Düşmandan değil takımından kork :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
17. Bölüm Savaşçının Vasıfları (1)
Thompson Hoyt’a doğru yürüdü. Bacaklarından biri aksıyordu ve yolculuğunun nasıl geçtiğini bir kişi bacağına ve kıyafetlerinin durumuna bakarak kolayca tahmin edebilirdi.
“Yüzün hala korkutucu.”
“Sen de hala kurumuş hamsi* gibi cılızsın.”
İki kişi birbirlerine baktılar, yüzlerinde sayısız farklı ifade seçilebiliyordu. Hoyt yumruklarını uzattı.
“Hayattasın.”
“...Evet”
Thompson bir an için Hoyt’un yumruklarına baktı. Gülümserken dudakları seğiriyordu ve gözlerini kollarına sildi. Belirsiz duygular arası git gel yaşıyordu surat ifadesi. Omuzları titriyordu.
“Ben.... hayattayım.”
Thompson da yumruklarını kaldırdı. İnsan yumrukları boyut bakımından bir orkunki ile kıyaslandığında ufak kalıyordu. İkilinin yumrukları birbirlerini buldular. Göz yaşları Thompson’un gözlerinden akmaya başladı. Ellerini minnettarlıkla Hoyt’un yumruklarını sararken ağlamamaya çalışıyordu.
“Ailen gayet iyi.”
“Teşekkür ederim. Teşekkür ederim, Hoyt…”
“Sulu göz geri döndü.”
“Sen… Sen gerçekten…”
Thompson, Hoyt’u bağrına bastı.
“Üzgünüm. Ve çok teşekkür ederim…”
“Biz arkadaşız.”
“Arkadaş. Evet, benim yakın arkadaşım…”
Gün doğumu, birbirine sarılan insan ve ork un başlarının üzerinden kendini gösteriyordu. Thompson bir süre daha ağladı.
Evin kapısı açıldı ve küçük bir çocuk kafasını kapıdan dışarı uzattı. Bir adamın figürünü fark etti. Çocuk, adama doğru yüksek sesle feryat ederek koşmadan önce, şüphe içerisinde gözlerini ovaladı. Evin içerisindeki ailenin geri kalanları da bu şekilde Thompson’un dönüşünden haberdar olmuş oldular. Ona doğru heyecanla koştular.
Uzaktan izlerken Ian başıyla onayladı. Daha sonra iki ork ve insan ailesi birlikte sıcak bir yemek yediler.
******
Derek sandalyesinde geriye yaslandı.
Özgür şehir Anail’de kendine büyük bir servet edinmişti ve yeraltının kralı olarak anılıyordu. Anail valisi bile direk olarak karşısına çıkamıyordu.
Derek’in odasına giren adam bu olgunun farkında olduğundan titriyordu.
“100 altın…”
“Sana kesinlikle geri ödeyeceğim.”
“Güvencen ne olacak?”
“Eğer evimi satarsam…”
Derek hançerini eline aldı. Adam geri doğru zıpladı.
Derek hançerini indirdi ve masasının üzerinde sürünen bir hamam böceğini deşti. Hamam böceği tam olarak ölene kadar kıvranan vücudundan bol miktarda kan ve vücut sıvısı çıktı.
Derek hançerini çekip çıkarttı, hamam böceğinin parçalanmış vücudunun hançerde kalan parçaları kayarak düştü.
“Evinin değeri biraz yetersiz.”
“Hayatımı adamam gerekse bile, sana geri ödeyeceğim…”
“Sen de yeterli değilsin.”
“O-O zaman…?”
“Ailen.”
Derek çenesini birleştirmiş olduğu ellerinin üzerine yerleştirdi.
“Bir kere son ödeme tarihi geçtiğinde faiz ikiye katlanıyor. Eğer bunu karşılayamazsan, ailenin birkaç üyesini alırım.”
“Bu…”
“Geri ödeyeceğini söylememiş miydin? Beni kandırmaya mı çalışıyorsun?”
“Çalışmıyorum!”
“O zaman hikaye basit. Üzerine endişelenmene gerek yok nasıl olsa zamanında ödeyeceksin. Bu doğru değil mi?”
