Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

9. Bölüm Yatkınlık, İki

Çevirmen: Odysseia / Editor: T4icho

 

Bu öğrenciler aşağı yukarı Lin Xi’den iki yıl yaşlı duruyorlardı. Bileklerine ve göğüslerine takılmış küçük kılıçlar haricinde mavi giysileri çok sıradan duruyordu. Ama hepsi birbirinden enerjikti. Neredeyse parlayacak gibiydiler.

Eğitimciler arasında en yaşlıları 50 gibi duruyor idi. Yaşlı adamın top sakalı vardı. Giydiği altın-siyah giysi biraz kirliydi, kolları yıpranmıştı.

Gözleri en çok üstüne çekenler ise yüzü bıçak izleri ile dolu, ağır yapılı orta yaşlı adam ve kitabına sarılmış olan kızdı.

İri yapılı adam normal bir insandan biraz daha uzun duruyordu, kaşlarından geçen derin yara izi sol yanağına kadar uzanıyordu. Bir tık sola kaysa gözünü kör edecek bir yara izi. Kısa saçları ve sert bakışları ile adama bakan ürpermeden edemiyordu.

Siyah kaplı kitabına sarılmış kız ise çok daha inceydi. Genç değildi, belki 27 yaşlarındaydı. Bakışlarında biraz bunaklık vardı, sanki elinde tuttuğu kitabı biraz fazla okumuş gibi, halen içindekilere aklı takılmış gibi.

Xia Yanbing’in arkasındaki mavili öğrencilerin aksine, diğer sıralardaki öğrenciler sırası ile siyah, kırmızı, sarı, yeşil ve gri renklerde giyinmişlerdi.

“Akademinin prestijini mi temsil ediyorlar?” Lin Xi’nin sorduğu soru hödük grubunu birbirine yaklaştırdı, büyük ihtimalle üstlerindeki renkler akademinin bölümlerini temsil ediyordu.

Garip olan hiçbir merasim ya da gereksiz şamatanın yapılmamış olmasıydı. Gri giysili, tahta suratlı bir dede öne çıkıp sınavın başladığını iletmişti o kadar.

Bu adamın da elbisesinde altın çizgiler vardı, fakat üstündeki desenleri çok daha detaylı duruyordu.

Kafatası boyutlarında masanın üstünde kül grisi bir küre yaşlı adamın önüne getirildi.

“İsminiz söylendiğinde yanıma gelip elinizi bu ruh okuyucu taşa basmanızı istiyorum.” Yaşlı adam kırmızıya boyanmış masanın ardından konuştu.

“He Lianyu.”

Kanlı canlı, yuvarlak yüzlü bir genç korkarak öne çıktı, bütün grubun karşısında elini küreye koydu.

Gıpgri küre bir anda yeşil renge dönüştü.

“Yatkınlık, üç.” Yaşlının yüz ifadesi hiç değişmiyordu. Boş bir şekilde öğrencinin ‘üç’ olduğunu söyledi sadece. Sarı üniformalı öğrenciler hemen yanında kayıt alıyorlardı.

“Arkaya geç.” Durdukları yerin arkasındaki büyük çadıra işaret edildi, genç yavaş adımlarla gruptan uzaklaştı.

“Qian Fei.”

Uzun, yeşil kıyafetli bir genç öne çıktı, üstünü düzeltirken küreye yaklaştı.

Yeşil küre renk değiştirmedi.

“Yatkınlık, üç.” Yaşlı adam sesini değiştirmedi. “Arkaya geç.”

“He Jie!”

Şık giyimli bir genç tıpkı bir yetkili gibi gruptan ilerledi.

Bu sefer yeşil kürenin rengi sarıya dönmüştü.

“Yatkınlık, iki. Arkaya geç” Yaşlı adam sistematik çalışıyordu. Tepkisiz, donuk, sessiz. Sıkılmış. Öğrencinin sonucunu öğrendiğinde yüz ifadesi siteme dönmüş olsa bile arkadaki çadıra doğru ilerledi.

Lin Xi çoktan gelişime yatkınlığı ölçmeleri gerektiğini anlamıştı bile. Ama gencin bakışları ve diğerlerinin sonuç ile birbirleri ile fısıldaşmaları kafasında sarının yeşilden daha kötü olduğu ifadesini çıkarmıştı. Büyük ihtimalle ne kadar büyük bir sayı duyarsan o kadar gelişmeye yatkınlığın iyi oluyordu.

“Zhao Kean.”

“Wang Chaoyu.”

“Qin Shifeng.”

...

Bütün öğrenciler bir bir devam etti. Çoğunluk yeşil ışık gösterdi. Sadece altı tane sarı vardı. Ve bu rengi taşıyanların yüzünde utanç ve hüzün vardı.

“Zhang Ping.” Bir anda hödük grubu sıçradı.

“Bol şans!”

Xiang Lin Zhang Ping’in omzuna vurdu. Lin Xi, Meng Bai, ve Li Kaiyun da arkasından yumuşakça vurarak desteklediler.

Zhang Ping öne çıktı, korkusundan dolayı yüzü kaskatı kesilmişti. Titreyen elini küreye koydu.

Bu sefer küre kırmızı yanıyordu.

“Yatkınlık, dört!” Yaşlı adamın gözleri parlamıştı.

Dong!

Grup bir anda konuşmaya başladı.

“Yok be! Yatkınlığının o kadar iyi olacağını sanmazdım!” Meng Bai, Li Kaiyun ve diğerleri heves içinde kutladılar.

