Keşke özümseme yapmasaydı yav
Ondan şüphelenip aramasınlar bunu
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
130. Bölüm Ruh Gömen Teras (4)
Kapının arkasında gizli, küçük bir oda vardı.
Hiçbir tuzak yoktu. Şişeler, testiler ve göz alabildiğince kitap yığını vardı. Çok dağınık bir depoya benziyordu.
Odanın merkezinde büyük bir masa vardı.
Su Chen bu tarz masalara aşinaydı, daha önce iki tane almıştı. Birisi Ulrich’e, diğeri Usta Feng’e aitti.
Bu bir araştırma tezgahıydı.
Büyük tezgahın önünde dev bir koltuk vardı ve koltukta biri oturuyordu.
Su Chen’in kalbi duracaktı.
Dikkatle koltukta oturan kişiye baktı.
Ancak, gizli odanın açıldığını fark etmemişçesine hiç kıpırdamadan oturuyordu.
Su Chen dikkatli bir şekilde yaklaştı. Koltuğun etrafından yürüdü ve bu “kişinin” aslında kurumuş bir ceset olduğunu fark etti.
Bu kişinin kafası aşırı büyüktü ve uzuvları çok kısaydı. Büyük bir oyuncak bebeğe benziyordu.
Elbette, ceset büyük bir oyuncak bebek değildi.
Gizem Irkı’ndan birine aitti.
Gizem Irkı, zaten oldukça kısaydı. Kurumuş bir ceset olduktan sonra iyice küçülmüştü.
Gizem Irkı üyesi büyük ihtimalle oldukça uzun zaman önce ölmüştü. Cesedi ayrılmış bir bölümde olduğu için çürümemişti. Onun yerine, kurumuştu.
Kurumuş cesedi görmezden geldi ve dikkatini Gizem Irkı üyesinin deney kayıtlarına verdi.
Her iyi bir araştırmacının deney kaydı tutmak gibi bir alışkanlığı olurdu. Gizem Irkı da farklı değildi.
Masada bir yığın deney kaydı vardı ama Su Chen şu anda deneylerin kendisine bir ilgi duymuyordu. Aradığı şey, deney tarihiydi.
Tarihi bulmak zor değildi. Deneylerin ortasındaydı.
Beklendiği gibi, karşısındaki Gizem Irkı cesedi Ruh Gömen Teras’ın gerçek yaratıcısıydı.
Adı, Mainbrooke’tu ve Gizem Irkı’nda öne çıkan bir bilgeydi. Köken oluşumlarına, köken enerji desenlerinin karışımına ve köken enerjinin mekanik tavrına karşı derin bir anlayışı vardı. Ayrıca, biyolojik organizmalar üzerine de belli bir oranda araştırması bulunuyordu. Bu Ruh Gömen Teras’ın her şeyini -tuzakları, köken oluşumları- tamamen tek başına yapmıştı. Yeteneği o kadar harikaydı ki şu anki köken oluşum uzmanları bile onunla yarışamazdı.
Ancak, Mainbrooke’un hırsı bununla sınırlı değildi.
Bu herifin aşırı çılgın bir fikri vardı: Yüksek katlarda kan bağı yeteneğinin, köken enerji üzerindeki kontrolünü geçebilecek bir yöntem olduğunu düşünüyordu.
Bu cümlenin anlamını çıkarabilmek için, çözmek gerekiyordu.
Köken enerjiyi kan bağı olmadan kontrol etmenin bir yolu mu vardı?
Evet!
İnsanlar, Enerji Çekme Diyarı’na girerken kan bağına ihtiyaç duymuyordu.
Ama ne yazık ki, bu köken enerjiyi kontrol etmenin düşük bir katıydı.
Kan bağı olmadan, bir insan gelişimcinin ulaşabileceği en yüksek kat Kaynayan Kan Diyarı’ydı.
Eğer kişi daha yukarı çıkmak isterse bunu ancak kan bağının desteğiyle yapabilirdi.
Böylece, köken enerjiyi kan bağı olmadan kontrol etmenin yöntemleri vardı ama bu kontrol sadece düşük katlarda geçerliydi.
O zaman yüksek katlarda kan bağı olmadan köken enerjiyi kontrol etmenin bir yolu var mıydı?
Vardı!
Tüylü Irk’ın Köken Enerji Tapınağı ile Ruh Irkı’nın Ruhani Beden Birleşimi, onların yüksek katlarda kan bağına ihtiyaç duymadan köken enerjiyi kontrol etmelerine olanak sağlardı.
