Kaş yapayım derken göz çıkarmak kllvfbbx
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
18. Bölüm Onların Durumu
Hararetli bir tartışma devam ediyordu.
“Lütfen ayrıl artık bu işten.”
“Hayır olmaz.”
“Artık para kazanmana gerek yok. Bak ne kadar çok para kazanıyorum ben. Tüm bu parayı sadece yarım günde kazandım.”
Woojin mobil bankacılık uygulamasını açtı ve hesap özetini gösterdi. Ancak annesi Nuh diyor peygamber demiyordu.
“Beş yıl sonra daha yeni geldin. Nasıl seni öyle bir tehlikeye atayım tekrardan.”
“O zaman senden harçlık alarak mı yaşamaya devam edeyim? Hayatım boyunca işsiz kalıp senin sırtından mı geçineyim?”
Yılmış gibi kendi göğsüne vurdu Woojin.
“Bolca para kazanacağım. Bir daha maddi sıkıntı çekmeyeceğin kadar çok param olacak. Sen ve Sooah da benim sorumluluğumdasınız artık. Döndüğüme göre artık ailenin reisi benim.”
“Woo…Woojin. Sen…”
Annesi hiçbir şey söyleyemedi. Sadece bıraktı aksın şimdiye kadar biriken gözyaşları. O anda ‘Ailenin reisi’ kelimeleri zihninde yankılanıp duruyordu.
Büyük oğlu kaybolmuş ve kocası da vefat etmişti.
Yanında kalan evladı sadece 2 yaşındaydı ve o güne kadar sadece ev hanımlığı yapmıştı. Buna rağmen böyle bir yükün üstesinden gelmek zorunda kalmıştı. Hatta öyle bir durumdaydı ki yaşadı demek doğru olmazdı. Sadece dayanmıştı.
Gözyaşları süzülen annesine sıkıca sarıldı Woojin.
Gözü yaşlı ana ve oğul konuşmalarına devam edemeden, restoran sahibi dikkatlerini çekmek için öksürdü. Bu kişi Soongmi’nin annesi Kim-soonohk’tu. Ona kalsaydı, başka birinin dükkanında olay çıkardıkları için bağırıp çağırırdı bu ikisine. Ama kızı Soongmi öyle yapmamasını işaret ediyordu ona. Bu yüzden hiçbir şey yapmadan beklemişti.
“Ehem. Bunu söz konusu yapmak istemezdim ama böyle nasıl ayrılabilirsin işten? Durumunun nasıl olduğunu biliyorum ama senin de biraz halden anlaman lazım. Dükkanımın ne kadar meşgul olduğunu biliyorsun.”
Kim-soonohk’un laflarını duyunca Woojin’in kaşları çatıldı. Annesinin bu yorucu mutfak işini hemen bırakmasını istiyordu ama annesi cevap vermede ondan daha hızlı davrandı.
“Aynen. İşten ayrılsam bile sorumlu bir insan olarak pat diye yapamam bunu. Bunun parayla alakası yok. Bu yüzden de itiraz etme daha fazla.”
“Öff peki. O zaman bir hafta içinde ayrıl bu işten. Sooah’ın sana benden daha çok ihtiyacı var.”
Daha 7 yaşında, kreşe giden bir çocuktu o. O yüzden Sooah için hep çok üzülüyordu annesi. Onu ikna eden de bu olmuştu büyük ihtimalle.
‘Tatlım. Oğlumuz…’
Nasıl yetenekleri olduğunu bilmese de oğlu 5 yıl sonra dönmüştü. Ardından üniversite sınavına hazırlanmak istediğini söyleyip evden ayrılmış ama bir ton para kazanarak geri gelmişti. Restoranda çalışan biri için başına talih kuşu konması gibi bir şeydi bu.
Şimdiye kadar çektiği zorlukları düşündükçe gözyaşlarını tutamıyordu.
“Anne. Ühü ühü. Çok acıklı değil mi?”
Soongmi de ağlamaya başladı. Bu yüzden bir mendil verdi annesi ona. Kızının daha önce hiç böyle davrandığını görmediği için çok şaşırmıştı. Soonmi kızı olsa bile nazik biri olduğunu söyleyemezdi ve bazen cadalozun teki olabiliyordu.
Mutfakta çalışan kadına normalde teyze diyor ve ona kötü davranıyordu. Her nedense, bugün ise nazik ve hanım hanımcık biri gibi hareket ediyordu.
Bir süre ağladıktan sonra Lee-soogyung sakinleşti ve patronu Kim-soonohk’tan bir şey rica etti.
“Bugün erken ayrılsam olmaz mı?”
“İzin vermezse istifa et gitsin.”
Woojin’in kaba tepkisi karşısında Kim-soonohk bir an kararsız kaldı. Ancak sonunda izin vermekten başka çaresi kalmamıştı. Lokantada bir kişinin eksik olması çok sıkıntı çıkarsa bile elinden bir şey gelmiyordu.
Yarın işe gelmezse daha büyük sıkıntı çıkardı ne de olsa.
“Tabi ki annecim. Lütfen gidin siz. Woojin abi ile iyi eğlenceler size.”
“Pe..peki Soongmi hanım.”
Lee-soogyung, restoran sahibinin kızı Soongmi’nin tavrı karşısında ne yapacağını bilemedi. Normalin aksine, çok yumuşak başlı davranıyordu.
“Abi! Yolda dikkatli olun. Sonra görüşürüz. Ha unutmadan işte bu da benim numaram.”
Park-soongmi aniden Woojin’in telefonunu kapıverdi ve numarasını yazıp kendini aradı.
“He he. İyi günler annecim.”