“.....”
“Ben problemi çözmeni ve paramı ödemeni istiyorum. En içten dileğim işimizin iyi bir şekilde sonlanması.”
Derek masasının üzerindeki bildirim zilini çaldı. Kapı açıldı ve elemanı girdi, masanın üzerine bir yığın kağıt bıraktı.
“Şimdi, oku bunu. Sözleştiğimiz gibi. İmzala.”
“Düşünüyorum…”
“Daha sonra mevcut olmayacak, şimdi ya da asla.”
“Ohhh…”
“Şimdi, imzala bakalım.”
Adam omuzlarını düşürdü. Dökümanları inceledi. İçerik basitti, Derek’in parasını ödünç alıyordu, faiz belliydi, teminat ayarlanmıştı. Teminat kendisini, evini hatta ailesini bile içeriyordu.
Adam tereddüt etti ve o an Derek evrakları geri çekti. Adam evrakları yakaladı, gözlerinden hiddet okunabiliyordu. Dişlerini sıktı ve evrakları imzalayarak geri uzattı. Derek başıyla onayladı.
Derek ve o adam artık alacaklı ve borçlu olmuşlardı.
“O zaman sana şans diliyorum.”
“.....”
Adam evrakların kopyalarını aldı. Kağıtları titreyen elleriyle tutarak arkasını döndü ve Derek’in odasından çıktı. Derek arkasından baktı ve düşünmeye başladı.
Derek’in Anail’de bu kadar büyük bir servet elde etmesinin nedeni basitti.
Mukavele yaratmış ve sonuçlandırmıştı. Hepsi buydu. Aralarında imzaladıkları mukavelelerin şartlarını yerine getirmişti, duygularına yer vermeden. Diğerleri duygularını işlerine karıştırırken, Derek sadece kontratın şartlarını takip etmişti. Eğer diğer adam şartları çiğnerse, onu öldürür ve diğer şartlarda ne diyorsa ona göre davranırdı.
“Kıdemli.”
“Ne oluyor?”
“Thompson anlaşma şartlarını yerine getirdi.”
Derek’in gözleri genişledi.
“Hoh.”
“Ayrıca ekstra eklenen faizi de ödedi.”
“İlginç.”
“Bir kaza olmuş, ama o kaza sayesinde şansı yaver gitmiş.”
Adamı, Derek i izledi, başıyla devam etmesini işaret etti Derek. “Devam et.”
“Tabii. Geri dönüş yolunda, yaratıkların bir grup cüceye saldırdığı bir durumla karşılaşmış, üst kademe personelinin bir çoğu cücelere yardım ederken yaralanmış. Bu yüzden dönüşü gecikmiş. Ama o yardım ettiği cücelerin Altın Örs’ün demircileri olduğu ortaya çıkmış.”
“Ne kadar dramatik.”
Altın Örs cüceler arasında bile maharetli sayılan, en iyi zanaat ustalarını barındıran bir kabileydi. Kendilerine ait bir şeyi kolay kolay vermezlerdi. Eşyalarını sadece onlarla iyi ilişkilere sahip kişilere veren, inatçı zanaatkarlardı.
“O yaşadıkları olay sağ olsun, Altın Örs ile bir anlaşma yapmış ve muhtemelen ilerde çok para kazanacak.”
“Ne kadar komik bir hikaye.”
Derek güldü.
“İyiliksever Thompson, aptal Thompson. O güveni yüzünden bir kez ihanete uğramıştı, ayrıca cücelere yardım etme nezaketi yüzünden de neredeyse ailesi mahvoluyordu.”
Eğer Hoyt orada olmasaydı, Thompson cücelere yardım etmekle meşgulken, ailesi çoktan yok olacaktı.
“Yine de, doğası sağ olsun, Thompson hem ailesine hem de cücelere yardım etti. En sonunda da Thompson'un iyi niyeti hayat standartlarını yükseltmedi mi?
“Sonuç şimdilik bu olabilir ama ilerde ne olacağını bilemezsin.”
“Bu doğru, bilemem. Huhuhu.”
