Ölü Güden Vali Bey.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
18. Bölüm 18
“Bay Z-Zich?”
Zich’e seslenirken Lubella’nın sesi titriyordu.
Hala göz kamaştırıcı bir güzellikteydi. Ama birkaç gün öncesine nazaran çok farklı görünüyordu. Parıldayan sarı saçları tozdan grileşmişti, pürüzsüz cildi çamur içindeydi. Onu kutsal bir varlık gibi gösteren kıyafetleri de kirlenmiş ve yırtılmıştı. Artık bir dilencinin üzerinde görebileceğiniz kıyafetlere benziyordu. Şu anki haliyle hiç de Karuwiman’lı bir rahibe gibi görünmüyordu.
“Perişan olmuşsun.”
“Of!”
Zich’in sözleri üzerine Lubella dudaklarını ısırdı.
Yavaşça ayağa kalktı ve Zich’e bir şey uzattı. Üzerinde neredeyse saydam, mavi bir mücevher olan beyaz bir asaydı. Muhtemelen kutsallığını artırmasını sağlayıyordu ama sahibi gibi bu asa da kir içindeydi.
“Verdiğin tepkiye bakılırsa şu anda arandığının farkındasın.”
“...Beni nasıl buldun?”
“Sezgilerime güvenirim. Senin gibi birinin bu ara sokakta tir tir titrediğini hissettim. O yüzden kontrol etmeye geldim.”
Zich birilerini bulmakta çok iyiydi.
Hans, hatta Lubella bile şok olmuştu. Hans, sanki karşısında bir canavar varmış gibi Zich’e baktı. Lubella ise hemen duygularını kontrol altına almayı başarmıştı.
“Beni onların eline verecek misin?”
Sesi çok cılız çıkmıştı ama gözlerindeki ışıktan savaşmadan pes etmeyeceği belli oluyordu.
“’Hayır vermeyeceğim’ desem bana inanır mısın?”
Lubella bir cevap veremedi.
Ortada sessiz bir gerilim vardı. Sonra, birden—
Gurulll!
Lubella’nın karnından yüksek bir ses geldi. Kimseden çıt çıkmadığı için karnında gelen ses gök gürültüsü gibiydi. Lubella’nın yanakları kızarmaya başladı.
“...İlk önce bir şeyler yiyelim.”
Lubella bir anlığına hiçbir cevap vermedi, ama nihayetinde başıyla evet dedi.
* * *
Zich, Lubella’yı yanlarına almaya karar vermiş olsa da bu onun ‘Vali Yardımcısına suikast düzenlemek ve Porti’yi lanetlemek’ gibi ağır suçlarla arandığı gerçeğini değiştirmiyordu.
Zich, Hans’a kendisinden önce gitmesini söyledi.
Hans, endişeli gözlerle bir Lubella’ya bir Zich’e baktı ama hemen elindeki meşaleyle yanlarından ayrıldı. İkili biraz daha bekledi. Sessizliği Lubella bozdu, “...Bana hiçbir şey sormadın.”
“Sorularım var, ama ilk önce şu durumdan kurtulalım.”
Zich kafasını kaldırıp gökyüzüne baktı. Neyse ki, önceki günlerdeki gibi hava bulutluydu.
“Gidelim.”
“Hemen mi? Biraz daha beklesek daha iyi olmaz mı?”
“Bir şey olmaz. ‘Cadı Aine Lubella’ sağ olsun geceleri dışarıda pek insan olmuyor.”
Lubella, Zich’e dik dik baktı. Zich ise karşılık olarak omuz silkti. Dikkatli bir şekilde sokaktan çıktılar. Lubella gergindi ve gözleriyle etrafı kolaçan etti.
“...Hiçbir şey göremiyorum.”
Şehir o kadar karanlıktı ki yakındaki şeyleri bile görmek imkansızdı. Bu halde gidecekleri yolu görmeleri zordu, etraflarındaki şeylere çarpıp yaralanmaları da çok kolaydı. Lubella normalde daha iyi görebilmek için kutsal güçlerini kullabilirdi ama günlerdir ne uyumuş ne de ağzına bir lokma yemek koymuştu. Enerjisi yoktu.
Grab!
Bir şey aniden Lubella’nın eline yapıştı. Büyük, sert ama sıcak bir eldi.
