seri efsane ilerliyor ..
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
31. Bölüm Tüketim (6)
Ethan kafasından kanlar fışkırarak geriye düştü.
"Aaaah!"
"Ne-neler oluyor!"
Oyuncular ani durum karşısında panikledi.
Brend ile konuşan Kahn ve Doyle da aceleyle gözlerini o tarafa çevirdi. Gel gör ki Yeon-woo hiçbir şey yokmuş gibi Carshina’nın Hançeri'ni kavrayıp ileri atıldı. Hedefi, Ethan'ın kendine yakın tuttuğu oyunculardı.
"O nasıl..."
Planlarının patlamış olmasına şaşırmışlardı. Her biri farklı yönlere kaçmaya başladı.
'Ne kadar safça...'
Yeon-woo, hafif bir zorlamayla nasıl kaçtıklarını görünce gülmesini tutamadı.
Aslında Yeon-woo, planlarını uygulamaya başlamalarından kısa bir süre sonra fark etmişti. Algılarını sürekli pasif halde güçlendiriyordu. Bu sayede çevresindeki en ufak değişiklikleri bile tespit edebiliyordu. Şüpheli bir şey varsa içgüdüleri onu hemen uyarıyordu ve bu sefer de öyle olmuştu.
Algılarıyla partisini takip eden oyuncuların her hareketini yakalamıştı. Sözleri ve eylemleri dahil... Sonrasında hisleri Ethan'ı yakaladıı. Üçünü incelerken sahip olduğu bakış... Bazı oyunculara emir verirken gösterdiği tutum... Diğer oyuncuların bakışlarından kaçınarak Brend ile konuşma şekli... Kibri yüzünden gizlice hareket ettiğini düşünüyordu ama aptalca davranışları Yeon-woo'nun şüphesini daha da arttırdı.
Ardından Yeon-woo algılarının taradığı alanı genişleterek kimliği belirsiz bir grup oyuncunun çok uzak olmayan bir arsada pusuya hazırlandığını fark etti. Bu tek bir anlama gelebilirdi.
'Leşçiller.'
Yani Hargan’ın kurbanı olduklarını düşündükleri oyuncular aslında Kertenkele adamlardan daha kötüydü. Yeon-woo tam da bu yüzden Ethan'ı eyleme geçme belirtileri gösterir göstermez ortadan kaldırmıştı.
'Onlar harekete geçmeden ben onlara saldırmalıyım.'
Saklanan oyuncuların sayısına bakılırsa üçünün başa çıkabileceğinden fazlası vardı. Tüm leşçilleri bu bölgenin etrafında toplamış gibiydiler.
Ethan'ın saklanan diğer leşçillere nasıl işaret verdiğini bilmiyordu ama hazırlıklarını tamamlamadan onları öldürmesi gerekiyordu. Gerçi zaten saklanma çabalarına rağmen Yeon-woo'nun duyusal alanından kaçamamışlardı.
Yeon-woo koşarken belinden birkaç hançer çekti.
* Svish *
Sonra onları yelpaze şeklinde fırlattı.
* Puk *
Başlarına veya sırtlarına saplanan hançerler kaçan leşçillerin yüzüstü düşmelerine neden olurken diğerlerinden daha yetenekli olan ikisi hançerlerden kurtulup kaçmayı başardı.
Yeon-woo, kurtulan leşçillerin peşinden koşmak üzereyken...
"Dostum! Ne halt ediyorsun sen?"
Kahn, şaşkın şaşkın bakarak Yeon-woo'nun önünde durdu. Yeon-woo'nun neden bir anda masum oyuncuları katlettiğini merak ediyordu.
Yeon-woo duygusuzca yanıtladı.
"Aptal gibi davranmayı bırak da etrafına bak."
"Neyden bahsediyorsun?"
"Hâlâ ne olduğunu anlamıyorsan en azından çeneni kapayıp yolumdan çekil."
Yeon-woo böyle dedikten sonra Kahn'ın yanından hızla geçti.
* Svish *
Kahn, ona bir kez daha bağırmaya çalıştı ama kısa süre sonra bir şeylerin ters gittiğini anlayıp hızlıca etrafına baktı. Durumun zaten farkında olan Doyle manasını eline yoğunlaştırıyordu.
"Hyung."
"Böyle bir şey beklemiyordum. Lanet olsun!"
Kahn, kaşlarını çatarak belindeki kılıcı çekti. Daha farkına varmadan etrafı bir grup oyuncu tarafından kuşatılmıştı. Her birinin elinde kılıç ya da balta vardı. Etrafa canice bir atmosfer yayıyorlardı. Durumun tamamını çözemeyen tek kişi Brend'ti. Konuşurken kekeledi.
