Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

33. Bölüm Üç Parmak Yayda

Çevirmen: Odysseia / Editor: T4icho

 

Lin Xi öğrenci yurdunun girişinde duran Mu Qing’e yemek kokan mektubunu teslim ettikten sonra arkadaşları ile tek gözlü öğretmenlerinin yanına doğru ilerledi.

“Demek adamın soy ismi Tong...”

Saygı ile öğretmenin önünde eğildiler. Kendisi dün akşam yaptıkları konuşma ile eğitimcisine daha da yakınlaştığını sanmıştı. Fakat adam hiç oralı olmuyordu. Bütün bölüm de dün oturdukları eğitim alanından ziyade yurdun yolunu tutmuştu.

Yurdun yanındaki uçurumda üç katlı tahta bir bina duruyordu. Önemli bir yanı yok gibiydi, üstündeki boya eskimeye başlamıştı. Yavaşça çatısına çıkmaya başladılar.

Üstünden uçuruma doğru bakıldığında bir nehir göze çarpıyordu. İçindeki sazlıkları görmek mümkündü. Dikkat edildiğinde ise böceklerin çıkardığı çeşitli cıvıltılar duyuluyordu. Belki evin içi biraz daha sevimli olsaydı dışarısı hoş bir manzara olarak görülebilirdi. İkinci derslerinin bu evin çatısında olacağını öğrenen öğrencilerin canı ise çoktan sıkılmıştı.

Evin zemini pek sağlam durmuyordu. Gelişim sırasında uyuya kalsalar düşme şansları vardı. Dahası çatının hemen altında sivri kayalar görünüyordu. Ayakları kaysa geriye kazıyacak bir şey kalmaz gibiydi.

Eğitimcilerinin yanlarında olduğunu bilseler bile aşağı bakarken ondan fazla öğrencinin başı dönmüştü. Birden fazla öğrenci düşmeyi başarsa hepsini kurtaracak zamanı olmazdı büyük ihtimalle. Bütün sınıf tedirgin bir şekilde yer aldı. “Eğitimcinin kayaların üstünde dağların tepesinde maymun gibi dikilmesine şaşmamalı, herhalde bu dersler yüzünden.”

“Sadece yükseklik tehlikesi geçirdiğiniz şu sakinlikte bile meditasyon yapamıyorsanız savaş alanında nasıl yapacaksınız?” Eğitimci sesini gürletti. “Bir Profesör Qin’i görseydiniz siz, üniversitesini tamamladıktan sonra sınır ordusunda kendini geliştirmeye gittiğinde aynı anda kendisi ile eşit ruh seviyesinde on bir düşman tarafından kovalandı. Geriye sadece iki tanesinin cesetleri kaldı.”

Bütün öğrencilerin sesi kesilmiş gibiydi.

Eğitimcinin gözündeki ateş belli oluyordu. Özellikle de dört sınır barbarı nasıl bir başarıdan bahsedildiğini kavrayabiliyorlardı.

Öğretmenleri son sözünü söylerken tek ayağını yere vurdu, altlarındaki çatı inleyerek sallandı.  Öğrencilerden birkaçı yaprak gibi titremeye başlamıştı.

Çatıdaki saçaklar eğimli olduğu için yer açmak biraz zor oluyordu. Gözü bütün öğrencilerden geçti. “Wang Xinglun, Lin Xi, Bian Linghan, üçünüz şuraya.”

Lin Xi ve Bian Linghan büyük ihtimalle eğitimcilerinin kendilerine özel eğitim vermek istediğinden ayırdığını biliyorlardı. Fakat ilerledikçe çatının ucuna iyice yaklaştıklarını fark ettiler. Hua Jiyue endişelenmiş bir şekilde sesini yükseltti. “Efendim... Lin Xi ve Bian Linghan yanlış bir şey yapmadılar, neden onları cezalandırıyorsunuz?”

“Sen de gel buraya bakalım.” Eğitimci tatsız bir ses ile arkadaşlarını yanına çağırdı; “Başka sorgulayacak var mı? Onlar da gelsin.”

Hua Jiyue sitemle ayağa kalktı, ardından Tang Ke sessizce arkadaşına katıldı.

“Güzel.” Eğitimci buz gibi kesilmiş sınıfına bir baktı, “Hepinizin bilgisine, Lin Xi ve Bian Linghan sözlerimi dinlemeyi reddettikleri için Kilin Zirvesi’ndeki Tıp Vadisi’nde günlük bir saat toplumsal hizmet cezası almış bulunmaktadırlar.”