“Yönlendirmeyi ben yapacağım. Yürürken lütfen dikkatli ol.”
Lubella, sessizlik içinde Zich’in eline baktı. “Tamam.” dedi.
Zich, manasını gözlerine topladı. Bu sayede o ışık geçirmez karanlık dağıldı ve artık önünü görebiliyordu. Zich’in yönlendirmesiyle Lubella ile birlikte gidecekleri yere yürümeye başladılar. Neyse ki çok rüzgar olduğundan adımlarına dikkat etmek zorunda değillerdi. Ancak hiçbir şey göremediği için Lubella’nın adımları ağırdı.
“Mananı gözlerine mi aktardın?”
“Böyle bir şeyin yapılabildiğini nereden biliyorsun?”
“Kutsal Şövalyelerin benzer bir şey yaptığını görmüştüm.”
Bunu dedikten sonra Lubella yine sessizliğe gömüldü. Muhtemelen ona muhafızlık yapmış Kutsal Şövalyeleri düşünüyordu. Hal ve hareketlerine bakılırsa muhtemelen durumları pek iyi değildi.
‘Muhtemelen hepsi ölmüştür.’
Zich de hiçbir şey demedi ve sessizlik içerisinde Lubella’ya rehberlik yapmaya devam etti.
“Şşş!” Zich, Lubella’ya fısıldadı.
Lubella, hemen elleriyle ağzını kapattı. Zich, hareketlerine dikkat ederek onu yönlendirmeye devam etti. Birkaç sokaktan döndükten sonra duvarlara olabildiğince yakın durarak yürümeye devam ettiler.
Klank! KLank! Klank!
Birbirine çarpan metalin çıkardığı sesi duyan Lubella’nın gözleri kocaman açıldı. Muhtemelen şehrin güvenlik görevlilerinden biriydi. Uzaktan gelen hafif bir ışık sokağı aydınlatıyordu. Işıkları görünce birileri onu el fenerleriyle arıyormuş gibi hissetti. Lubella, dikkatli bir şekilde, adım adım ışığın vurmadığı yere doğru ilerleri. O yavaş yavaş ilerledikçe ışık da giderek uzaklaştı. Tıngırdayan metal sesi de artık duyulmuyordu.
Oh!
Işık ve ses kaybolunca Lubella rahat bir nefes aldı.
“Gidelim.”
“Evet.”
Zich, tekrar Lubella’nın elini yakaladı ve yürümeye başladılar.
* * *
Zich’in kaldığı yere vardılar. İçeriden loş bir ışık geliyordu. Zich, zemin katta birinin olduğunu sezebiliyordu. Bu yüzden giriş kapısından içeri giremezlerdi. Zich, binanın etrafına bakındı.
Zich ve Hans’ın odası 3. kattaydı.
Binanın üçüncü katındaki kapalı pencereyi gören Zich, “İşte şurası,” diye fısıldadı.
“Biraz bekle, lütfen.”
Lubella’ya bunu dedikten sonra yerde bulduğu küçük bir taşı fırlattı.
Tak!
Kısa süre içinde pencere açıldı ve Hans göründü.
“Lütfen sıkı tutun.”
“Ne?”
Zich, Lubella’nın sorusuna aldırış etmeden onu kaldırdı.
“Aaay!”
Lubella sessiz bir çığlık attı ama Zich’in boynuna da sıkıca tutunuyordu. Zich, Lubella’yı taşıyarak duvara yaklaştı. Sonra, manasını yönlendirdi ve gücünü bacaklarına verdi.
Zumm!
Bir an bile sürmedi. Zich, kolaylıkla 3.kata zıplamıştı. Pencerinin önündeki Hans şaşkınlıkla Zich’e bakıyordu.
Bang!
Pencerenin pervazına tutunarak Lubella’yı ve kendisini içeri attı.
“İkiniz de iyi misiniz?”
Zich, Hans’ın sorusunu “Ben iyiyim,” diye cevapladı.
“Be-ben de iyiyim.”
İçine biraz su serpilmiş olan Lubella yanıt verirken biraz daha rahattı. Hans da aldığı cevaplardan sonra rahatladı.
“İyi olduğunuza sevindim. Şimdilik, lütfen rahatça otu...”
