elder lord'da bir ork oynuyor gerçek hayata da yansıyo haraketleri yav :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
64. Bölüm Yüksek Rütbeli Olmak (2)
Ian oyunla bağlantısını sona erdirdi. Oyun dünyasından ayrılmıştı ama bir şekilde hala kalbi ve zihni doluydu.
Bir şekilde, gözleri nemliydi.
“Hayır.” Ian mırıldandı ve ellerini yumruk haline getirdi. Küçük Ian güçle doluydu ve harekete hazırdı, hazır mıydı? Aşk modu oyunda kilitli olabilirdi ama, gerçek hayattaki bedeni bir erkekti.
Ama oyuna çok derin bir şekilde entegre olduğu için oyunda yaşadıkları içinde bir şekilde bilinmeyen bir rahatsızlık hissetmesine neden olmuştu. O bir kelebek miydi, kelebek? Bilmiyordu. Ama en yakın zamanda bunu kontrol etmek niyetindeydi. Oturma odasına gitti ve televizyonu açtı.
Kanal otomatik olarak bir moda kanalında açıldı, Kristal’in Sırrı markalı iç çamaşırlarının defilesi vardı. Güzel kadınlar podyumda birbirinden çekici iç çamaşırlarıyla yürüyorlardı.
“.....”
Wow! O kesinlikle bir erkekti. Gerçek bir erkek kesinlikle dış etmenlerden korkmalıydı, mermilerden değil. Ian derin bir nefes alıp verdi, rahatlamıştı.
O anda, kız kardeşinin odasının kapısı açıldı. Görünüşe göre yeni uyanmıştı ve gözlerini ovuşturuyordu.
“.....?”
Yiyu televizyona baktı. Ekranda, sadece iç çamaşırları giymiş olan bir kadın podyumun ucuna kadar gelmiş ve zarifçe geri dönmüştü. Başka bir kadın da ilginç tasarımlı iç çamaşırlarıyla ortaya çıkmıştı.
“.....”
Yiyu, Ian’a doğru çevirdi bakışlarını, “Seni anlıyorum, Oppa.”
“Hayır…”
“Ben gidip biraz daha uyuyacağım. Çok uykum var. Uykuluyum.”
Ruhsuzca mırıldanarak odasına döndü ve kapısını kapattı. Ian’da o anda kendi kendine mırıldanıyordu, “Hayır…”
*** ***
Ian eski hocasıyla uzun zamandır görüşmemişti. Eski hoca Lenox değildi, Hoyt’ta değildi, o Ian’ın, gerçek Ian’ın hocasıydı.
O Baek Hanho’ydı. Şu anda Baek Hanho’nun yaşadığı yere yakın, her yerde bayilikleri olan kafelerden birindeydiler. İç kısım temizdi ve çalışanlar cana yakın görünüyorlardı. Ian Baek Hanho ya çevirdi gözlerini kafeyi inceledikten sonra. İşleri iyi gidiyor olmalıydı çünkü pahalı şeyler giyiyordu.
Baek Hanho kendi büyük kişisel tabletine dokunarak, “Huh, şu adam, iyi, böyle devam.”
Tabletinden ‘Go’ oynuyordu. Avantajlı pozisyonu kısa süre içinde kayboldu ve rakibi bir çok bölgesini ele geçirerek tahtanın ona ait kısmının etrafını sardı.
“Çok aç gözlüsün.”
“Hahh, bu, bu…”
Baek Hanho somurttu ve tabletini kapattı. Ian ona onaylamayan gözlerle bakıyordu. Eğer bu şekilde iletişime kapatırsa ne kazanabilir ne de kaybedebilirdi. Rakibi onun tekrardan bağlanmasını beklerken zaman kaybedicekti.
“Bu ‘Go’ değil. Delip geçme taktiği korkakça.”
“.....”
Korkak olan kimdi burada?
Baek Hanho sordu, “O gözlerdeki bakış ne öyle?”
“... senin spor salonun iyi iş yapıyor mu?”
“Bu günlerde fitnes trend olmuş gibi görünüyor. Onlara bir kaç zor egzersiz gösteriyorum. Günümüz ileri teknolojisiyle yapılan vücut geliştirme kadar kompleks değil.
