Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

32. Bölüm Do-jiwon

Çevirmen: MidnightSun / Editor: Zakowske

“Merhaba abi. Bu benim ablam. Abla bu da sana bahsettiğim Woojin abi.”

“Görüşmeyeli çok oldu Jiwon. Hala çok güzelsin.”

Jiwon, Woojin’in utanmazlığı karşısında sırıttı. Kafasına koca bir şapka geçirmişti. Güzel olup olmadığını nasıl bilebilirdi ki?

“Aynen. Bayağı oldu.”

Onu en son 5 yıl önce kaybolmasına doğru görmüştü. Kendi hayatı da o sıralarda değişmişti zaten.

“Biz mangalda bağırsak yemeye gidiyoruz. Siz de birkaç tek içmek için gelsenize.”

“Mangalda bağırsak mı?”

Woojin’in dediklerini duyunca Do-jiwon bir an durakladı. Eskiden de hep böyle atılgan mıydı bu? Jiwon anılarını kafasında canlandırdı ama şimdiki Woojin ile eski Woojin arasında dağlar kadar fark vardı.

Hayır. Aslında 5 yıl önce bile o kadar yakın değildi onunla. Büyük ihtimalle tam tanımıyordu onu.

“Şey. Çok insanın olduğu yerler biraz...”

“Doğru ya. Daha yeni yemek yedik biz. O yüzden tokuz.”

Jaemin bahaneler uydurmak için öne atıldığında Woojin sırıttı.

“Yemek ile alkol aynı şey mi sanıyorsun sen?”

Woojin’in sözleri karşısında Jiwon dönüp Jaemin’e baktı. Woojin’le konuşmak istiyordu. Kardeşine yardım ettiği için ona teşekkür etmek istiyordu. Ayrıca Jaemin’e verdiği aşırı miktarda parayı geri vermesi gerekiyordu.

“Kardeşimin üstünde üniforma varken alkol satan bir yere nasıl gidebiliriz ki? Eve gidip orada konuşalım. Duydum kardeşime ne kadar yardım ettiğini.”

“Haa? Bu çocuk içmede iyi. Endişelenme.”

Woojin’in sözleri karşısında Jaemin’in yüz ifadesi suçlu bir hal aldı. Jiwon da Jaemin’e dönüp kaşlarını çattı.

“Alkol içmeye mi başladın sen?”

“Tam öyle de...”

Ona içiren Woojin değil miydi? Şimdi ne yapıyordu öyleyse? Nasıl bu kadar adi olabiliyordu? Jaemin kurtarılmak istercesine Woojin’e baktı. Woojin ise sırıtarak konuştu.

“Jaemin eve gitsin o zaman. O olmadan içelim.”

“Ha?”

“Döndüğümden beri ilk kez bir lise arkadaşımla karşılaşıyorum. Tüm olanları anlatırsın bana.”

Doğru. Kaybolmuştu Woojin. Daha en baştan Woojin’i hatırlama sebebi de tam zindan patlamasından önce kaybolmasıydı zaten. O zamanlar okulun en çok konuşulan konusuydu bu.

“Hadi gidelim.”

“Bağırsak seviyor musun?”

“Evet. Bu arada sana söylemem gereken bir şey var.”

Tam Jiwon gitmek üzereyken Jaemin onun kolunu tuttu.

“Abla çok içme olur mu?”

“Peki. Sen eve git şimdi.”

“Abla sarhoş olduğunu hissedersen hemen ara beni.”

“Peki, peki. Eve git de çalış sen. Yakında sınavın olduğunu söylemiştin.”

Jiwon endişeli kardeşini yolcu etti ve Woojin’in peşinden gitti.

“Senin araban mı bu?”

“Hayır. Beraber çalıştığım kişinin arabası.”

Vooosh.

Sunggoo dışarıyı görebilmek için yolcu koltuğunun penceresini açtı. Sonra onlara doğru hafif eğildi.

“Merhaba abla.”

“Ah, evet. Merhaba.”

Jiwon hızla kafasını eğdi ve şapkayı daha da çekti yüzüne. Şapkanın büyük siperi burnuna kadar her şeyi kapatıyordu. Ancak sadece zarif çene yapısı ile kırmızı dudaklarına bakarak da ne kadar güzel olduğu anlaşılıyordu.

Jiwon arkada oturunca Woojin de onu takip etti.

“Abi nereye götüreyim sizi?”

“Nereye olacak? Güzel bir sakatat restoranına götürmeyecek miydin beni?”

Böyle güzel bir kadınla sakatat lokantasına mı gitmek istiyordu şimdi? Ancak Sunggoo’nun onu tuhaf bulup bulmaması umurunda değildi. Canı bugün bağırsak yemek istiyordu.

“Abla, bağırsak yemek istiyor musun sen?”

