Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

91. Bölüm Küstahlık

Çevirmen: Odysseia / Editor: T4icho

Küstahlık

 

Aniden bağırışı yüzünden çevredeki tüm gözler Liu Ziyu'ya odaklanmıştı.

Liu Ziyu aslında bu kadar dar görüşlü değildi. Şehir yöneticisi babası henüz güçlü yıllarında bölge yöneticiliğine yükselecekti. Büyük bir askeri başarı ve şehir yöneticisiyken çok harika bir performans haricinde böyle ani rütbe yükselmesi için cidden yetenekli ve ileri görüşlü birisi olması gerekiyordu.

Böyle birisi de doğal olarak çocuğunun kabiliyetlerini biliyordu ve onu o yönde yetiştiriyordu.

Ancak Liu Ziyu hala gençti. O yüzden Lin Xi'nin sebepsiz yere sakince olması onu sinir ediyordu ve içindeki dar görüşlü kişiyi ortaya çıkartıyordu. Bu büyük bir nehrin büyük bir denizle karşılaşması ve ne kadar küçük olduğunu anlaması gibiydi.

Qin Xiyue bir anlığına durdu ve yüzündeki hoşnutsuzluğu daha fazla saklayamadı. Liu Ziyu'ya cevap vermesinin nedeni aynı bölümden olmalarıydı; ancak o konuşmalarının konusunu herkese duyurmayı seçmişti. Onun için bu inanılmaz saygısız bir hareketti.

Liu Ziyu da bağırdığı anda elleri ve ayakları buz kesti; içi inanılmaz bir pişmanlıkla dolmuştu.

Lin Xi ile olan iddiasının bitmesine iki hafta falan kalmıştı, neden bu kadar huzursuz olup bağırıyordu? Doğal olarak Qin Xiyue'nin de bundan rahatsız olduğunu anlayabiliyordu.

Bu da onu daha da sinirlendirdi.

Artık geri adım atamayacağını ve bu olaydan iyi bir izlenimle ayrılmasının tek şansının kırk beş kiloluk kader seçimini cidden rezil etmesi olduğunu anladı.

Lin Xi karşı tarafı öfkeden kudururken inanılmaz mutlu olan biriydi. Liu Ziyu'nun bu halini gören Lin Xi içten içe güldü ve Bu benim ve Xiyue arasında, niye maydanoz oluyorsun ki? demek istedi.

Ama bir şey diyemeden yanındaki Jiang Xiaoyi kaşlarını çattı ve Liu Ziyu'ya baktı. "Qin Xiyue'ye kendini nasıl kanıtlayacağı ikisi arasında, sen niye maydanoz oluyorsun ki?"

Jiang Xiaoyi bunu dediğinde Liu Ziyu ve Qin Xiyue şaşırıp kaldı.

Eğer bunu diyen Meng Bai olsa kimse şaşırmazdı, sonuçta Meng Bai'nin Lin Xi ile yakın arkadaş olduğunu çoğu kişi biliyordu.

Ancak Lin Xi ile pek bir ilişkisi olmayan Doğal Sanatlar öğrencisi Jiang Xiaoyi onu savununca işler tuhaflaşmıştı.

Jiang Xiaoyi'nin sözlerindne öfkelenen ve artık geri adım atamayan Liu Ziyu öne doğru bir adım attı ve Jiang Xiaoyi'ye baktı. "Sen kimsin peki? Benim meselem de Lin Xi ile benim aramda, sen niye maydanoz oluyorsun?"

"Uğraşma Jiang Xiaoyi, değmez." Tam o sırada Lin Xi, Jiang Xiaoyi'nin omzuna vurdu. Bai Zihou ve diğerlerinin soyduğu porsuğu gösterdi, ardından parmağını uzaklara doğru çevirdi. "Liu Ziyu, Bai Zihou ve yanındakiler de Tıp bölümünden. Arkadaşsınız di' mi? Benden bir şey kanıtlamamı istesen bile önce yaklaşan tehlike konusunda onlara yardım etmen lazım."

Herkes Lin Xi'nin gösterdiği yere bakınca bir bayırın arkasından çıkan altın renkli bir güruh gördüler. Bu on kişiden daha az sayıda olan altın kıyafetli bir gruptu.