Veda ettikten sonra Woojin ve Lee-soogyung restorandan ayrıldı. Biraz sonra restoran çok meşgul olacaktı ama yine de bugün çalışmak istemiyordu.
“Şey. Nereye gidiyoruz anne?”
Annesi, Woojin’in elinden tutmuş evden daha başka bir yere sürüklüyordu onu.
“Oraya gittiğimizde görürsün. Bu arada Soongmi hanımı nerden tanıyorsun?”
“Ha o mu? Okuldayken alt kademedeydi. Neden?”
“Hımmm.”
Annesi uzun bir süre konuşmadı ve sonra da durdu. Woojin’e bakmak için döndüğünde ise Woojin, onun yüzündeki endişeyi açıkça görebiliyordu.
“Aşk hayatına karışacak değilim ama eve gelin olarak öyle bir cadı getirirsen hayatta onay vermem.”
Annesinin söylediklerini duyunca sırıttı Woojin.
“Ona karşı zerre ilgim yok. Ben de ne diyecek acaba diyordum.”
Bu kız sevgililer gününde bir sürü şey vermişti ona ama onun için bunun üzerinden 20 yıl geçmişti. Artık bu kız hakkında hatırladığı şey yüzüydü.
Bu yüzden ona karşı şu anda hiçbir duygu beslemiyor, ilerde de bir şeyler hissedeceğini düşünmüyordu. Ayrıca, annesine nasıl muamele ettiğini kadının tepkisinden tahmin edebiliyordu. Bu yüzden tiksinmişti o kızdan.
“Nereye gidiyoruz peki?”
“Vardığımızda görürsün.”
Lee-soongyung, oğlu Kang-woojin’i evlerinin yakınındaki yeni yapılmış bir binaya doğru götürdü. Çekiç loncası, merkezini harabeye dönmüş bu muhitte kurmuş ve çok gelişmişti. Yanında da büyük bir park yapılmıştı.
Lee-soogyung parkın girişinin yakınındaki bir marketten oğluna içki aldırdı. Kendisi de gidip çiçekçiden bir krizantem aldı.
Beraber parktaki ıssız bir yoldan geçtiler ve parkın ortasındaki bir anıta gelince durdular.
<Sahdahng İstasyonu Kayıpları Anıtı>
Zindan patlamasında yüz binlerce insan ölmüştü. Sonraki yırtılmalarda daha çok kişi ölse de en çok insanın öldüğü gün zindan patlamasının olduğu gündü.
Woojin o gün kaybolmuştu.
O gün metroyu kullanan herkes hayatını kaybetmişti. İstasyonların yakınlarına da her şey yok olduğu için bir sürü park yapılmıştı.
Woojin ses çıkarmadan çiçeği anıtın önüne bıraktı bıraktı ve alkolü bir bardağa doldurdu. Ardından da anıtın önünde saygıyla eğildi. Lee-soogyung ise bir yandan gözyaşları döküyor, bir yandan sessizce oğlunu izliyordu. (ÇN: Kore kültüründe insanlar ölülere saygılarını göstermek için mezarların ya da küllerin önünde birkaç kez secdeye yatar gibi eğilir.)
“Canım. Oğlumuz döndü. Woojin’imiz…”
Woojin ayağa kalktıktan sonra sıkıca annesine sarıldı. Annesi artık duygularını kontrol edemiyor hüngür hüngür ağlıyordu.
‘Baba…’
Woojin de babasını düşünmeye başladı ve hüzünlendi. Annesinin yalnız başına onca zorluk çektiğini gördüğü için daha önce vakit ayıramasa da babasını hiç unutmamıştı.
Babasını çok özlüyordu Woojin. Ancak Sooah ve annesini düşündüğünde içi daha çok acıyordu. Belki de geçen bu 20 yılla, ölüme karşı duyarsızlaşmıştı.
“Şimdi anlat bakalım.”
“Anlamadım?”
“Onca yıl neredeydin? Ne yapıyordun?”
“…….”
Annesinin ciddi yüz ifadesini görünce uzun bir süre kararsız kaldı ama sonra doğruyu söylemeye karar verdi. Ancak bunun annesinde yaratacağı şoku düşünerek hikayesini yumuşatmaya çalıştı.
Sayısız kez ölümle burun buruna gelmiş ve hayatta çalmaya çalışırken elleri sayısız insanın kanıyla bulanmıştı.
Sayısız insan ondan korkuyor ve ona yönelen bakışlar korkuyla dolu oluyordu.
Annesinin de böyle olması isteyeceği son şeydi.
“Hımm. Alphen diye bir gezegende buldum kendimi. Galiba Zindan patlaması yüzünden öyle oldu.”
Her şey eskisi gibi olsaydı annesi ona inanmazdı. Ancak dünya değişmiş ve eskiden imkansız olan şeyler şimdi mümkün olmuştu.
“Peki. Ne yapıyordun orada?”
Nasıl açıklayacaktı şimdi bunu? Woojin düşündü ve söyleyeceklerini planladıktan sonra konuşmaya başladı.
“Pek tehlikeli değildi. Aslında aynı bir oyun gibiydi. Seviye atladım ve sonra da sürekli avlandım. Kendi yaratıklarıma emirler verdim ve savaşlara bile katıldım. Ama çok endişelenmene gerek yok anne. Çağırdığım yaratıkları kullandığım için sadece uzaktan izledim.”
“……”
Woojin’in söylediklerini duyunca annesinin suratı kaskatı kesildi.
“Bu kadar mıydı? Ben senin hakkında o kadar endişelenirken sen biraz oyun oynayıp geri mi döndün?”
Ne? Öyle olmadı ama.
Magnec