Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste.
Emeğinize sağlık.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
45. Bölüm DUMAN (2)
Garip bir gündü.
“Hmm…”
Kim Chuljung, orta yaşlı satış müdürü, işinden evine doğru giderken bir sigara yaktı.
Bugün, sanki etrafında farklı bir dünya varmışçasına, garip bir şekilde dünyadan ayrılmış gibi bir hisse kapılmıştı. Derinden gelen, kendini kontrol etmesine ve etrafına bakmasına neden olan bir duyguydu. Bu günlerde işe yeni başlayan çalışanların davranışları bazen onu utandırıyordu.
Zaman geçiyordu. Kim Chuljung, sigarasını çıkartırken, şirketteki rutinini düşünüyor ve bölgeden ayrılmaya hazırlanıyordu.
Onun bulunduğu köşenin diğer tarafında bir grup lise öğrencisi sigara içiyordu. Üniforma giymelerine rağmen, herhangi bir tereddüt belirtisi göstermiyorlardı. Kim Chuljung’u fark ettiler ama umursamayarak sigaralarını içmeye devam ettiler.
“...Hah.”
Kim Chuljung çocuklara yaklaştı. “Öğrenciler, hepiniz okul üniforması giyen çocuklarsınız, böyle sigara içebileceğinizi mi zannediyorsunuz?”
Tekrardan Kim Chuljung’a bakmadan önce bakışlarını birbirleri üzerinde gezdirdiler. Sonra kıkırdamaya başladılar. “Kimin umurunda Ahjussi. Kendi paramızla aldığımız sigaraları içiyoruz.”
“Ah, şu çocuklar…”
“İşgüzarın teki geldi, ne kadar sıradan.”
“Pffft! Ne kadar komik bir soysuz.”
Öğrenciler kendi aralarında dalga geçip güldüler.
“O da sigara içiyor gibi kokuyor, bu yüzden bu kadar cesur.”
“Hadi gidelim. Pis amca, pis amca.”
“.....!”
Kim Chuljung’un yanından geçip gittiler ve başka bir yere uyuşukça takılmaya devam etmek üzere yola çıktılar. Hiç biri sigaralarını atmamıştı. Caddede sigara içmeye devam ediyorlardı sadece kendi bildikleri başka bir yere takılmaya giderken. Kim Chuljung öğrencilerin arkalarından baktı. O bilinmeyen his onu tekrar sardı.
Sanal gerçeklik oyunlarının popüler olduğu, arabaların kendi kendine hareket ettiği, yapay organların nakledildiği bir çağda yaşıyordu. Dünya değişiyordu.
“Hmm…”
Öğrenciler tarafından sigara içtikleri için onları uyarması yüzünden, işgüzar olarak adlandırılmıştı. Aslında, esas olay bu değildi. Eski kafalı olan kendisiydi.
Kim Chuljung acı acı gülümseyerek yürümeye devam etti. Ama bu günün gariplikleri peşini bırakmıyordu.
Heyecanlı bir çocuk yolda koşarken Kim Chuljung’a çarptı ve yere düşmek üzereyken Kim Chuljung onu yakasından tuttu, ancak çocuğun elindeki dondurma Kim Chuljung’un üzerine bulaştı.
“Bu…” Kim Chuljung acı acı güldü. Yakalanmış olan çocuk korku dolu gözlerle adama bakıyordu. “Çocuğum, caddede koşmamalısın.”
“.....”
“Eğer bir hata yaptıysan da, özür dilemelisin.”
“Anne!” Genç bir kadın koşarak geldi. Çocukla, adam arasında neler olduğunu çabucak fark etti ve çocuğunu adamın kavrayışından kurtardı. “İyi misin?”
“Evet.”
“Bu ahjussi sana kötü bir şey yapmadı değil mi?”
Kim Chuljung sinirlendi. “Ne diyorsun sen?”
“Kötü bir dünyadayız.”
“Pantolonumu görüyor musun? Eğer çocukları bir yanlış yaparsa ebeveynleri onların adına özür dilemeli.”
“Benim çocuğum ne yapmış? Kendi çamaşırlarını yıkayamıyor musun?”
“Hah…”
Kim Chuljung cevap bile veremeden önce kadın çocuğunu alıp yoluna devam etti. Kim Chuljung yine tek başına kalmıştı, bilinmeyen duygular onu sarmış bir vaziyette evine doğru yürümeye devam etti. Onun sağ duyusu artık dünyanın sağ duyusu değildi.