“Evet sıkıntı yok. Ama az insanın olduğu bir yer bulursan...”

“İşe bak. Sürekli gittiğim bir yer var. Son zamanlarda işleri pek iyi değil o yüzden pek insan yok orada.”

Woojin kaşlarını çattı. Yemeğin lezzetli olduğu bir yere gitmek istiyordu.

“Tadı kötü anlamına gelmiyor mu bu?”

“Hayır. Lezzetine kefilim ben.”

Sunggoo teknik olarak şoför olduğu için sadece arabayı sürdü. Arkadaki ikili de uzun bir süre konuşmadı.

“Neden bu şapkayı takıyorsun? Saçını mı yıkamadın?”

“......”

Woojin’in kelimelerini duyunca şok oldu Sunggoo. Woojin’in tuhaf bir karakteri olduğunu biliyordu ama bir kadına nasıl böyle bir soru sorabilirdi?

Belki de abisinin daha önce hiç ilişkisi olmamıştı.

Kadınlara karşı çok hoyrat davranıyordu.

“Ha...hayır. Sadece şapka takmayı seviyorum.”

“Hımm. Öyle mi?”

Woojin geçmişi hatırlamaya çalıştı ama aklına hiçbir şey gelmedi. Sadece onun okuldaki en güzel kız olduğunu hatırlıyordu.

Karakterini ya da görünüşünü bile anımsayamıyordu.

“Öyle ha? Neyse. Yine de seninle karşılaştığıma çok sevindim. Jaemin, onun ablası olduğunu söylediğinde çok şaşırmıştım.”

Neler oluyordu böyle? Birisinin yanında nasıl bu kadar rahat davranabiliyordu? Jiwon’da artık Woojin’e ayak uydurmaya başladığını hissediyordu.

“Ben de şaşırmıştım. Jaemin okulu hakkında pek konuşmaz. Bu yüzden zorbalığa uğradığını bilmiyordum. Bu yüzden minnettarım sana.”

“Ah, hiç önemli değil. Jaemin de bana çok yardım etti.”

Jiwon, Jaemin’in söylediklerini hatırladı ve sessizce konuştu.

“Ondan haraç kestiğini duydum...”

“Haha. Sadece borç aldım. Borç. Neden daha hızlı sürmüyorsun Sunggoo?”

“Okul bölgesindeyiz abi.”

“......”

Bu salak neden ortamı okuyamıyordu?

Jiwon gülerken, Sunggoo’nun arabası neon tabelanın parladığı bir inşaat bölgesine park etti.

“Tüh. Zindan yırtılması olmuş burada galiba.”

“Evet abi. Normalde boş bir yerdi burası ama bir ay önce inşaata başladılar.”

Bir zindan yırtılması olduğunda istasyon civarı yerle bir olurdu. İstasyon tekrar düzene girdikten sonra ise zindanın tipine göre bir yapılanma planı oluşturulurdu.

“Zindanın yanında niye bu kadar büyük bir inşaat var?”

“Ah. Burası Kim-gahngchul’un yaşayacağı yer olacak.”

“O kim?”

“Ne?”

“O kim dedim.”

Kim-gahngchul'u nasıl bilmezdi? Kore’deki 10 uyanmış arasında en başarılısı oydu.

“Kim-gahngchul’u bilmiyor musun?”

“Hiçbir fikrim yok.”

“Kore’deki ilk A düzey Uyanmış o. Uyanmış sıralamasına bakarsan 1. sırada olduğunu görürsün.”

“Saray filan mı yapmaya çalışıyor? Niye bu kadar büyük bir ev yaptırıyor ki?”

Woojin 24 yaşında olmasına rağmen nasıl oluyordu da toplumun işleyişini 21 yaşında birinden daha az anlayabiliyordu?

“Bunun hepsi Kim-gahngchul’un evi olmayacak. Buradaki evlerden sadece birinde yaşayacak.”

İstasyon civarlarındaki bölgeler tehlikeliydi.

İstasyon 30 gün içinde temizlenmezse zindan yırtılması olurdu. Adından da anlaşılacağı gibi bariyer yırtılır ve canavarlar serbest kalırdı. Konutların yoğunlukta olduğu bir muhitte ise bu olabilecek en kötü şeydi.

Tıpkı bir saatli bombanın yanında yaşamak gibiydi bu.

Ancak civarda bir Uyanmış yaşıyorsa durum değişiyordu. Civarda yaşayan Uyanmış sırf evi zarar görmesin diye zindanın temizlenmesine yardımcı oluyordu.

İşte bu yüzden müteahhitler yüksek düzey Uyanmışlar ile anlaşmak istiyordu. Bu sayede onları konutun reklam yüzü olarak kullanabiliyorlardı.

