yürü be kedicik :3
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
55. Bölüm Sessizliğin Gücü
Sessizliğin Gücü
Kalan öğrenciler eğitim vadisine girerken Li Kaiyun yanındaki üç kişiye endişeyle sordu. "Sizce Lin Xi'nin kazanma ihtimali var mı?"
"Bence kazanabilir."
"Bence de."
"Katılıyorum."
"..." Li Kaiyun soruyu sorduğunda Tang Ke, Bian Linghan ve Hua Jiyue'den böyle cevaplar beklememişti; görünüşe göre Lin Xi kadar güven dolu olmayan tek kişi kendisiydi.
"Neden?" Üçüne bakıp bunu sormadan edemedi.
Tang Ke hafifçe gülümsedi. Görünüşü, evcilleştirilmiş ama hala dikkatli olan evcil bir kurt gibiydi: eğer kışkırtılırsa anında kemiklerine işlenmiş olan acımasızlığı gösterirdi.
Bian Linghan'ın nazik ve yumuşakken Hua Jiyue ise çoğu erkekten daha yiğit ve dürüsttü. Eğer akademi başkalarıyla kavga etmene izin verse Qiu Lu'yu gidip eşek sudan gelinceye kadar dövecek ilk kişi Hua Jiyue olurdu.
Tamamen farklı mizacı olmalarına rağmen üçü de bu konuda hemfikir olmuştu. Özellikle de arkadaşı olsa bile her zaman dürüst olan Hua Jiyue'nin bunu demesi Li Kaiyun'u şaşırtmıştı.
"Ona inandığımdan değil, akademi profesörlerine inandığımdan." Tang Ke sesini bastırdı. En önde yürüyen Lin Xi'ye bakarak konuştu. "Doçent An ona çok fazla şey öğretmiş. Dün gece öğrettiği o şeyleri gördüm ve sadece birkaç günde benim yıllarca gerçek savaşta edindiğim kadar şey öğrendiğini gördüm... Asıl endişelendiğim şey kılıç bulamaması. Eğer bulursa Qiu Lu'yu yenmek sıkıntı değil çünkü."
"Sence şehir yöneticileri öyle büyük elemanlar mı? Ya da vilayet yöneticileri?" Hua Jiyue endişeli olan Li Kaiyun'a sordu.
Li Kaiyun boş boş bakındı. "Elbette öyleler."
"O kodamanların üstünde daha da büyük kodamanlar var... Hepsi de imparator için çalışıyor. O kodamanlara böyle diklendi ve üstüne iki öğrenci arasında bir savaş ayarladı. Eğer sadece bir öğretmense... Eh, sıradan bir öğretmen değil. O bile Lin Xi'yi tutuyor gibiydi, aynı zamanda Tang Ke'nin de gücünü onayladığına göre o neden hala şüphe duyuyordu ki? Hua Jiyue elini uzatarak ileriyi işaret etti.
Li Kaiyun'un gözleri anında fal taşı gibi açıldı. Eğitim vadisinden en az yedi siyah cübbeli hocanın beklediğini ve öğrencileri ayrı ayrı vadiye götürdüğünü gördü.
Akademinin giriş sınavında kaç tane hoca vardı?
Sadece iki öğrenci arasındaki düelloya bile bu kadar hoca demek... Bu cidden öyle önemsiz bir şey değildi.
"Ya sen?" Li Kaiyun ağzını açsa da ne diyeceğini bilemediğinden Bian Linghan'a yalnızca bunu diyebildi.
"Tong Hoca, Lin Xi'nin aynı zamanda kişisel öğrencisi sayıldığını söyledi. Eğer kaybederse bu onu da kötü etkileyecekmiş... Lin Xi'nin gelmesine izin verdiğine göre Lin Xi'nin kazanma şansı o kadar da kötü olmamalı." Bian Linghan böyle düşünse de Tong Wei'nin öğretilerine karşı çıkıp Lin Xi'nin ve kendisinin özel bir yelokuyucu eğitimi aldığını söyleyemezdi, bu yüzden tek yapabildiği Luo Houyuan'u gösterip konuşmak oldu. "Aynı zamanda o hocaya güveniyorum."
