Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

3. Bölüm Sonunda Seul’de (2)

Çevirmen: MidnightSun / Editor: Zakowske

Yerdeki öğrenciler birkaç kez öksürdü. Sonrasında gizlice ayağa kalktılar ve durumlarını ölçüp tarttıktan sonra kaçtılar. Bir an onların arkasından gitmeyi düşündü Woojin. Ancak bunu yapmak için hiçbir sebebi yoktu. Bu yüzden gitmelerine izin verdi.

“Çok te.. teşekkür ederim.”

Do-jaemin başını önüne eğip ona yaklaştı. Acayip görünmesine rağmen yine de Jaemin’e yardım etmişti bu adam.

“Önemli değil. Ama bir şey sorabilir miyim?”

Woojin’in laflarını duyunca Jaemin başından geçenleri anlatmaya hazırlandı. Bir çocuğu dayak yemekten kurtardığı için ‘Sana neden vuruyorlardı?’ gibi bir şey sormasını bekliyordu.

Tabi onu normal biri sandığı için böyle düşünmüştü.

“Bugün ayın kaçı?”

“Anlamadım?”

“Bugün ayın kaçı dedim.”

“Ah, bugün ayın 10’u. 10 Kasım.”

“Hangi yıldayız peki?”

“2015.”

“Ne?”

O kadar şaşırmıştı ki, Kim-woojin bir süre ağzını açamadı. Woojin diğer dünyaya 2010 yılında ‘geçmişti’. O zamanlar daha lisede üçüncü sınıf öğrencisiydi.

“Neler oluyor böyle?”

O dünyada yirmi yıl geçirmiş olmasına rağmen bu dünyada sadece beş yıl geçmişti. Woojin tüm bunları düşünürken yine şakağını ovuşturmaya başladı.

“Belki de böylesi benim için daha iyidir değil mi?”

Daha en baştan burada da yirmi yıl geçtiğini varsaymış ve başka türlüsünü aklından bile geçirmemişti. Bu yüzden ailesini bulmanın imkânsız olduğunu düşünüyordu. Ancak sadece beş yıl geçtiyse aynı evde olmaları gayet olasıydı.

Bu açıdan bakınca durumu o kadar kötü değildi.

Etrafına bakınıp bir ayna aradı ama bulamadı. Ardından bakışlarını tekrardan Jaemin’e çevirdi.

“Hey, kaç yaşında görünüyorum ben?”

“Ne?”

Yağmurdan kaçıp doluya tutulmak böyle bir şey miydi? O öğrencilerden kaçmayı başarmıştı ama bu sefer de bu deli adamın eline düşmüştü.

Ne söylemesi gerektiğini düşündü ama sonra doğruyu söylemeye karar verdi.

“Yirmi iki civarı.”

“Öyle mi?”

‘Vücudum mu gençleşti? Tüm sihir gücümü kaybetmek mi gençliğimi kazandırdı? Yoksa vücudum mu yenilendi?’

İlerde bunun üzerine kafa yoracaktı ama şimdilik Woojin’in daha acil bir meseleyi çözmesi gerekiyordu.

Yirmi yıl sonra dönmüştü ama sadece beş yıl geçmişti.

Bu yüzden en büyük önceliği ailesini bulmaktı. Evinin ve doğal olarak ailesinin telefon numaralarını hatırlamıyordu. Ancak şükür ki eskiden öğrencisi olduğu lisedeydi. Bu sayede evine nasıl gideceğini biliyordu.

Eğer taşınmamışlarsa, bugün onları bulması mümkün olabilirdi.

Tek sıkıntı eve nasıl döneceğiydi.

Mesafe yürüyebileceği kadar kısa değildi. Hatta o kadar uzaktı ki bu iki yer arasında yedi tane metro durağı vardı. Bir an ne yapacağına karar veremedi Woojin.

“Bana biraz borç para versen olur mu?”

“Ne?”

“Yol parası için biraz borç alsam olur mu?”

Jaemin kaçanlarla birlikte gitmediğine pişman oldu. Onun isteğini reddedemiyordu. Diğerlerini tek bir yumrukla alt etmişti. Bu yüzden Jaemin itiraz ederse o da aynı kaderi paylaşacaktı kesin.

Jaemin cebini boşalttı ve tüm parasını ona uzattı.

Yanında 7 dolar 30 cent vardı.

“Teşekkür ederim. İlk fırsatta geri veririm. Söz.”

“Ha..hayır. Gerek yok.”

“Olmaz. Bir çocuktan haraç kesecek biri mi sanıyorsun beni? Geri veririm paranı.”

Woojin cebini karıştırdı ve sonra bir şeyi unuttuğunu fark etti.

“Doğru ya. Benim telefonum yok. Telefon numaranı yaz bir kâğıda ver bana.”

Jaemin, Woojin’in dediğini yaptı ve çantasından bir not defteri çıkardı. Bir parça kâğıt yırttı ve üzerine numarasını yazdı. Bir süre kendi numarasını mı yoksa sahte bir numara mı vermesi gerektiğine karar veremedi.

‘Boş ver gitsin. Fark edemez zaten.’

Jaemin kasten sahte bir numara yazdı. Onun aramasını ve tekrar zorla para almasını istemiyordu. Tek isteği bu adam ona daha fazla sıkıntı çıkarmadan oradan kaçmaktı.

“Oldu işte. Seni arar, paranı geri veririm sonra.”

“Peki. İyi günler.”