Hans, cümlesinin sonunu getiremedi çünkü Lubella çılgına dönmüş gözlerle bakıyordu. Neredeyse çıldıracakmış gibi duruyordu. Neyse ki baktığı şey Hans değildi. Gözleri odanın köşesindeki küçük masanın üzerinde duran bir kase yemeğe kilitlenmişti.
“Hah! Karuwiman’ın Kutsal Rahibesi’nin karnı bu kadar açsa yapacak bir şey yok.”
“Ne? Ha-hayır, bu...!”
Lubella kıpkırmızı oldu ve bahaneler üretmeye başladı. Sonra, sustu ve iki büklüm oldu. Zich, Lubella’nın utandığını düşündü ama hala gözlerini yemekten alamıyordu. En sonunda karnı yine guruldadı ve Lubella yere yığıldı.
“Yiyin. Zaten sizin için hazırlamıştık. İnsanlara görünmemeye çalışırken bir şeyler yeme fırsatınız olmamıştır.
“...Teşekkür ederim.”
Bu ikramı geri çevirmek istese de karnı o kadar açtı ki sanki karnı tamamen boşmuş gibi hissetti. Titreyerek yemeğe doğru ilerledi.
“Birazdan yine çıkacağım.”
Hans, çoktan yarısı pencerenin dışında olan Zich’e “Ne? Nereye gideceksiniz?” diye sordu.
“Ne olur ne olmaz diye giriş kapısında içeri gireyim ki beni gören birileri olsun. Dükkan sahibi ve diğer insanlar odaya tek başıma geldiğimi düşünsünler.”
Zich iki ayağını da pencerenin dışına attı ve kafasını çevirdi.
“Ben atladıktan sonra mutlaka pencereyi kapatın.” deyip atladı.
* * *
Zich, dükkan sahibi onu gördükten sonra hiçbir şey olmamış gibi odasının yolunu tuttu.
Tık! Tık!
“Benim.”
Zich kapıyı çalıp seslendikten sonra kapı aralandı. Hans, gelen kişinin gerçekten de Zich olduğundan emin olduktan sonra kapıyı tamamen açtı. Zich’in ilk gördüğü şey hala karnını doyurmakta olan Lubella’ydı. Onun için çok da bir şey hazırlamamışlardı— basit bir çorba, ekmek ve biraz sebze. Ancak Lubella sanki dünyadaki en leziz yemeği yiyormuş gibi görünüyordu. Çok geçmeden her şeyi silip süpürmüştü.
Gıcırt!
Lubella, çorbasını son damlasına kadar içtikten sonra kaşığını bıraktı. Kendisini tutamayıp hafifçe geğirdi ama hemen ağzını kapadı. Hans, hayalleri yıkılmış gibi duruyordu ama Zich onu görmezden gelip Lubella’ya yöneldi.
“Artık bana neler olduğunu anlatabilir misin?”
“Ben başlamadan önce şehirde benim hakkımda neler diyorlar, söyleyebilir misin?”
“Çok kolay. Şehrin her yerinde Vali Yardımcısına suikastta bulunduğun ve Portia’yı lanetlediğine dair söylentiler dolaşıyor. Üzerinde güzel bir çiziminin olduğu bir ‘Aranıyor’ ilanı bile var. Görmek ister misin?”
Zich, kıyafetlerinin arasından bir kağıt çıkardı. Lubella ilanı alıp her an parçalayabilirmiş gibi inceledi.
“...Bunu nereden aldın?”
“Portrenin nasıl olduğunu merak edersin diye aldım.”
Zich’in nasıl hissettiğini anlamak zordu. Verdiği cevap üzerine Hans kafasını salladı.
Lubella, ellerini sıkınca ‘Aranıyor’ ilanının kenarları kırıştı.
“Doğru değil.” diye mırıldandı. “Ben cadı değilim.”
“İlk önce neler olduğunu anlat.”
Zich, Lubella’nın karşısına geçip sandalyeye oturdu ve kollarını kavuşturdu. Lubella ağır ağır konuşmaya başladı.
“Sude’un ve dükkanının başına gelenleri duyunca direkt Valinin yanına gittik.”
Sıradan insanlar Vali ile görüşemezlerdi ama bir Karuwiman rahibesi ‘sıradan bir insan’ değildi. Bir maruzatı olduğunda tabii ki de Vali ile konuşabilirdi. Herkesin söylediği gibi bir bakışta Valinin açgözlü bir adam olduğunu anlayabilirdiniz. Yüzü o kadar şişmandı ki boynu görünmüyordu, boncuk gibi gözleri paranın nerede olduğunu bulmak için fıldır fıldır dönüyordu.
