Elinize sağlık şimdilik güzel ilerliyor bakalım
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
10. Bölüm Aldım Onu III
Kahya yardımcısı Hans derhal başka bir hizmetçiye Choi Han'ı çağırmasını emretti.
“Şu anda nerede?”
“Şey, Ron'la şef Beacrox’ın mutfağında.”
Çalışma odasına giderken Cale’in kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Üçü umduğu gibi anlaşmış mıydı?
“Bana söylenene göre, şef Beacrox'tan temel yemekleri nasıl pişireceğini öğreniyor.”
“Yemek pişirme?”
“Evet.”
Cale sırıttı.
‘Hadi oradan.’
Buna “yemek pişirmek” diyorlardı, ama muhtemelen işkence etmeyi öğreniyordu ya da Beacrox ve Ron, Choi Han’ın kılıç hünerlerini hayranlıkla izliyorlardı. Cale'nin gerçeği bilmesi için olanları görmesine gerek yoktu.
Cale içeri girdi ve masasına oturdu. Daha sonra, boş boş köşede duran Hans'a sordu.
“Ne istedi?”
“Şey...”
Hans, Cale’in ani sorusuna şaşırmış gibiydi, ardından ciddi bir tavır takınıp rapor vermeye başladı. Olaylar aynı Cale’in beklediği gibiydi.
Hans, Harris Köyü'ne ne olduğunu paylaşırken üzüntüsünü ve hayal kırıklığını gizleyemedi; Choi Han'ın getirdiği köy reisinin plakasını teslim etmek için Choi Han ile Kont'a gitmişti.
“Babam onunla mı tanıştı?”
“Evet. Kont derhal bir cenaze töreni yapılmasını emretti ve soruşturma için müfettiş, şövalye ve askerler gönderecek. ”
Hans bir an durdu ve konuşmaya devam etmeden önce tereddüt etti.
“Ancak konuk, bizimle geri dönmeyeceğini belirtti.”
Hans; Choi Han’ın, Kont’la yaptığı görüşmede yaptığı açıklamaları anımsadı.
Choi Han normal konuşuyordu, ama parmakları titriyordu. Hans, Choi Han'ın on yedi yaşında olduğunu o zaman öğrenmişti. Katliam sırasında kendi başına şifalı otlar aradığı için hayatta kalabilmiş, ancak yine de komşularının ve arkadaşlarının genç yaşta öldürüldüğünü izlemek zorunda kalmıştı. Kim bilir ne kadar şoke olmuştu?
“Bu problem olur mu?”
Hans, bu yüzden Cale'e sormuştu. Son vedasını etmemiş olması problem yaratacak mıydı?
“Kendi kararı.”
Cale, Hans’ın sorusunu yanıtladı ve konuyu değiştirdi. Choi Han'ın neden geri dönmek istemediğini zaten biliyordu. Onları gömdüğünde elveda demişti. Geriye kalan tek şey, geleceklerini ellerinden alan insanlardan intikamını almaktı.
“Ron onunla ilgilendi mi?”
"Evet. Konuğun her öğününü yediğinden emin oldu. Ayrıca ona çok dostça davrandı. ”
Üçü gerçekten iyi anlaşıyordu.
“Ah.”
Hans konuşmaya devam ederken bir şeyler hatırlamış gibiydi.
“Bay Ron çalışırken yine kendini yaraladı sanırım. Bileğinde bandaj vardı. ”
“Gerçekten mi? Ona biraz ilaç verin. “
‘Muhtemelen yine birini öldürdü.’
Cale böyle düşünüyordu. O sırada Hans’ın sesini duydu.
“… Genç efendinin söylediklerini ve düşüncelerini Bay Ron'a iletirim.”
“Aynen, neyse.”
Hans, Cale’in soğukkanlı yüzüne bakarken bir şey söylemek için ağzını açtı, ancak kapı çalınca duraksadı.
Tık, tık, tık!
Gelen Choi Han’dı. Hans kapıyı açtı; Cale, Choi Han'ın dışarıda durduğunu görebiliyordu. Cale, Hans'ı göndermek için elini sallayınca Hans, çalışma odasından sessizce çıkarken başını eğdi. Odada sadece Cale ve Choi Han kaldı.
Cale ortadaki masaya kurulurken Choi Han’a karşısına geçmesini söyledi.
“Gel otur.”
Choi Han sandalyeye otururken çalışma odasına yavaş yavaş göz gezdirdi.
Choi Han da tipik saf ve akıllı kahramanlar gibi kitapları severdi. Bu nedenle, Karanlık Orman'dan çıkıp Harris Köyü'ne gittikten sonra yaptığı ilk şey, köy reisinden okuma yazma öğrenmek olmuştu. Uzun süre etrafa baktıktan sonra sonunda Cale'e döndü.
“Ödeme olarak ne istiyorsunuz?”