Adamı masadaki hamam böceğini kaldırdı, hançeri temizledi ve sordu. “Yani Thompson’u serbest bırakacağız… bunu yapacak mıyız?”
Derek onayladı. “Sözleşmeye saygı gösterilmelidir.”
“O zaman ona söyleyeceğim.”
“İyi iş.”
“Bir şey değil.”
Adamı odadan çıktı.
Derek geçen gün neler olduğunu hatırladı tekrardan.
Hayatı boyunca bir sürü insanla tanışmıştı ve bir sonuca vardı. İnsanlar aynıydılar. Farklıymış gibi davranıyorlardı ama sonunda hepsi aç gözlü bencil yaratıklardı. Bunlar Derek’in ölçebileceği değişkenlerdi.
Bütün bunlara rağmen, Derek, Hoyt ve savaşçıları anlamıyordu. Derek’in ilk defa merakı ateşlenmişti.
Görmek istiyordu, inançları bükülebilir miydi. Onlar da diğer insanlar gibi aynı tepkileri mi vereceklerdi? Onlar da diğerlerine mi benziyorlardı yoksa, sonunda savaşçı olarak kalabilecekler miydi? Eğer öyleyse, o onuru korumak için nelerden vazgeçerlerdi?
Dün, Hoyt’u dizleri üzerinde görmüştü. Ama Derek ne hissetmesi gerektiğini bilmiyordu. Aksine, duyguları daha da anlaşılmaz hale geldiler.
Hoyt’la birlikte bir de genç ork vardı.
“Yıldızların laneti…”
Kıtada lanetlenmiş insanlar vardı. Yine de gitgide lanetli insanların sayısı artıyordu.
Çokta uzun olmayan bir zaman önce, yıldızlar tarafından lanetlenen biri harika bir iş başardı ve adı herkes tarafından bilinir oldu ve ayrıca ona sponsor olan soylu akılalmaz bir kar sağladı. O zamandan beri diğer soylular ve büyük figürler yıldızlar tarafından lanetli kişilere dikkat etmeye başladılar.
O genç ork da yıldızlar tarafından lanetlenmişti.
Derek’in içinde iyi bir his vardı. Orktan tek bir şey hissetmişti.
Kırılmaz bir irade. Boyun eğmez bir savaşma ruhu. Bu tarz ruha sahip olanlar er geç iki sonla karşılaşırlardı:
Erken bir ölüm ya da çok başarılı bir hayat.
Derek mırıldandı.
Genç ork ya çok çabuk kırılacak ya da büyük biri olacaktı.
Derek ikna olmuştu. Onlar anlayamadığı kişilerdi. Çeltik tarlasını kazmıştı ve bulduğu şey ise, başta bulmayı beklediği pespaye tahıl değildi. Aksine, Derek’in kendisi Boşluk tarafından yutulabilirdi bile.
Eğer durum buysa…
“Yatırım…”
Derek asla risk almazdı -- her zaman ona garanti kazanç getirecek şeyler olduğundan emin olurdu. Kısa zamanda hayat ona sıkıcı geldi ve ayrıca yaşlandı. Artık hayatında onu şaşırtacak hiçbir şey yoktu. Ondan borç alan adam kaçsaydı, evinin ve ailesinin Derek’in eline düşeceğini bilirdi. Derek yatırımının sadece %15’ini geri alabilirdi.
“Anlamıyorum.”
Hayatında ilk defa, risk alma ve bir şey üzerine bahis oynama isteğiyle kıvranıyordu.
“Hayat asla bilinemez…”
******
“Bunu beğendim.”
“Çok büyük değil mi?”
“Bir ork bu tip bir silahı savurmalı.”
Hoyt ve Ian, bir parça kağıdın üzerindeki bir şey üzerine beyin fırtınası yapıyorlardı. Bir silahın çizimiydi o.
Hoyt ve Ian’a borcunu ödemek adına. Thompson onlara silah yapmayı önermişti.
Piyasada Altın Örs demircileriyle çalışabilen pek az tüccar vardı, onların silahlarını kullanan savaşçılar ise daha azdı. Hoyt ve Ian’sa bu ayrıcalığa Thompson sayesinde sahip olabileceklerdi.
