Sonsuz uyku seninle olsun sezer
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
26. Bölüm Sen I
Üçü de normal değildi. Biri aptal bir ejderha, diğeri aforoz edilmek isteyen deli bir rahibe ve diğeri de Markiz Stan’in ailesinden bir serseri.
“Aahhh!”
Cale iç çekmeden duramadı. Başını aşağı eğdi ve yeniden kaldırınca etrafın daha sessizleştiğini gördü. Bu sessizliğin tuhaf olduğunu düşünerek Hans’a baktı.
Hans tuhaf bir şekilde gülümsedikten sonra sürücü Tom ve aracın penceresinden bakan Taylor’a doğru gizlice bir hareket yaptı.
Taylor konuşmaya başladığında yüzünde acı bir gülümseme vardı.
“Eğer ekibiniz için uygun değilse, gidebiliriz.”
Markiz ailesinin en büyük ve aileden kovulan oğlu. Bacakları felç olduktan sonra lüks ve güç sahibi Taylor’ın hayatı tam tersine dönmüştü; artık ailesinin sadece hayatta kalması için en düşük seviyede destek verdiği biriydi.
Stan ailesinde Markiz varisinden başka herkesin anında öleceğini bilen soylular baş belası olarak gördükleri Taylor’dan uzak duruyorlardı. Hatta Venion’a ve diğer kardeşlere yalakalıp yapmak için gözleri önünde Taylor’u görmezden gelmişlerdi. Şu anda Taylor’ın durumu, baronun ailesinin piç oğlundan bile daha beterdi.
Taylor, Henituse ailesinin işe yaramaz oğlu Cale’i biliyordu. Henituse ailesinin yadigarı, aynı zamanda aile sembolü altın kaplumbağaydı ve kırmızı saçlı yakışıklı genç bir oğulları vardı. Bu tanıma Cale’den daha iyi uyan başka kimse yoktu. Hiçbir gruba dahil olmayan Kont Henituse gibi birisi bile, Taylor’la bir arada bulunmaktan çekinebilirdi. Vücudu felç olduktan sonra herkes böyle davranıyordu.
Taylor, Cale’in iç çekişini duyduktan sonra durumun gerçekliğini hatırladı. Ama tam o anda;
“Neden gidesiniz ki?”
Cale, Taylor’ın aracına doğru sakin bir ifadeyle yürüdü.
“Burası benim mülküm değil. İkimiz de aynı yolda seyahat ederken böyle çocukça bir şey yapmam.”
Cale ve Taylor göz göze geldi. Sonra Cale hızlıca Taylor’ın aracının içine bir göz attı.
‘Kız da burada.’
Deli rahibe Cage, onu aracın içinden izliyordu. Cale, onun büyülerinin ne kadar korkunç olduğunu okumuştu. Hatta bazıları onun büyülerinin bir Ruh Çağıran’la, yani o lanetli mezhep üyeleriyle aynı seviyede olduğunu söylüyordu.
Cale başını farklı bir yana çevirdi ve elini uzattı.
“Ben Henituse ailesinden Cale Henituse.”
Taylor, aracın dışından içeriye uzanan ele baktı. Sonra Cale’in sakin ifadesine süzdü..
Klik.
Taylor aracın kapısını açtı. Münasip olan görgü kuralı onun selamı almak için araçtan dışarı çıkmasını gerektiriyordu.
“Bacaklarım yüzünden dışarı çıkmam biraz zor.”
“Farkındayım.”
Taylor, görgü kurallarını çok önemsemeyen Cale’e baktı ve elini sıktı. Kısa bir tokalaşmaydı.
“Tanıştığımıza sevindim, genç efendi Cale.”
‘Hiç de bile.’
Cale bu tanışmadan hiç memnun değildi. Hemen geri dönmeyi tercih ederdi, çünkü Cage’le tanıştırılmak istemiyordu. Maalesef Taylor, oldukça saygılı birisiydi.
“Bu benim yoldaşım Cage-nim. Sonsuz Uyku Tanrısı’nın bir mürididir.”