"Neler oluyor? Ne, o silahı nereden aldın… Kuk!"
Yanındaki bir oyuncu ona cevap vermek istemiyormuş gibi sorusuna kaşlarını çattı ve baltasıyla Brend'in yüzünü kesti.
"Bir aptal gibi tuzağımıza düştün, olan bu. Pthu! Bu yüzden insan çiftliğinde mahsur kaldın."
Pek çok "Normal" oyuncu, müttefik olarak gördükleri oyuncular tarafından saldırıya uğradığında anında ölürdü. Onlar, tıpkı Brend gibi olayların hızlı gidişatını anlayamayan oyunculardı.
Kalan oyuncular ya da leşçiller kendi aralarında konuşuyorlardı.
"Neredeyse tamamdı. Nasıl fark ettiler?"
"Nasıl yakalandık sence? Yakalanan aptal o piç Ethan'dı."
"O aptal..!"
"Sızlanmayı bırakın da vaziyet alın. Bu adamlar tehlikeli. Destek gelene kadar onları oyalamamız gerekecek."
"İyi ki içlerinden biri diğerlerinin peşinden gitti. Umarım o adamın icabına bakarlar."
Karşılarındaki oyuncular Hargan'ın ikinci aşamasını alt etmişti. Böylesine güçlü oyuncularla karşılaştıklarından savaşa tam bir konsantrasyonla girmek zorundaydılar, ama kaybedeceklerini düşünmüyorlardı. Yeon-woo ve diğerleri büyük savaştan dolayı çoktan yorulmuş olmalıydılar ve takviye güçleri onlara katıldıktan sonra sayıları onlara göre epey fazla olacaktı. Hatta yanlarında bazı üst düzey oyuncular bile vardı.
"Bu adamlar da kim?"
Kahn manasını toplarken kızgın bir şekilde kaşlarını çattı.
* * *
'Onlar insan çiftliğinin asıl sahipleri olmalı.'
Yeon-woo kaçanları yakından takip ederken kimlikleri hakkında tahminde bulunuyordu.
Leşçillerin hepsi yağmacı değildi, bazıları canavarlarla el ele vermişti.
'Yem olarak yaralanmış gibi davranıyorlar ve yakındaki oyunculardan yardım isteyip onları tuzağa düşürüyorlar. Başarılı olduklarında etlerini canavarlara verip yadigârlar ve jetonları kendilerine alıyorlar. '
-Canavarlara insan eti sağlayan insan çiftliğinin sahiplerinin aslında bizim gibi insanlar olduğunu öğrendiğimizde sinirden elimiz ayağımız titredi.
-Kendimize bir söz verdik, bu kötü insanları eğitimden ve Kule'den sileceğimizin sözünü!
'Canavarlara insan eti sağlayan leşçillerin eğitimde var olan en kötü leşçil türü olduğunu söylemişti. Ancak bu suçluları eğitimden uzaklaştırmak zorlu bir görevdi çünkü organizasyonları çok büyük olmanın yanında canavarların kralının korumasına da sahipti.'
Eğer saklanmak isteselerdi kendilerini E Bölümü'nde herhangi bir yere gizleyebilirlerdi. Bu yüzden ne zaman biri onları takip ediyor olsa canavarları oyuncularla savaşmaya çağırırlardı ve kendileri kaçıp saklanırdı.
Yine de kardeşi ve Arthia onlara acımamıştı. Nihayetinde tüm leşçilleri ortadan kaldırmış, organizasyonu tamamen yok ederek yeniden dirilmelerini önlemişlerdi.
O dönemde cüretkâr bir karar vermiş ve elde ettiği başarı sayesinde ikinci sıraya yerleşerek dikkatleri üzerine çekmişti. Ondan sonra bile insan çiftliği gibi suçların asla tekrarlanmayacağından emin olmak adına arada bir eğitimi kontrol etmişti.
Sözüm ona temelli gitmişlerdi çünkü kardeşi bir daha asla ortaya çıkmadıklarını söylemişti. Bu nedenle Yeon-woo bunun hakkında hiç endişelenmemişti
'Ama tekrar mı döndünüz?'
Bunların taklitçi olup olmadıklarını bilmiyordu. Yoksa bunlar Arthia gidene kadar saklı kalmış oyuncular mıydı? Ama emin olduğu iki şey vardı. Birincisi, aynı suç şu anda yeniden işleniyordu; ikincisi ise onu tuzağa düşürmeye çalışıyorlardı.
'Başlangıçta çiftlikte mahsur kalan oyuncular... Muhtemelen çoktan öldürülmüştü.'
Yeon-woo'nun gözleri soğuk bir şekilde parladı.
Daha öncesinde insan çiftliğini bulduğunda soğukkanlı bir karar vermiş olmasına rağmen o da herkes gibi bir insandı. Kendi türünü canavarlara satma fikri kesinlikle kabul edilemezdi.
