Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

90. Bölüm Gökgürültüsü Akademisi Öğrencileri

Çevirmen: Odysseia / Editor: T4icho

Gökgürültüsü Akademisi Öğrencileri

 

Ormanın arkasında küçük bayırlardan oluşan bir bölge vardı. Hafif yüksek sayılabilecek bir tepeye çıktıktan sonra Lin Xi ve Qin Xiyue tartışan tarafları görebiliyordu.

Tüm arkadaşları yakın bir mesafede olduğu için Lin Xi bu taraflardan birinin onlar olacağından şüphelenmişti. Ancak tartışanları görünce Lin Xi ve Qin Xiyue'nin gözleri şaşkınlıkla parladı.

Tartışan bir taraf üç tane gri cübbeli Tıp öğrencisiydi. Birisi o gün vadide Lin Xi ile dalga geçen altın kaşıklardan biri olan uzun boylu çocuktu.

Grubun karşısında ise altın kıyafetli genç bir adam vardı.

Bu açıkça belliydi ki Yeşil Kereste Akademisi'nden bir öğrenci değildi.

Bu kişinin yaşı Lin Xi ve diğerlerine yakın olsa da suratında yaşına yakışmayan bir kasvet vardı.

Giydiği altın renkli kıyafetler de özel bir hayvan derisinden yapılmıştı. İnce ve hafif gözükse de soğuğu geçirmediği belliydi. Bu yüzden yüzünde üşüdüğüne dair tek bir ifade bile yoktu.

Altın kıyafetinin yakasında ve manşetinde yıldırımı andıran tasarımlar vardı. Belinde, normal kılıçlardan otuz santim kadar uzun olan ve tahtadan oyulmuş gibi görünen düz bir kılıç vardı.

Tıp öğrencilerinin ortasında ölmüş, sarı-siyah kürklü bir yaban porsuğu vardı ve yere tahta bir mızrakla sabitlenmişti.

"Son kez söylüyorum. Bu yaban porsuğunu ilk kovalayan bendim, arka bacağındaki yaraya ben sebep oldum. Buraya koşana kadar tüm enerjisi tükenmişti zaten. Sizin tek yaptığınız şey benim çoktan yakaladığım avıma bir kazık saplayıp ödülü üstünüze almaya çalışmak. Bu hiç mantıklı değil." Bu üç tıp öğrencisinin karşısında duran en az on kilo ete sahip porsuğa baktıktan sonra konuştu.

Onun da elleri ve bedeni titriyordu; aç olduğu ve enerjisinin çoğunun gittiği belliydi. Ancak suratındaki ifade hala inanılmaz sakin ve soğuktu.

"Dilimizde tüy kalmadı ama sen hala anlamıyorsun." Uzun boylu ve iri altın kaşık Bai Zihou pis pis sırıttı. "Neden burada bir Gökgürültüsü Akademisi öğrencisi olduğunu bilmesek de pek umurumuzda değil... Kafana sokman gereken tek şey şu anda Gökdağları'nda, yani Yeşil Kereste Akademisi'nin toprakları içinde olduğun. Burada eğitimdeyiz, o yüzden buradaki tüm avlar da bize ait. Buraya gelerek eğitimimizi bozuyorsun."

Altın kıyafetli gencin suratı gitgide kasvetlendi. Bai Zihou'ya baktı ve buz gibi bir sesle konuştu. "Batıda Kayan Yeşim Şehri var, doğuda Ejder Yılanı Dağı, güneyde Binbir Günbatımı Dağı kuzeyde de Gökdağları. Bunların hepsi de Yunqin'in toprağı. Gökdağları ne zamandır sizin Yeşil Kereste Akademisi'nin arka bahçesi oldu? Yoksa imparatorun Yeşil Kereste Akademisi dışında kimsenin buraya giremeyeceğine dair yazılı bir emri var da ben mi bilmiyorum?"

