Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

13. Bölüm Aldım Onu VI

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

 

Fakat bu memnuniyetin ardından, Cale aniden ensesinde bir ürperti hissetti. Çünkü Ron, limon çayını hiç şikeyet etmeden içmişti.

Klink.

Bir çay fincanının masaya konduğunda çıkardığı ses neden bu kadar yüksekti? Neyse ki, bu sadece Cale’in paranoyası değildi. Sessizce çayını yudumlayan Choi Han da kaşlarını çattı.

“Neden çayını biraz daha sessiz içmiyorsun?”

Ron, Choi Han’ın daha saygılı bir tonla konuşmadan önce Cale’e şöyle bir baktığını görünce kahkahasını bastırdı. O gün, Choi Han için uygun bir kılıç bulmuştu. Beacrox’un bıçağını yapan demircinin yaptığı bir kılıçtı.

‘Denemek ister misin?’

‘Mutfak bıçağıyla adam kesen biriyle kavga etmeyeceğim elbette.’

Ron’un oğlu Beacrox, Choi Han o kılıcı alıp da onunla dövüşsün diye dırdır ediyordu. Çünkü Beacrox, Choi Han’ın gücünü son olayda biraz anlamıştı ve dahasını bilmek istiyordu. Fakat, Choi Han sürekli reddediyordu.

‘Ho, ne komik bir serserisin. Ne yani, seninki gibi kanlı bir kılıç mı getireyim illa ki?’

Choi Han bir anlığına gözlerini kapattı ve kendini onaylar gibi cevap verdi.

‘Ben, ben, artık koruyup kollayan kişi olacağım. Bunu benim bile yapabileceğimi söyledi.’

‘Ne saçmalıyorsun?’

Ron, Choi Han’ı takip edip Cale’ı görmeye gitmeden önce, Choi Han ile oğlunun tatlı atışmasını izlemişti. Böylesine değerli bir şey duymayı beklemiyordu.

‘Ölene kadar işe yaramazın teki olarak yaşayamam.’

Ron limon çayını içerken, aklından bunlar geçiyordu. Fakat dışarıdan, Choi Han’a sert sert bakıyormuş gibi görünüyordu. Cale, bu sahneyi hoşnutlukla izledi.

Ron ve Choi Han’ın ilişkisi, “Bir Kahramanın Doğuşu” kitabında aynı böyleydi. Her an birbirlerinin boğazını sıkmaya hazırlardı, ama yine de beraber seyahat ediyorlardı. Bir anlaşma ile bağlı olmalarına rağmen, aynı zamanda birbirlerine güvenebileceklerini de biliyorlardı.

Cale, dayak yemediği için birçok olayın değiştiğini düşünüyordu, ama aralarındaki ilişkiler kitaptakiyle aynı gelişiyor gibiydi.

‘Olayların biraz değişmiş olması can sıkıcı, ama hayatım her şeyden daha önemli. Romanın hayatımı yönlendirmesine izin veremem.’

Cale’nin önceliği kendi hayatıydı. İkincisi ise bölgesinde yaşayan herkesin huzur içinde bir hayat sürmesiydi. Bir insanın başka neye ihtiyacı olur ki?

“Tatlı çaylar gerçekten harika.”

Ron, Cale’in mutlulukla söylediği sözler karşısında duraksadı.

Dışarıdaki yağmur dinmezken, çay saati sona erdi.

“Sanırım bir sonraki görüşmemiz başkentte olacak.”

Cale, çaydan sonra üçüncü kattan aşağı inerken onu selamlayan Billos’a başını salladı.

“Bir süre boyunca, buraya her gün geleceğim.”

“Öyle mi? Kitap okumak için mi?”

“Canım artık ne yapmak isterse.”

“Ne zaman isterseniz ziyaret edebilirsiniz. Bu çay dükkanının kapıları size her zaman açık, genç efendi.”

Billos, söylediklerini duymamış gibi yapan Cale’in yürüyüp gitmesini merakla izledi. Ron, onları sessizce arkadan gözlemliyordu.

Flynn Tüccar Loncasının piçi. Çok yetenekli olduğu için ailenin piç olmayan çocukları onu tehdit olarak görmüştü. İşte bu yüzden Billos, Henituse bölgesindeki bu uzak ama yine de verimli bölgeye gelmişti.

Aile adı “Flynn”i bile kullanamıyordu.

Ron, Cale’in açgözlü Billos’a dostça davrandığını izlerken cıkladı. Çünkü kendi kendine, ‘Bu köpek yavrusu genç efendi, Billos’la arkadaşlık kuruyorsa bundan bana ne?’ diye düşünüyordu.

“Sanırım birinden hoşlanmasan bile onunla ilişki kurabiliyorsun.”

“Aramızdaki hoşnutsuzluğun bir ilişkiye dönüşmesini istemiyorum.”

Ron, hiçbir fikri olmayan Choi Han’ın yanlış anladığını görünce iç çekti.

“Sen değil, serseri.”