'Müttefikleri Hargan'ı ölüme terk ederek bundan bile en iyi şekilde yararlanmaya çalıştılar. Onları hafife almamalıyım. Neler olduğunu fark etmeden pusu kurmalı ve mümkün olan en kısa sürede onlardan kurtulmalıyım."
Ve beklendiği üzere bu leşçiller onu istediği yöne götürüyordu. Diğerlerinin saklandığı yeri tam olarak saptamak istediği için kaçan leşçilleri bilerek yakalamıyordu.
Ve pozisyonlarını hissettiği an...
* Svish *
"Kuk!"
"Hayır... hayır!"
Yeon-woo çimenli alana dalmadan önce artık işine yaramayacak oyunculara hançer fırlattı.
"Artık ortaya çıkmaları gerekiyor. Neden gelmiyorla… Kuk!"
Çalılıklardan birinde leşçilin biri çömelmiş bir halde kendi kendine mırıldanıyordu ama kısa süre sonra boynunun arkasında hissettiği kavurucu ağrıyla durdu.
Başını kaldırmaya çalıştı ama daha çığlık atamadan kafası çoktan boynundan ayrılmış ve yerde yuvarlanmaya başlamıştı. Yerde bir kan birikintisi oluştu.
* Plop *
Su birikintisine adım atmasından gelen sesin ardından Yeon-woo, bir sonraki noktaya geçerken tek bir ses bile çıkarmadı. Avını avlamaya çalışan bir kedi gibiydi.
'Gizlice ama hızla...'
* Pat *
Ormanda yakamoz parıltılı bir çift göz hızla ilerliyordu.
* * *
Ethan'ı bekleyen leşçillerin bir şeylerin yanlış olduğunu fark etmesi uzun sürdü.
- Kahretsin! Neden bu kadar uzun sürdü?
- Şakası bir yana, acaba yakalanmış olabilirler mi?
- Daha önce de küçük patates kızartmaları getirmişti ama hiç yakalanmamıştı, değil mi?
- Bu doğru ama... Kahretsin. Çok sıkıldım.
Leşçiller "Görevlerindeyken" genellikle yüzlerini örtmek için bir parça bez giyerler ve düşmanla yüzleşirken kendilerini Eins, Zwei, Drei* vb. gibi numaralarla çağırırlardı.
Uzun zaman önce tüm suç örgütü yok olmanın eşiğindeyken geride kalan oyuncular kendilerini bu yöntemi kullanarak Arthia'dan gizlemişlerdi. En azından kıdemli oyunculardan böyle duymuşlardı. Arthia’nın ortadan kaybolmasından sonra bile bir tür gelenek haline gelmişti ve şimdi bile hâlâ uygulanıyordu.
Kıdemlilerinin kimliklerini kendi aralarında bile gizli tutmalarının aksine şu anda leşçiller birbirlerini tanıyorlardı. Ancak yüzlerini ve isimlerini örterek "Kötü şeyler yapma" suçunu gizleyebilirlerdi.
Gel gör ki şimdiye kadar avlarıyla birlikte burada olması gereken Dreisig veya Ethan'dan herhangi bir haber alamamışlardı. Hâlâ avlarının ortaya çıkmasını bekliyorlardı.
- Huhu. Kanlı Kılıç ve Tilki Kuyruk... Onları avlayabilirsek şimdiye kadar sahip olduğumuz en büyük avlar olmazlar mı?
- Çılgın kardeşler Phante ve Edora dışında şu anda eğitimdeki en iyi takım onlar. Böylesine güçlü oyuncuları yok etmek gerçekten eğlenceli olacak. Taşıdıkları eşyalardan bahsetmiyorum bile…
- Kanlı Kılıç'ın taşıdığı kılıç Ejderha Avcısı'ydı, değil mi? O benim.
- Hadi lan ordan. Ben daha önce söyledim, salak herif!
- Daha önce söylemiş olman kimin umrunda lan? Kim kaparsa onundur.
- Hey, ikiniz, kesin şunu. Patron dağıtımı halleder bu yüzden tartışmayı bırakın. Kertenkele Adam Kralı'nın ödüllerini nasıl harcayacağımız gibi keyifli şeylerden bahsedelim.
Biraz kıkırdama ve gevezelikten sonra başlarını kaldırdılar.
- Kahretsin, çok uzun sürdü. Sanırım bir şey oldu. Siebzehn, Ethan'la iletişime geçmeyi dene.
Zwei homurdanarak kendisinden biraz uzaktaki çalıların arasında saklanan Siebzehn'e emir verdi.