Baek Hanho bir spor salonu işletiyordu. Ian’la paylaştığı gibi öldürücü teknikler öğretmiyordu ama temel savunma, CrossFit ve temel dövüş yeteneklerinin öğretildiği bir spor kompleksi vardı.
“Bana son uğradığından bu yana baya zaman geçti. Şu yetersiz çocuklara sen öğret.”
“Ben çok meşgulüm.”
“Bu günlerde kafende işler iyi değil mi?”
Ian güldü. “Başka şeylerle meşgulüm.”
“Hoh. Kesinlikle Elder Lord’dur o zaman?”
“Evet.”
“Şu adama bir bak. Seni Elder Lord oynaman için ikna etmem gerekmişti…”
“Evet, beni ikna etmeseydin her şey daha iyi olabilirdi…”
Gözleri çarpıştı bir an için.
“Huhuhuhu.”
“Huhuhu.”
“Büyümüşsün Ian.”
“Ben zaten uzundum, Öğretmenim.”
“Uzun zamandan sonra kendini beğenmişin teki olmuşsun desene.”
“Sen yaşlanıyor olmayasın?”
“Çocuk!”
Baek Hanho ve Ian aynı anda sırıttılar. Sonra kalktılar ve kafeden ayrılarak Baek Hanho’nun salonuna doğru gittiler. ‘Baek Hanho’nun Spor Salonu’ binanın iki katını kullanıyordu. Onun delici bakışlarını gören çalışanlar gerilediler.
Tesis modern bir yapıya sahipti. İçerisi genişti ve çeşitli ağırlıklarla çalışılması için yeterli alan vardı. Ağırlıklar, kum torbaları ve hatta spor salonunun ortasında bir ring bile vardı.
Ian güldü.
“O bir ring.”
“Adamım, bazen benim de eğlenmem gerekiyor, Hadi oraya doğru gidelim.”
“Phew. Sadece spor için değil mi?”
Çalışanlar ve içeride bulunanlar Ian ve Baek Hanho’yu fark etmişlerdi ve onlar da ringe doğru ilerlemeye başladılar.
Baeh Hanho orta yaşlı bir adamdı ama hala onu devirecek bir adam çıkmamıştı karşısına. Burada yetişen resmi atletler için bile geçerliydi bu durum. Baek Hanho bu konularda şakaya gelmeyen bir adamdı, onunla uğraşmaya gelmezdi. Şimdiyse garip bir adam getirmişti yanında ve birlikte ringe doğru gidiyorlardı. İki adam birbirlerini tanıyor gibi görünüyordu.
Ringdeki diğer adam ince uzun yapılıydı ve herhangi özel bir şeyi yokmuş gibi görünüyordu. Ancak sıcak ve nazik bir yüzü vardı.
“Yönetici-nim, bu…”
Çalışanlardan bir tanesi koruyucu ekipman getirmişti, eldiven ve kafalık. Ama Baek Hanho kafasını sağa sola salladı.
“Gerek yok.”
“Huh?”
Çıplak elleriyle mi dövüşeceklerdi?
Ian ve Baek Hanho ayakkabılarını çıkarttılar ama kıyafetlerini değiştirmediler. Ian kot pantolon ve tişört giyiyordu. Baek Hanho ise geliştirilmiş bir hanbok.
Kol saatlerini bile çıkartmamışlardı. Bu Ian ve Baek Hanho için gayet doğal bir durumdu. Onlar baskı kurmak için değil öldürmeyi hedef alan bir eğitim almışlardı. Teknikleri bütün durumları kapsayacak şekilde genişti ve üzerlerindeki ekipmana, kıyafete, aksesuara bağlı değildi.
Seyredenler bunlardan haberdar olmadıkları için neden onların bu şekilde ringe çıktıklarını anlayamamışlardı.
“Çıplak elleriyle mi dövüşmeyi planlıyorlar?”
“Onlar arasında bir tartışma mı olmuş daha önce?”
“Sadece dövüşmeyecekler mi?”
