Bu çocuk neden woojin'in her hareketinden korkuyo ya dkfkdkf
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
8. Bölüm Eve Doğru
Pişmanlık doluydu içi.
Hatta evinin önünde kapının şifresini girerken resmen kederle doluyordu yüreği.
‘O kadar da kötü biri olamaz değil mi? Belki şehre bugün gelmiştir bu yüzden henüz kalacak yeri yoktur.’
Jaemin’e gerçekten inanması zor bir hikâye anlatmıştı Woojin.
Dediğine göre 5 yıl önce zindanların ortaya çıkışıyla hafızasını kaybetmiş ve Jiri dağına gidip orada yaşamaya başlamıştı. Orada tuhaf bir Taoist rahip, hocası olmuş ve o da bu rahibe hizmet etmişti.
Bu rahibe hizmet ederken bir gün hafızasını geri kazanmıştı. Bu yüzden Seul'a, hafızasını kaybettiği yer olan okuluna geri dönmüştü.
Woojin’in ona anlattığı bu hikâye üçüncü sınıf, kalitesiz dizilerde bile kullanılmayacak türden bir şeydi. Woojin’i dinlerken inansa mı yoksa inanmasa mı iki arada bir derede kalmıştı Jaemin.
‘Eğer durumu gerçekten böyleyse karakola gitmesi lazım.’
Ancak bunu bile söylemeye cesareti yoktu Jaemin’in. Dışarıdan polis sirenleri duyulurken Woojin yumruklayarak sinek avlıyordu.
Tek bir vuruş bile onu bayıltmaya yeterdi. Hatta öldürebilirdi bile.
‘Her neyse. Ne bileyim ben. Zarar vermek istese çoktan vermişti.’
Bip, bip, biiiiiip.
Kapı açıldı ve Jaemin’in arkasından içeri girdi Woojin. Yüzünde neşe dolu bir gülümseme vardı.
“Vay. Gerçekten de çok güzel bir evin var.”
Ev sıradan bir villanın stüdyo dairesiydi. Seul'da arazi fiyatları ucuzlayınca boş evlerin sayısı artmış ve kiralar da azalmıştı. Ancak elektrik ve doğal gaz faturaları yükseldiği için böyle yerlerde idare etmek hala zordu.
Canavarlar altyapıyı sürekli yok ettiği için fiyatlar da doğal olarak devamlı artıyordu.
Daire bayağı büyüktü. Yatak ve masa konulduktan sonra bile bayağı boş yer kalmıştı.
“Bir günlük kalışım da borcum olsun. Önce bir duş alsam olur mu?”
Dedi Woojin utanmaz bir şekilde. Sonrasında da banyoya gitti. Banyoda üzerindeki hasır parçalarını çıkardı ve duş almaya başladı. Banyodan “Hmmmm, oohhh, bu iyi geldi.” gibi tuhaf sesler geldikçe Jaemin sadece iç çekebiliyordu.
“Of. Bu durum uygun mu değil mi emin bile değilim.”
Buraya gelirken birçok şey hakkında konuşmuşlardı ve kötü biri gibi durmuyordu. Ancak bu sadece ona öyle gelmiş de olabilirdi.
Ancak Woojin kötü biri gibi durmuyorsa bile tuhaf olduğu su götürmez bir gerçekti. O da bir yerden sonra Woojin’e uyum sağlamış ve beraber eve gelmişlerdi.
Jaemin marketten aldığı onigiriyi kemiriyordu. Akşam yemeği almak için ayırdığı parasını Woojin almıştı. Bu yüzden bununla idare etmekten başka çaresi yoktu.
“Oh. Bak bu iyi geldi. Baksana, hiç atacağın kıyafetlerin var mı?”
“... bekle bir dakika.”
Woojin yakın bir akrabasının evini ziyaret ediyormuş gibi davranıyordu. Bu durum Jaemin’i rahatsız etse de iş işten geçmişti artık. Kalktı ve Woojin’e beyaz bir tişört ve siyah bir şort verdi.
“İç çamaşırın var mı?”
“Seni yeterince rahatsız ediyorum zaten. Bir de üstüne iç çamaşırını alıp giyersem bu sefer ben rahatsız olurum.”