‘Direkt konuya girdi.’
Cale, Choi Han'ın konuya direkt girdiğini duyunca gülümsedi.
Ödeme. Choi Han borcuna sadık bir adamdı.
Cale, Kim Rok Soo, yaptığı hareketlerle “Bir Kahramanın Doğuşu” ilk kısmını değiştirdiğini fark etti. Bu yüzden, daha fazla şeyin değişeceğini görebiliyordu. Değişimi mümkün mertebe minimum düzeyde tutmak istiyordu, ama…
Başkente gitmek zorundaydı. Bu işleri iyice değiştirecekti.
Cale, Choi Han'a bakarken masaya bir kağıt koydu.
“Yemek için geri ödeme yapmanın bir yolu var, ama önce bunu yapabilecek durumda olup olmadığını belirlemeliyim. Yani aslında bunu bir iş görüşmesi olarak görebilirsin.”
“Lütfen devam edin.”
Choi Han onayladı ve Cale başladı sormaya:
“İnsanları nasıl koruyacağını biliyor musun?”
“...Nasıl yani?”
Choi Han bir an duraksadı. Cale’in bakışları keskinleşmeye başladı. Choi Han'a değil, masadaki kağıda bakıyordu.
Planı hızlı bir şekilde değiştirmek zorunda kalmasına rağmen, böylece öncekine göre daha kazançlı çıkabilirdi. Choi Han’ın ve grubunun romanda aldığı antik güçleri onlardan uzak tutarken, kendi işine yarayacak olanları alma fırsatına kavuşabilirdi.
Bu güçler zaten onların işine yaramazdı.
Cale konuşmaya devam ederken gözünü kağıttan ayırmadı.
“Çok basit. İnsanları öldürmek yerine onları koruyabiliyor musun?”
Oda sessizleşti. Choi Han'ın buna verecek cevabı yoktu. Cale bakışlarını sandalyede oturan kişiye yöneltti. Choi Han orada başını eğmiş oturuyordu, ama nihayet cevap verdi.
“Emin değilim.”
Cık cık. Choi Han'ı şu anda kışkırtmak tehlikeliydi.
“Ama birini öldürebilirsin, değil mi?”
Bu seferki cevap daha hızlıydı.
“Kesinlikle.”
“O zaman insanları da koruyabiliyor olmalısın.”
Choi Han sağa sola baktı.
“Zor.”
“Zor, ama imkansız değildir.”
Bu dünyada zor diye kaçınabileceğiniz pek bir şey yoktu. Cale'nin yaşadığı hayat böyleydi. Bu yüzden Cale gibi istediği her şeyi yapabilen bir serserinin bedeninde olmaktan mutluydu. Ancak maalesef, kahrolası huzurlu geleceği elde etmek için ilk önce tırmanması gereken yüksek bir dağ vardı.
Cale, onun yerine dağa çıkacak ve ortalığı dağıtacak birini arıyordu.
Choi Han'ın yüzünde acı bir gülümseme belirdi.
“Sanırım haklısınız.”
“Evet, haklıyım. Şimdi son soruya geldik. ”
“Dinliyorum.”
Cale, son soruyu sorarken Choi Han’ın sert yüzüne baktı.
“Adın ne?”
“Adımı bilmiyor musunuz?”
‘Tabii ki biliyorum. Sen beni tartaklayacak kişisin.’
“Başka insanlardan duydum, ama doğrudan senden duymak istiyorum.”
Choi Han.
Choi Han elini uzattı.
“Adım Choi Han.”
Cale, Choi Han'ın elini sıktı.
“Harika. Ben de, Cale Henituse.”
Adına iş görüşmesi dediği kısa konuşma çabucak bitti. Tabii ki Choi Han geçer not almıştı. Cale, masanın üzerindeki kağıdı Choi Han'a doğru itti.
“Bana basit bir yolla geri ödeme yapabilirsin.”
Kağıdın üzerinde iki isim yazılıydı. Onlarla nerede buluşacağı da belirtilmişti.
“Bu insanlarla başkente git.”
Bunlar, Choi Han'ın başkent yolunda buluşacağı grup üyeleriydi. Beacrox ve bu iki kişi, beşinci cilde kadar Choi Han ile büyüyecek ve güçlenecekti.
Rosalyn ve Lock.
Biri, suikast girişiminden sağ kurtulmayı başardıktan sonra krallığına geri dönen komşu krallığın prensesi ve diğeri ise, yaralı bir çocuktu. Tabii bu çocuk Kurt Kral’ın varisiydi ve kurda dönüşebiliyordu
Prenses Rosalyn güçlü ve soğuk biriydi. Choi Han’dan sonra grubun en güçlü üyesiydi ve soğukkanlı, mantıklı kararlarıyla ünlüydü.
