Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

64. Bölüm Rudong Kaosu

Çevirmen: Odysseia / Editor: T4icho

Rudong Kaosu

 

Vagon hala hareket etmiyordu. Vagonun önünde duran kadın pek gergin durmuyordu. Vagonun içinden sakin bir ses duyuldu. "Li Qilong, bir şehir yöneticisi olarak bana yapılan suikast girişimlerinin cezasının tüm akrabalarını öldürmek olduğunu biliyorsundur. Kendi kaderini umursamıyorsan bile tüm aile üyelerinin de senin peşinden ölüme gitmesine göz mü yumacaksın?"

Li Qilong kibarca gülümsedi. "Endişelenmenize gerek yok majesteleri, aile üyelerim zaten gözetim altında."

"Yoksa güney Yüce Mang Hanedanlığı mı? Sana emri veren kişi söz vermiş gibi. Güneyde daha iyi bir mevki mi?" Vagonun içinden duyulan ses alay doluydu. "Burada başarılı olursan cidden güneye kaçma şansın var. Ancak böyle bir şeyi Yunqin İmparatorluğu'nun sınırlarında yaparsan omuzlarına alacağın kin ve nefretin farkında mısın? Yunqin İmparatorluğu'mun devasa ordusunun karşısında Yüce Mang Hanedanlığı bile tek gecede yok olabilir... Unutma, birini öldürmek istiyorsak bunu Yunqin İmparatorluğu'nun sınırları içinde yapmak zorunda değiliz. Sen sadece hain bir şehir yöneticisisin, sence Yüce Mang Hanedanlığı senin ve ailenin korumalığı için her gün kaç seçkin uzman görevlendirebilir? Yunqin İmparatorluğu'nun güçlü suikastçılarını durdurabilirler mi? Hep böyle aptal mıydın yoksa gerçeği görmek mi istemiyorsun?"

Li Qilong'un yüzü seyirdi ve zorla da olsa kendini sakinleştirdi. "Bugünden itibaren Li Qilong çoktan öldü. İster suikastten dolayı suçlu bulunup öldürülsün ister sizi korurken suikastçılar tarafından öldürülmüş olsun, bugünden itibaren Li Qilong bu yolda öldü ve kimse aslında hayatta olduğunu bilmeyecek. En güçlü suikastçılar bile zaten ölmüş birinin peşinden gitmez."

Vagon bir süre sessiz kaldı, ardından içinden tekrardan bir ses duyuldu. "Yine de rütben çok düşük ve arkan hiç sağlam değil. Politik oyunlarda piyon gibi kullanılıyorsunuz. Senin gibi biri bunu anlayamaz."

Sesi oldukça sakin olsa da bu sözler Li Qilong'un kendini aşağılık biri gibi hissetmesini sağlamıştı; sanki şu an yağmurun altında, çamurun ortasında duran bir civciv gibi hissediyordu.

Normalde böyle bir şey hissetmezdi ancak şu anda yuvarlak suratı istemsizce seğiriyor ve tombul parmaklarının eklemleri çatırdıyordu. Yüzünde pis bir gülümsemeyle vagona baktı. "İmparatorluk şehrinde doğmuşsan ve kanında ejderha kanı akıyorsa ne olmuş yani? Rütbem düşükse ne olmuş? Yine de bugün seni öldüren kişi ben olmayacak mıyım?! Benim adım Li Qilong ve bugün kendimi Ejdersüvarisi Li olarak adlandırıyorum!"

Vagondan başka bir ses duyulmadı. Yağmur şiddetini arttırdı ve Li Qilong'un suratına düştü. Sırılsıklam olmuştu ve elleri hafifçe titriyordu. 

"Gebertin şunu!" 

Aniden öfkeyle bağırdı!

Bu öfkeli bağırışın ardından vagonun her yanından birkaç yüz, zırhlı ve maskeli kılıç ustası çıktı.

Ancak vagona ilk ilerleyen kişiler bu kılıç ustaları değil, ormandan ateşlenen oklar olmuştu.

Yay kirişlerinin titreme sesiyle beraber kara oklar sayısız bambuyu paramparça edip ıslık sesleriyle vagonun üstüne yağmur yağdı.

Vagonu çeken iki ay anında oklar yüzünden kirpiye benzedi ve kanları çamurlu suya karıştı. Vagonun önnüde olan genç kadın ortalıkta yoktu; oklar isabet etmeden çabucak vagonun kapısını açıp içeriye girmişti.

Bu okların gücü Lin Xi'nin attıklarından çok daha güçlüydü ama buna rağmen bir tanesi bile vagonu delip içeri girememişti.

Bir gıcırdamayla vagonun kapısı tekrardan açıldı. Kalın, güzel saçlı, beyaz kıyafetli bir kadın içeriden çıktı.

Kadının yüzünde hafif bir yorgunluk vardı ve gözlerinin yanındaki kırışıklıklar görülebiliyordu. Pek ince değildi ve göğsü de o kadar büyük değildi. Öyle ihtişamlı olmayan bu kadın vagondan indiği anda kan akıtmaya alışmış olan yüzlerce kılıç ustası ve okçunun hareketleri miskinleşti.

Görünüşü ya da gelişimci olması yüzünden değildi bu, mevkisi yüzündendi!