Lin Xi sonunda düşüncelerini doğrulayacak kanıtı da buldu. Tam kutlamanın arasında sessizce yatkınlık seviyelerinin işlere ne kadar etki ettiğini soracaktı ki kulaklarından yine o alaycı ses geçti. “Hödüğün teki mi dört yatkınlığa sahip? Ne olmuş ki, sınavları geçemediği sürece bir önemi yok.”

“Kıskandın mı? Bence sen kendi sınavlarını geçemeyeceksin.” Li Kaiyun kızmadan edemedi. Karşısında beyaz giyinimli, çiçek desenli bir genç vardı. Yüzü ince ve keskindi, saçı parlayana kadar geriye taranmıştı. Bir bakışta altın kaşık olduğu anlaşılabilecek bir tipti.

Normalde kimse hödük, altın kaşık ya da sınır barbarı laflarına aldırış etmezdi. Ama arkadaşının bu kadar yüksekte olmasına dahi laf atıldığını görünce Li Kaiyun’un canı sıkılmıştı.

“Hödükler.” Saçları parlayan altın kaşık sırıttı. Arkadaşlarına da baktıktan sonra başka bir şey deme ihtiyacı duymayı hissetmedi.

“Senin ben…” Takındığı tavrı sürdürmesi Li Kaiyun’u iyice çıldırttı. Yüzü kızarmıştı.

“Bırak, takma. Zamanı gelince kendisi de görecek ne kadar vasıfsız olduğunu zaten.” Lin Xi sessizce Li’nin elbisesini çekti ve izah etti.

“Xiang Lin.” Bir düzine öğrenci daha geçmişti. Çoğunluğu yeşildi. Ama üçten daha yüksek yatkınlık çıkmamıştı. Xiang Lin’in ismi okundu.

Xiang Lin neredeyse sahneye koştu.

Heyecanla dokunduğu küre yeşil gösterdi.

“Yatkınlık, üç.”

Sonuç Xiang Lin’e yetmişti. Derin bir nefes aldı. Arkadaşlarına baş salladı ve büyük çadıra geçti.

“Leng Qiuyu.”

Genç kadın öne çıkarken herkesin dikkatini üstüne çekti.

Zaten kız öğrenci sayısının az olduğu akademiye güzeller güzeli bir genç başvurmuştu.

Kar beyazı kıyafetler içinde, sanki bir resimden fırlamış gibi duruyordu. Oval yüzü ve soğuk bakışları ile herkesin önünde elini koydu.

“Yatkınlık, dört!”

Herkes tekrar aralarında konuşmaya başladı. Yaşlı adamın sesi tekrar yükselmişti.

“Li Kaiyun, ne o yoksa kesiyor musun kızı?”

Yatkınlığını öğrenen kızın yüz ifadesi değişmedi bile. Tekrar bakmadan çadıra ilerledi. Meng Bai ise ağzı açık kalan arkadaşının canını sıkmakla meşguldü.

Li Kaiyun’un gözleri kızdan hiç ayrılmadı. Her adımını aptal aptal izliyordu. Yüzünde hayranlık vardı. Meng Bai’nin alaycı sesi biraz kendine gelmesine yardımcı oldu. Ama yüzündeki kırmızılığı saklamak mümkün değildi.

“Aynen öyle. Sırılsıklam âşık oldum.”

Lin Xi ve Meng Bai kahkahayı bastılar.

“İşin zor senin oğlum.” Meng Bai gülerken bir iki göz kırptı, “Bildiğim kadarıyla başkentteki Leng Ailesinden o kız.”

“Nasıl bir aile?” Lin Xi sessizce soramadan edemedi.

“Leng Zhennan denen aile üyesi içişleri başkanı olur, babası da çok daha yukarılarda. Tam olarak ne iş yaptığını pek bilen yok, ama rütbesi isimlendirilen yerel görevlerden ya da onların üstlerinden çok daha yüksek.” Meng Bai kıkırdadı. “Altın Kaşık değil, Kaşık takımı bu kız.”

“Şimdi savunma sanatlarına girmeyi daha da iple çekiyorum.” Beyazlar içinde ilerleyen kıza arkadan bile bakarken göğsü hevesle inip kalkıyordu. Yüzü halen kırmızı idi.

“Lin Xi!”

Tam grup tekrar gülecekti ki Lin Xi ismini duydu.

Şimdi bütün gözler Lin Xi’de idi.

Dün akşam çoktan adını duyurmuştu. Adaylığı konulduğunun tartışmaları çoktan havada uçuşuyordu.

Herkes Lin Xi’nin nasıl bir yatkınlığı olduğunu merak ediyordu.

“Bol şans!” Meng Bai ve Li Kaiyun aynı şekilde Lin Xi’nin de omzuna vurdular.

Bütün grubun fısıltıları içinde Lin Xi meraklı ellerle küreye dokundu.

Teni kürenin soğukluğunu hissetti, fakat saniyeler içinde aralarında bir elektriklenme hissetmek de mümkündü. Bütün vücudunu anında hissiz bırakmıştı.

Küre gözleri önünde sarardı.

“Yatkınlık, iki!” Yaşlı adamın yüzü değişmedi. “Arkaya geç.”

“Sadece iki mi? Batırdım demek oluyor galiba, değil mi?” Lin Xi şaşkınlık içinde yürüdü. Bu kadar düşük geleceğini beklemiyordu.

“Yerel adaylığı konulmuş birinin sadece iki yatkınlığı mı çıktı?” İçinden çıktığı grup da kendisi kadar şaşkındı.

“Sadece iki mi?” Parlak saçlı altın kaşık uzunca gülümsedi. “Senin ilin körmüş galiba. Ne biçim aday seçmişler.”