Sonsuz uyku. Bu ölüm için kullanılan bir terimdi. Cale iç çekmesini durdurdu ve Cage’e baktı. Cage, incelikle düzgün bir rahibe gibi onu selamladı.
“Tanıştığımıza memnun oldum genç efendi Cale. Benim adım Cage. Gecenin huzuru her zaman sizinle olsun.”
‘Gecenin huzuru.’ Bu, Ölüm Tanrısı’nın müritlerinin halka verdiği normal bir selamdı.
‘Götümün huzuru.’
Gecenin huzurunu bırak, Cale bu gece doğru düzgün uyuyamayacaktı bile. Cale, kibarca gülümseyen Cage’e bakarken, limonata içiyor gibi hissetti.
‘Çok sinir bozucu olduğunu düşünmesine rağmen tamamen iyi ve masummuş gibi davranıyordu. Aforoz edilmek istemesinin bir numaralı sebebi buydu.’
Oyunculukta çok iyiydi. Cale, yüzünde hala bir rahibenin tipik gülüşü olan Cage’e gülümsedi ve kendine güvenerek cevap verdi.
“Ben tanrıya inanmıyorum.”
Cage’in bakışları merakla doldu. Bakışları, ne tür bir insan bir rahibeye karşı böyle delice şeyler söyler diye sorar gibi bakıyordu, ama yine de hoşgördü. Cale, rahibenin onu bir serseri olarak bilmeye devam etmesini istiyordu.
“İlginç bir insansınız.”
“Sanırım biraz öyleyim.”
Cale, gelişigüzel cevap verdi ve aracın etrafına bakındı. Markiz’in en büyük oğlu için oldukça külüstür bir araçtı. Sadece bir şövalye, sürücü olarak da görev yapan bir hizmetkar ve Cage ile Taylor’ın ikisi.
‘Kesin parası da yoktur.’
Taylor, Yapboz şehrindeki evin etrafına büyü araçları koymak için muhtemelen çok para harcamıştı. Markiz’den çok yardım almadığından acil durumlarda kullanacağı bir birikmişi de yoktu. Harcamaları azaltmak için muhtemelen elinden gelen her şeyi yapıyordu.
Taylor, Cale araca bakarken, utancını gizlemek için gözlerini kapattı. Cale buna çok anlam veremedi ve düşünmeye başladı.
‘Muhtemelen benim mesajımdan ötürü başkente doğru ilerliyorlar.’
Nereye gittikleri çok belliydi. Kraliyetle buluşmaya başkente gidiyorlardı.
“Hans.”
“Emredin genç efendi.”
Cale, Hans’a yaklaşarak belli belirsiz bir emir verdi.
“Onlara yardım et.”
“Emredersiniz, efendim.”
“Bizimkinin yanına ayrı bir kamp alanı hazırlayın, bir de onlar için ayrı yemek yapın.”
Onlarla yemek yemek ya da aynı kamp alanını paylaşmak istemiyordu.
“Ve beni arama. Her şeyle sen ilgilen.”
Gelip iletişim kurmalarına yol açacak bir durum yaratmak istemiyordu. Elbette, işlerin istediği gibi yürümeyeceğinin farkındaydı.
“Emredersiniz. Size nasıl hizmet ediyorsam onlara da aynı şekilde hizmet edeceğim, genç efendi.”
“Her neyse. Bana bir içki getir.”
‘Noldu da bir anda böyle istekli oldun?’
Cale, aniden şevkle dolan Hans’a sadece baktı ve veda ederken Taylor’a hafiften eğildi.
“O zaman ben gideyim, genç efendi Taylor.”
“Cömertliğiniz için teşekkürler, genç efendi Cale.”
“Önemli değil.”
Cale, yüzünde meraklı bir ifade olan Taylor’a arkasını döndü ve hiçbir yere bakmadan hemen aracına döndü. Yanında yürüyen Yardımcı Yüzbaşı’ya emir verdi.
