Mal kız.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
23. Bölüm 23
“Hadi o zaman, bizi evine götür.”
“Niye öyle bir şey yapacak mışım?! Kardeşime yaptıkların yetmedi mi?”
Genç adam umutsuzca direndi ama Zich’in güçlü kollarının arasından kurtulamadı. Zich’e yumruk sallamaya çalıştıysa da Zich neredeyse kılını bile kıpırdatmadan adamdan kaçındı ve hamlelerini diğer eliyle bloke etti.
Bu itişip kakışma bir süre devam etti ama nihayetinde genç adam nefes nefese kaldı ve pes etti. Lubella, araya girdi. Hala dizlerinin üzerindeydi..
"Kardeşinize hiçbir şey yapmayacağız. Tek istediğimiz şehirdeki şu sorunları çözmek. Ayrıca, belki kardeşinizi iyileştirebilirim."
“Buna inanmamı mı bekliyorsun?”
Zich ve Lubella'nın neler yaptıkları tüm şehre yayılmıştı. Genç adamla ilk karşılaşmaları pek de iyi gitmeyince o da onlara şüpheyle yaklaşıyordu.
Zich, "Hey, bize neden güvenmediğini anlayabiliyorum. Sana şimdi söyleyeceklerimi iyice düşün. Küçük kardeşinin durumu çok kötü, değil mi? Muhtemelen tek bir yeri ağrımıyor, ama her geçen gün ölüme adım adım yaklaşıyormuş gibi güç kaybediyor."
Genç adamın gözleri titredi.
“Ne kadar yerse yesin zayıflamaya devam ediyor ve yürümekte güçlük çekiyor. Sonunda, yatağa düşecek. Ama bu bile uzun sürmeyecek çünkü ölmesi yakın."
“…”
Genç adam cevap vermedi ama yumruğunu sıktı. Zich’in dediklerinde haklı olduğu belli oluyordu.
“Bizi kardeşine götürmezsen kardeşin ölecek. Harıl harıl çalışsan bile kardeşini kurtaramayacaksın. Bu haldeyken en küçük umuda bile sarılman gerekmez mi?”
Zich'in sözleri şeytanın vesvesesi gibiydi. Genç adam dudaklarını ısırdı.
* * *
Genç adam Zich ve Lubella’yı kenar mahallelerdeki evlerden birine getirdi. Kaldıkları yer gibi bu evde eskimiş, kırık dökük ve pis kokuyordu.
“Şu çocuk herhalde.”
Genç bir çocuk, çürümüş saman yığınında yapılma bir yatağın üzerinde uyuyordu. Üstüne kirli hasır bir örtü örtülmüştü. Hasta görünmüyordu. Rengi yerindeydi ve nefes alması normaldi. Ancak, o kadar bir deri bir kemik kalmıştı, mumyaya benziyordu. Kenar mahallelerde yaşayan fakirlerin zaten iyi beslenemedikleri düşünüldüğünde çocuğun durumu inanılmaz kötüydü.
“Evet, Leydim.”
Genç adam, Timmy, Lubella'ya cevap verdi. Timmy hala ikisine de şüpheyle bakıyordu. Ama küçük kardeşine yardım etsinler diye onlarla iyi davranması gerektiğini düşünüyordu. O yüzden artık konuşurken daha kibardı.
Lubella, hemen elini çocuğun göğsüne koydu. Timmy irkildi ama Lubella'ya engel olmadı.
“Durumu nasıl?”
“Düşündüğümüz gibi.”
Lubella, elini çekti ve Zich'e açıkladı.
"Yaşam gücü neredeyse hiç hissedilmiyor. Yerini Bellu’nin pis enerjisi doldurmuş. Düşündüğümüz gibi. Bu çocuk bir kurban.”
“Kurban mı? Kardeşim kurban mı ediliyor?”
Timmy, Lubella'ya yapıştı ama Lubella söyleyip söylememekte kararsızdı. Çocuğun abisine o acı gerçeği söylemekten çekiniyordu. Onun yerine Zich söze girdi.
"Kısaca şöyle açıklayayım. Bazı adamlar bu şehre bir sürü yaşayan ölü saldı ve bize iftira attı. Bunu yapanlar Bellid’in adamları. Kim olduklarını biliyorsun, değil mi? Ve bu adamlar, ritüellerini tamamlamak için kardeşinin yaşam gücünü emdi. Neyse ki, kardeşini öldürecek kadar değil ama her an onu kaybedebilirsin."