Ron’un bakışları Cale’in üstündeydi.

Ron zaten başkente gitmeyi planlıyordu. Çünkü içinde kötü bir his vardı. Hatta, başkente gitmeyi, Choi Han Karanlık Orman’dan çıkıp üstündeki ölümcül aurasıyla şehre girdiğinden beri birçok kez düşünmüştü.

Ron’un bu bölgede saklanmasının sebebi. Doğu kıtasından kaçmasının sebebi. Görünüşe göre bir kez daha bu insanların peşine düşmesi gerekiyordu.

‘Hizmetkarı olarak son görevimi köpek yavrusu genç efendimizin başkente sağ salim varmasını ve oradan geri dönmesini garantileyerek yerine getirsem, uygun olmaz mı?’

Gülerken diğerlerine genç efendinin yanından ayrılmayacağını söyledi, çünkü korktuğunda Cale çok komik görünüyordu. Fakat bir suikastçı, başkalarıyla konuşurken hiç gerçeği anlatır mıydı?

‘Beacrox’a, genç efendinin seyahat esnasında yemesi için bir şeyler hazırlamasını söylesem iyi olacak.’

Ron Cale ile kendi oğlundan bile çok ilgileniyordu. Cale’in berbat kişiliğini ve yaptığı berbat şeyleri çok iyi biliyordu. Fakat hatırladığı bir şey daha vardı.

Genç Cale’in, annesi öldüğünde babasını nasıl teselli ettiğini unutmamıştı. Üvey annesinden ve ailesinden nasıl nefret ettiğini de görmüştü, ama Cale, onlara sarhoşken bile problem yaratmamıştı.

‘Fakat hala işe yaramaz biri.’

On sekiz yıl. Ron, Cale ile çok uzun zamandır ilgileniyordu.

……..

Cale eve döner dönmez hemen odasına gitti ve iki yavru kediyi kendisine bakarken buldu.

“Of, sizi tamamen unutmuştum.”

Gelirken küçük hayvanlara çok değer veren Choi Han’ı getirmeliydi. Choi Han, kol kanat geren bir insan olmak için kalbinin güçlü olmasının gerektiğini söyledikten sonra odasına dönmüştü.

Cale kahkaha atıp kimi koruyacağını sorduğunda, Choi Han güçlendiğinde ona söyleyeceğini söylemişti. Bu cevap Cale’ı ürpertti. Cale, Choi Han gibi bir insanın neden daha güçlü olmayı istediğini bilmiyordu.

“Genç efendi.”

Hans, kedilere bakarak Cale’e yaklaştı.

“Genç efendi, ne düşünüyorsunuz? Giderek daha da tatlı ve sevimli olmuyorlar mı? Ama o kadar katılar ki bana kendilerini sevdirmiyorlar bile. Hahaha!”

Hans kedilerin yanına çöküp Cale’e baktı. Yüzündeki ifade o kadar hayranlık doluydu ki bu, Cale’i de Ron’u da şaşırttı.

“Haksız mıyım?”

Bu güçlü kahya adayı gerçekten de kedileri seviyor gibiydi.

“Şey, sanırım öyle.”

Nereden geldiği belli olmayan ipek minderin üstünde oturan kediler oldukça tok ve sağlıklı görünüyordu. Böyle kısa bir sürede ne gibi bir büyü yaptı bu yardımcı kahya?, diye düşündü Cale. Fakat, iki kedicik Hans’ın bakışlarından kaçınıyordu. Kahya ile kedi arasındaki tipik bir ilişkiye benziyordu.

“Ben şimdi çıkayım o zaman, genç efendi. Eğer kedicikler için bir şeye ihtiyacınız olursa lütfen beni çağırın.”

“Tamam çık hadi.”

Ron’un Hans’ı çıkardığından emin olduktan sonra, Cale kedilerin bakışlarından kaçınıp banyoya gitti. O an, kedicikler kulaklarını indirdiler.

Ama sonra:

“Oooo.”

Ron, Hans’ı çıkardıktan sonra kedilere yaklaştı. Yatak odasında sadece Ron ve iki kedi vardı.

“Siz, Kedi Kabilesi’nin çocuklarısınız.”

Kedilerin altın sarısı gözleri keskinleşti. Fakat, Ron bunu çok umursamış gibi durmuyordu. Banyonun kapısının kapalı olduğundan emin olduktan sonra kedilerin önünde dikildi.

“Güzel.”

Ron’un suratında tuhaf bir gülümseme vardı.

Kedi Kabilesi, çevreye olan duyarlılıklarıyla biliniyordu. Doğu kıtasında, Batı kıtasındakinden daha iyi tanınırlardı, ama Ron gibi suikasta bulaşmış birinin onları bilmemesine imkan yoktu.

Öfkeden çılgına döndüğünde vahşileşen birçok hayvan insanın aksine, Kedi Kabilesi daha gizli ve daha keskin hareket ediyordu. Kurt, Kaplan ya da Aslan kabilelerinin seviyesinde olmamalarına rağmen korkutucu bir kabile olmalarının sebebi buydu.

