Gülmekten karnıma ağrılar girdi resmen????
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
31. Bölüm Ova Kurtarma (2)
Yurin gökyüzüne baktı neredeyse kararmıştı hava.
Triterleri avlarken zaman kavramını kaybetmişti. Ava çıktığında zaman kavramını kaybetmeyeli, oyuna bu kadar entegre olmayalı, baya bir süre geçmişti. Durum penceresini kontrol ettikten sonra, bir seviye kazandığını ve bir yeteneğinin de gelişmiş olduğunu gördü.
Triterlerin cesetleri her yerdeydiler, bu sahne sadece iki kişi tarafından oluşturulmuştu. Yurin ve ork.
Orkun nereye gittiğini görmemişti, bir nedenden ötürü biraz suçluluk hissetti.
Arnin’e dönmek için çok geç olmuştu. Ancak ork tekrar göründü, Arnin’e giden yoldan geliyordu. Bir şeylerle dolu bir çanta taşıyordu, çantayı yere bıraktı, bir çukur kazdı ve kamp ateşi yakmaya koyuldu.
“.....”
Alacakaranlıkta ovanın ortasında bir kamp ateşi yakmıştı ork, ateşi iyice tutuşturduktan sonra çantasından bir şeyleri dışarıya çıkartmaya başladı. Dövüşte işine yarayacak şeyler çıkmaya başladı çantanın içinden, bandajlar, iksirler, birkaç şişe alkol.
Muhtemelen Arnin’e doğru giden bir tüccardan edinmişti onları. Bir şeyler yapmaya hazırlanan ork bir anda büyük büyük kılıcını kaldırdı. Kamp ateşinin ışığı kılıcın keskin ve parlak taraflarından yansıdı.
Triterin vücudunu parçalamak için büyük kılıcını kullandı. Seri bir iş çıkarmıştı. Bir dalın ucuna büyük bir parça et yerleştirdi, sonunda o dal parçasını da ateşin üzerine gelecek şekilde koydu.
“.....!”
Triter ızgara şiş! Sanki Yurin’in gözlerini üzerinde hissetmiş gibi eliyle gelmesini işaret etti ork. Yurin kamp ateşine doğru yürüdü, o arada ork başka bir şiş daha yapmıştı ve ona uzattı. Elindeki triter şiş büyük ve ağırdı, aldığı gibi ateşin diğer tarafına orkla karşı karşıya gelecek şekilde oturdu.
Ork suskundu, kamp ateşinin başında sessizce oturuyordu. Yurin’in kalbi hafiflemişti. Orktan anlamlandıramadığı bir rahatlık yayıldığını hissediyordu, diğerleriyle olduğu gibi kendini bir muhabbet ortamı yaratmak zorunda hissetmiyordu, sadece huzurlu anların tadını çıkardı.
Yurin gökyüzüne bakarken uzunca bir iç çekti, gökyüzünde sayısız yıldız vardı ve çok güzeldi geceleyin gökyüzü. Gerçekte yaşadığı Güney Kore’de göremeyeceği kadar güzel bir manzara vardı. Ovanın üzerindeki yıldızlar bem beyaz parlıyorlardı, kamp ateşinin çıtırtıları ve pişen etin mis kokusu eşliğinde.
Zihni yatışmıştı ve anın rahatlığının tadını çıkartıyordu.
Aniden ork ona bir şey uzattı.
“.....?”
Alkoldü orkun uzattığı şey, kabul etti. Ork eline başka bir şişe aldı, açtı ve bir fırt çekti şişeden.
“.....!”
Bir yerlerde bu sahneyi görmüştü.
Evet, Kovboy filmlerinde. Televizyonda, yabani ve sert batılı kovboylar, vahşi arazide birbirleriyle etlerini ve alkollerini paylaşırlardı. Yurin kendini vahşi doğanın ortasında, bir barbar ya da kanun kaçağıyla tanışmış bir kovboy gibi hissetti. Karşısındaki kişi aslında kötü biriydi ama birlikte dövüşerek bir çeşit arkadaşlık kurmuşlardı.
Yurin bir yandan hayal kurarken büyük yudumlarla bitirdi şişeyi, yakıcı sıvı boğazından midesine doğru süzüldü. Ağzını koluyla sildi.
Ork başıyla onaylayarak ona bir şişe alkol daha uzattı. Yurin ve ork alkolün dibine vurdular.
Triter eti pişti, Yurin ve ork birer ısırık aldılar, et biraz sertti ama Yurin umursamadı. Onlar şu anda birlikte triter eti yiyen ovanın haydutlarıydılar. Acaba bu diğer kullanıcıların rol yapmaya yönelmesinin nedeni miydi? Yurin özgür hissetti.
Etraflarındaki triterların ölü vücutlarını aydınlatıyordu ay.