Tahtın kontrolünü ele geçirmekle ilgilenmiyordu. Hedefi, kıtanın en büyük Sihir Kulesi'ni yaratmaktı ve hedefine yaklaştıkça bir kahraman haline gelecekti.
‘Rosalyn'e suikast girişiminde bulunan krallık Arşidükü, gelecekte Beacrox tarafından işkence görecek.’
Bu işkence sahnesinin romanda ne kadar açık seçik anlatıldığını hatırladığında Cale’in kalbi hızla atmaya başladı. Bugünlerde kalbi pekdengesizdi.
“Rosalyn. Lock.”
Choi Han başıyla onayladı.
“Evet. O iki kişi. Okumayı bilmene sevindim.”
Choi Han iki isme bakmaya devam etti. Cale’in bakışları Lock adına takıldı.
Lock. Bu dünyada Elfler, Cüceler ve Hayvan İnsanlar gibi farklı ırklar vardı. Ancak, tüm ırklar içinde en gizli kapaklı olanı Hayvan İnsanlardı.
Hayvan İnsanlar… Buna her türlü hayvan, kuş ve hatta böcekler de dahildi. Hayvan İnsanlar, akıllı olmalarıyla ve hem hayvan hem de insan formuna girebilmeleriyle hayvanlardan farklıydılar.
‘Lock, en saf kana sahip kurt adam.’
Lock, kurtlara hükmeden bir soydan geliyordu. En saf soydan olan Hayvan İnsanlar, hayvan formunda veya insan formunda olduklarında zayıf görünme eğilimindeydi. Ancak, öfkeden deliye döndükleri zaman herkesten daha acımasız ve vahşi oluyorlardı. Ve Lock, tüm Mavi Kurt kabilesinden hayatta kalan tek kişiydi.
Cale çekmeceden bir harita çıkardı ve masanın üstüne açtı.
“Benimle yolculuğa çıkacaksın.”
Daha sonra haritada bir yere işaret etti.
“Bu noktada ayrılacağız. Sadece yazdıklarımı takip et.”
Choi Han herhangi bir soru sormadı ve sessizce dinledi. Cale, Choi Han'ı bir süre izledi. Choi Han'ın bu yere kadar onunla gitmek zorunda olmasının bir nedeni vardı.
“Çılgın ejderhadan uzak durmam gerekiyor.”
“Bir Kahramanın Doğuşu”nun başlangıcı. Diğer romanlarda olduğu gibi Cale'den sonra, yeni kötü adamların ortaya çıkması gerekiyordu. Ancak bu kötüler Cale gibi kolay lokma değillerdi.
Bir sonraki kötü adam, asil gruplardan birini yöneten bir Marki idi. Romanın başlangıcından beri, veliaht prens ve Choi Han'ın ayağına dolanıyordu. İkinci ciltte mahvolmuştu ancak Choi Han, Marki ile ilk kez başkent seyahatinde karşılaşacaktı.
‘Çılgın ejderhayı o piç yetiştirdi.’
Kesinlikle çılgın bir ejderhaydı.
Aslında yavru bir ejderdi, ama Marki’nin varisi tarafından gizlice işkence görüyordu. Marki’nin emirlerine uyması için onu eğitiyorlardı.
‘Onlar da deli. Ejderhalar dünyadaki en güçlü varlıklardır. Bir ejderhayı evcilleştirebileceklerini nasıl düşünebilirler?’
Aslında mantıklıydı.
Marki, gizli örgüt sayesinde bir ejderha yumurtası ele geçirmeyi başarmıştı ve onu, yumurtadan çıktığı anda mana kısıtlayıcı zincirlere mahkum etmişti. Cale, bu gizli örgütün gücünün boyutunu kavrayamıyordu.
Ama ejderhalara boş yere dünyanın en güçlü varlıkları demiyorlardı.
Beş yaşından küçük olan bu siyah ejderha, hala bir ejderhaydı. Sonunda, ejderha çıldıracak ve öfkeden deliye dönecekti.
Küçük olabilirdi, ancak romana göre büyük bir patlamayla mana kısıtlayıcı zincirlerden kurtulacaktı. Manası kısıtlandığından, patlamaya sebep olan şey aslında kendi yaşam gücüydü.
Mağarada yaşadıktan ve güneş ışığından mahrum halde her gün işkence gördükten sonra genç ejderha, özgürlüğüne kavuşmak için kendi yaşam gücünü feda edecekti.
Kaçmayı başardıktan sonra ise aklını kaybedecek, deliye dönecekti.
Choi Han'ın o sırada kaldığı köy, çılgın ejderha yüzünden tehlikeye girecek ve Choi Han, siyah ejderhaya karşı savaşacaktı.
[Choi Han, bir metreden kısa olan küçük ejderhaya bakar. Yaratık küçücük bedeniyle bir dağı parçalamayı ve köylüleri ciddi tehlikeye atmayı başarmıştır. Ancak Choi Han, bu ejderhaya hemen saldırmaz.]