Qin Xiyue'nin yüzü soluklaştı. Şaşırıp kalmış Bai Zihou ve diğerlerine baktı. "Kim bunlar böyle?"

"Gökgürültüsü Akademisi'nin öğrencileri." Bai Zihou zihni donmuş bir şekilde cevapladı. "Neden Gökdağları'nda bu kadar fazla Gökgürültüsü Akademisi öğrencisi var?"

"Gökgürültüsü Akademisi mi?"

Lin Xi, Qin Xiyue ve diğer herkes şaşırmıştı.

Yunqin İmparatorluğu'nun üç büyük akademisi vardı ve bunlar Yeşil Kereste Akademisi, Gökgürültüsü Akademisi ve Ölümsüz Akademisi idi.

Yunqin gelişimcilerinin gözünde Yeşil Kereste Akademisi kutsal bir toprak sayılsa da ve diğer iki akademi ona hiçbir şekilde yaklaşamasa da son on yılda Yeşil Kereste Akademisi'ne yaklaştıkları inkar edilemezdi. Hükümet ve Adalet Sektörlerinin istatistiklerine göre yeni terfi almış memurlar arasında üç akademinin öğrencilerinin sayıları birbirlerine çok yakındı.

Öte yandan Gökgürültüsü ve Ölümsüz Akademilerindeki öğrencilerin Yeşil Kereste Akademisi öğrencilerien pek saygısı yoktu ve arada bazı olaylar yaşanabiliyordu.

...

Lin Xi, Gökgürültüsü Akademisi öğrencilerinin yaklaşmasını gözünü kırpmadan izledi.

Toplam on iki kişilerdi.

Lin Xi artık Geyikboynuzu'ndan gelmiş ve dünya hakkında pek bir şey bilmeyen cahil bir genç değildi. Her ne kadar Müdür Yardımcısı Xia dünyanın geri kalanıyla etkileşime geçmesine pek izin vermese de Lin Xi en azından Gökgürültüsü Akademisi'nin Gökgürültüsü Dağı'nda, yani Merkezi Kıta'daki İmparatorluk Şehri'nin iki yüz elli kilometre batısında olduğunu biliyordu Gelişim yapsalar bile Yunqin'in yüzölçümünün yarısını kat ederek Gökdağları'na gelmeleri mümkün değildi.

Tüm yeni öğrencilerin Yarı Karlı Bozkırlar'a gelişim için geldiğini ve Gökgürültüsü Akademisi'nin öğrencilerini gören Lin Xi bir bağlantı olduğundan emindi... ve bu çok fazla sorunu doğuruyordu.

Liu Ziyu'nun ailesi ise, Gökgürültüsü Akademisi'nin neden burada olduğunu bilecek kadar yetkili değildi. Ancak askeri bir aileden geldiği için son birkaç yıldır Gökgürültüsü Akademisi ve Ölümsüz Akademisi'nin gitgide daha zorbalaştığını biliyordu. Dahası Yeşil Kereste Akademisi öğrencileri dışarıda iki akademiden birinin öğrencileriyle karşılaştığında zor zamanlar yaşayabiliyordu. Bunun yüzünden dış dünyadakiler Yeşil Kereste Akademisi'nin zayıfladığını ve diğer iki akademinin artık Yeşil Kereste Akademisi ile denk olduğunu düşünüyordu.

On iki Gökgürültüsü Akademisi öğrencisinin en önünde yürüyen kişi kalın kaşlı, iri gözlü, geniş alınlı bir gençti. Kemerinden palaya benzeyen bir odun sarkıyordu ve kabzası kumaşla kaplanmıştı.

İnanılmaz sakindi ve yüzünde tek bir ifade bile yoktu. Ancak yaklaşırken herkesin nefesi bir anlığına durdu, çünkü herkes bu kişinin gururunu ve içinde sakladığı kibri hissedebiliyordu.

Lin Xi kaşlarını çattı, zira yaşı kendisinden pek farklı olmayan bu genç ona diğer Yeşil Kereste Akademisi öğrencilerine verdiğinden daha farklı bir his vermişti. Yaydığı aura tıpkı Liu Amca'nınki gibiydi.