Bu süre zarfında ork ve Yurin yeyip içmeye devam ettiler. Çakırkeyif olmuşlardı. Kelimelere ihtiyaç duyarak konuşmamışlardı, sadece başlarıyla onaylamaları ve şişeleri birbirlerine vurmaları yeterliydi. Alkolle her şey açıktı.
O anda, ayak sesleri ve insanların konuşmalarını duydular.
Yurin somurttu, sanki onların tarihi anını bölüyordu gelenler.
“Arnin’de itibar kasmam için çok çalışmam lazım çok.”
“Gece gece yapılır mı?”
“Sadece yap, belki gece gökyüzünü aydınlatan bir yetenek vardır.”
Konuşmalarına bakılırsa bunlar kullanıcılardı.
Çok iyi planlanmış bir sahneyi bozmak için tasarlanmış roller gibiydi. En iyi orkestranın çaldığı müziği sabote eden yüksek sesli alarm gibiydi.
Yurin onlarla av hakkında ya da yeteneklerinin derecesi, seviyeleri gibi konularda konuşmak istemiyordu. Şu anda sadece orkla yaratmış oldukları dünyada kalmak istiyordu, önünü göremediği zor oyunu oynamaktan yorulmuştu.
Çantasından alnındaki işareti örtmek için bez bir şapka çıkardı. Ork onun ne yaptığına bakıyordu, Yurin sadece gülümsedi.
“Eh…? Ateş?”
Arkasını dönmek yerine şişesinden başka bir fırt daha aldı ve yuttu, sonra triter etini ısırıp çiğnemeye devam etti.
*** ***
Cüce kullanıcı Gilliam Arnin’e, insan kullanıcı arkadaşı Puri’yi ziyarete gelmişti, ama kapıdan girememişti. Arnin’e girebilmek için diğer ırkların kullanıcıları itibar kazanmalıydılar. Birçoğu kuzeye triter avlamaya gidiyordu.
Gece olmasına rağmen, Gilliam Puri’yi ovaya getirmişti.
Cüce köylerinde sadece demirciler ve savaşçılar vardı, bu yüzden o da elflerin güzel şehrini görmeye gelmişti. Kapıdaki soğuk muhafızlar bile fotoğraf karesi kadar güzeldi. Eğer içeri girebilirse, birçok güzel insan etrafında olacaktı.
Bütün bu beklentilerle, hızlıca triter avlamaya gitti. Ancak ova sessiz ve sakindi, etrafta durmaksızın çalıları ve ağaçları yiyen triterlere dair herhangi bir iz yoktu. Ortada sadece ovanın bir köşesinde yanan ateş göze çarpıyordu.
“Eh…? Ateş?”
Gilliam ve Puri ateşe doğru yürüdüler. Bazı kullanıcılar ya da NPCler görünüşe göre kamp yapıyorlardı. Triterler hakkında konuşmak istediler.
Ancak Gilliam ve Puri kamp ateşine yaklaştıkça sessizleştiler. Çünkü hızlıca anlamışlardı, karanlıkta gördükleri ve kaya olarak düşündükleri şeyler aslında kaya değillerdi, onlar triterlerin ovaya yayılmış ölü bedenleriydiler. Sayısız triter ölmüştü, yaklaştıkça artan, kanın çürümüş kokusunu alabiliyorlardı.
Gilliam ve Puri birbirlerine baktılar, yüzlerindeki kaygı açıkça belli oluyordu. Bütün triterlerin cesetleri parçalara ayrılmıştı yada vücutları delik deşikti, feci bir sahneydi. Bu insanların bu kadar fazla triteri öldürmeleri ne kadar uzun sürmüştü acaba?
Kamp ateşinin sahiplerinin bu manzaranın nedeni olduğunu tahmin ettiler. Geri adım atmak istediler ama güçlü bir merak duygusu da sardı onları, silik bir şekilde ateşin başında belli olan kişilerin kim olabileceklerine dair. Kamp ateşine doğru gittikçe yaklaştılar.
“.....!”
Gilliam ve Puri durdular. İlk gördükleri şey bir orkun tehditkar yüzüydü. Bütün yüzü ve vücudu dövmelerle kaplı bir ork savaşçısı. Elindeki alkol şişesini rahat bir edayla misafirleri selamlamak için kaldırmıştı.
İkinci kişinin sırtı dönüktü onlara, bu yüzden açıkça göremiyorlardı. Uzun saçlı bir kadın. Başını çevirdi ve onlara baktı, güzel bir elfti.
Ama etrafındaki atmosfer tanıdıkları ve bildikleri elflerinki gibi değildi. İfadesiz gözleri sanki her an birini katledebilir gibi görünüyordu. Elf bir elindeki şişeden içti ve diğer elinde de büyük bir parça et vardı, ziyaretçileri umursamadan devam ediyordu yeyip içmeye. Gözlerinin önündeki güzellik elinin tersiyle ağzının kenarından taşan alkolü siliyordu.