Evine geldi ama onu kimse karşılamadı. Bir karşılama yerine duvarda asılı duran aile fotoğraflarındaki gülümseyen yüzlerle karşılaştı sadece. Birkaç tane yaban kazının babasıydı.
Sürekli şirkete gidip gelen orta yaşlı bir adam, küçük yaşlardan beri çalışmak durumunda kalmıştı. Yönetici pozisyonuna kadar yükselmişti ama artık emekliliği için hazırlanması gerekiyordu. Genellikle karısının ve çocuklarının sesini anca telefondan duyabiliyordu.
Bu gün yaşadıkları şeyler ona kendini daha da yalnız hissettirmişti. O gün yaşamaya değer hiç bir şey bulamadığı bir gündü ve kendini bu duygunun altında ezilmekten kurtaramamıştı.
Kanepeye oturdu ve televizyonu açtı. Salonda televizyondan gelen ışıklar haricinde hiç hareket yoktu. Bu günün konusu Elder Lord’dan bir video yayınlanıyordu. Yarı açık gözlerle videoyu seyretti. Ünlü Youvidser Laney’in bir videosuydu oynayan.
“... Oh, bu…”
Yine bütün gün hissetmiş olduğu o garip duyguyu hissetti. Dünyanın ne kadar değiştiğinin önemi yok, neden hala bu tarz korkunç şeyler yaşanıyor?
Büyük klan olarak adlandırılan oluşumlar bir köyün sakinlerini katlediyorlardı. Oyundaki karakterler olabilirlerdi ama, ağlamaları, çığlıkları ve hayatları için yalvarmaları gerçeklikten daha gerçek gibi görünüyordu. İnsan bilincine sahip birisi olarak, nasıl o kişiler savunmasız çocukları ve kadınları sadece yapay zekaya sahipler diye bu şekilde katledebiliyorlardı?
O NPC olarak bilinen karakterleri öldürmenin nesi iyiydi? Zamanında Elder Lord oynamış biri olarak Kim Chuljung, NPClerin nasıl yaşadıklarını ve hissettiklerini biliyordu.
Aniden videonun odağı değişti. Katliam sahnesi bir kenara çekildi ve artık görüntünün odağında bir insan vardı. Bir çok kişinin bir yaratık olarak nitelendirdiği bir ork. NPCleri katleden kullanıcılara karşı, ısrarla direnen bir ork. Vücudu kan içinde kalmış, yere düşmesine rağmen bir şekilde sürekli ayağa kalkarak köylüleri savunan bir ork.
İnsanların yaratık, bir yaratığında insan gibi davrandığı paradoksal bir görüntü.
Kim Chuljung iç çekti.
Ork yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgide yürüyor gibiydi ama ölmemeyi bir şekilde başardı. Büyük kılıcını savurmaya devam etti. Kim Chuljung içinde bir şeylerin düğüm olduğunu hissetti, ork sonuna kadar vaz geçmemişti.
Ork’un bu şekilde devam etmesine neden olan neydi?
-Sen, bu doğru mu?
Ork konuşuyordu.
-Sen.
Kim Chuljung’un gözünde ork bir kahramandı.
-Sen, insanların nedensiz yere katledildiğini gördüğün halde sadece arkanı dönüp kaçarsın değil mi?
Kim Chuljung bilinçsiz bir şekilde oturduğu yerden kalktı. Kaydeden kişinin nefes alış verişi ağırdı, sanki Kim Chuljung’la aynı şeyi hissediyormuş gibi.
Videoyu kaydeden kişi olaya dahil oldu. Videodaki ses bir kadına aitti. Orka neden bu şekilde fütursuzca savaştığını sordu. Ork sanki bu doğal bir şeymiş gibi gülümsedi.
-Sadece insanlar böyle hesaplar için endişelenir.
Ork fısıldamıştı.
-Savaşçı haksızlığa mahal vermez.
Haksızlığa karşı sonuna kadar savaşmak.
Eski kafalı bir düşünceydi. Ork gerçekten eski kafalı biriydi. Eski çağlarda yaşıyor gibi, artık bir çok orta yaşlı adam spor arabalar alıyorlardı. Bu yaşlarda kahramanvari davranışlar artık tarihe karışmıştı ve böyle düşünen insanlara ender rastlanıyordu. Kahramanlar ölmüş, geriye sadece isimleri kalmıştı.