Diğer taraftan Vali Yardımcısı daha usturuplu birine benziyordu. Yarısına aklar düşmüş saçları güzelce arkaya doğru taranmıştı, vücudunun formda olması kendisine iyi baktığını gösteriyordu. Keskin kaşları vardı ve ne kadar bilgili bir insan olduğu gözlerinden okunuyordu.
“Bay Sude’un söylediklerini aktararak şikayetlerimizi belirttik. Bu şehirde yapılanların yasa ve etik dışı olduğu söyledik. Valinin aile üyelerinden birinin de bu işin içinde olduğunu söyledik. Ayrıca Valinin kendisinin de rüşvet alıyor olabileceğini söyledik.”
Lubella, Valinin bu iddialar karşısında afalladığını da ekledi. Ancak, Vali Yardımcısı neler hissettiğini belli etmeyip Valiye kötü kötü bakmıştı. Neyse ki Vali ne kadar açgözlü olursa olsun üst düzey bir Karuwiman’lıdan gelen bir uyarıyı görmezden gelemezdi. Vali derhal bir soruşturma başlatılacağını ve sorunun çözüme kavuşturulacağını söylemişti. Rüşvet aldığı iddialarını da sert bir şekilde yalanlamıştı.
Hiç güvenilir biri değildi ama sorunu hemen çözeceğini söylediği için Lubella’nın geri adım atmaktan başka bir şansı kalmamıştı. Lubella ve muhafızları şimdilik kaldıkları yere geri dönüp işlerin nasıl gittiğini görmeye karar vermişlerdi. Ancak Vali onları şaşırtacak bir şey yapmıştı. Onları resmi olarak şehirde geçirecekleri süre boyunca kendi evinde ağırlamayı teklif etmişti.
“O sırada sadece Karuwiman’ın ve Kilise’nin gözüne girmeye çalıştığını düşünmüştüm.”
Biraz düşündükten sonra Lubella Vali’nin teklifini kabul etmişti. Bu yolculuğun amacı farkllı insanların nasıl yaşadıklarına şahit olmak ve çeşitli görüşlere kulak vermekti. O ana kadar çoğunlukla fakir, sıradan ya da alt tabakadan insanları dinlemişti. Bunun zengin tabakanın insanlarını dinlemek için harika bir fırsat olabilir diye düşünmüştü. Üstelik Vali’nin neler peşinde olduğunu da yakından görebilecekti.
“Böylelikle iki gün boyunca Vali’nin malikanesinde kalmış olduk. O sırada pek bir şey olmadı. Ama kulağımıza tuhaf hikayeler gelmeye başladı.”
Bakışları keskinleşti.
“Şehirde yürüyen ölülerin görüldüğünü söylüyorlardı.”
Kutsal tanrı Karuna’nın bir takipçisi olarak yürüyen ölülerin varlığına müsaade edemezdi. Duyar duymaz Vali’nin yanına gitmişti. Vali’nin yanında hala huzursuz hissediyor ve onun hakkında iyi şeyler düşünmüyordu ama bunlara takılmak için zamanı yoktu. Lubella ve Kutsal Şövalyeler şehri gözetlemeye, vatandaşları korumaya ve yürüyen ölüleri kovmaya yardım edeceklerini söylemişlerdi.
“Vali buna tamam dedi. İşe bizim de dahil olmamızdan memnun gibiydi ve bize devriye gezeceğimiz bir bölge tayin edeceğini söyledi. Sonra da akşamüzeri odasına gelmemizi istedi.”
Şimdi düşününce hal ve hareketleri şüphe uyandırıcıydı. Ta o zaman farkına varması gerekirdi.
“Silahsız gitmiştik çünkü Vali’ye karşı düşmanlık besliyormuş gibi görünmek istemedik. Sonuçta onun evinde kalıyorduk. Ama bu bir tuzaktı.”
Belirtilen saatte odasına girdiklerinde Vali Yardımcısı yerde yatıyordu ve Vali’nin elinde garip bir kitap vardı. Ve bir anda bir grup yürüyen ölü etraflarını sarmıştı.
Magnec