Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

7. Bölüm Kapalı Zindan (2)

Çevirmen: MidnightSun / Editor: Zakowske

“Dünya çok değişmiş.”

Diye mırıldandı Woojin otobüste akan manzarayı seyrederken. Otobüs ücretleri 30 cent artmıştı ama en büyük değişiklik yollardaki araç sayısının büyük derecede azalmış olmasıydı.

Otobüsün televizyonunda o gün hangi istasyonlara ve çıkışlara başarıyla saldırıldığını söylüyorlardı. Diğer şeyler de hep benzer konular hakkındaydı.

‘Eğer zindana yapılacak saldırı başarılı olursa en az birkaç gün, en fazla birkaç ay güvende olacağız. Eğer başarısız olursak canavarlar serbest kalacak.’

Haberler sürekli aynı şeyden bahsetmeye devam etti. Dünya haberlerinde bile Tokyo’daki metro istasyonlarında serbest kalan canavarlardan ve kontrol altına alınmaları için ordunun toplanmasının gerektiğinden bahsediyorlardı.

‘İstasyonların etrafındaki yerler artık revaçta değil.’

Bir zindanı temizleme girişimi başarısız olduğu zaman canavarların ne zaman çıkabileceğini kimse bilemezdi. Bu yüzden bu yerler pimi çekilmiş bomba gibiydi ve kimse civarında yaşamak istemiyordu.

Çoğu kişi nükleer santral yanında yaşamayı, istasyon yakınında yaşamaya tercih ederdi.

Bu yüzden Seul'un nüfusu azalmış ve bu da trafiğin azalmasına yardımcı olmuştu. Öyle ki, otobüs bile uçuyormuş gibi gidiyordu.

Otobüs durduğunda ise, Woojin’in dünyası karardı sanki.

“E..ev yok.”

Woojin’in evinin olduğu bina yok olmuştu.

“.......”

O kadar şaşırmıştı ki ağzını bile açamıyordu. Yaşadığı ev artık orada değildi.

Bina aslında 5 katlı bir yerdi. Sürekli yeniden yapılacağı söylenmişti ama demek ki bu 5 yıl onu tamamen yok etmişti. Üstüne üstlük, yerini gösterişli bir binanın alacağı aklının ucundan bile geçmezdi.

Daha ilk bakışta bile bu binanın bir apartman olmadığı belli oluyordu. Yapısı bir ofis binasına benziyor ve tüm haşmetiyle göze batıyordu. Meraktan, binayı o kadar yakından inceliyordu ki Woojin, bir süre sonra bina güvenliği onu şüpheli buldu ve yanına geldi.

“Ne yapıyorsun burada?”

Güvenlik onu böyle ansızın sorgulayınca Woojin sinirlenmiş ancak öfkesini içine atmak zorunda kalmıştı. Sırf sevmediği için onu öldüremiyor ya da sırf canı istediği için onu lanetleyemiyordu. Ne de olsa böyle şeyler sadece Alphen’de mümkündü.

Burası ise Dünya’ydı.

Woojin öfkesini kontrol altına almaya çalıştı ve yine şakağını ovuşturmaya başladı. Bir süre sonra da gerçekten de sakinleşmiş gibi hissetti.

“Eskiden burada yaşayan insanlara ne oldu?”

“Ne?”

“Bu bina yapılmadan önce burada yaşayan insanlar! Ne oldu onlara?”

“Hayır. Demek istediğim bunu neden bana soruyorsun?”

Önceden ona dik dik bakan güvenlik görevlisi bir anda korkuyla bakışlarını kaçırdı. Bir insan nasıl da bu kadar ürkütücü bakabilirdi?

“Bi.. bilmiyorum. Bu bina yapılmadan önce burası harabeye dönmüştü.”

“Harabe mi?”

Woojin kan beynine sıçramış gibi hissediyordu. Güvenlik görevlisi ise onun bu ürkütücü bakışları karşısında ecel terleri döküyordu.

5 yıl önceki zindan patlamasında sayısız insan ölmüştü. Hatta o sırada metro kullananların neredeyse hepsinin can verdiğini söylemek yanlış olmazdı.