İkisinin de gözlerindeki kan açlığı belli oluyordu. İzleyenler için açıkça belli olan bir şey vardı ki bu güne kadar izledikleri en ilgi çekici dövüşü izleyeceklerdi. Spor salonundaki beklenti neredeyse elle tutulur boyuta kadar yükselmişti. Ancak izleyenler hayal kırıklığına uğradılar.
İkilinin hareketleri dengeliydi ve birbirlerine vurmuyorlardı. Bir çeşit temas olmadan yapılan idman gibiydi. İkili birkaç hamle takası yaptılar birbirlerinin vücuduna hiç dokunmadan.
Ama hareketleri inanılmazdı. İkisi de rakibinin hareketlerini kontrol ediyor, doğru zamanda hamle yapıp, karşı tarafın saldırısını bertaraf etmek için tam zamanında geri çekiliyorlardı. Kimin zarar göreceğinin belli olmadığı garip bir dövüştü.
“Neden Yönetici-nim onu yakalamıyor?” Çalışanlardan biri mırıldandı.
Baek Hanho korkutucu bir jujitsu kullanarak rakibinin gücünü kendisininkine ekleyerek karşılık veren bir teknik kullanıyordu. Ama ne zaman Baek Hanho, Ian’ı elbiselerinden yakalamaya çalışsa, Ian’ın eli hızlıca onu yakalamaya çalışan Baek Hanho’nun eline yaklaşıyor ve bu durum Baek Hanho’nun elini geri çekmesine neden oluyordu.
Çalışanlar aslında bu durumun hayalini bile kuramazlardı. Orada yapılan hareketler ekstrem tekniklerdi ve tek bir temas bile kemiklerin kırılmasına neden olurdu. Onların bu güne kadar görmüş oldukları karışık dövüş sanatları tekniklerinden çok farklıydılar.
Ian ve Baek Hanho sadece birkaç çeşitli darbe takas ettiler. Eğer bu gerçek bir dövüş olsaydı birisi çoktan sakatlanmış olabilirdi.
Ian güldü, bir keresinde gözleri oyulmuştu ve üç sefer de parmakları kırılmıştı. Ayrıca solar plexusuna ve adem elmasına da birkaç darbe almıştı.
Diğer taraftan, Baek Hanho, bir kulağı kopmuş ve kaburgalarına bir tekme yemişti. Görünüşte yakın gibiydi ama alakası bile yoktu, bu dövüş eğer gerçek olsaydı çoktan Baek Hanho tarafından işi bitirilmişti Ian’ın.
Ian öne çıktı tekrardan. İkisi de aynı anda yaklaşıyor, birkaç alışılmadık hareket yaptıktan sonra aynı anda geri çekiliyorlardı. Bu mücadelede geride olan Ian’dı.
“Benimle oynama.” Baek Hanho yüzünde bir gülümsemeyle konuştu.
Ian başını salladı. Bu daha sona ermemişti. O anda, Ian sanki bir şeyi fırlatıyormuş gibi bir hareket yaptı.
“Hat!”
Baek Hanho çöktü ama Ian o hareketi bekliyordu ve bir tekme çıkardı. Ayağı tam Baek Hanho’nun çenesine vurmadan durdu. Tekmenin oluşturduğu rüzgar Baek Hanho’nun saçlarının uçuşmasına neden oldu.
“... Bana ne fırlattın sen?”
Yaptıkları pratikte her durumun olası olduğu bir sistem kullanıyorlardı. Eğer atılabilecek bir şeye sahipse bunu kabul etmeliydi. O zaman bu Baek Hanho’nun problemi olurdu, önceden önlem almadığı için. Ama Ian’da fırlatılacak bir şey yoktu. Kol saati vardı ama Ian onu fırlatmak isteseydi, önce kolundan çıkartmak için bir iki hamle yapması gerekliydi.
Ian sırıttı. “Bütün kalbimle saygılarımı sunuyorum Öğretmenim.”
“.....”
O sadece bir blöftü. O anda Baek Hanho’nun alnında bir damar piyasaya çıktı, anında Ian’ın ayağını kavradı.
“Oh, teslim oluyorum!”