Timmy’nin tek duyduğu komplo teorileriydi ama merak ettiği şey bu değildi.
“Ee ya-yani? Kardeşimin iyileşme şansı var mı?”
“Var tabii ki.”
Lubella, suçluluk içinde başını eğmişti. Şaşkınlıkla "Gerçekten mi?! Gerçekten iyileşme şansı var mı?”
O bile yaşam gücü elinden alınmış birinin nasıl iyileştirileceğini bilmiyordu.
“Evet, bir yolu var.
"N-nasıl...?" Timmy, sanki birden ikisine de güvenmeye başlamıştı.
"Çok kolay. Kardeşinden alınan yaşam gücünü bulup ona geri vermemiz lazım. Yani sadece kardeşinin yaşam gücünün nereye gittiğini bilmemiz gerek."
Zich'in sesi biraz değişti.
"Kardeşin nasıl bu hale geldi—bir fikrin var mı? Yataklara düşmeden önce nereye gittiğini ya da kimlerle görüştüğünü biliyor musun?"
“Aklıma biri geliyor ama.”
“Oh, gerçekten mi?”
Timmy, kendinden emin duruyordu. Zich ve Lubella umutlandı.
"Harika, dostum. Kardeşinin hayata dönme şansını artırmış oldun. Söyle hadi. Neresi? Ya da kim?"
"O Sude denilen piç."
"Kim?"
"Sude denilen piç işte. Dövmemize yardım ettiğin adam. O piç."
"Ne?"
Konuşmalarını dinleyen Lubella kendine hakim olamadı.
Timmy, Lubella'ya baktı. Öfkeden kuduruyordu. Lubella, suratını görünce pustu.
"Elimizden kurtardığın o dükkan sahibi piçten bahsediyorum!" diye bağırdı Timmy.
Zich, hemen Timmy'nin ağzını kapattı. Zich ve Lubella insanlardan saklanmakta olduğu için olay çıkmaması gerekiyordu. Neyse ki Timmy bağırmayı kesti ama Zich ellerini Timmy'nin ağzından çekmedi. Timmy, hala dik dik Lubella'ya bakıyordu.
"Hey dostum, sakinleşelim. Kimseye görünmeden hareket etmemiz lazım. Bu kardeşin için daha iyi olur. Anladın, değil mi?"
Timmy başıyla onayladı. Zich elini çekti.
"Bize ne olduğunu anlat. Ne kadar ayrıntılı anlatırsan, kardeşinin hayatta kalma şansı da bir o kadar artar.”
“…On gün kadar önceydi. O gün cebime biraz para koyduktan sonra eve geldim. Sizi bilmem ama bizim gibi insanlar bir gün çalışmazsa açlıktan ölür. Kardeşim bu haldeyken dinlenmem mümkün değil.” dedi.
Timmy kardeşinin alnını sildi. Çocuk, yatakta biraz döndükten sonra belki de yüzünde tanıdık bir el hissettiğinden hafifçe gülümsedi; dokunaklı bir sahneydi ama çocuğun bir deri bir kemik olması insanın kalbini parçalıyordu.
"Bir işten iyi para kazanmıştım o yüzden o gün biraz geç geldim."
Timmy eve her zamankinden daha dolu bir çuval getirmişti. Ama mutluluğu uzun sürmedi.
"Kardeşim evde yoktu. Ne zaman işten gelsem evde olurdu çünkü ona geceleri dışarı çıkması yasaktı.”
Timmy, kardeşini aramaya çıkmıştı. Kenar mahalleler hiç tekin yerler değildi, o yüzden Timmy’nin aklına türlü türlü düşünceler gelmişti. Ama pes etmemişti; hayatta tek sahip olduğu insan kardeşiydi.
“Mahallede uzun süre dolaştım. En sonunda kardeşimi buldum.”
Ancak, kardeşim yalnız değildi. Yanında maskeli bir adam vardı.
"Kardeşim yerde yatıyordu ve adam yere çömelmişti."
Adam, kardeşinin koluna bir şey yapıştırıyordu. Tüylerini ürperten o bıçağın ay ışığında nasıl parladığını hala hatırlayabiliyordu.
"Düşünmeye bile vaktim olmadı. Çığlık atarak kendimi adamın üzerine attım. Adam şaşırdı ama ben ondan daha hızlı davranmıştım ve kavga etmeye başladık.”