Ancak Liu Amca eski bir sınır ordusu gediklisiydi ve Tang Ke'den çok daha fazla tecrübesi vardı, bu karşısındakileri se yalnızca akademi öğrencilerdi. Nedne öyle bir his yayıyorlardı?

...

Öğrenciler, Bai Zihou'nun grubundan on adım kadar uzakta durdu.

Önde duran genç alınlı kişi elini selamlama niyetiyle kaldırdı ve konuşmaya başladı. Tavırları asildi ve sesi adeta emir verir gibiydi; direkt Bai Zihou'ya bakarak sordu. "Gökdağları ailene mi ait?"

Altın kaşık Bai Zihou'nun gözleri genişledi. İfadesi birden değişti. "Ne demeye çalışıyorsun?"

Geniş alınlı Gökgürültüsü Akademisi öğrencisi Bai Zihou'nun gözlerinin içine baktı. "Bu porsuğu ailen mi yetiştirdi?"

Bai Zihou'nun dediklerini görmezden gelmişti ve inanılmaz otoriter bir tavırla konuşuyordu. Bai Zihou'nun yüzü birden düştü ve nasıl bir mazeret bulacağını bilemedi.

"Gökdağları ailene ait değil. Aynı şekilde bu porsuğu da yetiştirmediler, o yüzden siz bunu bizden çalmış sayılıyorsunuz. Biz de geri almaya geldik." Gökgürültüsü Akademisi öğrencisinin tavırları asil olsa da sözlerinden adeta tiranlık akıyordu.

"Bunlar nasıl sözler böyle?" Karşı taraf daha kalabalık olsa da Lin Xi'nin dediği gibi, Bai Zihou, Liu Ziyu'nun iyi bir arkadaşıydı. Qin Xiyue burada olmasa bile arkadaşının kötü bir durumda olduğunu görünce öne çıkmadan edemedi. Liu Ziyu da Bai Zihou'nun tehdit edildiğini görünce burnu havada bir tavırla yanına yürüdü. Bakışlarını Lin Xi'nin taşıdığı pişmiş yarı tavşana, yiyecek kaplarına, etlere ve Gökgürültüsü Akademisi öğrencilerinin taşıdığı diğer şeylere çevirdi. "O zaman dediğinize göre, sizin şu yemek kaplarını yapmak için de Gökdağları'nın toprağını kullanmış olmalısınız. Burası sizin de ailenize ait olmadığı için onları istediğimiz gibi alabilir miyiz?"

"Bu dünyanın kuralları vardır. Ancak siz böyle mantıksız olmayı seçtiğiniz için kural falan kalmadı." Gökgürültüsü Akademisi öğrencisi başını salladı ve direkt Liu Ziyu'ya baktı. "Gökdağları'ndan gelmeleri şartıyla üstümüzdeki şeyleri istediğiniz gibi almaya çalışabilirsiniz. Gücünüz yeterse tabi."

"Sayı üstünlüğümüze de güvenmeyeceğiz." Geniş alınlı Gökgürültüsü Akademisi öğrencisi hafifçe döndü. Geniş elmacık kemikleri olan katı suratlı bir Gökgürültüsü Akademisi öğrencisine baktı. "Le Pingjiang, bize ait olanı geri getir."

"Peki." Geniş elmacık kemikli Gökgürültüsü Akademisi öğrencisinin belinden sarkan bir tahta kılıç vardı. Büyük alınlı öğrenci karşısında saygıyla eğildi ve başka bir söz sarf etmeden Bai Zihou'ya doğru yürüdü.

Liu Ziyu gözlerini hafifçe kıstı. "Düşman mı edinmek istiyorsunuz="

"Sizin Yeşil Kereste Akademisi'nde çok gülünç kurallar olduğunu duydum ama akademi dışından biriyle karşılaştığınızda istediğiniz gibi davranabileceğinizi biliyorum." Geniş alınlı Gökgürültüsü Akademisi öğrencisi kayıtsız bir ifadeyle konuştu. "Eğer yemiyorsa çekil, vaktimi boşa harcama."