Neredeyse tüm leşçillerde bulunan iletişim yadigârı bir yanıt beklerdi, ancak yanıt gelmedi.
- Siebzehn? Siebzehn! Ne bok yiyor bu?
Zwei kaşlarını çatarak başını yana çevirdi.
- Neun, Siebzehn orada mı? Onunla iletişime geç.
-….
- Neun? Neun!
Zwei ile Ejder Avcısı için tartışan Neun da yanıt vermedi.
Zwei aniden sırtında bir ürperti hissetti. Takım arkadaşları onun haberi olmadan kaybolmuştu. Bu sadece tek bir anlama gelebilirdi...
'Saldırıya uğradık!'
Zwei ayağa fırladı.
Zwei eğitim sıralamasında 15. sırada yer alıyordu. Becerileriyle övünüp duruyor ve bunların ilk 10'dakilerle karşılaştırılabilir olduğunu söylüyordu. Ancak kendisi gibi bir oyuncu bile tüm takım arkadaşları ölene kadar düşmanın varlığını fark edememişti. Düşmanın sinsiliği hayal gücünün çok ötesindeydi.
Tam o sırada...
* Hışırtı *
"Neredesin laaan?"
Zwei hızla sesin geldiği yöne döndü fakat orada sadece rüzgarla sallanan çalılar buldu. Oyuncu falan yoktu.
"Seni orospu çocuğu!"
Başka bir ses duyar duymaz arkasını döndü ama yine kimse yoktu.
Zwei sinirlenerek kaşlarını çattı.
"Görüyorum ki benimle kafa kafaya mücadele edecek cesaretin yok. Bunu yaparak dövüş ruhumu kırmaya çalışıyorsan boşa uğraşıyorsun, bende işe yaramaz."
Dişlerini gıcırdatarak kendi kendine konuştu. Düşmanı tehdit etmekten ziyade kendini teselli ediyordu.
Duyduğu ses ve rüzgarın esintisi ne kadar güçlüyse omurgasından geçen ürperti o kadar yoğun oluyordu. Ayaklarının altından yükselen korku yavaşça kalbini sıkıştırıyordu. Zihni sadece düşmanı hızlıca öldürmek ve oradan çıkmak arzusuyla doluydu.
* Hışırtı *
Kör noktasından gelen bir varlık gördü. Tuttuğu kılıcı hızla ona fırlattı.
* Puk *
'Yakaladım!'
Net bir şekilde kılıcının bir şeye çarptığını duydu ve hemen kendini o yöne attı. Ancak düşman yerine takım arkadaşlarından Vier'i buldu. Kalbine saplanmış bir kılıç vardı ve nefes almak için çırpınıyordu.
Vier’in yüzü o kadar solgundu ki yüzünden sadece tek bir duygu okunuyordu.
Korku.
"K-kaç... Haya...let!"
Vier, arkasında sadece bu kelimeleri bırakarak başını öne eğdi.
Zwei, önceden sadece kalbini sıkıştıran korkunun boğazına kadar tırmandığını hissetti. O anda önüne beyaz bir maske indi. Terör, umutsuzluk ve ardından ölümle birlikte.
* Şluk *
* * *
Kahn ve Doyle hâlâ gergin bir yüzleşme yaşıyorlardı.
"Arangdan ne halt ediyor?"
Kahn bir öfke dalgası hissetti.
Arangdan klanı kendilerini kanunsuz kanun koruyucuları ilan etmişti ancak E Bölümü'nde bu tür suçların yaygın olduğunu bilmiyorlardı.
Bir saniye sonra Yeon-woo'yu merak etti. Şu anda kaçan leşçillerin peşindeydi. Onları önceden bilmese bu kadar hızlı kararlar veremezdi. Ama Arangdan'ın bile bilmediği bu gerçekleri o nasıl biliyordu?
Ancak düşünceleri uzun sürmedi. Kendini Eins olarak tanımlayan leşçil hamlesini yaparken diğer oyuncular da aralarındaki mesafeyi yavaşça daraltmaya başladı.
Doyle ile yolundakileri temizlemeye çalıştıkları an...
*Vınnn*
"Ne?"
"Düşman mı? Müttefik mi?"
Aniden gökyüzünden bir şey duyuldu.
Kahn, Doyle ve Eins dahil tüm oyuncular hareket etmeyi bırakıp başlarını kaldırdılar.
*Pat* *Pat* *Pat*
Gökten bilinmeyen nesneler düştü. Biri Eins'in ayak parmağına doğru yuvarlandı.
"Bu ne lan?"
Eins ne olduğunu doğrulamak için gözlerini kıstı, kısa süre sonra ağzı açık halde donup kaldı.
Ayaklarının yanına yuvarlanan nesne...
Zwei'in başıydı, yüzü korkuyla doluydu.
Magnec