Kedi Kabilesinin iki çocuğuna bakarken Ron’un aklında tek bir düşünce vardı. Ani bir düşünceydi ve onlar hala gençti, fakat…

‘Onları eğitebilirim.’

Ron, banyonun kapısının kapalı olduğundan emin olmak için tekrar kontrol etti.

Kedi Kabilesi ilişkileri çok önemserdi. Eğer bir kere birine güvenirlerse, ona bir daha asla ihanet etmezlerdi. Doğaları gereği her şeyden şüphe duyarlardı, fakat aynı Kurt Kabilesi gibi bireyler arası ilişkiye çok önem verirlerdi.

Böylesi bir kabilenin çocukları kendi istekleriyle gelip Cale’ı aramışlardı. Ron, köpek yavrusu genç efendiye bir elveda hediyesi vermenin iyi olacağını düşündü.

Ron, Kedi Kabilesi’nin çocuklarına biraz daha yaklaştı. Diğerinden nispeten büyük olan gri kediyi sevmek için elini uzattı.

Paaat.

Gri kedi eline vurdu ve kırmızı kediyle beraber odanın köşesine doğru hızlıca kaçtılar.

“Oooo.”

Ron’un gözleri merakla dolmuştu. Kedi Kabilesi’nin çocukları çoktan onu çözmüş gibilerdi. Mantıklıydı, zira uzun hayatlar yaşamak için onun gibi tehlikeli insanları anında tanımaları gerekiyordu. Kedilerin dokuz canı olsa bile, her birine çok iyi bakmaları şarttı. Kedi Kabilesi’nin üyeleri gece sessiz ve gizli hareket etmelerinin yanında uzun yaşamalarıyla da bilinirlerdi. Herkesten daha sessizlerdi. Ron gülümsemeye başladı.

“Çocuklardan biri sis diğeri zehir.”

Gri olan sis, kırmızı olan kan veya zehirdi. Katil olmasalar bile gölge olmak için yeterli altyapıya sahiptiler. Ron bunu söylediğinde gri kedi kafasını çevirdi ve kırmızı kedi de homurdandı. İki kardeş, ölüm kokusu yayan birer katil olmak istemiyorlardı.

İki kedi yavrusu, Ron’un suikastçı kimliğini zaten biliyormuş gibi onunla alay ettiler. Cale banyodan çıkınca da yine birbirleriyle dip dibe durup Cale’e baktılar.

“Bana bakıp durmaktan vazgeçin.”

Bunu söyler söylemez ona bakmaktan vazgeçtiler.

“Ron, Beacrox’tan yemeğimi al getir.”

“Emredersiniz, genç efendi.”

Ron odadan çıktı ve Cale koltuğa oturup kedilere baktı. Sonra, köşede mırıldanan kedilerle konuşmaya başladı.

“Siz, Kedi Kabilesi’ndensiniz değil mi?”

Kediler, Cale ile göz teması kurmadan başlarını salladılar.

“Beni sürekli takip etmeyi mi düşünüyorsunuz?”

Bu soruya cevap gelmedi.

Onun yerine, kırmızı kedi yaklaşıp yanaklarını Cale’in bacaklarına sürttü. Gri kedi de yaklaşıp patisiyle Cale’in ayağına vurdu.

Cale’in, bu iki kardeş için çoktan bir planı vardı. Kafasını salladı ve iki kedi hakkındaki kararını verdi.

“O zaman bir işe yarayın.”

Kediler hemen cevap verdi.

Miyav. Miyyaav!

“İnsan dilinde cevap verin.”

Büyük kız kardeş olan gri kedi On’un, konuşurken gözleri parladı. [1]

“Et yemek istiyorum. Hala açım.”

Küçük erkek kardeş olan kırmızı kedi Hong, Cale’in bacağına dokunarak ekledi:

“Kek yemek istiyorum.”

Cale, ikisine de cevap verdi.

“İkinize de et ve kek vereceğim, ama ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz değil mi?”

“İşe yaramak.”

“İşe yaramak.”

Kediler hemen cevap verdi ve böylece, Sis Kedi Kabilesi’nden kovulan kediler Kont Henituse evinin bir parçası oldular.

Dört gün sonra Cale uzun bir aradan sonra ilk defa kahvaltıda ailesine katılmıştı. Kont Deruth, oldukça sade kıyafetler giyen oğluna baktı ve gülümsedi.

“Sanırım bugün gidiyorsun.”

O gün, Cale’in Henituse bölgesinden ayrılıp başkente yol alacağı gündü.

 

Çevirmen notu
1-) ‘On’ için bir çok Çince karakter var fakat, Ron’un, onu sis olarak tanımlamasından dolayı, sanırım yazar burada gizlilik manasına gelen ‘On’u kast ediyor.
2-) ‘Hong’ ismi muhtemelen Çince’de kırmızı anlamına gelen karakterden geliyor.