Ork ve yüksek rütbeli kullanıcı birbirlerine atıldılar ve video sona erdi. Kim Chuljung hareket bile edememişti. Bir süre daha ekrana bakmaya devam etti, hislerinin neler olduğunu çözmeye çalışıyordu. Garipti ki, bu hisler her zaman onun içindeydi.
Bir süre daha düşündükten sonra gözlerini açtı. Artık gözleri uzun zamandır olduğu gibi orta yaşlı bir adamın, günlük rutini içerisinde boğulup giden yarı açık gözleri gibi değildi. Gözleri, tutkulu bir adamın gözleri gibiydi.
Kim Chuljung mırıldandı, “Unutmuşum.”
Oğluna ait olan boş odaya gitti. Elder Lord oynamak için bir kapsül vardı odada. Ailesinden uzaklaştıktan sonra yalnızlığını gidermek için kullandığı bir kapsül. Bir süredir kullanmadığı için üzeri toz kaplanmıştı.
“Erkek dediğin şaraba çok benziyor.”
O anda satış müdürü Kim Chuljung, hayır, en kötü ölüm büyücüsü, Demir, Elder Lord’a geri döndü.
*** ***
“Hey, adamım! Nasılsın, dostum!”
“Hey, uzun zamandır görüşmüyorduk! Whoa. Seni tekrar görmek güzel!”
“Aynen dostum! Hey içeri gelsene!”
Joseph ve Bob Amerikalılara özgü bir doğallıkla birbirlerini kucakladılar. Üyeler Bob’un evinde toplanmışlardı.
Joseph, Bob, Elia ve Gary.
Çocukluktan beri arkadaş olan kişilerdi bunlar. Bu günlerde pek fazla kişinin hatırlamadığı bir hobiyi paylaşıyorlardı.
Masaüstü RPG!* Zarlarını attılar ve hayal dünyasındaki her türden maceraya atıldılar. Ejderhalarla savaşan ejderha avcılarıydılar, dünyayı kurtaran kahramanlar, bazen de dünyayı yok eden şeytanlar.
Ama zaman değişmişti, artık sanal gerçeklik vardı. Orta seviye hayal dünyasının kapıları açılmıştı ve gelişip şu anki halini almıştı. Onlarda bu dünyadan faydalanarak en iyi rol yapma deneyimlerini yaşıyorlardı.
Bu doğru. Onlar Amerikan kültüründe geniş kitleler tarafından kabul edilen gerçek rol oyuncularıydılar. Bob’un evinde dört tane yan yana yerleştirilmiş kapsül vardı.
Bağlanmadan önce, bir şeyler atıştırdılar ve gün içerisinde neler yaptıklarından bahsettiler.
“Hey, ilginç bir video buldum.”
“Neymiş o?”
“Bak.”
Bob tabletini açtı ve videoyu başlattı. Youvidser Laney’in bir videosuydu. Gelişmiş tercüme hizmeti sayesinde, diğer ülkerlerdeki izleyicilerde videoyu herhangi bir problem olmadan izleyebiliyor ve anlayabiliyorlardı.
“Hmm…”
Hiç biri ağızlarını açmadılar. Video şok ediciydi. Bir klan, köydeki NPCleri katlediyordu ama bir ork ortaya çıkmış ve bir kahraman gibi o kullanıcılara karşı savaşmıştı. Benzeri olmayan ruha sahip biri haksızlığa karşı savaşmıştı.
Bob sırayla arkadaşlarının gözlerinin içine baktı. Birlikte geçirdikleri uzun zamandan sonra, artık tek bir bakışla bile Bob’un ne söylemeye çalıştığını anlamışlardı. Gary onayladı.
“Tema tehlikede olan bir köyün dört savaşçı tarafından kurtarılması değil mi?”
“Fena değil.”
Güldüler. Elia sordu, “Ama o ork, hayatta mıdır?”
Videodan belirleyebilecekleri bir şey değildi bu. Ancak ölmüş olması muhtemel olasılıktı. Ama Bob’un ifadesi parlaktı.
“İşte bu kontrol etmemiz gereken bir şey.”