Bu adam parasını geri vermeyecek olsa bile umurunda değildi. Jaemin sadece hemen oradan gitmek ve onu bir daha görmemek istiyordu. Böylece Woojin tekrar yalnız kaldı. Çöp yakma tesisinden ayrıldı ve okulun etrafında dolandı biraz.

“Ah. Eski anılar aklıma gelip duruyor.”

Bu dünyada sadece beş yıl geçmiş olsa da onun bu okulu son ziyaretinin üzerinden yirmi yıl geçmişti.

“24 yaşındayım ha? Annem ve babam 50 yaşını geçmiş olmalı.”

Ailesini düşününce yine duygulandı. O cehennem azabını çektiği her gün tekrar ailesine kavuşacağı anın gelmesini dilemişti.

“Sooah çok büyüdü mü acaba?”

O gittiğinde iki yaşında olan küçük kardeşi Sooah’ın, şimdi yedi yaşına basmış olması gerekiyordu. Böyle ailesini düşündükçe Woojin’in adımları gittikçe hızlandı.

Okuldan çıktıktan sonra, kaldırımda yürürken yanından geçen herkes ona bakıp arkasından bir şeyler söylüyordu. O kadar da tuhaf değildi bu. Ne de olsa Woojin’in kıyafetleri kötü durumdaydı.

Öncelikle bütün ekipmanı yok olmuştu. Bunun boyutlar arası geçişin bir etkisi olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden korkunç görünüyordu Woojin. Giydiği ayakkabılar bile deriydi bu yüzden insanların bakışlarını yadırgamıyordu.

“Öfff.”

Aslında aşırı derecede utanıyordu ama bunun ona etki etmesine izin vermiyordu. Woojin’in karakteri sadece kıyafetleri sebebiyle başını eğecek kadar zayıf değildi.

Sadece evine varana kadar utanç verici olacaktı bu durum.

İnsanların fısıltılarını dinlememeye çalıştı ve sonunda metro istasyonunu buldu.

“Bu da ne? Askeri birlikler neden burada? Bir kaza mı oldu acaba?”

Askerler metronun girişi etrafında toplanmıştı ve bu eğitim tatbikatına benzemiyordu. Bekçiler konmuş ve hatta çelik barikatlar bile unutulmamıştı.

“Hadi be. Bu da ne?”

Woojin oradan geçen birisine sormaya karar verdi.

“Bakar mısınız? Bir şey sorabilir miyim?”

“Ah. Buna inanamıyorum.”

Diye kırklı yaşlarındaki bir kadın sanki bir böcek görmüş gibi huysuz bir şekilde cevap verdi. Yürüyüşü hızlandı ve oradan hemen ayrıldı.

Bu da neydi böyle? Gerçekten de tuhaf bulmuştu.

Sonrasında hemen lise öğrencisi gibi duran iki kızı durdurdu.

“Bakar mısınız?”

“Bırak beni. Din hakkında hiçbir şey bilmiyorum.”

Bu huysuz tepki karşısında Woojin sinirlendi ama bir şekilde sakin kalmayı başardı.

“Sizi bir dine inanmanız için durdurmadım. Şu askerler orada ne yapıyor? Çalışıyorlar mı?”

“Tabi ki. Askerler zindan girişini koruyorlar. Hadi bırakın beni. Dersime geç kalıyorum.”

Öğrenci Woojin’in elini üzerinden çekti. Sanki eli çok kirliymiş gibi, dokunduğu yeri temizleyerek hızla oradan uzaklaştı.

“Terbiyesiz.”

Demek ki insanlar artık metrolara zindan diyordu. Beş yılın kısa bir süre olduğunu sanmıştı ama görünüşe göre yanılmıştı.

“Sanırım gençler arasında yaygın olan bir kullanım bu.”

Ne de olsa kendisi de okuldayken yapardı aynı şeyi.

İnternetin yaygınlaşmasıyla kısaltılmış terimler ve argo kelimeler çok yaygınlaşmıştı. Beş yıl geriden gelen Woojin’in bu terimleri bilmemesi normaldi.

“Hah. Şu tarafta asker yok.”

Sokağın karşısındaki metro istasyonunda birisinin olmadığından emin olduktan sonra yolun karşısına geçti. Metro girişindeki merdivenlerden indi ve hapishanelerdekine benzer parmaklılar ve bir çelik kapı gördü.

“Neler oluyor burada? Neden burayı kapatmışlar ki?”

Demek ki bu yüzden burada kimse yoktu. Kapatmışlardı bu yeri. Ancak parmaklıkların arasından bakınca, istasyonun içinden süzülen bir ışık gördü.

Çelik kapı sağlam bir anahtarla kilitlenmişti. Etrafına bakındı ve bekçi kulübesi gibi bir yer gördü. Bu kulübeyi inceleyince birkaç tane anahtar buldu. Onları aldı ve anahtarı açmaya çalıştı.

Klik.

“Bu da ne böyle? Metro görevlileri grev mi yapıyor acaba?”

Anahtarları aldığı yere bıraktı ve çelik kapıyı geçip istasyona girdi. İstasyonun yanıp sönen ışığının aydınlattığı bu yerde hiçbir şey yoktu ve mekânın atmosferi kesinlikle tüyler ürperticiydi.

“Grev yapmak değil de istasyonu kapatmışlar sanırım.”

Eğer istasyon kapatılmışsa metro çalışmazdı kesin.

Woojin tam geri dönüp çıkacaktı ki bir şey oldu.

<Gwachun İstasyonu’nun 1. çıkışında yer alan zindana girdiniz.>

“Ha? Bu da ne?”