Kavga devam etmişti. Timmy adamdan daha üstün olmasına rağmen adamın bıçağı vardı —bu kavganın uzamasına neden oldu ve nihayetinde Timmy adamı elinden kaçırdı.
“Ama maskesini çıkarmayı başardım.”
Timmy, ay ışığı sayesinde adamın yüzünü net bir şekilde hatırlıyordu.
“Para kazanmak, hatta bazen dilenmek için çoğu zaman çarşıya inerim. Ve orada özellikle tanıdığım biri var.”
“O kişi Sude olmalı.” Zich onun yerine cümlesini tamamladı.
Timmy’nin Sude'un peşine düşmeye vakti yoktu. Hemen kardeşinin durumunu kontrol etmişti. Kardeşinin kolu bıçakla kesilmişti ama bir tuhaflık vardı.
"Ne bir kan izi ne de bir çizik vardı. Kardeşim çok geçmeden kendine geldi. Rahat bir nefes aldım. Birileri az kalsın kardeşimi kaçırıyordu diye düşündüm. Bıçağı da hayal görmüşümdür diye düşündüm. Ancak bu olaydan sonra kardeşimin enerjisi düştü ve bayıldı. Giderek bu hale geldi."
Timmy, kardeşine acıyan gözlerle baktı.
“Bir şekilde üç beş parça yemek bulup karnını doyursam da fayda etmedi. Ağrıyan sızlayan bir yeri yoktu, o yüzden aklımı kaçırıyorum sandım ama her geçen gün zayıflıyordu. Dediğin gibi, sanki birisi yaşam gücü emiyormuş gibiydi."
Sonra kardeşine saldıran adam ve adamın elindeki tüyler ürperten hançer aklına gelmişti.
“Kesen ama iz bırakmayan bir hançer. Nadir bir eşyadır diye düşündüm. Kardeşimi bu hale getiren şey olabilir dedim."
Timmy, Sude'a bakınmaya gitmişti. Tanıdığı için onu bulması zor olmadı. Ama yapabileceği bir şey yoktu. Onun gibi fakir insanlar Hakim’in umrunda değildi. Karşısındaki insan ise farklı sınıftan biriydi.
“Ama kardeşimi düşündüm ve hiçbir şey yapmadan oturamazdım. En sonunda şiddete başvurdum.”
"O sırada benimle karşılaştın."
"Evet, önce adamın hançerini ele geçirmem gerek diye düşündüm. Böylece kardeşimi nasıl iyileştireceğimi söylemesi için adamı zorlayabilirdim. Adam ağzını açmasa bile hançeri kanıt olarak Hakime’e götürebilirim dedim.”
Timmy, bir an konuşmayı bıraktı ve tekrar Lubella'ya baktı.
"Ama çok ahlaklı biri her şeyi mahvetti."
"B-ben özür dilerim. Yanlış anlamışım…"
"Yanlış mı anladın?"
Timmy'nin sesi sertti.
"Niye? Hepimiz toplanmış tek bir kişiye dayak atıyor olduğumuz için mi? Kenar mahalleli olduğumuz için mi? Yoksa çeteci bir piçin oğlu olduğum için mi? Senin gözünde haydut biz, kurban ise o adamdı değil mi? Haksız olan bizdik, değil mi?"
Timmy'nin sesi giderek yükseliyordu.
"Sen yanlış anladın diye kardeşim...!"
"Tamam, tamam, dostum, kes şunu. Sakinleş."
Zich, Timmy'nin omuzlarını sıvazladı.
"Ona bu kadar yüklenme. Dediğin gibi, Leydi hayatı boyunca dış dünyaya adım atmadı ve biraz tecrübesiz. Üstelik, hatalarının da farkına vardı. Hatalarını düzeltmeye çalışıyor. Ve bu yapması kolay bir şey değil.”
Timmy, öfkesine hakim oldu.
Lubella, hiçbir şey diyemedi. Timmy'nin ağzından çıkan her bir söz kalbini kırmıştı.
* * *
Sude hakkında öğrendikleri bilgilerle Zich ve Lubella, Timmy'nin evinden ayrıldı.
Timmy, onları evinin kapısından uğurladı.
"Yalvarıyorum. Lütfen kardeşimi iyileştirin." Duyguları yatışmıştı. Timmy, yine kibarca konuşuyordu.