"Lin Xi, savaşma! Yeteri kadar gelişim yapamadın, kazanma şansın yok... Hepimiz iyi öğrencileriz, bizi asıl güçlendiren şey cana yakınlık!"
Tam Li Kaiyun, bundan emin olmayan tek kişi mi olduğunu düşünürken birisi bağırmıştı.
Pö!
Dönüp kim olduğuna baktığında Lin Xi gülmeden edemedi. "Meng Bai, daha da şişmanlamışsın."
Meng Bai'yi iki kırmızı cübbeli Doğal Sanatlar öğrencisi takip ediyordu. Bunlardan birisi, Lin Xi'nin yakın arkadaşlarından, dürüst suratlı Zhang Ping iken diğeri zayıf ve oldukça inatçı görünen, Lin Xi'nin kurtardığı sessiz Zhou Zhou idi.
...
Eğitim vadisinde bir ateş feneri yakılmıştı.
Bian Linghan, tıpkı kendi gibi gümüş maskeli, siyah zırhlı öğrencilere baktı. Göğüslerindeki sembollerin hocalar tarafından bir tür siyah sıvı ile kaplandığı görünce Luo Houyuan'ın neden herkesin savaşı izlemesine izin verdiğini anlamıştı.
Ateş fenerinin yakıldığı yer normalde yağmur ormanının olduğu bir bayırdı ve etrafındaki bölge aşırı karışıktı. O sırada bayırda toplanmış öğrenciler de yukarıdan tüm bölgeyi açıkça izleyebiliyordu.
On dakika önce Lin Xi ve Qiu Lu eğitim vadisine girmişti. Kısa süre sonra gelmelilerdi.
Öğrencilerin karşısında iki zırhlı kişi aynı anda belirdi.
Ormanda koşmakta olan bu iki savaşçı birbirini göremese de tepedeki öğrenciler her şeyi açık açık görebiliyordu.
"Bir sebze bıçağı olsa da yine de kesici bir alet." Tang Ke'nin maskesinin ardındaki yüzü rahatladı. Artık herkes Lin Xi ve Qiu Lu'nun geldiğini biliyordu, ama göğüslerindeki semboller kapalı olduğu için kimin kim olduğunu bilmiyorlardı. Ancak Tang Ke çoktan eline sardığı kumaş şeritler yüzünden Lin Xi'nin hangisi olduğunu anlamıştı.
Sınır ordusunda en sık görülen kılıçlarda ilk sırada uzun kabzalı pala, ikinci sırada üç çelik katmanlı kara uzun kılıç, üçüncü sırada da hafif kısa bel kılıcıydı.
Lin Xi'nin elindeki kılıç da bu kısa kılıç tarzındaydı.
Qiu Lu'nun elinde ise kara bir kargı vardı: Kara Çiçek Kargısı!
"Ben Qiu Lu!"
İki zırhlı savaşçı birbirleriyle karşılaştığında Qiu Lu Kara Çiçek Kargısı'nı savurarak şov yaptı. Aynı anda kendi ismini de bağırdı.
"Tang Ke, Li Kaiyun, cidden Lin Xi'nin kazanabileceğini düşünüyor musunuz?
Meng Bai'nin, Kara Çiçek Kargısı'nın kesinlikle o kısa kılıçtan daha güçlü olduğunu bildiğinden yüzü soldu.
"Kara Çiçek Kargısı mı?"
Lin Xi, Kara Çiçek Kargısı taşıyan Qiu Lu'yu gördüğü anda hafifçe şaşırdı ve aklında tuhaf bir his belirdi: Yoksa Qiu Lu, daha önce karşılaştığı Gül Çiçeği sembollü rakip miydi?
Eğer öyleyse, Qiu Lu'nun kaybedeceği garantiydi.
Çünkü daha önceden Kara Çiçek Kargısı'nı yenmişti. Dahası, bu "sebze bıçağı" sınır ordusu kara kılıcından daha küçük olsa da Direkt Mızrak Saldırıları'nda kullana kullana alışmıştı.
Ancak bir şeyi atlıyordu: anons tabelasında Gül Çiçeği yoktu.