Bir zindan bir ay içinde temizlenemediği zaman da zindan açılıyor ve tüm canavarlar dışarı çıkıyordu. Bu olduğunda da sayısız insan can vermişti.

Seul çok büyüktü ve bu ani değişime çok yavaş adapte olmuştu. Canavarların serbest kaldıkları yerlere füze attıkları bile olmuştu.

“Ca.. canavarlar serbest kaldığında Jichun harabeye dönüştü. Neden böyle abartıyorsun ki?”

Güvenlik görevlisinin laflarını duyunca Woojin bir kez daha kendisini sakinleştirmeye çalıştı.

‘Sakin ol. Sakin ol.’

Birilerine çatmanın zamanı değildi. Ailesi hayattaydı. Onlar kesinlikle hayattaydı. Böyle düşünerek anca becerdi öfkesini kontrol altında tutmayı.

Sadece bir varsayım yüzünden kızması çok saçma olurdu. Böyle bir şey onun gibi görmüş geçirmiş bir büyücüye yakışmazdı.

“Sakin ol. Sadece 5 yıl geçti. Onları bulmanın hala bir sürü yolu var.”

Yirmi yıl sonra döndüğünü sanmıştı ama aslında sadece 5 yıl geçmişti. Evet, sadece 5 yıl. Belediyeye giderse ikametgâh adreslerini bulabilirdi. Ayrıca nüfus kaydına bakarak hayatta olup olmadıklarını da öğrenebilirdi.

“Bir dakika. Sosyal güvenlik numaramı bilmiyorum ben.”

Lisenin ikinci yılında verilmişti sosyal güvenlik numarası ama nereye gitmişti o hiç bilmiyordu. Ancak eski okuluna gidip alabilirdi tekrar bu numarayı.

Evet, öğrenci kayıtlarına bakarak bulabilirdi. Hatta, eğer şanslıysa ailesinin numarasını bile alabilirdi.

Sonunda bir plan yapınca daha sakin hissetmişti kendini.

Evet, tüm ailesi güvendeydi. Sadece onları bulamamıştı henüz. Ancak saat 6’yı geçtiği için okuluna dönüp oraya soramıyordu artık. Köşeye sıkışmıştı bu yüzden.

Buna rağmen önceliklerini oluşturmak zor değildi.

Şu anda uyuyacak bir yer bulması gerekiyordu ve...

Gurrrrr.

Woojin elini cebine soktu ve yanındaki 5 dolar 80 cente baktı. Etrafına bakınınca da yolun karşısında bir restoran çarptı gözüne.

Ardından yolun karşına geçti.

*

“Allah aşkına bu nasıl bir pirinç çorbası ki 6 dolar ediyor?” (ÇN: Bu yemekle bir kase pirinç, çorba ve biraz meze alırsınız. Çorba tüm pirinci onunla karıştırarak yenir. Sadece bu yemeği sunan tonla restoran vardır Kore’de.)

Diye söylendi Woojin ramenin suyunu içerken. Sırf 20 centi eksik olduğu için dilenci muamelesi görmüş ve kovulmuştu restorandan.

Tabi buna sebep olan 20 centin eksik olmasından çok şu anda dilenci gibi görünüyor olmasıydı.

“Hıh. O teyze kesin soğuktan donuyor olsaydım bile tek kâse çorba vermezdi bana.”

Nedense elindeki onigiriyi yerken Pirinç Çorbası restoranındaki acımasız kadını düşünüyordu. Hiç parası olmadığı için morali bozulmuştu. Ancak uzun süredir ramen ve onigiri yemediği için bu yemek ona çok lezzetli geliyordu.

“Öff. Bu akşam nerede uyusam acaba? Gerçekten karakola gitmekten başka çarem yok mu şimdi?”

Yanlış hiçbir şey yapmamıştı. Peki niye karakola gitmek istemiyordu? Aslında birkaç kötü şey yapmış olabilirdi. Hatta onlarca kötü şey. Birkaç tane... Daha doğrusu sayısız insan öldürmüştü ama bunların hepsi Alphen gezegeninde olmuştu.