[Ejderhanın mantıktan uzak gözlerindeki hüzün dolu ifadeyi görür. Ancak siyah ejderha gülümsüyordur. Onu böyle gören Choi Han’ın adeta kalbi parçalanır.]
Choi Han, siyah ejderhayı öldürerek onun ölüm denen özgürlüğe kavuşmasını sağlayacaktı.
Cale o köye gitmek zorundaydı.
‘Ya Choi Han onun icabına bakar ya da ben onun çıldırmasını önler ve onu serbest bırakmanın bir yolunu bulurum.’
Başka seçenek yoktu, çünkü başkente gidiyordu. O köyden uzak durmak için son derece uzun bir yoldan gitmesi gerekirdi, ama bu hem çok zamanını alır hem de hikayenin gidişatını değiştirirdi. Ayrıca yolu uzatırsa başkente zamanında varamazdı.
‘Çılgın bir ejderhaydı, ama kitap onun çok tatlı olduğunu anlatıyordu.’
Roman, onu kısa bacaklı, sevimli bir siyah ejderha olarak tanımlıyordu. Böyle sevimli bir canlının deliye dönmesinin ve kaosa yol açmasının çok daha korkutucu olduğundan bahsediyordu. Cale şimdilik ejderha hakkında düşünmeyi bırakmaya karar verdi ve bunun yerine Choi Han'a emri verdi.
“Bu iki kişiyle başkente gel. Böylece geri ödemeni yapmış olacaksın.”
Choi Han, “… Sadece bu iki kişiyi mi korumam gerekiyor?” diye sordu.
“Eğer istiyorsan.”
Bu iki kişi, Choi Han’ın korumasına ihtiyaç duymayacak kadar güçlü olmalıydı. Bilhassa prenses Rosalyn, Yıkılmaz Kalkanlı bir kamyon dolusu Cale aynı anda ona saldırsa dahi bir santim bile yerinden oynamazdı.
“İstediğin gibi yap. Ancak, kesinlikle başkente gelmelisiniz. Ayrıca, benimle buluşana kadar yaralanmamaya dikkat et. En azından kendini koruyabilirsin, değil mi? ”
Cale ve Choi Han'ın o meseleden sonra tekrar görüşmek için bir nedenleri olmamalıydı. Choi Han, Lock'la buluştuktan sonra gizli organizasyonla bir karşılaşma daha yaşayacaktı. Choi Han Lock ile tanıştığında, aynı romanda olduğu gibi başkentteki terör olayına müdahale etmeliydi.
“Neden cevap vermiyorsun? Bunu yapabilir misin?”
Choi Han’ın bakışları biraz daha netleşti.
“Evet. Yapabilirim.”
Eskisinden daha saygılı bir tonda konuşuyordu, ama Cale buna ses çıkarmadı. Choi Han'ın kağıdı göğüs cebine koyduğunu gördükten sonra biraz rahatladı.
‘Keşke bir şeyler içseydim.’
Cale’in bedenindeyken Choi Han'la konuşmak gerçekten yorucuydu.
“Şimdi gidebilirsin.”
Cale, Choi Han'a elini sallayınca Choi Han kapıya yöneldi. Cale sandalyeye yaslandı ve Choi Han’ın kapıya ulaştığını görünce mırıldandı.
“Ayrıca burada konuştuğumuz her şey sır olarak kalacak. Bunu sana söylememe gerek yoktur, değil mi? ”
Choi Han kapıyı açarken arkasına bakmadan cevap verdi, “Elbette.”
Choi Han’ın sesine bakılırsa gülümsüyordu ama Cale bunu umursamadı. Nihayet yalnız kaldığında kağıt kalem çıkardı ve Korece bir şeyler yazmaya başladı. Bir süre yazdıktan sonra çalışma odasından ayrıldı ve babasının ofisine gitti.
“Baba.”
“Evet?”
”Paraya ihtiyacım var.”
“Tamam. Hans'a söylerim sana biraz verir.”
Cale'in çok paraya ihtiyacı vardı. Göğüs cebinde on milyon galonluk çekle yatağa uzandı; odaya gelen Ron ona yaklaştı ve komodinin üzerine bir şişe koyarken, “Sıcak ballı limonlu çay. Oğlum bunu sizin için özel yaptı, genç efendi. Lütfen güzel bir uyku çekin. Her zaman sizin yanınızdayım.” dedi.
Cale’in uykusu bir anda kaçtı.
Ne olursa olsun; Ron ve Beacrox ikilisini Choi Han’ın yanına göndererek buradan postalaması gerekiyordu.
Ertesi gün, Cale Henituse, uyanır uyanmaz varoşların yolunu tuttu.
Magnec