“Görünüşe göre sadece bir tane şövalyeleri var. Yardımcı Yüzbaşı, onları koruma görevini de sen al.”
“Emredersiniz, genç efendi.”
Cale; Yardımcı Yüzbaşı’nın, Taylor’ın şövalyesine araca dönmeden önce söylediği şeyi doğruladı. Bu geceki nöbet görevi içindi. Cale, şövalyenin ifadesinin araca girmeden önce parlak bir hal aldığını gördü.
Klik.
Kapı, gürültülü bir klik sesiyle kapandı. Ses yüzünden herkes üstünde altın kaplumbağa amblemi olan araca baktı ve sonra kendi işlerine devam ettiler. Sadece Taylor ve Cage bakmaya devam etti, çünkü yapacak işleri yoktu.
İki kedi yavrusu, Cale’i aracın içinde selamladı.
“Bilmiyormuş gibi davranın.”
“Ejderha gibi mi?”
“Evet.”
Kediler anladıklarını göstermek için birbirlerini başlarıyla onayladılar. Cale kollarını birleştirip gözlerini kapamadan önce kedilerin baş salladığını gördü.
‘İyileştirici Yıldız.’
Cage ve Taylor’a yazdığı mektuptaki antik gücün adı buydu. Cale, Plaza Terör Olayı’ndan dolayı bu gücü öğrenmişti.
‘İyileştirici Yıldız’, herhangi bir yaralanmayı veya hastalığı tedavi edip vücudu orijinal ve sağlıklı durumuna getiren tek kullanımlık bir güçtü. Gücün sahibi Veliaht Prens’ti. Bunu ona ölen kraliçe vermişti.
Plaza Terörü Olayı esnasında gizli örgüt, kraliyet aileleri toplandığında hamlesini yapmıştı. Aynı zamanda başkent çevresinde ve plazada büyülü bombalar patlattılar.
Romanda, Choi Han olayın sadece yarısını durdurabiliyordu. Bu başlı başına harika bir başarıydı ve kraliyet onu kahraman ilan etmişti, ama Choi Han bombaların kurbanı olanları düşündükçe gizli örgütten iyice nefret etmeye başlamıştı.
‘O zamanlarda, gizli örgüt olay esnasında bazı insanların üstüne bomba yerleştirmişti.’
Choi Han ve dahi büyücü Rosalyn insanları bombalardan koruyup kaçmalarına yardım etmişlerdi. Fakat, Choi Han’ın kurtarmayı başaramadığı bir yaşlı adam vardı.
Adam üstündeki bombadan kurtulmaya çalışırken sağ kolunu ve sağ bacağını kaybetmişti ve bu durum Choi Han’ın çok canını sıkıyordu. Yaşlı adamın acı içindeki bedenini görünce, Veliaht Prens’in aklına ‘İyileştirici Yıldız’ gelmişti. Bu güç, romanda ilk olarak böyle ortaya çıkıyordu.
Prens elbette antik gücü yaşlı adamın üzerinde kullanmadı. Onun yerine, yaşlı adamın ölümünden kendini sorumlu hisseden Choi Han’ı teselli etmeyi tercih ederek onu bir kahraman misali kollarına alıp havaya kaldırdı.
‘Gayet normal.’
Cale, prensin yanlış karar verdiğini düşünmüyordu. Gücü kendine saklamak istemesine kim ne diyebilirdi? Elbette onun yerinde Choi Han ya da Rosalyn olsaydı, gücü yaşlı adam için kullanırlardı.
“Bu arada, küçük ejderha kardeş hala bizi takip ediyor mu?”
Cale, Hong’un sorusunu başıyla onayladı.
‘Madem durum böyle, ejderhayı da kendi yararıma kullanabilirim.’
Asıl planı ejderhayı kurtarıp sonra ondan ayrılmaktı, ama ejderha onu köpek yavrusu gibi takip ediyordu. Dolayısıyla onu değerlendirebilirdi. Geçen birkaç gece boyunca ejderhayı nasıl kullanabileceğini çoktan düşünmüştü bile.