“Bu yeni yetme kötü bir şey öğrenmiş!”
“Bir dakika! Kemiğe bastırma! Pat! Pat pat!”
Bacakların eklem yerlerine yapılan saldırılar ciddi derecede tehlikelidir. Pratik yaparken bile o şekilde saldırılar sonrası kemiklerin kırılması çok olağan bir durum olarak kabul edilir. Ian çılgınca Baeh Hanho’nun omuzuna tokat atıyordu.
“Şu velet.”
Baek Hanho, Ian’ın ayağını bıraktı ve başına hafifçe vurdu. Böylelikle aralarındaki arkadaşça idman mücadelesi de son bulmuş oldu. Baek Hanho’nun bariz avantajıyla sonuçlanmıştı.
“Hala gidecek çok yolun var.”
“Kuoong.”
“Daha gölgeme bile vuracak seviyeye bile gelmemişsin.”
İkili ringden inerlerken, çalışanlar Baek Hanho’ya sordular, “Yönetici, bu izlediğimiz de neydi şimdi?”
Baek Hanho ve Ian birbirlerine baktılar ve omuz silktiler. “Öyle bir şeydi işte. Sizin kafanıza takmanıza gerek yok, bu ikimizin arasında bir oyundu.”
“Yanınızdaki kim Yönetici? Onu tanıyor musunuz?”
“O benim çömezim.”
“Çömez?”
Etraftakilerin kafası karışmıştı. Bu güne kadar Baek Hanho bir öğrencisi olduğundan bahsetmemişti. O söylediğinin bir şaka olduğunu var sayabilirlerdi ama Baek Hanho öyle bir yönetici değildi.
“Eski günlerde tatlı bir çocuktu ama artık kendi iyiliği için kibir sahibi olmuş biraz.”
Ian söylediği sözlerden bir parça pişman oldu.
Sonra orada çalışanlardan biri olan adam yumruklarını sıktı. İçindeki savaşma arzusu gittikçe artıyordu. Geçmişte dövüş sanatları eğitimi almıştı ve şu anda sadece hobi olarak yapıyordu. İri ve sağlam vücudu yüzünden bir çok teklif almıştı zamanında.
O kişi, Baek Hanho’ya büyük bir saygı ve hayranlık duyuyordu. Baek Hanho’nun karşısına çıkılmaması gerektiği ortak düşüncesini o da kabul ediyordu. Yaşı, kilosu, teknikleri bildiği bütün standartların dışındaydı. Ve ayrıca çalışanların hiç biri orta yaşlı bir adama her ne olursa olsun el kaldırma düşüncesini kabul etmiyorlardı.
Eğer durum buysa, ya öğrencisi olan adam, çömezi?
“Yönetici-nim.”
“Ne?”
“Eğer öğrenciniz için de uygunsa onunla bir idman müsabakası yapmak isterim. Yeteneklerimi test etmek istiyorum.”
Baek Hanho Ian’a baktı ve “Uygundur.” Güldü ve Ian’a sordu, “Sen ne dersin?”
“Öğretmenim?”
“Kural kuraldır, normal darbeleri kullan.”
“Hayır… Bekle…”
Ian panikledi.
İri kıyım çalışan onu selamladı. “Lütfen!” Sonrasında da koruyucu ekipmanları giyerek ringe tırmandı.
“.....”
Ian rakibi olacak kişinin boyutlarına baktığında kafasını sağa sola salladı.
Aradaki boy ve kilo farkını kapatmak spor müsabakalarında pek mümkün değildi, özellikle birbirlerine saldırmaları gereken müsabakalarda. Ayrıca, karşısındaki rakip sıradan biri gibi durmuyordu, onda dövüşmeyi bilen birinin havası vardı.
“Sadece ona bakarak bile, ağır siklet olduğunu söyleyebilirim…”
Ian bir adım geri attı. Başka bir çalışansa ona eldivenlerini ve kafasını koruyacak olan ekipmanı takmasına yardım etti. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra, Ian’da ringe tırmandı. Kendini ringin etrafındaki iplere yaslayarak eldivenlerini kontrol etti. Bu çeşit ekipman kullanmaya alışık değildi. Eğer yanlış bir adım atarsa bu gün yaralanması söz konusu olabilirdi.