Sunggoo’nun açıklamasını dinledikten sonra Woojin durumu anladı.

“Yani yüzsek düzey bir Uyanmışsan ücretsiz ev alabilirsin ha?”

“...Aynen öyle.”

Woojin, Uyanmış kartını ellemeye başladı. Jung-minchan bayağı hızlı halletmişti bu işi. Woojin C düzeye yükselmiş ve Sunggooda D düzey olmuştu.

‘Büroya gidip düzeyimi yükseltsem mi?’

C düzey olarak yüksek seviyeli zindanlara girebileceği için düzeyi umurunda değildi. Ancak en üst düzey olmanın karları gerçekten cazip geliyordu.

Woojin’in Uyanmış kimliğini görünce Do-jiwon şaşırdı.

“Woojin sen C düzey bir Uyanmış mısın?”

“Ha? Evet.”

“Jaemin F olduğunu söylemişti.”

“Ha o mu? Yükseldi düzeyim.”

Uyanmış düzeyinin o kadar kolay yükselen bir şey olmadığını bilmiyor muydu? Jiwon, Woojin’e yeni bir gözle bakıyordu artık. Jaemin’den Woojin’in çok para kazandığını duymuştu zaten. Eğer C düzeyse, nasıl o kadar çok kazandığını anlayabiliyordu.

“Sana bir soru sorabilir miyim?”

“Ha?”

Woojin’in sorusu karşısında Jiwon gerildi. Kompleksi hakkında soru sormamasını umuyordu. Korkudan kalbi daha hızlı atmaya başladı.

“Eskiden nasıl biriydim?”

“Ne?”

Woojin geçmişi hakkında bir şeyler öğrenmek istiyordu. 20 yıl Alphen gezegeninde yaşamıştı. Bu neredeyse kim olduğunu unutturmuştu.

“O kadar da yakın değildik bu yüzden...”

“Öyle mi? Kiminle yakın olduğumu hatırlıyor musun?”

“Hayır.”

Woojin bir anlığına düşündü ve Jiwon ise Woojin’e baktı. Woojin’in suratı asık bir şekilde camdan baktığını gördüğünde kalp atışları hızlandı. Tuhaf bir şey miydi bu?

Onu 5 yıl önceki güzel haliyle hatırlayan biriyle karşılaşmayalı uzun zaman olmuştu. Ayrıca sempati duymamış ya da tiksinmemişti de. Hem uzun süredir ilk kez birisiyle böyle sohbet ediyordu ve hoşuna gitmişti bu.

Ve bu sebeple onun görmesini istemiyordu. Şapkasını daha da fazla geçirdi kafasına.

*

Sunggoo inşaat bölgesini geçti ve şehrin fakir bir bölgesinde bir tepenin üstünde durdular. Buranın metroya erişimi olmadığı için yaşamaya elverişsiz bir yerdi.

Varlıklı insanların çoğu Seul’u çoktan terk etmişti. Şehrin böyle fakir bölgelerinde yaşayanlar da oldukları yerde öylece kalmışlardı.

“Ah canım. Bir tanem mi gelmiş?”

“Büyükanne!”

“Ya sizler? Sunggoo’mun arkadaşları mısınız?”

“Hayır. Bunlar sadece tanıdığım bir abi ve abla.”

“Haa. Sunggoo’nun büyüklerisiniz demek. Buyurun geçin lütfen.”

Lokanta yıkık dökük bir binadaydı ve sadece 5 masa vardı. Ayrıca dükkân da boştu. Göründüğü kadarıyla günün ilk müşterileriydi onlar.

Buranın yemeği gerçekten lezzetli miydi?

Çok büyük beklentilerle gelmişti bu yere...

“Büyükannenin dükkânı mı burası?”

“Hayır. Burası arkadaşımın büyükannesinin dükkânı.”

“Sırf arkadaşın para kazansın diye mi getirdin bizi buraya?”

“Heh heh. Yok öyle bir şey. Bildiğim bütün lokantalar içinde bağırsağı en iyi yapan yer burası.”

Woojin’in yüzünde şüpheci bir ifade vardı. Ancak yiyecekler getirildiğinde bu katı ifade yumuşadı.

Bağırsaklar gerçekten lezzetli duruyordu.

Hayır. Dünya’daki büyün yemekler ona lezzetli geliyordu. Dükkânın sahibi olan büyükanne ise yemek pişirmede bayağı becerikli biriydi.

“Bu seninle ilk alkol içişim abi. Onur duydum.”

“Doldur tüm bardağı.”

Sunggoo, Woojin’in elindeki bardağa soju doldurdu.

“Abimin okul arkadaşıyla da içmek bana gurur veriyor.”

“Ah, peki...”

Mafya filan mıydı bu adam? Niye bu kadar saygıyla abi deyip duruyordu?