Cale, romanda Choi Han’ın bulduğu sihirli bombaların beş tanesinin yerini biliyordu, ama patlayan diğer beş tanesinin yerleri hakkında şüpheleri vardı.
Beş adet büyülü bomba Rosalyn’in muazzam mana tespit etme yeteneğiyle teker teker bulunmuştu.
Fakat şimdi, Cale’in peşinde kaybolmuş bir ördek yavrusu gibi dolanan ve mana tespit etme konusunda Rosalyn’den katbekat daha iyi olan bir canlı vardı.
“Çok işime yarar.”
Kediler bu sözü duyunca duraksadılar, ama Cale ejderhaya başkentte yaptıracağı işleri düşünürken bunu görmemişti. Bunlar hakkında en ufak bir fikri olmayan ejderha, bu sabah bir kez daha kamp alanına bir yaban domuzu bırakmıştı.
Gece geç saate kadar başkentte yapacaklarını planlayarak uyuya kalan Cale, dışarıdaki yaban domuzuna bakmak için dışarı çıktığında bir gariplik fark etti.
Geçen gece yemeğini aracında yiyip, yine aracında uyumuştu. Taylor ve ekibiyle herhangi bir etkileşime girmemek için elinden geleni yapıyordu. Haliyle, bu garip ve karanlık atmosfere anlam veremedi.
“Hans. Neler dönüyor?”
Hans tuhaf bir şekilde gülümsedi ve Cale’i selamladı. Hans da, Cale’in grubundaki diğer insanlar gibi onlara getirilen et ve meyveler hakkındaki şüphelerini hızla unutuyordu.
Cale, Ron’un konu hakkında ne düşündüğünü bilmemesine rağmen, Cale ve Choi Han bunun sorun olmadığını söylediği için herkes buna uygun davranıyordu. Beacrox’u ikna etmek basitti, çünkü her sabah güzel malzemelerin gelmesi onu hep heyecanlandırıyordu.
“Hah, genç efendi, sonunda uyandınız mı?”
Hans, Cale’e yaklaşmadan önce yavaşça Taylor ve Cage’e göz attı.
“Şey, genç efendi Taylor yanlış bir fikre kapıldı sanırım.”
“Yanlış bir fikir?”
Cale; yaban domuzunu, tekerlekli sandalyedeki Taylor’ı ve onu arkadan iten Cage’i görebiliyordu. Konuşacağı esnada ölü yaban domuzuna yaklaştı ve tekerlekli sandalyenin yanında dikildi.
“Neler oluyor?”
Ejderhanın bıraktığı yaban domuzu her zamanki gibi kocamandı. Bir kaplandan büyüktü, böyle bir yaban domuzu Beacrox’u çok heyecanlandırırdı.
Ve her zamanki gibi domuzun yanında bir çizim vardı. Ejderha, çatal çizmeyi muhtemelen sinir bozucu bulmuştu, çünkü bu sefer sadece bıçak çizimi vardı.
“...Genç efendi Cale, özür dilerim.”
Ne çeşit bir deli saçmasıydı bu böyle?
Taylor yüzünü yaban domuzundan Cale’e çevirdiğinde, özür mahiyetinde gülümsedi.
“Sanırım beni buldular.”
Buldular mı? Ardından Cale, Cage’ın sinirle mırıldandığını duydu.
“Gizli gizli çıktık, bu nasıl olur? Tespit edemediğim biri mi vardı? Olacak iş değil.”
‘Senin seviyendeki biri bir ejderhayı nasıl tespit etsin?’
Cale, ne olduğunu anlamaya çalışmaktan sıkılmıştı.
Birisi ya da bir şey, bu büyük yaban domuzunu yakalayıp rahibe Cage ya da başka birine yakalanmadan onu buraya atmıştı. Bunu yapmak için gereken güç ve gizlilik, sadece bir üstadın sahip olabileceği şeylerdi. Yerde yatan bu güç gösterisinin yanında bir de bıçak çizimi vardı.