Diğer taraftaki çalışan ona seslendi.
“Sana karşı nazik olacağım, aramızdaki kilo farkının bende farkındayım. Endişelenme.”
“.....”
Ian dudaklarını ısırdı. Ian dışarıdan öyle görünmese de o da bir müsabakaya girmekten ve mücadeleden hoşlanıyordu. Kendi gururu söz konusu olduğunda işler çok farklı bir hale dönüşebilirdi. Şimdi rakibi ona karşı nazik olacağını söylüyordu. Büyük hata.
Nazik. Başka birine karşı değil de kendine karşı söylenmişti bu kelime.
“Teşekkür ederim.” Ian konuştu ama sesi çok alçak çıkmıştı.
Baek Hanho neler olduğunu fark etti ve yanında duran çalışanına seslendi, “Hey, Cheolwon.”
“Evet Yönetici-nim.”
“Soğuk suya batırılmış havlu getir.”
“Huh? Peki…”
Adamın kafası karışmıştı. Islak bir havlu? Baek Hanho başka bir şey söylememişti. Çalışan ıslak havluyu getirdiğinde nedenini görebildi.
“Öhööee!”
Yöneticinin çırağı olan çocuk, karşısındaki ağır siklete tabii olan adamı evire çevire dövüyordu. Çok hızlıydı. Hanho’nun öğrencisi rakibinin bütün darbelerinden kaçınıyor ve kelimelerle anlatılamayacak bir şekilde ve hızda karşılık veriyordu.
Rakibi direniyordu ama köşeye sıkışmıştı bir kere, yüzüne ve karnına yumruk yemeye devam ediyordu. Hanho’nun öğrencisinin hareketleri net ve akıcıydı. Açık gördüğü anda o boşluktan faydalanarak vuruyordu.
“Kup!”
O anda, rakibi hafifçe çöktü ve bir aparkat denedi ama Ian anında geri çekilerek darbeden kaçındı ve adamın yarattığı boşluktan rakibin çenesine bir yumruk attı. Rakibi bayılmıştı. Başka bir raunt daha olmayacaktı.
“.....”
Baek Hanho onayladı. Elinde ıslak havluyu tutan çalışan, Yöneticinin yaptığı baş hareketini fark etti ve ringe girdi. Soğuk ıslak havluyu bayılan adamı ayıltmak için kullandı.
“Hrmm…”
Baek Hanho, koruyucu ekipmanlarını çıkartan Ian’a bakıyordu. Sadece bu idman esnasında değildi.
“Çok hızlı…”
Baek Hanho bunu temassız mücadeleleri esnasında da hissetmişti.
Ian daha öncesine göre hızlanmıştı.
Sonunda Ian bir şey fırlatmıştı ve o çömelince tekmesini savurmuştu. Baek Hanho, Ian’dan gelecek tekmeyi bekliyordu. Onun ayağını önce yakalayıp sonrasında da bağlı bir darbeyle eklemlerine vuracaktı ama Ian’ın tekmesi beklediğinden ve karşılık verebileceğinden çok daha hızlı gelmişti. Gözlerinin önünde çenesine çok az farkla duran Ian’ın ayağını gördüğünde bir an için kalbi teklemişti. Bu şekilde hissettiği en son zamanı hatırlamıyordu bile.
Aynı şey çalışanıyla yaptığı idman maçında da olmuştu.
Ian ne kadar hızlı olursa olsun, aralarındaki kilo farkı az buz değildi. Bu, Ian’ın mücadele ederken bir parça zorlanacağına işaretti. Ama Ian’ın görüşü ve hızı beklediğinden de fazlaydı. Karşısındaki ne kadar büyük yada iri olursa olsun, eğer herhangi bir darbe vuramaz ya da yakalayamazsa o zaman iriliğinin ve gücünün hiç bir manası kalmazdı. O müsabaka bir yetişkin ve bir çocuğun mücadelesi gibi görünmüştü.
“Bu çocuk…?”
Baek Hanho omuz silkti.
Magnec