Kısa bir süre durduktan sonra çocuk ekledi. "Dahası, Yeşil Kereste Akademi'niz size sona kalanın dona kalacağını ve avlar üstünde böyle şeyler yapılmayacağını söylemiş olması lazım."

Cidden anlamıyorsun." Bai Zihou'nun yüzü düştü. "Eğer bu porsuğu kovalayan kişi Yeşil Kereste Akademisi'nden birileri olsaydı geride dururduk. Ama Gökgürültüsü Akademisi'nden biri çıkıp bizimle porsuk için savaşırsa onu düşmanımız olarak görürüz. Eğer üçümüzü birden yenebileceğini düşünüyorsan al porsuk senin olsun. Ama eğer yenemeyeceğini düşünüyorsan boşuna nefesimizi harcatma."

Altın kıyafetli genç dişlerini sıktı. "Görünüşe göre mantık çerçevesinde birleşmek yerine insanları sayı üstünlüğünüzle korkutmayı seviyorsunuz."

"Bai Ağabey, neden onunla bu kadar vakit harcıyorsun? Biz senin kadar sabırlı değiliz." Bai Zihou'nun yanındaki iki öğrenci pis pis küldü ve Gökgürültüsü Akademisi öğrencisine hiç bakmadan porsuğu temizlemek için mızraklarını çıkarttılar.

"Çok güzel, mantıksız olmayı seçen ilk kişiler sizler oldunuz." Gökgürültüsü Akademisi öğrencisi başka bir şey demeden arkasını döndü ve ayrıldı.

Her ne kadar konuşmaları pek net duyamasalar da bir kişiyi iki gün boyunca doyurabilecek porsuğu gören Lin Xi ve Qin Xiyue olayın temelini anlamıştı.

Pek uzakta olmayan bir yerde bir kamp ateşi yakılmıştı ve üstünde henüz tamamen yanmamış kuru bambular vardı. İki gri tilkiyi korkutan ses bu bambulardan çıkan gümleme sesleri olmalıydı.

"O kim öyle?"

Altın kıyafetli çocuğa bakan Lin Xi sessizce Qin Xiyue'ye sordu. Tek anladığı şey o çocuğun da bir gelişimci olduğuydu ama neden Gökdağları'nın bu kadar derinlerinde genç bir gelişimci vardı ki?

Dahası bu yüzleşmelerine bakılacak olursa bu kişi Yeşil Kereste Akademisi'nden korkmuyor gibiydi ve bu Lin Xi'nin içinde inanılmaz tuhaf bir his doğuyordu.

"Bilmiyorum." Qin Xiyue kafasını iki yana salladı. "Gidip Bai Zihou ve diğerlerine soralım mı?"

"Görünüşe göre olayı tek izleyen kişiler bizler değiliz. Gidip karşı taraf kimmiş öğrenelim." Lin Xi başıyla onayladı.

Etraftaki bayırlarda kara figürler belirdi ve tartışmanın olduğu noktaya doğru yürüdüler. Lin Xi bu altın kıyafetli gencin yüzünü ve bakışlarını pek göremese de yaydığı soğuk ve onurlu hava bu işin henüz sonuçlanmadığını söylüyordu.

...

Arazi oldukça geniş ve sessiz olduğu için bambuların çıtırdama sesi oldukça uzaklara gidebiliyordu. Sesleri duyan ve yakınlarda olan birçok Yeşil Kereste Akademisi öğrencisi olanları görmek için gelmişti.

Bayırdan inerlerken Lin Xi ve Qin Xiyue kızıl cübbeler içindeki üç öğrencinin yürüdüğünü gördü; bunlar Doğal Sanatlar öğrencileriydi.

"Lin Xi?"

Lin Xi ve Qin Xiyue bir şey diyemeden bu üç Doğal Sanatlar öğrencisinin arasından sarışın bir genç onlara biraz baktı ve şaşkınlıkla bağırdı.