Ama bu iki yöntemin de kendi sorunları vardı. Köken Enerji Tapınağı bunu kullanan kişilerin çılgına dönmesine ve mantığını kaybetmesine sebep oluyordu. Ruhani Beden Birleşimi ise asıl doğalarının değişmesine sebep oluyordu. Bunlara rağmen hayatta oldukları düşünülebilir miydi? Bu iyi bir soruydu.
Mainbrooke’un istediği şey, yüksek katlarda köken enerjiyi kontrol ederken kan bağını bastırabileceği bir yöntemdi.
Bu sadece onun hayali değildi. Saf Kıta’daki her bir zeki ırkın hayaliydi.
Ama köken canavarları dışında, bunu başarabilen yoktu!
Onlar, bu dünyanın sevgilisiydi ve sadece bu dünyanın gücü onları derin bir uykuya gönderebilirdi.
Mainbrooke, hayal dünyasında yanıltıcı bir hedefin peşinden koşmuştu.
Antik zamanlardan bu yana, kim bilir zorluklardan korkmadan ilerleyen kaç tane zeki ırk üyesi düşenlerin yerine gelmişti..
Ama hiç kimse bunu başaramamıştı.
Aslında kan bağı çıkarma uygulaması, köken enerji tapınağı ve ruhani beden birleşiminin hepsi zeki ırkın köken enerjiyi kontrol ederken elde ettikleri anlayışın simgesiydi.
Böylece, Mainbrooke’un her yaşam formunun hayali olan şeyin peşinde koşarak ilerlemeye devam ettiğini söylemek daha doğru olurdu. Kan bağı, tapınak ya da ruhani bedene gelince; hepsi bu uzun yoldaki küçük gezgin hanları olurdu.
Bu hanlarda kalmayı uygun bulan birçok kişi, memnun kalırdı.
Ama asla memnun olmayıp ilerlemeye devam edenler de vardı.
Buna göre, Mainbrooke’un idealleri çok görkemliydi ve öncü olarak düşünülebilirdi.
Ancak, bu hayalleri kovalarken kullandığı yöntem övülmeye değmezdi.
Daha fazla kaynak elde etmek için büyük bir katliam yapmaktan ve ölen insanları ceset ruhu çiçeklerini yetiştirmek için kullanmaktan kaçınmamıştı.
Kendi hayatını bu noktaya kadar korumak için kendisini ayrı bir alana mühürleyerek zamanın etkilerinden kaçınmaya çalışmıştı. Ardından, bu yeri açabilir ve malzemeleri elde edebilirdi.
Ancak, besbelli bir şeyi yanlış hesaplamıştı.
Mainbrooke aslında Gizem Organizasyonu’nun lideriydi. Hazırladığı her şey organizasyonun kaynaklarıyla yapılmıştı ama hareketlerinden çıkar sağlayacak tek kişi kendisi olacaktı.
Ona göre, kendisini böyle bir yere kapatmak zamanı donduracaktı. Ne kadar zaman geçerse geçsin, onun için sanki kısacık bir an olacaktı. Girdikten sonra, geri dönüp dünyanın nasıl değiştiğini görebilir ve ceset ruhu çiçekleriyle toplu büyük çukuru elde edebilirdi.
Ve çok fazla zaman geçeceği için, organizasyonun içinde yaşanacak olumsuzlukları neden umursayacaktı ki? Böyle nihai bir hayal söz konusuyken her şey önemini yitirirdi ve her şey kurban edilebilirdi.
Her şeyi çok iyi planlamıştı ama planları o kadar iyiydi ki organizasyonun çıkarlarını tamamen görmezden gelmişti. Böylece birkaç kişi bunu öğrenince sinirden çılgına dönmüştü ve bir kaos ortaya çıkmıştı.
Mainbrooke ve hizmetkarları bu zorlu dövüşte darmaduman olmuştu.
Dövüşün sonunda ceset çukurundaki malzemelerin bir kısmı Gizem Organizasyonu’na verilmişti.
Zafer elde etmiş olsa da, Mainbrooke çok ağır yaralanmıştı.
Daha kötüsü, bu yüzden köken oluşumu zarar görmüştü ve zamanla gerçekleşen büyük değişiklikleri göremeyecekti.
Mainbrooke bu dünyada fazla kalamayacağını biliyordu ve bu yüzden lahite girdikten sonra bir gizli oda yaratarak burada sessizce ölmeyi seçti.
