Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

65. Bölüm Çamura Batmış

Çevirmen: Odysseia / Editor: T4icho

Çamura Batmış

 

Daha fazla beklemenin sonucu daha fazla ölüm ve kan olmuştu.

Kadının beyaz kıyafetleri kanla kırmızıya boyanmıştı ve yağmurun etkisiyle akarak seyrelmişti. Etraftaki çamur adeta kızıl bir göle dönmüştü. Hayatta kalanların sayısı yavaş yavaş azalıyordu.

Karşı tarafın ruh gücünü tüketmek pek onurlu olmadığı için kasvetli suratlı adam yere baktı; sırılsıklam olmuş kıyafetleri dikkatini biraz dağıtıyordu.

En nihayetinde, beyaz kıyafetli kadın dışında ayakta kalan tek bir kişi bile yoktu.

Otuz kadar kılıç ustası tek kaldıklarını anlayınca kana susamışlıkları anında korkuları tarafından bastırıldı. Ancak arkalarını dönüp kaçamadan ormandan yağan oklar onları adeta kirpiye çevirmişti bile.

Taş kesilmiş heykellere benzeyen okçuların hiçbiri yüz adım yakınındaki bir hedefi kaçırmazdı.

Ok yağmuruyla karşılaştığında beyaz saçlı kadın geri vagona girdi. Yeterince hızlı kesemediği için bedenine çarpan bazı oklar olmuştu ancak çıplak gözle fark edilmesi zor, küçük ışık parlamalarıyla beraber bedenini delememiş ve yere düşmüşlerdi.

Beyaz kıyafetli kadının amacı oldukça basitti ve hiç sabırsız değildi. Hayatta kaldığı sürece buradaki insanların hayatta kalmasına izin veremezdi. Oklar da bu vagonun korumasını delemediği için içeride bekleyecekti. Madem onu öldürmek istiyorlardı, o zaman yaklaşmaları gerekecekti.

Ormanın içinde kasvetli suratlı adam buruk bir kahkaha attı; uğraştıkları kişi cidden dedikodulardaki kadar güçlüydü. Kafasına uçan birkaç bambuyu engelledikten sonra savaşmaya istekli ağır zırhlı deve döndü. "Gidelim."

Tüm okçular yaylarını ellerinden fırlattı ve kılıçlarını çekti.

Huaaarrr!

Demir Adam'a benzeyen zırhlı dev kükredi ve bedeni adeta tam hızda çalışan bir motora döndü. Normalde basit görünümlü olan bronz zırhı sarı sarı parlamaya başladı ve anında inanılmaz güzelleşti. Boyu kadar olan uzun kar beyazı baltasını kavradı ve ağır vücudu toprağı çatlatarak etrafı sarstı. Yolunun üstündeki her şey parçalandı.

Orta yaşlı adam yavaşça onun arkasından giderken asistanının kağıt şemsiyesinin altında bulunan Li Qilong da adım adım vagona yaklaştı.

Ellerinde bir çift yargıç kalemi vardı.  Bu kara kalemlerden sarı ışıklar belirmeye başladı.

Ağır zırhlı dev bambu ormanından çıkarken gitgide hızlandı. En sonunda yerden sekiyormuş gibi attığı her adımla birkaç metre kat etmeye başladı.

Oklarla kaplanmış vagon tekrardan gıcırdayarak açıldı. Beyaz kıyafetleri kandan dolayı kıpkırmızı olmuş kadın vagondan tekrardan çıktı.

Boyunun en az dört katı büyüklüğünde olan ağır zırhlı deve bakarken kaşlarını hafifçe çattı. Ayaklarının ucunu yavaşça vagonun önündeki zemine vurdu. Tüm vagon titredi ve bedeni sanki ağırlıksızmış gibi havaya yükselerek deve doğru uçtu.

Ağır zırhlı dev keyifli bir nara attı. Kadının bedeninden bile büyük baltası kadına soldan sağa doğru savruldu ve tıpkı beyaz bir gökkuşağı gibi havayı yardı. Hava adeta yarılmıştı ve etrafa sisli yağmur damlacıkları saçıldı.

Beyaz kıyafetli kadının elleri hala boştu. Ancak balta ona çarpacakken kadın elini baltaya doğru uzattı.

Avcundan görkemli bir aura yayıldı ve aura yeşim beyazı parmaklara dönüştü. Etraftaki yağmur damlaları patlayarak elinde toplandı ve parlayan, sarı, güzeller güzeli bir deniz kızına dönüştü.

Güm!

Ancak vücudundan çıkan ani enerji dev balta tarafından paramparça edildi. Ancak dev adamın bedeni tuhaf bir şekilde havada dondu.

Hemen ardından beyaz kıyafetli kadın kibarca yere inerken zırhlı adam sertçe düştü. Ardından oturur konuma gelip acıyla homurdandı.

"Cidden Hal Uzmanı seviyesi bir gelişimmiş... birleşen ruh aslında Göklerin Mercek Deniz Kızı..." Bu kibirli devin acı çektiğini görünce çamurlu yola adım atmış kasvetli suratlı adam kendi kendine mırıldandı ve önceki tahmini doğru çıktığı için rahatladı.

Rudong Şehri'nin yöneticisi Li Qilong'un yüzü kaskatı kesilmişti. Elindeki kalemlerden birini beyaz kıyafetli kadına doğru tutup titreyerek deli gibi bağırdı. "Senin... Senin gelişimin Hal Uzmanı seviyesinde!"