Cale için küçük bir bıçaktı, ama diğerleri oldukça büyük olduğunu düşünüyordu. Cale, üzüntü ve çaresizlikle kendisine bakan Talor’a döndü.
“...Genç efendi Cale, bu olay-.”
“Beacrox.”
Cale, Beacrox’u çağırdı.
Markiz Stan’in ikinci oğlu Venion şu anda muhtemelen çok meşguldü. O adam engelli ağabeyine neden dikkat etsindi ki? Venion’un İyileştirici Yıldız’dan haberdar olması muhtemel değildi.
“Evet, genç efendi.”
Mutfak bıçağı elinde hazır orada bekleyen Beacrox, yüzünde büyük bir heyecanla cevap verdi.
“Sanırım sabah kahvaltısında biftek yiyeceğiz.”
Cale’e boş gözlerle bakan Taylor aniden konuşmaya başladı.
“...Yine mi?”
Cale başıyla onayladı ve cevap verdi.
“Grubumuzda bize yemek getiren birisi var.”
“...Kim o?”
Cale homurdandı ve sonra cevap verdi.
“Şaşırtıcı bir şekilde utangaç olduğu için onu göremeyeceksiniz.”
Cale, kamp alanının az ilerisindeki ağacın yapraklarının aşağı yukarı hareket ettiğini gördü ve başını salladı. Cale’in başını sallamasından dolayı Taylor ve Cage utançtan kızardı.
“Öhö, a-anlıyorum. Sanırım yanlış bir fikre kapıldık.”
“Sizin suçunuz değil. Beacrox harika bir aşçıdır, gitmeden önce biraz biftek yiyin lütfen.”
Beacrox domuzu okşamayı bırakıp Cale’e baktı. Cale, Taylor’ın sonraki söylediği şeyden dolayı başını çevirdi.
“Genç efendi Cale, duyduğuma göre başkente gidiyorsunuz. Eğer sizin için de sorun değilse, arkanızdan takip edebilir miyiz?”
‘Böyle olacağını biliyordum.’
Varsayımları doğru çıkmıştı.
“Sizin için en iyisi neyse onu yapmaktan çekinmeyin.”
Mektubu onun yazdığını öğrenmelerine imkan yoktu. Yine de, eğer olaylar böyle olacaksa, başkente kadar onlarla ilgilenip onları kendine borçlu çıkarabilirdi.
Eğer fırsatı doğru kullanırsa, bu ikili gelecekte çok işine yarayabilirdi.
“Teşekkür ederiz. Başkente yaklaşana kadar sizin gözetiminiz altında olacağız.”
Cale, Taylor’ın sözlerine hafiften sırıtmaya başladı.
‘En azından tamamen akılsız değil.’
Başkente yaklaşana kadar. Taylor Cale’in ya da Kont Henituse’nin kendisine yardım ettikleri için Venion ya da Markiz Stan ile başlarının derde girmeyeceği bir bölgeye kadar yardım istiyordu. Eğer başkente beraber girerlerse her türlü problem baş gösterebilirdi.
“Onu sonra belirleriz.”
Elbette Cale’in daha farklı bir fikri vardı. Sihirli kutunun içinde Cale tarafından kullanılmayı bekleyen bir sürü eşya vardı hala.
“Tabii. Ne zaman size uygun olursa o zaman bize söyleyebilirsiniz, genç efendi Cale.”
“Elbette.”
Taylor ve Cage, gelişi güzel cevap veren Cale’e merakla baktılar. Fakat Cale onların bakışlarından kaçtı ve Hans ile konuşmaya başladı.
“Yemeğimi araca getir.”
“Emredersiniz efendim.”
Cale araca geri dönüyordu. Tam o anda, birisi seslendi.
“Genç efendi Cale.”
Bu Cage’di. Cale’e doğru yürüdüğü sırada kaşları çatıktı; sıkıntılı görünüyordu.. Cage’in yaklaştığını gören Cale’in ağzında acı bir tat belirdi.
“Sizin için ne yapabilirim rahibe?”
