferin. Git biraz dinlen.”

“Emredersiniz efendim. Dinlensem iyi olur.”

Hans, kendisine dinlenmesi söylendiğinde hayır diyecek birisi değildi. Hans hızlıca çıkmaya çalışırken Cale bir şey daha söyledi.

“Hah, bana yiyecek bir şeyler de gönderttir.”

“Emredersiniz efendim.”

Hans, Cale’in yemek odasına inmeyeceğini gösteren cümlesine hızlıca cevap verdi ve kısa bir süre sonra Cale’in odasında bir ziyafet verildi. Cale terasa çıkmadan önce yemeklere hayranlıkla baktı. Et, tatlı ve şarap vardı.

Odası üçüncü kattaydı. En çok güneş ışığı alan oda buydu. Terasa açılan büyük pencereyi açtı ve seslendi.

“Gel içeri.”

Camı açık bırakıp yanındaki masaya oturdu. Cale, hemen sonra bir çift yaprağın havada süzülüp Cale’in karşısındaki sandalyeye indiğini gördü.

Ejderha, üstüne yapışan birkaç yaprakla odaya girmişti.

On ve Hong, görünmez ejderhanın sağ ve solundaki sandalyelere kurulmuşlardı.

Cale şarabı açıp onlara yemesini söylemeden önce üçüne de baktı.

“Hadi yiyin.”

Kırmızı şarap kadehe doldu.

“Bize malzeme getirdin durdun ama hiç yemek yemedin.”

Cale konuşmaya devam ederken kadehi dudaklarına götürdü.

“Eminim bizi takip etmek kolay olmamıştır.”

Kara Ejderha o anda görünmezlik büyüsünü kaldırdı ve kendini gösterdi. On, ejderhanın üstündeki yapraklardan kurtulmasına yardımcı olurken Hong da ejderhanın ağzına Beacrox’un pişirdiği biftekten bir parça tıktı.

Bu üç hayvanın da ortalama yaşı yedi idi. Cale üçünün de yemek yiyişini izledikten sonra önlerine biraz daha yemek itti. Cale’in bu kadar iyi davrandığını gören On ve Hong duraksarken, Kara Ejderha çiğnemeyi bırakıp Cale’i incelemeye başladı.

Cale düşünürken bir yudum daha aldı.

‘Gelecekte çok çalışacaklar.’

Onun için çalışacaklarından, onları en azından iyi beslemeliydi. Hepsi de çok küçük olduğundan mıdır bilmiyordu ama Cale, yanında ortalama kişilerden çok daha güçlü yaratıklar olmasına rağmen uzun süredir ilk defa rahat hissetti.

“Keşke böyle kalabilsem, çok güzel olurdu.”

Bu büyüklükte bir ev, böyle lezzetli yemekler ve rahatlamak için zaman. Cale bu üç şeyle hayatın ne kadar güzel olabileceğini düşündü.

Amacı, Basen resmi varis olduğu an böyle yaşamaya başlamaktı. Cale bir kez daha kararını verdi, ardından gidip köşedeki sihirli müzik kutusunu çalıştırdı.

Cale şaraptan bir yudum daha alırken aşina olmadığı bir müzik çalmaya başladı. Gökyüzünün karardığını görebiliyordu.

“Bu harika.”

‘İşte yaşamak bu.’

Cale’in yüzünde rahatlamış bir gülümseme vardı. Tam o anda,

Tak. Tak. Tak.

Kara Ejderha anında tekrar görünmez oldu ve kediler de yüzlerini temizlemeye başlayarak normal birer kedi gibi davranmaya başladılar. [1]

Cale kapıya doğru ilerledi.

“Ah.”

Şşırinkk.

Ayağa kalkarken yanlışlıkla şarap şişesine çarptı ve şişe yere düşüp paramparça oldu. Halı da kırmızı şaraptan ötürü lekelenmeye başladı.

‘... İçimde kötü bir his var.’

Sebepsiz yere içine kötü bir his doğmuştu. Hızlıca kapıya ilerledi.

‘Neden şimdi böyle uğursuz bir hisse kapıldım?’

Cale çözemiyordu.

‘Choi Han mı acaba? Hayır o olamaz. Tabii yine deli gibi koşmadıysa. Buraya gelebilmiş olmasının imkanı yok. Üç gün daha burada olmayacak.’

Choi Han gibi birinin yaralı Lock’u bu kadar hızlı yürütmesi imkansızdı. Choi Han’ın yanında Cale’in verdiği iksirler olsa bile; kurt kabilesi, tanrılar tarafından reddedilmişti. İksirler de ilahi güç ile yapıldığından, onlar üzerinde işe yaramazdı.

Ayrıca romanda ilk başta büyülerini saklayan dikkatli kişi Rosalyn de olamazdı; hepsini birden başkente ışınlamak için ileri seviye büyü kullanmasının imkanı yoktu.

Fakat en önemlisi; Cale, Choi Han’a başkentte kalacağı oteli açıkça söylemişti. Geri kalanıyla ilgilenmek için Ron ve Beacrox’tan ayrılmadan önce, Choi Han’la orada buluşacaktı.

‘Doğru. Bu kötü hissin tek sebebi Ron ve Choi Han gibi insanların etrafında çok fazla vakit geçirmek.’

Cale kendisini sakinleştirdi ve kuvvetle kapıyı açtı.

“...Sen.”

Kapıyı açar açmaz Cale’in kalbi duruyordu. Telaşlı ve çaresiz bir ses hızla Cale’in kulaklarına ulaştı.

“Cale-nim. Özür dilerim. Aklıma gelen tek kişi sizdiniz.”

Choi Han karşısında çaresizce dikiliyordu. Buraya çok hızlı gelmiş olmalıydı ki bu yüzden berbat haldeydi.

Cale, hayatındaki en korkunç şeyi görmüş gibi hissetti. Choi Han’ın yanında yüzünde aynı onun gibi bir ifade olan, ama kafası karışık Hans vardı. Fakat Cale, Choi Han ile beraber gelen bu adamın yanı sıra, Choi Han’ın sırtındaki kişiyi görünce hemen kapıyı açtı.

“Şimdilik içeri gelin.”

Choi Han’ın arkasındaki kişi Kurt Kabilesi üyesi olan Lock’tan başkası değildi.

“Onu da getir.”

Mavi Kurt Kabilesi’nden, Kurt Kral’ın varisi Lock tehlikeli bir durumda görünüyordu.

Lock hayatında ilk defa vahşet dönüşümü geçirmeden önce çok acı çekiyordu. Cale, romanda bir yıl sonra ortaya çıkan bu durumun neden şimdi olduğunu bilmiyordu. Fakat, etraftaki herkese baktı ve tek bir şey söyledi.

“Endişelenme.”

Çevirmen notu
1: Bunun gibi bir şey https://www.youtube.com/watch?v=8J_Bl9f-MTA