O sırada Jiang Xiaoyi de Lin Xi ve Qiu Lu'yu izliyordu.
Lin Xi'nin elindeki kılıcı görünce Qiu Lu anında Lin Xi'nin inanılmaz şanssız olduğunu düşündü... Düzgün bir silahı bile yoktu be! Hafifçe sırıttı ve kıkırdayarak Lin Xi'ye baktı. "Çok fena yenileceksin."
Ancak bu kibirli karşılaşmayla karşılaşınca Lin Xi ormandan ortaya çıktı ve ne yavaş ne hızlı bir şekilde hafifçe Qiu Lu'ya yaklaştı.
"O sivri diline ne oldu?" Qiu Lu kargıyı sağ elinde tutuyordu ve standart bir pozisyonda duruyordu. "Korkudan altına işeyeceksin di' mi?"
Lin Xi bir şey demedi ve ilerlemeye devam etti.
Qiu Lu kaşlarını kaldırdı ve sessizleşti. "Şimdi yalvarıp ayaklarıma kapanırsam belki seni fazla pataklamam."
Ancak Lin Xi tek bir kelime bile etmeden kararlılıkla adım atmaya devam etti.
Herkesin kalbi güm güm atıyordu. Nedendir bilinmez, sessiz duran Lin Xi herkesin içinde soğuk ve kararlı bir his uyandırıyordu.
Qiu Lu'nun da birden içine soğuk bir his yayıldı ve boğazı düğümlendi; elindeki mızrak da kontrolsüzce titriyordu.
Hocam, görünüşe göre dediğiniz şey doğruymuş... Konuşmamak sizi çok daha soğuk ve uzman gibi gösteriyor... Resmen düşmanıma korku salmamı sağlıyor... Lin Xi, Qiu Lu'nun mızrağının titrediğini görünce düşündü. Ardından tüm bedenini vahşi bir duruşa sokup Qiu Lu'ya doğru saldırdı!
Güm!
Qiu Lu ve Lin Xi'nin arasındaki küçük dere, Lin Xi'nin kuvvetli adımları altında etrafa su saçarak dalgalandı. Aynı sırada Lin Xi sol elini savurdu. Yaptığı ilk saldırı kılıcıyla değil, sol elinde tuttuğu keskin, yumruk boyutundaki bir taşla olmuştu.
Sss!
Jiang Xiaoyi ani bir nefes alarak kısa bir ıslık sesi çıkarttı. Lin Xi'nin hareketlerini görünce gözleri anında büyüdü!
Qiu Lu bir adım geriledi ve bilinçsizce Lin Xi'nin fırlattığı kayadan kaçındı. Aynı anda tecrübeli bir hareketle karşı saldırıya geçti. Elindeki Kara Çiçek Kargısı birden yere düşer gibi oldu, ama ardından bir yılan gibi fırlayıp Lin Xi'nin çenesine doğru fırladı!
Aniden ona doğru gelen mızrağı gören Lin Xi'nin içine inanılmaz tanıdık bir his oturdu. Bu tıpkı kasvetli taş salonda kaçındığı kara mızraklar gibiydi. Sol ayağıyla inanılmaz bir güçle sıçradı ve bedeni hızla döndü. Elindeki kısa kılıçla Kara Çiçek Kargısı'nı engellerken bir gümleme duyuldu. Kara Çiçek Kargısı titrediği anda Lin Xi'nin elindeki kısa kılıç tıpkı bir suda seken taş gibi mızraktan sekti. Kılıç inanılmaz güzel bir kavis alarak, direkt Qiu Lu'nun göğsüne çarptı!
Güm!
Yüksek bir ses duyuldu. Herkesin kalbi deli gibi çarpıyordu.
Özellikle de ağızları açık kalan Jiang Xiaoyi ve Liu Ziyu'nun.
Jiang Xiaoyi bu hareketlerin inanılmaz tanıdık olduğunu anladığı için bu kadar şaşırmışken, Liu Ziyu tüm olanlar karşısında şaşırmıştı. Lin Xi'nin hareketleri adeta kılıç tutan bir leopara benziyordu!
Magnec