Hoyt şu anda kullandığı çekiçten gözle görülür bir farkı olmayan bir çekiç çizdi. Ama Ian şu anki büyük kılıcından çok daha büyük bir kılıç çizdi. Hoyt o kılıcın, bir büyük kılıç için bile büyük olduğunu düşünüyordu.
“Bunu yaptırmayı gerçekten planlıyor musun?”
“Evet, hissedebiliyorum.”
Devasa bir kasatura. Orcrox Hisarı'ndaki Şöhretler Salonu'nda bulunan, ‘Büyük Kılıcın Ustası’ Leyteno tarafından kullanılan büyük kılıç da bu kadar büyüktü.
“O zaman içindeki hisle devam et. Kulkulkul.”
Hoyt divanda oturmuş çayını yudumluyordu. O çay Thompson tarafından getirilmiş pahalı bir siyah çaydı.
Thompson işini geri almayı başarmış ve ticaretle tekrardan meşgul olmaya başlamıştı. Her gün, Demirci Şirketi'nden kristal küre kiralayarak eski müşterileriyle görüşüyordu. Derek elini Thompson’dan çekmişti. O sadece sözleşmenin maddelerine uyuyordu. Bu tarz bir şeref anlayışını da sevmemişti Ian.
“O bir cani.” Ian konuştu.
“Ne zaman onun gibi birine ihtiyacın olacağını bilemezsin.”
“.....”
Derek Ian’ın eline bir kartvizit tutuşturmuş, ne zaman bir şeye ihtiyacı olursa gelip onu bulması gerektiğini söylemişti.
‘Onun gibi bir caniye asla yaklaşmam.’
Ian, kartviziti getiren adama küfredip lanetler okumuştu ama adam sadece gülümsemiş ve geri dönmüştü.
“Asla yardım istemeyeceğim.”
“Gelecekte ne olacağını bilemezsin.” Hoyt sadece gülümsedi.
Ian sordu, “Bundan sonra ne yapacaksın?”
“Thompson geri döndü ve Derek ile problemleri çözüldü, yani bir kez daha yollara düşeceğim.”
“Yani yakında şehirden ayrılacak mısın?”
Hoyt’la geçirdiği zaman akıp gitmişti. İnanması zordu ama neredeyse ayrılık zamanı gelmişti.
“Bir süre Orcrox Hisarı'nda kalmayı planlıyorum o yüzden çok fazla endişelenme.”
“Ohh…”
“Eğitmen Lenox’a söyleyecek bir şeyim var.”
Hoyt bile Lenox’tan eğitim görmüştü, kaç yaşındaydı bu lanet Lenox? Ayrıca, ne kadar güçlüydü ki bu kadar uzun zaman geçmesine rağmen o kadar güçlü bir ruhu barındırabiliyordu. Ian, Lenox'a hayranlık duyuyordu.
Ian bir kez daha silahın çizimine daldı.
Aniden, Grom’dan bir mesaj aldı.
[Grom: Ian… İyi gidiyor mu işler…?]
Mesajı okur okumaz Grom’un asık suratlı ifadesi kafasında canlandı.
[Ian: Evet, gayet iyiyim. Senden ne haber, Grom?]
Grom yanıtladı,
[Grom: Ben]
[Grom: Şey...]
[Grom: Yardım et bana...]
[Grom: Korkuyorum...ㅜ ㅜ]
Ian, Grom’un goblin avladığını duymuştu.
[Ian: Goblinler o kadar korkunç mu?]
[Grom: … Hayır… Goblinler değil...]
Grom yanıtladı.
[Grom: Ork savaşçıları… ㅜ ㅜ]
Hoyt ve Ian, Thompson’ın ailesini izlerken, boş vakitlerinin tadını çıkartıp, Altın Örs zanaatkarları tarafından yapılacak olan yeni silahları zihinlerinde canlandırıyorlardı.
Grom’sa sert ork savaşçılarının arasında acınacak şekilde dönüyordu.
Magnec