"Sen?" Lin Xi de şaşırmıştı. Yeni öğrenciler arasında kader seçimi olan üç öğrenciden biri olduğu için diğer bölümün öğrencilerinin onu tanıması normaldi ancak bu Doğal Sanatlar öğrencileri onunla daha önce muhabbet etmemiş olmasına rağmen çocuk sanki eski bir arkadaşını görmüş gibi şaşkınlıkla ona bakıyordu. Bu onu şaşırmıştı.

"Ne, beni hatırlamıyor musun?" Sarışın genç diğerleri odaklarını başka şeylere çevirmişken Lin Xi'ye bakıp tek gözünü kırptı. "Ben Doğal Sanatlar'danım... Ayrıca son zamanlarda Direkt Mızrak Saldırıları'na dair konuşmuştuk."

Lin Xi anında tepki verdi. Bu kişi eğitim vadisindeki "Kara Gül" idi.

Eğitim vadisinde oldukça yakınlaşmalarına rağmen iki taraf birbirlerinin gerçek isimlerini bilmiyordu. Dahası Lin Xi gerçek kimliğinin böyle tahmin edilebileceğini düşünmemişti.

"Demek sen Kara Gül'dün?" Lin Xi gülümsedi. Daha önce gerçek görünüşünü hiç görmediği Kara Gül'e baktı ve mahçup bir ifadeye büründü. "Hatırlıyorum tabii... ama geçen sefer bana ismini söylememiştin sanırım?"

Jiang Xiaoyi, Lin Xi'nin bunu dediğini duyunca haklı olduğunu anladı ve hızla yanına gelip saygı dolu bir ifadeyle elini uzattı. "Ben Jiang Xiaoyi."

"Tanıştığıma memnun oldum." Lin Xi eğitim vadisinde oldukça yakınlaştığı dostuna baktı ve elini sıktı.

Bu his aynı internetten tanıştığın biriyle gerçek hayatta buluşmaya benziyordu.

Jiang Xiaoyi, Lin Xi'nin Direkt Mızrak Saldırıları ve Bıçak ve Mızrak'taki performansını hatırlayıp şu anda kibarca gülen Lin Xi'ye bakınca biraz çekingenleşti ve ne diyeceğini bilemeyerek utanarak güldü.

Jiang Xiaoyi ile yürüyen diğer Doğal Sanatlar öğrencileri şaşkınlıkla kaşlarını çattılar; Jiang Xiaoyi'nin neden bu "kırk beş kiloluk kader seçimi" ile bu kadar yakın olduğunu anlamıyorlardı.

Yakınlardan ayak sesleri duyuldu. İki öğrenci daha farklı noktalardan yürüyordu.

Birisi tombul biriydi. Lin Xi'yi görünce neredeyse ağlayacak duruma geldi. Bu Lin Xi'nin yakın arkadaşı, küçük şişko Meng Bai idi.

Diğer kişi ise Lin Xi'nin Qin Xiyue ile yürüdüğünü görünce şaşırıp kaldı. Bu Lin Xi'nin cidden sevmediği nadir insanlardan biri olan Liu Ziyu'ydu.

Lin Xi birden bir şey hatırlamış gibi sadece onun ve Qin Xiyue'nin duyabileceği bir sesle konuştu. "Xiyue, neden bu kırk beş kiloluk kader seçimi ile birliktesin?"

"Ne?" Qin Xiyue Lin Xi'nin ne dediğini anlamayarak boş boş bakındı. Tam o sırada Liu Ziyu yanına geldi ve konuştu. "Xiyue, neden bu kırk beş kiloluk kader seçimi ile birliktesin?"

Liu Ziyu'nun bunu söyleyiş tarzı, tıpkı Lin Xi'nin taklidindeki gibiydi. Qin Xiyue bunu duyunca pffft sesi çıkartarak sessizce güldü.

"Ona bir şeyler açıklayacak ahvamda değilim. Eğer sen kendinde bu sabrın olduğunu düşünüyorsan kalabilirsin, ben önden gidip şu eleman kimmiş onu öğreneceğim." Lin Xi güldü ve sessizce Qin Xiyue'ye bunu söyleyip Liu Ziyu'yu görmezlikten geldi. Jiang Xiaoyi'nin omzuna pat pat vurup Meng Bai'ye el salladı ve Bai Zihou'nun grubunun olduğu yere doğru yürüdü.