Dünya’daki Kang-woojin aslında normal... İşin doğrusu lise 3’te kaybolduğu için normal de değildi. Aman neyse. 5 yıl sonra evine dönmüş olan biriydi işte.

“Karakola gidersem bir ton soru sorarlar şimdi değil mi?”

Bu zamana kadar neredeydin? Dönmeden önce ne yapıyordun? Neden ailene ulaşmaya çalışmadın? Uydurması gerekecek hikâyeyi düşündükçe yine başına ağrılar giriyordu.

Son çare olarak karakola gitmeye karar verdi. Zaten tam olarak köşeye de sıkışmamıştı.

“Öffff.”

Seul'da ev fiyatları dibi görmüş ve nüfus büyük oranda azalmıştı ama yine de kalacak bir yeri yoktu.

Yirmi yıl sonra ilk kez bir markete girdiği için içecekten atıştırmalığa kadar bir ton şey almıştı. Şimdi de cebinde sadece 30 cent kalmıştı. Bu parayla sauna ya da internet kafede bile kalamazdı.

Evsizlerin mesken edindiği metro istasyonlarına da gitmek mümkün değildi artık. Bu yüzden sokakta kalmaktan başka çaresi yoktu. İşte bunları düşünürken marketin kapısının açılmasıyla bir an kafasını çevirip girişe baktı.

Çınnn.

Kapı açılınca tanıdık bir yüz gördüğü için bir anda Woojin’in gözleri parladı.

Kaderdi bu. Bunun kader olduğuna emin olmuştu artık.

Do-jaemin. Akşamleyin yardım ettiği öğrenci şimdi markette onigiri seçiyordu.

Woojin ramenin dibinde kalan suyu bir dikişte içti ve ayağa kalktı. Aldıklarının ücretini ödedi ve sonrasında Woojin onun peşinden gitti.

“Hey. Bakar mısın?”

“Evet?”

Jaemin kafasını çevirdi ve hayalet gibi solgun bir yüz gördü. Mutluluktan Woojin’in ağzı kulaklarına varıyordu.

“İşe bak. Tam seni arayacaktım ki yine karşıma çıktın.”

“Neden? Neden beni...”

Jaemin kuşku içinde bir adım geri gitti.

“Ailen evde mi?”

“Neden soruyorsun bunu?”

Diyerek cevap verdi Jaemin tedirginlikle. Woojin ise önemli bir şey değilmiş gibi rahat rahat duruyor ve samimi bir şekilde gülümsüyordu.

“Önceki olay dahil birkaç şey hakkında konuşmak istiyorum onlarla.”

“Ailemi kaybettim ben.”

“Gerçekten mi? Bu i.. Hayır, senin adına çok üzüldüm. Yalnız mı yaşıyorsun sen?”

Bunu onaylayan Jaemin’in tedirginliği suratından okunuyordu artık.

“Düş önüme o zaman.”

“Neden?”

“Bir geceliğine evinde kalsam olmaz mı?”

Jaemin afallamış kalmıştı.

Hasırdan kıyafetler giyen, ürkütücü derecede güçlü olan bu adam şimdi de evine çökmeye çalışıyordu.

“Ha, endişelenme. Ücretsiz kalmıyorum.”

Zorla Jaemin’in avcunu açtı ve içine bir şey bıraktı.

30 cent.

Bu ondan aşırdığı para değil miydi? Şaşkınlıktan donakalan Jaemin, Woojin’e bakınca onun da utanmış gibi gülümsediğini gördü.

“Haha. Param olunca söz borcumu geri vereceğim. Püfff, püfff. İşe bak. Niye sinek var ki burada?”

Boksör edasıyla havadaki bir sineğe yumruk attı. Hayır, yumruğunun çıkardığı sese bakınca boksörden çok bir Uyanmış gibiydi.

Jaemin’in tek yapabildiği gözleri yaşlı eve doğru ilerlemek oldu.