“Eğer öldüyse?”
“Bu dört savaşçı onun rolünü üstlenir.”
Bob ayağa kalktı.
“Satranç Ormanı ne kadar uzakta?”
“Hadi öğrenelim.”
“Güçlendirmeleri hazırlamaya başlıyorum.”
Kapsüllerine girdiler. Elder Lord’un rol oyuncuları tayfası, RPG dünyasındaki herkesin tanıyacağı, F4! Elder Lord’da harekete geçmişlerdi.
*** ***
İnternette forumları dolaşan bir adam, yeni bir başlık ortaya çıktığında okumak için tıkladı.
[Başlık: Kardeşlerim, zaman geldi.
Kardeşlerim, videoyu izleyen herkes. Bunu yazarken ellerim titriyor.
Aynı yola baş koyduğumuz kişi kendi kanını dökerek savaşıyor. Kötülükle mücadele etmek için tek başına mücadele ediyor. Zannetmiyorum ki, onun bu dik duruşu karşısında titremeyen kardeşlerim artık kalmamış olsun.
Bu alçak insanlara artık kim olduğumuzu göstermenin zamanı geldi.
Ben yola çıkıyorum.
Ve kardeşlerim için de ön saflarda yer ayıracağım.]
Çok kısa bir süre geçmesine rağmen yorumlar dolup taşıyordu. Adam yorumları kontrol etti. Beklendiği gibi, hepsi tutku doluydu.
└ Ben gidiyorum. Hadi gidelim!
└ Kesinlikle katılacağım. Alçak klanlar!
└ Gidelim! Yoldan sapmış olanı cezalandırmalıyız!
└ Gidiyorum. Hadi dünyaya bir iz bırakalım.
└ Ben iki dünya diyeceğim. Gelin, Kardeşlerim!
└ Saldırın!
└ (Daha fazla görmek için tıklayın)
Adamın yüzünde bir gülümseme oluştu. Kardeşlerinden beklediği gibi videoyu izledikten sonra böyle şeylere tolerans gösteremezlerdi. Kendi katılımını da ilan etti.
└ 1 Numaralı Ork Kullanıcı Maguchwi: Bende gidiyorum!!! Gelin Kardeşlerim!!! ‘Bağırarak’ Bul’tar!!!!!
Elder Lord’un piyasaya çıkmasından beri orkların yeteneklerini gösteren ve ork olarak başlayanlardan biri olan, orkların 1 numaralı büyücüsü, orkları herkesten daha çok seven kişi, Maguchwi!
Ve yürüttüğü gizli ork topluluğu ‘Ork Kullanıcıların Kardeşliği’!
Maguchwi ve kardeşleri Satranç Ormanına doğru yola çıktılar.
*** ***
Satranç Ormanına giden yol.
Gordon’un faytonu Satranç Ormanına giden bir grup insanı taşıyordu. Satranç Ormanı insanlarla dolup taşan bir yer değildi, ama basit ve sakin bir yer olduğu için oraya taşınmak isteyen insanlar vardı. Bir aile de bu yüzden oraya gidiyordu.
Hava harikaydı, aldığı taşıma ücreti iyiydi, en son buraya geldiğinde uğradığı birahanede içtiği bira güzeldi, orada karşılaştığı Madam Rachel ona çok iyi davranmıştı. Yakında onu tekrar görecekti. Bir çok açıdan gayet iyi bir gündü. Bu yüzden o da yolda karşılaştığı kişilere neşeli bir şekilde selam veriyordu.
“Hey! Merhaba!”
Gordon’u gördüler. O grupta görünüşe göre Satranç Ormanına gidiyorlardı.
“Seni görmek güzel. Bana Gordon derler. Hey gençler, sizde mi Satranç Ormanına gidiyorsunuz? Biraz dar olabilir ama sizi götürmemi ister misiniz?”
“.....”
“Oh, o kadar pahalı değil. Ne dersiniz? Ayaklarınıza kara sular inmiş olmalı.”
Gezginler kendi aralarında konuşmaya başladılar. Gordon sırıttı. Gezginler her zaman şüpheyle yaklaşırlardı ama o dürüst bir arabacıydı onları kandırmayı düşünmüyordu.
“Kişi başı bir gümüş. İyi bir fiyat.”
Sonra hımmladı. Güneş parlaktı, rüzgar iyiydi, gezginler birbirlerine danıştıktan sonra onayladılar.