"Altın kıyafetli kişiyi gördün mü?" Qin Xiyue gülmeyi bitirdikten sonra anlatmakla uğraşmayıp Liu Ziyu'ya sordu.

Lin Xi'nin onu görmezden gelmesi Liu Ziyu'yu öfkelendirmişti ve Qin Xiyue'nin gülüp cevap vermemesi de zihnini adeta boşaltmıştı. Qin Xiyue'nin, Lin Xi ile, ona olan tavrını bu kadar değiştirecek kadar aralarında ne olduğunu bilmiyordu. Bu da onu daha da öfkeyle doldurdu, öyle ki yüzü kaskatı kesilmişti.

"Altın kıyafetli mi? Görmedim." Bedeni Lin Xi'nin Qin Xiyue ile beraber olmasına odaklandığı için altın kıyafetli kişiyi hiç iplememişti bile.

...

"Kırk beş kiloluk kader seçimi?"

Bai Zihou ve diğerleri çoktan kamp ateşine dönmüş, porsuğu yüzüyorlardı. Lin Xi'nin ayak seslerini duyunca dönüp ona baktılar. Uzun, iri Tıp öğrencisi pis pis güldü ve önündeki porsuğu gösterdi. "Nasıl? Fena değil di' mi?"

Lin Xi gülümsedi. "Cidden değil. Ama başkasının elinden mi aldın yoksa kendin mi avladın?"

Bai Zihou ve diğerlerinin yüzü düştü. Bai Zihou pis pis Lin Xi'ye baktı. "Ne demeye çalışıyorsun?"

Lin Xi cevap verdi. "Hiç, sadece o altın kıyafetlinin kim olduğunu soracaktım."

"Neden söyleyeyim ki?" Bai Zihou soğuk bir kahkaha attı. "Bunu hak ettiğini mi sanıyorsun kırk beş kiloluk kader seçimi?"

Bai Zihou'nun dalga geçtiğini duyan arka saflardaki Qin Xiyue kaşlarını çattı ve bir şey demeye yeltendi ancak Liu Ziyu onun yanına gelip sordu. "Xiyue, daha önce Gao Yanan'la bu eleman yüzünden kavga etmiştin. Ama bugün ona karşı bambaşka davranıyorsun, hayırdır?"

Liu Ziyu'nun sorusunu duyan Qin Xiyue onu duymamış gibi davrandı. Çökük bir sesle konuştu. "Önceki fikrim biraz aşırı olabilir. Aslında öyle olmadığını bana kanıtlayacağını söyledi."

"Kanıtlamak mı? Ne kanıtı?" Savunma Sanatları hocasının testinde yanlış bir şey olduğunu mu söylüyor yani?" Liu Ziyu derin bir nefes alıp öfkesini kontrol altına aldı ve sırıtarak konuştu. "Onun gibiler anca konuşur durur, iş icraate gelince bir halt yapamazlar. Sakın bana inandığını söyleme Xiyue."

Qin Xiyue biraz mutsuzlaştı. "İnanıp inanmamam önemli değil, kendini kanıtlayacağı zaman gerçek mi sahte mi olduğunu anlarız."

İçten içe dargınlık hissediyordu. Liu Ziyu artık öfkesini bastıramıyordu. Köylü bir hödüğün nasıl Gao Yanan ve Qin Xiyue'yi böyle etkileyebildiğini bir türlü anlayamıyordu.

Bu gelişimi boktan bir hödüktü lan en nihayetinde!

"Kanıt mı? Kanıtlasın o zaman bakalım!"

Liu Ziyu'nun rengi soldu. Derin bir nefes alıp Lin Xi'ye doğru büyük bir adım attı. "Lin Xi, kendini Xiyue'ye nasıl kanıtlayacaksın bilmek istiyorum!"