"Hayatım üzerine yemin ediyorum kardeşini düzelteceğiz."
Lubella muhtemelen kendisini Timmy’ye karşı borçlu hissediyordu. Ne yapıp edecek, kardeşini iyileştirecekti.
Timmy, bir an için Lubella'ya baktı ve başını salladı. Zich’le de selamlaştı.
"Hey dostum. Bize güvendiğin için teşekkürler. Çok endişelenme. Kardeşin yakında iyileşecek."
"Sana gerçekten yalvarıyorum."
“Hiç merak etme. Ama merak ettiğim bir şey var. Lubella’ya kızgınsın ama bana içerlemiş gibi görünmüyorsun. Neden?”
Zich, Lubella’yı sokakta görür görmez Timmy'yi görmezden gelmişti. Bir anlamda ona ihanet etmişti. Ama Timmy şaşırtıcı bir şekilde Zich'e karşı düşmanlık beslemiyordu. Lubella’ya farklı, Zich’e farklı davranıyordu.
"Ah, o mesele." Timmy, biraz duraksadı ve utanarak, "Arkadaşlarım dışında bana hiçbir sebebi olmadığı halde yardım eli uzatan ilk kişi sendin. Kendi anne babamız bile bizi terk etmişken sen bize yardım ettin. Muhtemelen bu yüzden sana karşı kin güdemiyorum.”
Neden? Zich'in yüzü kaskatı kesildi.
“Bir şey mi oldu?”
“Hayır, bir şey yok.”
Timmy, ona tuhaf tuhaf baktı. Zich başka bir şey demeyince Timmy de üstelemedi.
"Neyse, gerçekten de Vali Beyi ve Vali Yardımcısını öldürmediniz değil mi? Ya da şehri lanetlemediniz?
Aklı yalnızca kardeşinde olsa da Timmy kendisini toparlamaya ve sorular sormaya başlamıştı. Timmy'nin yalnızca Vali’ye ‘Bey’ diye hitap etmesi de garipti.
"Sana gerçeği söylersem başın derde girebilir. Bilmesen senin için daha iyi olur."
"O zaman, sadece Vali beyin hayatta olup olmadığını söyle."
"Hayatta değil."
Zich, Timmy'ye bu kadarını söylemekten zarar gelmez diye düşünüyordu, ancak Lubella, "Timmy, neden yalnızca Vali’yi merak ediyor ki?" diye düşündü. Açgözlü Vali sonunda öldüğü için mutlu muydu?'
Ama Timmy hiç beklemediği bir cevap verdi.
"Üzüldüm. İyi bir insandı.”
"Pardon?" Lubella şaşırmıştı. "İyi bir insan mıydı? Vali?"
"Evet, çok iyi bir insandı, bu açgözlü şehirden çıktığına zor inanırdınız."
"Ama onun hakkında hiç iyi şeyler duymamıştık..."
Timmy, kaşlarını çattı.
“O kötü şeyleri esnaflardan mı duydunuz? Onlar Vali’den hiç haz etmezlerdi çünkü Vali vergilerle bizim gibi fakir fukaraya yardım etmeye çalışıyordu. Tabii esnafın çoğu bundan memnun değildi. Ve ne yazık ki, bu şehirde esnafın sözü geçtiği için Vali hakkında hep kötü konuşurlardı.”
“Ama Vali çok müsrif duruyordu ve evi de kocamandı. Hiç böyle bir insan olduğunu düşünmezdim! Açgözlü bir tipi vardı!”
"Ne diyorsun sen?" Timmy, gıcık olmuş gibi çıkıştı ve Lubella ağzını kapattı. Lubella’nın kafası o kadar karışmıştı ki ölmekte olan bir ağaca benziyordu.
"Müsrif bir hayat yaşıyorsa, evi kocamansa ne olmuş? Hem şehrin yöneticisi hem de başarılı bir tüccardı. İnsanlar kıskanabilir ama parasıyla ne yaptığı kimseyi ilgilendirmez. Hem fakirlere her zaman yardımda bulunurdu. Bu lanet şehirdeki bütün tüccarlar arasında fakire fukaraya ara veren, bizim gibi insanları önemseyen tek kişi oydu. Ve açgözlü bir tipi vardı da ne demek!? Birinin nasıl göründüğüyle kişiliğinin ne alakası var?”
“…”
Lubella, hiçbir karşılık veremedi.
Magnec