“Tamam beş kişi için beş gümüş.”
Gordon faytonu durdurdu ve çıkmaları için elini uzattı. Gezginleri temsil eden kişi görünümlü biri yaklaştı ve o da elini uzattı.
“Teşekkürler…”
Ama Gordon’a para vermek yerine yumruk attı.
“Aigoo!”
Gordon faytondan aşağı yuvarlandı. Ani gelen saldırıyı anlayamamıştı. Gordon yere düştükten sonra homurdandı.
“Kuock, ne bu şimdi?!”
“.....”
Gezginler güldüler.
“Yolda sıkılmıştık, yani senin gelişin iyi oldu.”
Alınlarındaki beyaz yıldız zayıf bir şekilde parlıyordu.
“İçerdekilerin hepsini öldürün. Şu faytona el koyup klana yetişelim.”
“Anlaşıldı.”
Aralarındaki konuşma Gordon’u şok etti. “Ne bu… Kötülük…!”
“Neden şaşırıyorsun?” Adam güldü. “Bu senin yıldızlar tarafından lanetlenenleri ilk görüşün mü?”
Gordon sözlerini yuttu. Böyle bir zamanda bu kötü insanlarla karşılaşmıştı. Ayağa kalkmayı denedi ama bir adam tarafından tekmelendi. Gordon yere çökmüştü. Harika bir gün olduğunu düşünüyordu ama aslında tam tersiydi.
“Kuuack…”
“Burada bekle. İçeride insanlar olmalı.”
Adam grubun yanından ayrıldı ve faytona girdi. Beklendiği gibi bavulların yanında bir de aile vardı içerde. Dışarıda ne olduğundan haberleri yoktu ve içeri giren adama boş boş baktılar. Açıkça NPC olduğu belli olan bir adam sordu, “Kimsin sen? Gideceğimiz yere vardık mı?”
“Evet.”
Ve bir bıçak çıkardı. “Cehenneme vardınız.” Adam sırıttı. NPCler çıldırdılar. Anne çocuklarını korumak için atıldı, bu arada baba da korumacı bir tavırla kollarını etraflarına sardı.
Güzel bir manzaraydı.
“B-Bizim hiç bir şeyimiz yok. Sadece hayatlarımız…”
“Hayatlarınız yeterli.”
“Lütfen, çocuklar…”
“Herkes dışarı çıksın.”
NPCler boyun eğdiler. Elder Lord çok gerçekçiydi, bu sayede daha çok zevk veriyordu. Adam gülümserken aileyi faytondan dışarı çıkarttı.
“Kuaaaahh!”
Bir çığlık duyuldu.
“Ne, şimdiden işlerini bitirdiler mi?” Adam sordu. Görünüşe göre sürücünün işi bitmişti. Dünyayı umursamayan adam yaptığı işe geri döndü. Ama o arada başka bir çığlık daha duydu.
“Keeoook!”
“Keeok!”
“.....”
Adamın yüzü gerildi. Garip bir şeyler oluyordu. O sesler parti üyelerine aitti. Faytonu hızla terk etti ve sürücünün olduğu tarafa baktı.
“.....!”
Gözlerine inanamadı. Bütün yol arkadaşları beyaz partiküllere dönmüşlerdi. Dördü de ölmüştü. Kolayca öldürülebilecekleri bir seviyede değillerdi, klan tarafından yetiştirilen yüksek seviyeli kullanıcılardandı hepsi.
Adam bakışlarını çevirdi.
Gordon ona parti üyelerinin cesetlerinin olduğu taraftan bakıyordu, elinde keskin olduğu belli olan bir kılıç güneş ışığı altında parlıyordu. Adam sarsılmış bir ifadeyle bakarken, Gordon güldü ve kovboy şapkasını alnını gösterecek şekilde düzeltti.
“.....!”
Adamın ağzı açık kaldı. Gordon’un alnının ortasında beyaz bir yıldız parlıyordu. Adam geri doğru bir adım attı. Gordon elinde kılıcını çevirirken adama doğru yaklaştı. Yüzünde inanılmaz zalim bir ifade vardı.
“Ne o şaşırdın mı?”
Gordon soğukça güldü.
“Bu senin bir rol oyuncusunu ilk görüşün mü?”
Magnec