Woojin utanmaz bir şekilde güldü ve hiç iç çamaşırı giymeden doğrudan geçirdi elbiseleri üstüne. Ardından dolaptan bir şişe su çıkarıp bir dikişte içti. Onun bu rahat davranışlarına şaşırmaya mecali kanmamıştı Jaemin’in.
“Peki. Artık ders çalışmam lazım benim.”
“Tamamdır. Rahatsız etmem seni. Çalış kendine ama bilgisayarını biraz kullanabilir miyim acaba?”
İsteklerin hiç bitmiyor.
“... kullanabilirsin.”
Bilgisayarının olduğu masayı ona bıraktı. Kendisi de yemek için kullandığı masayı açıp kitabını çıkardı. Bir süre sonra da aşırtıcı bir hızla dersine daldı.
Ailesi öldükten sonra yakınlarından sadece ablası kalmıştı. Bu stüdyo daireyi ve okula gidebiliyor olabilmesini hep ablasının çabalarına borçluydu.
Hatta şimdi bile canını dişine takmış bir fabrikada çalışıyordu. Ona geri ödeyebilmesinin tek yolu sıkı çalışmaktı.
Jaemin o kadar sıkı çalışıyordu ki Woojin bile onu rahatsız etmeye çekiniyordu.
‘Vay be. Yakışıklı olmasına rağmen gerçekten çok sıkı çalışıyor.’
Woojin bilgisayarı açtı ve tanıdık bir portal sayfasına girdi. Burada zindanlar hakkında şeylere bakındı. Son 5 yılda dünyada olanları en iyi buradan öğrenebilirdi.
‘Bakalım. Zindan Patlaması, 5 Ağustos. Ne? Ben de tam o zaman geçiş yapmıştım.’
Onun Alphen’e geçişi ve Dünya’daki metro istasyonlarının zindanlara dönüşü tesadüf olamayacak kadar yakın zamanlarda gerçekleşmişti. Tam günü hatırlayamasa da içinden bir ses aynı gün olduğunu söylüyordu.
‘Demek ki aralarında bir bağlantı var.’
Zindan patlaması sırasında neden başka bir dünyaya geçmişti? Tam olarak sebebini bilmiyordu. Sadece hayatta kalmaya çalışıyor ve eve dönmek istiyordu.
Bir an hoşnutsuz hissetti.
‘Uyanmış ha. Bu da neymiş? Demek sadece doğaüstü güçleri olan insanlar bunlar ha.’
Uyanmışları araştırdığında şaşırmadan edemedi. Bu insanların ışınlanma, ateşi kontrol etme, süper hızla hareket etme gibi farklı farklı yetenekleri olabiliyordu.
Uyanmışların özel yetenekleri önemliydi ama zindanlardan elde edilen büyülü eşyaları kullanma yeteneği daha önemliydi.
Büyülü eşyaları kullanabilmeleri büyü gücüne sahip oldukları anlamına gelirdi. Aslında büyücü bile sayılabilirlerdi.
‘Burada da büyücüler varmış.’
Üst düzey bir nekromansır olarak büyük miktarda bonus puan kazandığında bile bu bilgi karşısında olduğu kadar şaşırmamıştı.
Zindanlar yer altında olduğu için ağır silahlar kullanılamıyordu. Bu yüzden Uyanmışlar Seul’un ve bütün dünyanın kahramanı olmuşlardı.
Yalnız bırakıldıkları zaman zindanlar patlamaya hazır saatli bomba gibiydi.
Ayrıca, zamanla değişiyorlardı.
Temelde üç sınıfa ayrılıyor ve her biri için farklı bir saldırı taktiği belirleniyordu.
Zindan - Bunlar süreli zindanlardı. Yeni bir tane ortaya çıktığında ya da bir istasyon zindana dönüştüğünde bir aylık geri sayım başlardı.
Geri sayım bitmeden temizlendiğinde Madene dönüşürler, temizlenemediklerinde de Zindan Yırtılması olurdu.
Maden – Bu terim ilk başta lafın gelişi kullanılmıştı ama sonrasında öyle kalmış ve hükümet de bu ismi kullanmayı tercih etmişti. Temizlenen zindanlarda sadece sıradan canavarlar yenilenir ve bu da sadece keşif yapıldığında olurdu. Sıradan canavarların da bir kıymeti vardı ve buralarda bazen büyülü eşyalar bulmak bile mümkün oluyordu.