Bu söylediği şey kadının gelişim seviyesine dair olan korkusundan dolayı gibi görünebilirdi ancak Li Qilong'un hissettiği şey bambaşkaydı. Kadının gelişimi harika olsa da tahminlerini çok geçmemişti. Onu asıl şaşırtan şey diğer üç kişinin ona hiç mi hiç dikkat etmemesiydi.

Yerel ordudan yıllar önce ayrılmış olmasına ve elden ayaktan düşmüş olmasına rağmen bir gününü bile meditasyon gelişimi yapmadan harcamamıştı. Gelişimi çoktan Ruh Efendisi seviyesine erişmişti ve bir Hal Savaşçısı olmasına az kalmıştı. Gelişimi kadından daha az olsa da güçlü biriydi... Ancak çamurların ve cesetlerin arasında oturan ağır zırhlı dev, orta yaşlı ve gri cübbeli adam, hatta ve hatta şemsiyesini tutan asistan bile ona dikkat etmiyordu.

Olduğu yerde donmuştu ve yeşil kıyafetli asistanı elinde şemsiyeyle ona dönüp bakmadan yanından geçip gitmişti.

Suikastten sorumlu olması gerekiyordu ancak bu kişiler onları hiç umursamıyordu.

...

Kimse donup kalmış Li Qilong'a dikkat etmiyordu. Saçını üç topuz yapmış gri cübbeli adam hala birkaç düzine kılıç ustasının arkasından yavaşça ilerliyordu. Yeşil kıyafetli asistan da Li Qilong'un yanından inanılmaz büyük bir sabırla geçti.

Zırhlı dev ise beyaz kıyafetli kadına odaklanmıştı. Yere düştüğünde her yere kan ve çamur sıçramıştı ancak kalın zırhı hala sarı sarı parlıyordu. Zırhında altın çiçeğe benzeyen işlemeler belirip duruyordu ve zemini sarsıyordu.

Ancak baltasını kaldıramadan kadın avcunu adamın karnının soluna bastırmıştı.

Ağır zırha anormal bir güç çarptı bir şok dalgası oluştu. Dev öfkeyle gürledi ve bedeni bir dağ gibi yere yıkıldı.

Kadın ayağıyla adamın göğsüne bastı ve ona yukarıdan baktı. "Bronz Kral Zırhı'nın içinde bu kadar rahat hareket edebildiğine göre Hal Savaşçısı olmanın yanında kutsal bir güçle kutsanmış olmalısın. Eğer vazgeçip bana itaat edersen isminin tarihe geçmesini sağlarım."

Kadın imparatorluk şehrinden ayrıldığından beridir kimse onun sözlerinden şüphe etmemişti. Böyle bir söz verdiğine göre adam onaylarsa onu şöhretin bekleyeceği kesindi.

Ancak kadının sözlerini duyunca adamın miğferinin göz kısmından kana susamışlık aktı ve daha da gürültüyle kükredi. Beyaz kıyafetli kadının gücü düşündüğünden çok fazla olsa da o bir gerçek askerdi. Savaşa olan tutkusunun yanında yok edilemez bir inancı vardı.

Kükreyerek kadını altında ezmek için tüm bedenini çevirdi ve o sırada baltasını eline aldı.

Kadının gözlerinde hafif bir acıma belirdi. Hemen ardından gözlerinde buz gibi bir ölüm belirdi.

Ayağıyla adamın göğsüne hafifçe dokunduktan sonra kadının bedeni yavaş yavaş havalandı. Bedeni bir deniz kızına benziyordu; ayağı adamın göğsüne indi anda devasa bir aura yayıldı.

Çatırt!

Zırh hafif içine çöktü. 

Pö!

Adamın miğferinin altından kan fışkırdı.

Ağır zırhlı adam debelenirken kadının bedeni havada döndü ve avcuyla zırhın çöktüğü yere bir kez daha vurdu.

Adamın ağzının ve burnunun olduğu yerden daha da fazla kan fışkırdı. Elindeki balta düştü ve bedeni sarhoş gibi sarsıldı, yine de gri cübbeli adamın ve şemsiyeyi tutan asistanının harekete geçme gibi bir niyeti yoktu ve yavaşça yürüyorlardı.

Kadın bu hareketlerinin ruh gücünü azalttığını biliyordu. Ancak o ikisine dikkat etmedi ve avcunu devin kafasına indirdi.

Koni şeklinde bir bambu şapkası giyen bir kılıç ustası kadının arkasında belirdi. Adam kılıcını direkt bacaklarının arasına doğru salladı.

Adam güçsüz biri olsa da bacaklarının arası zayıf noktasıydı.

Bir gelişimci olmayan bu kılıç ustası karşısında kadın devin kafasına vurmaya devam etti.

Sanki tüm olanları hesaplamış gibi bu darbeyle adamın kemiklerinden parçalanma sesleri çıktı. Artık hareket edemeyecek duruma gelmişti. Kadın dev baltayı eline alıp yere doğru savurdu.

Kılıç ustası bir tren çarpmış gibi uçtu ve elindeki kılıç üç parçaya ayrılmıştı. Birkaç kılıç ustasına çarptıktan sonra bedeni ıslak bir makarna gibi yere yığıldı.