Tekrar başını kamp ateşine doğru çevirdi, sanki gelenlerle ilgilenmiyormuş gibi. Gilliam ve Puri ne yapacaklarını bilemediler. Elf o anda konuştu.
“Sadece orada dikilecek misiniz?”
Narin ama çökmüş bir sesti, baştan çıkarıcı ama bilinmeyen bir öldürme niyeti de taşıyordu. Ses, aynı zamanda bir uyarı gibi de görünmüştü. Oturmamaları için bir uyarı.
Kıza bir lakap takma fırsatı verilseydi eğer, ona ‘Zehirli Örümcek’ derlerdi! Baştan çıkarıcı ama kesinlikle insanları yok oluşlarına sürükleyecek olan siyah dul örümcek!
“B-Biz sadece geçiyorduk…”
“Oturun.”
Elf kız sağ olsun, sessizce kamp ateşinin başına oturdular.
Gilliam ve Puri oturup izlediler. Onları umursamadan elf ve ork şişeleri kafalarına dikmeye devam ettiler. Gerçekten bu ikisi miydi triterleri katletmiş olanlar?
Gilliam merakını bastıramadı ve sordu.
“Bir sürü triter öldürülmüş.”
“.....”
“Her tarafta kan konusu var. Buna dirayet edebiliyor musunuz?”
Kan kokusundan bahsedildiğinde, ork savaşçı Crockta etrafı kokladı. Hiçbir şeyin kokusunu alamadı. Derin bir nefes daha aldı, sanki nefesini uzun süredir tutuyormuşçasına. Ovada bütün gününü geçirmişti ve artık kan kokusu alamıyordu. Yerine yalnızca pişmiş triter etinin güzel kokusu vardı.
Triter eti ovaya ilk geldiğinde onunla dalga geçen triterden gelmişti. O triter ona gülmeye cesaret etmişti ama sonunda Crockta’nın yemeği olmuştu. Bunu düşününce yüzünde bir gülümseme oluştu.
“.....!”
Gilliam ve Puri afallamışlardı.
Şeytani ork, kandan bahsedilince derin bir nefes alıp gülümsemişti! Yarattığı kan festivalinden memnun kalmıştı demek ki. Kan kokusunu çekip mutlulukla gülmüştü! Doğal bir katil olan, kanın içinde doğmuş biri ya da doğuştan suikastçı olan biri.
Burada oturmalarının bir hata olduğunu düşünmeye başladılar.
Puri yanındaki elfle konuşarak atmosferi değiştirmeye çalıştı.
Elf kullanıcı Yurin, Puri’ye yüzünde dalga geçen bir ifadeyle baktı. Normalde ürkek ve çekingen yaklaşırdı, diğer kullanıcılar tarafından dışlanırdı. Bir yanlış yaptığında kullanıcılar ona üstünlük taslayıp, öğretmeye çalışırlardı.
Ama duruma dikkat edince, bir kullanıcı olduğunu gizlemişti ve karşısındaki onunla kibarca konuşmuştu. Sanki Yurin’e karşı kaba olamazlarmış gibi konuşuyorlardı. Gülümsemeden edemedi. İşte bu yüzden, rol yapan kişiler olduklarından farklı görünüyorlardı. Bu kadar ufak bir değişiklik bile büyük bir etki yaratıyordu.
“.....!”
Gilliam ve Puri bir kez daha şok oldular.
Elf anılarına dalıp gülümsemişti, sanki o kadar triteri avlamak zor bile sayılmazdı der gibi! O katliam sahnelerini hatırladığında sanki ekstazi etkisindeymiş gibi mutlu olmuştu elf, bu açıkça belli oluyordu. Bu kadın gerçekten de triterleri katlettiği için mutlu mu olmuştu? Bu sanki psikopatların işareti olarak görülen kan çılgınlığı gibi değil miydi? Eğer bu kadın gerçek biriyse, o zaman, Karın Deşen Jack’ten* daha kötü biri olmaz mıydı?
Gilliam ve Puri birbirlerine baktılar ve titremeye başladılar.
Triterleri avlamaya geldiklerinde, iblislerle karşılaşmışlardı. Onlardan önce bu iblislerle karşılaşan triterler artık soğuk cesetlerden farkları yoktu. Bu ikisinin de kaderi triterler gibi mi olacaktı?
“Bu, biz…”
Gilliam ve Puri ayağa kalktılar, ama kıpırdayamadılar. Ork’un ağır eli Gilliam’ın bileğini yakalamıştı. Puri'nin de aynı zamanda elf tarafından uzaklaşması engellenmişti.
Kamp ateşinin ışığının oluşturduğu gölgeleri büyüdü. Elfin ve orkun yüzüne düşen gölgeler, sanki şeytanların maskeleri gibi görünüyorlardı. Arkalarından uzanan gölgeleri artık insan gölgesi gibi görünmüyorlardı.
Gilliam ve Puri vücutlarından bütün güç çekilmiş gibi geri oturdukları yerlere çöktüler.
Magnec