“Gerçekten de hiçbir tanrıya inanmıyor musunuz?”
‘Şimde ne halt istiyor bu?’
“Evet, hiçbirine.”
“...Anlıyorum.”
Cale, Cage’in cevabını duyduktan sonra hızla aracına yöneldi. Cage, Cale’in gidişini izlerken, Taylor da onun yanına geldi.
“Neler oluyor?”
Cage, tapınaktan olmayan ya da yakın arkadaşlarının dışındaki insanlarla çok nadir iletişim kurardı. Dolayısıyla Cale ile temas kurması ve ona kaş çatması Taylor’ın garibine gitmişti. Kadın başını salladı ve acı bir ifadeyle cevap verdi.
“Çok tuhaf.”
“Tuhaf olan ne?”
“Şey, yani.”
Cage başının arkasına dokundu.
“Ölüm Tanrısı’nın bana acıyan bir hisle başımın arkasını sevdiğini hissediyorum.”
“...Nasıl bir his o? İyi uyuyamadın mı?”
“Belki de.”
Cage, Cale’e her baktığında böyle hissediyordu. Daha önce sadece tapınak onu yeni bir tapınak inşa etmek için ağır iş yapmaya zorladığında böyle hissetmişti. Yorgunluktan yığılıp kaldığında aynı şeyi hissetmişti ve Ölüm Tanrısı onu endişeyle izliyordu.
‘Genç efendi Cale’in bize o tapınaktaki gibi emirler yağdırmasına imkan yok.’
Cage, Taylor’un iyi uyku hakkındaki sorusunu doğru buldu ve içindeki hissi atmaya çalıştı.
Böylece Cale’in ekibi büyüdü ve başka bir olay olmadan başkente doğru hareket etmeye devam ettiler.
Cale ne zaman araçta oturmaktan sıkılıp dışarı çıksa, Taylor’ın ekibini ona bakarken buluyordu, ama herhangi bir sohbette bulunmak istemiyorlardı.
Başkentten bir günlük mesafede bulunan bir hana varana dek böyle seyahat etmeye devam ettiler.
“Genç efendi Cale, içkiyi seviyorsunuz değil mi?”
Taylor ve Cage, Cale’i aramaya gelmişti.
“Sizin için ne yapabilirim?”
Cale, gecenin bir vaktinde burada ne işleri olduğunu merak ediyordu, ama yüzündeki ifade hiç tuhaf değildi. Taylor, Cale’in bu tutumuna karşı gülümsedi.
“Cale Henituse, alkolsüz bir gün bile yapamayan işe yaramaz herif.”
Taylor, Markiz varisi iken, soylular hakkındaki tüm bilgileri de toplamıştı. Cale’in bilgileri o kadar eşsizdi ki unutmasına imkan yoktu.
“Fakat hepsinin bu olduğunu sanmıyorum.”
Ama Cale, bilgilere kıyasla çok farklıydı.
Aracın içinde kaldı, ki bu onları daha huzurlu hissettiriyordu; ayrıca onlara en leziz atıştırmalıkları verecek kadar nazikti. Bu yetmezmiş gibi hizmetkarları da ona güvenip peşinden ayrılmıyorlardı.
En önemlisi, ikisine de normal insan gibi davranıyordu.
“Söylenenlerden farklısınız.”
Artık başkente fazla mesafe kalmamıştı. Taylor ve Cage’in yarın sabahtan sonra gizli gizli hareket etmesi gerekecekti. Elbette kraliyet mülküne girdikleri anda kendilerine güvenen bir şekilde yürümek zorunda kalacaklardı. Fakat bu olaydan önce, araştırmaya hazırlandıkları bir çok konu vardı. Bununla birlikte orijinal planlarından farklı hareket etmeye karar vermişlerdi.
Bir haftadır Cale Henituse’yi gözlemliyorlardı. Bu kişi artık Taylor ve Cage’in zihninde yer etmişti.
“Genç efendi Cale. Biz ayrılmadan önce birer kadeh içmeye ne dersiniz?”
…….
Magnec