“Ohhhh. Bak bu lezzetli işte.”

Woojin kadeh kaldırdıktan sonra bardağı dikti kafasına. Artından iyi pişmiş bir parça bağırsak aldı ve sosa batırıp ağzına attı. Soju ve bağırsağın ağza gelen dokusu tam anlamıyla lezizdi.

“Ah. Enfes!”

Woojin’in bardağı her boşaldığında Sunggoo hemen dolduruyordu tekrar. Böylece güzel bir yemek yemişti Woojin.

Gerçekten de hiçbir art niyet olmadan, sadece bağırsak yemeye gelmiş gibi duruyordu. Sunggoo ve Jiwon da ona öyle boş boş bakıyordu. Özellikle Jiwon sudan çıkmış balık gibi hissediyordu.

“Ha? Neden yemiyorsun? Hesap benden. Ye hadi.”

“......”

Sunggoo gizlice Woojin’e bakıp ortamı okumaya çalıştı.

İlk başta Jiwon’u okulda yakın arkadaşlar diye getirdiğini sanmıştı. Ancak görünüşe bakılırsa durum öyle değildi. Konuşmalarına göre bu 5 yıldır ilk karşılaşmalarıydı ve birbirlerini sadece yüzeysel olarak tanıyorlardı.

‘İşe bak. Ben olsaydım böyle tuhaf bir karşılaşmadan kaçınmak isterdim. Sadece bir selam verip oradan ayrılırdım. Ama belki Woojin abi bir kadının etrafında olmaya alışkın değildir?’

Belki de abi o zarif abladan hoşlanıyordur. Acaba bu yüzden mi getirdi onu buraya? Woojin ne düşünüyordu acaba? Ve menajer olarak onun buradaki görevi neydi?

‘Hadi bakalım. En iyisi bir bahane bulup gideyim buradan ben.’

Belki de onun yeteneğini ölçmeye çalışıyordu abisi. Bir Uyanmış olarak üniversite hayatı kısa kesilmiş olsa da ilk yılından çok içki içme deneyimi vardı.

Ve o okula boşuna gitmediğini burada kanıtlayacaktı.

Bu tuhaf atmosferi yok edebilecek birkaç çözüm yolu geçti aklından.

“Abi! Hadi bir oyun oynayalım. Hadi.”

“Ha? Oyun mu?”

Woojin lise 3. sınıfta bu dünyadan ayrılmıştı. Bu yüzden üniversitelilerin içki içerken yaptıklarını nereden bilecekti.

Sunggoo eline bir içki şişesi aldı ve bölgesel bir ağızla konuştu. Ardından Woojin tamamen yeni bir dünya deneyimledi.

Her şey Woojin’in durduramayacağı kadar hızlı gelişiyordu.

Çeşit çeşit oyunlar oynadılar.

Her şey bittiğinde yerde 12 tane soju şişesi sıralanmıştı. Jiwon masanın üstüne kafasını koyup yatmış, kollarını da yastık olarak kullanıyordu.

O Jiwon’a bakarken, suratı kıpkırmızı olan Sunggoo sandalyesinden kalktı ve omuzlarını sallamaya başladı.

“İç. İç. Alkolü kafaya dik. Lık. Lık. Lık. Lık. Omuz dansı yapmaya devam et. Omuzlarıma baaakkk.~”

Woojin’in yüz ifadesi katılaştı. O buraya bağırsak yiyip soju içmeye gelmişti ama Sunggoo niye onu sürekli içki içmeye zorluyordu?

“Ben o omuzlarını çıkarmadan niye yerine oturmuyorsun?”

Sesinden okunabiliyordu öfkesi. Sunggoo’nun dans eden omuzları saniyesinde durdu.

Suçlu bir çocuk gibi sindi kaldı ve Woojin’in gözlerine baktı.

“Otur.”

“Baş üstüne.”

Ah. Alkolün etkisi geçmeye başlıyordu. Sunggoo hemen yerine oturdu. Ardından ikisinin de bakışları Jiwon’a kaydı. Baya kafayı çektikten sonra uyuyakalmıştı.

“Mmmm.”

Jiwon çoktan kendisinden geçmişti ve kafasını oynatınca şapkası düşüverdi.

“Ha?”

Sunggoo gözlerini ovuşturdu. Gözlerine inanamasa da bu bir hayal eğildi.

Jiwon’un kafasının sol tarafında tek tel saç yoktu. Kafa derisinde yumru yumru yara izleri vardı ve korkunç görünüyordu. Bu yara alnını geçiyor, sol gözüne kadar iniyordu.

“......”

Sunggoo tepkisini görmek için Woojin’e döndü. Ancak Woojin hiçbir şey olmamış gibi bakıyordu Jiwon’a.