Sadece bu suikast girişiminden bile Yunqin İmparatorluğu'nun hem içeriden hem dışarıdan bir sürü tehdite maruz kaldığı anlaşılabilirdi. Ancak tüm bu iç ve dış huzursuzluğa rağmen Yunqin İmparatorluğu hala dünyanın en güçlü imparatorluğuydu. Bir başka deyişle Yunqin İmparatorluğu aynı anda batıdaki Tangcang Ülkesi'ne direniyor, güneyde Yüce Mang Hanedanlığı'nı savuşturuyor ve doğuda da mağara barbarlarını engelliyordu. Bu kadın da şu anki Yunqin İmparatorluğu'nun imparatorunun kız kardeşiydi ve dünyadaki en büyük yetkiye sahip kişilerden biriydi!

Bu cidden göklerin kararlaştırdığı bir karşılaşmaydı. Bırak bir şehir yöneticisini, bir bölge yöneticisi olsan bile normalde böyle bir kadını hayatın boyunca göremeyebilirdin.

Bu yüzden kadının ince dudaklarından buz gibi bir hava yayılıyordu ve kadının mevkisi yüzünden, Li Qilong'a söylediği ağır sözlere rağmen birkaç sene önce kadınların cazibesine olan isteğini yitiren Li Qilong karnında inanılmaz bir alevin yandığını hissediyordu.

Bu beyaz kıyafetli kadına bakarken gözlerinde endişe, korku ve nefret vardı. Zihninde kıyafetlerini parçalayıp süt beyazı tenine bıçağını sağlarken onun ırzına geçmekten başka bir şey yoktu!

Siyah maskeli kılıç ustaları inanılmaz korkusuzdu ve bedenlerinde tutkulu bir ateş yanıyordu. Bu beyaz kıyafetli kadın kesinlikle bir gelişimci olsa da kılıç ustaları fanatik bir şekilde vagona doğru her yönden ilerlediler.

Kılıç ustalarından biri vahşice ölmüş atlardan birinin kafasına basıp havaya zıpladı ve elindeki kılıcı kadına doğru savursa da kadın hala vagonun önünde, elinde hiçbir şey olmadan bekliyordu.

Ancak kılıç ustasının göz bebekleri anında genişledi. Kadın sağ elini uzattı ve hızlıca garip bir duruşa geçti; kılıç ona çarpmadan nasılsa birden kadının elinde belirmişti!

Adamın kolundaki kemikelr kırılmıştı ve kadın kılıcı almıştı. Bu uzun kılıç kaşla göz arasında kafasını vücudundan ayırdı ve kadın sol eliyle adamın göğüs zırhına dokundu.

Güm!

Bu haffi bir dokunuş olsa da çıkan ses adeta bir patlama gibiydi.

Adamın kafası havaya doğru uçarken bedeni göğsündeki bir yumruk oyuğuyla geriye doğru fırladı.

Kopan kafadan saçılan kanlar kılıç ustalarının üstüne yağsa da kadının üstüne tek bir damla biel gelmemişti.

Etraf birden soğuklaştı ve herkes havada uçan cesedi ve kelleyi izledi.

Ancak kadın çoktan iki kelleyi daha havaya uçurmuştu. Avcuyla ittiği kafasız bedenlerden biri iki kılıç ustasına çarpıp onları da uçurdu.

Kara maskeli kılıç ustaları her taraftan kadının etrafını sarsa da kadın inanılmaz sakince yürüdü. Kılıcını her savuruşu ile kafalar uçuyor, etrafa kemik parçaları saçılıyordu.

Kimse onu durduramıyordu. Kılıç ustaları aynı anda kılıçlarını sallasalar da kadının tek bir el hareketiyle kılıçlar yönlerini değiştirip kendi bedenlerini kesti ve üç kılıç ustası acınası şekilde geriye sendeledi.

Bir koyun sürüsünü ezerek geçen devasa bir fil gibiydi ve sonraki hareketini tahmin edebilsen bile durdurması imkansızdı!

Kağıt şemsiyenin altındaki Li Qilong'un bedeni kontrolsüzce titriyordu. Bu kadının bir gelişimci olduğunu bilse de bu kadar güçlü olacağını düşünmemişti!

Ormandaki birkaç düzine okçu ellerindeki Kara Taş Güç Yayı ile oldukları yerde kaskatı kesilmişti.

Bambu ormanında, bu okçuların arkasından iki kişi yaklaştı.

Birisi güçlü fiziği olan, ağır bir bronz zırh giymiş, yüzü kapalı, ellerinde iki taraflı koca bir balta taşıyan bir devdi. En uzun okçudan bile en az bir kafa uzundu ve elindeki devasa kargılı baltanın uzunluğu boyu kadardı.

Hem zırhında hem de kar beyazı bıçaklı kargılı baltasında düzenli rünler vardı ve eşsiz bir güç yayıyordu.

Dieğr adam ise yüzü kapalı olmayan, sıradan gri cübbeler giymiş bir adamdı. Bu orta yaşlı adamın sıradan bir fiziği, kasvetli bir yüzü vardı. Elinde herhangi bir silah tutmuyordu. Saçları şakaklarından beyazlamaya başlamıştı ve üç siyah toka ile üç topuz yapılmıştı; bu kesinlikle tuhaf bir saç stiliydi.

Adam bu katliamı izlerken zırhlı dev yanındaki adama dönüp sordu. "Kazanabilir miyiz?"

"Gelişim seviyesi Hal Uzmanı seviyesinde olmalıydı... zor da olsa yetmeli." Kasvetli suratı olan adam kaşlarını çattı ve sessizce konuştu.

"O zaman gitmeliyiz." Zırhlı dev şansını denemek konusunda istekliydi.

Orta yaşlı adamın kıyafetleri sırılsıklam olmuştu ancak hiç endişeli gözükmüyordu. Kafasını iki yana salladı. "Aceleye gerek yok, biraz daha bekleyelim."