Kayıtları neden kendisini gizlemek için böyle bir yöntem seçtiğini söylemiyordu.
Görünüşe bakılırsa, başkaları tarafından keşfedileceğini düşünmemişti; arkasında bu odayı açmak için ne bir yöntem ne de bir ipucu bırakmıştı. Ama aynı zamanda bulunmayı istemiş gibi görünüyordu, kapıyı açan yöntem hiç de zor değildi.
Büyük ihtimalle, Mainbrooke kendisiyle çatışıyordu. İşlediği bütün günahların sonraki kuşaklar tarafından bilinmesine izin vermeli mi bilmiyordu. Bu tür bir işe yaramaz gizlenme, Mainbrooke’un iç çatışmalarının portresi gibiydi.
Bir cevabı yoktu.
Bu sorunun asla bir cevabı olamazdı. Kesin olan tek şey, Su Chen’in Mainbrooke’un son varisi haline gelmesiydi.
Çok fazla varlığı yoktu. Mainbrooke sadece bilginin peşinden koşmuştu ve bir tane bile köken gereci yoktu.
Ama arkasında büyük ölçüde bilgi bırakmıştı!
Bu sayısız kayıtların hepsi, Mainbrooke’un en büyük hazinesiydi. Bütün hazinelerden daha değerliydiler.
Doğruyu söylemek gerekirse, sadece bu kayıt koleksiyonu büyük ihtimalle yüksek seviye bir tesisin kütüphanesine eş değerdi. Eğer Su Chen bu kayıtları tamamen özümseyebilirse, Saklı Ejderha Tesisi’ne girmese bile sorun olmazdı.
Elbette Saklı Ejderha Tesisi bilginin yanı sıra; kaynaklara, bağlantılara, fırsatlara ve eğitmen yönlendirmelerine sahipti. Bunların yerini kayıtlar alamazdı.
Anlaşmalarına göre, bunların hepsi Su Chen’e aitti.
Böylece çalışma tezgahını ve bütün araç gereçlerle birlikte kayıtları hiç düşünmeden yüzüğüne doldurdu.
Gerçekten de aksilikler bazen beraberinde mutlu sürprizler getirebiliyordu. Zehirli böcekler ve gölge yılanları olmasaydı, bu yeri keşfedemeyebilirdi.
Ama en iyi sürpriz, Mainbrooke’un parmağındaki köken yüzüğü ve içerisindeki köken taşları oldu.
Bu köken yüzüğü, Su Chen’in yüzüğünden çok daha büyüktü. Nihayetinde büyük bir bilgenin yüzüğüydü ve kullandıkları doğal olarak farklıydı. Ancak, içerisinde pek fazla bir şey yoktu. Bu köken yüzüğün içindeki her şey bu odaya taşınmıştı.
Ne yazık ki bu gizli oda daha yeni yapılmıştı ve hiç kullanılmamıştı. Görevi bitmeden önce yanında malzeme bile getirmemişti.
Köken yüzüğünde kalanlar, yüksek kalite köken taşlarıydı. Mainbrooke’un son büyük dövüşünden sonra elinde kalanların hepsi buydu. İçerideki köken enerji de çoktan özümsenmişti.
Yine de, Su Chen inanılmaz bir şekilde heyecanlıydı.
Tam vaktinde!
Hala Saklı Ejderha Tesisi’nin giriş sınavındaydı. Hiçbir sınav adayı yanında köken taşı bulunduramazdı.
Bu yüksek kalite köken taşlarıyla köken enerjisini yenileyebilirdi. Köken enerjisinin büyük bir kısmını önceki iki dövüşte kullanmıştı, bu yüzden aceleyle bir taşın içerisindeki köken enerjiyi özümsedi.
Bir tane yüksek kalite köken taşı, içerisinde çok fazla enerji kalmamış olmasına rağmen Su Chen’in birkaç kat hızla enerji yenilemesine yardım etmişti. Su Chen’in köken enerjisi hızlı bir şekilde doldu.
Köken taşlarını geri kaldırdı ve son kez Mainbrooke’a baktı. Gözleri Mainbrooke’un yırtılmış kıyafetindeki cebe takılmadan önce ayrılmak üzereydi.
Orada, başka bir ince deney kaydı bulunuyordu.
Bir kitap daha kalmıştı.
Su Chen kaydı alıp özensizce sayfaları karıştırırken elinden bırakamadı.
Magnec