Ancak bu zindanlar bir süre sonra tekrar yenilenirdi. Bunun gerçekleşmesi en fazla bir ay, en az birkaç gün alırdı. Tabi bunun ne zaman olacağı tam bilinmediğinden, kontrol altında tutulmaları için kamu çalışanları görevlendirilirdi.
Zindan Yırtılması - Bu zindanların bir aylık süre zarfında temizlenememesi halinde gerçekleşen korkunç olaydı. Adından da anlaşılacağı gibi, bu olayda zindanın bariyerleri yırtılırdı.
Bu durumda tüm bariyerler yok olur ve içerdeki bütün canavarlar serbest kalırdı.
Woojin’in girdiği [Gwachun İstasyonu 1. Çıkış] bir madendi. Ayrıca yenilenen canavarların seviyesi o kadar düşüktü ki Kancevherleri bile yoktu. Davşan’lar da pek bir işe yaramıyordu. Bu yüzden hiçbir değeri olmadığı anlaşıldığında, terk edilmiş bir madene dönüşmüştü. Arada sırada çaylak Uyanmışların alıştırma yapmaları için kullanıyordu. Ancak bu bile çok nadirdi.
Woojin biraz da Çekiç Loncasını araştırdı.
Eskiden evinin olduğu yerde yapılan o koca bina kimindi çok merak ediyor, öğrenmek istiyordu.
Ders çalışmaktan Jaemin’in boynu tutulmuştu bu yüzden hareket ettirmek için bir an kafasını kaldırdı. O sırada bakışları bir anlığına bilgisayar monitörüne takıldı ve gözleri fal taşı gibi açıldı.
“Aaa. Çekiç loncasını biliyor musun amca?”
“Ne amcası? Abi de bana. Burasının ne olduğunu biliyor musun sen?”
“Tabi ki biliyorum. Orası Kore’nin en başarılı 3 loncasından biri.”
Anlattıkça Jaemin’in gözleri parlıyordu. Çekiç loncası, Hwarang loncası ve KH loncası. Bunlar Kore’deki en güçlü üç loncaydı.
“Yani birer şirket mi bunlar?”
“Hmmm. Tam olarak öyle değil aslında. Aslında Uyanmışların toplandıkları yerler olarak başladılar işe ama şimdi birer şirket gibi oldukları söylenebilir. Hayır aslında. Onlara büyük bir Uyanmış birliği demek daha doğru olur.”
Woojin’in kafası karışmıştı. Bunu görünce Jaemin daha basit bir şekilde açıklamaya çalıştı.
“Uyanmışlar için orası bir birlik. Benim gibi sıradan bir insan içinse şirket. Hatta hayalimdeki şirket. Sıradan bir özgeçmişle orada işe girmek mümkün bile değil.”
Kore’deki üç büyük loncayı kendisine hedef olarak seçtiği için çok sıkı çalışıyordu Jaemin. Personelin sosyal haklarına dikkat ediliyordu ve yıllık gelir miktarı da gayet yüksekti. Bu şirketlerden birinde işe girebilirse ablasına olan borcunu ödeyebilirdi.
“Demek öyle ha.”
Jaemin hayallerinde dalıp gitmişti ve sesinden bile bunu ne kadar istediği anlaşılıyordu. Woojin böyle şeylere alışkın değildi o yüzden kabaca sordu.
“Her neyse. Bugünkü şerefsizler yarın seni yine rahatsız etmez mi?”
Lee-soohyuk'un inatçı yapısı aklına gelince Jaemin’in keyfi kaçtı bir anda. Bugün sırf Woojin onu kurtardığı için paçayı sıyırmıştı. Ancak yarından itibaren, okul hayatı işkenceye dönüşecek gibi duruyordu.
Onun yüz ifadesini görünce Woojin rahatça şöyle dedi.
“Yarın okulda işim var zaten o yüzden beraber gidelim. Gelmişken hem senin de sorununu çözerim.”
“Be.. Beraber mi?”
Kendine güvenen Woojin’in yüz ifadesini görünce Jaemin endişelenmeden edemedi.
Magnec