“Az bile!” Mu Shanzi’nin gözleri parladı, memnuniyetle eğitimcisini alkışladı.

“Sen de buraya gel.”

“Efendim, ben…”

“Meditasyon ve gelişimini burada yapacaksın.”

…

Düşmenin verdiği korku kafalarını boşaltmayı zorlaştırsa da yavaş yavaş bütün öğrenciler meditasyon yapmaya başladılar.

Bian Linghan eğitimcilerinin dün bahsettiği teknikleri kullanmaya başladı. Dünyasal hislerini düşünüp unutmaya çalıştı. Fakat ne kadar uğraşsa da sakinleşemiyordu. Paniklemek üzere iken kulağına hemen yanında duran Lin Xi’nin sakin nefesleri gelmeye başladı. Huzurlu, rahat nefesler.

Lin Xi çoktan meditasyon gelişimi yapmaya başlamıştı bile. Verdiği nefesi düşünmek bile Bian Linghan’ın içini rahatlatıyordu sanki. Kısa bir süre Lin Xi’nin nefesine odaklandıktan sonra onun için de zaman anlamını yitirdi. Uçurumun ucunda olduğunu unuttu.

Sınıfta ilk Lin Xi meditasyon gelişimine başlamıştı. Hemen arkasından da Bian Linghan gelmişti.

Arada bir dalıp gitse de öğretmenlerinin gözü öğlene kadar öğrencilerden ayrılmadı. Saatlerdir olduğu yerde taş kesilmişti. Güneşin en tepeye duruşu ile beraber yerinden hareket etti, Lin Xi ve Bian Linghan’a yaklaştı. İkisini de kolaylıkla iki eli ile kaldırdı. Elindeki öğrencileri tüyden hafifçesine tahta evden aşağı indirmeye başladı.

Tenlerine değen, kıyafetlerini estiren rüzgâr ile iki öğrenci de yavaş yavaş uyanmaya başladılar.

“Efendim... ya düşerlerse?” Saat çoktan akşam olmuştu. Lin Xi sınıf arkadaşlarını kendisi gibi taşırken öğretmenini izliyordu. Bir şeyler sormadan edemedi.

Eğitimci tek kelime bile etmeden işine devam etti, bütün öğrencileri çatıdan orta kata indirdi. Kendisi ve arkadaşı ise dışarıdaydılar. Eğitimlerinin özel kısmına geçmek üzere olduğunu hissetmişti.

Öğretmenleri gözünü uçurumun altındaki kayalıklara çevirerek bir işaret attı.

Taşlardan bir tanesi aynı şekilde kafa sallar gibi oldu. Sanki eğitimciye geri selam veriyordu.

“Nasıl bir numara?” Lin Xi’nin gözleri açıldı. “Kayalıklar aslında eğitimciler miydi?”

Eğitimci kafa salladı. “Zhong eğitimciniz daha yeni mesleğinin başına geçti. Fakat bu gidişle önünüzdeki yıl gizli harekât derslerinize girecek.”

“Başından beri oradaydı, eğer biri düşerse yakalamak için...” Lin Xi kendi kendine mırıldandı. “Efendim, böyle risklerle sizin gelişim zamanınızdan çalmıyor muyuz?”

Tek gözlü eğitimci Lin Xi’ne aptal muamelesi yapmış gibiydi. Sitemle cevap verdi. “Biz ne zaman gelişim yapmıyoruz ki?”

Lin Xi’nin kaşları çattı. Biraz düşündü. “Efendim, demek istediğiniz... Akademinin profesörleri istedikleri zaman gelişim yapabiliyorlar, bununla kalmayıp, aynı anda bir çırpıda hepimizi tehlikeden kurtarabiliyorlar mı?”

“Hepimizin gelişim yapabilmesi için biraz zamana ihtiyacı var, fakat savaş alanları gibi kaotik ortamlarda olsaydık herhalde sizi kurtaracak kadar hızlı davranamazdık.”

“O zaman siz savaş alanlarında da mı gelişim uzmanı oluyorsunuz?”

“Lin Xi, sorularının sonu gelmiyor!”

“Son bir soru efendim, lütfen.” Lin Xi güldü, “İlk başta özel eğitim için hevesliydim, fakat düşündüğümde arkadaşlarımdan zaten geri kalıyorum, onların gelişim için harcadığı zamanı da kaybedersem daha da geride kalmayacak mıyım?”

Eğitimcinin siniri bozulmuştu, “Ben de kafan çalışıyor diyordum, elimin altında en azından Yelokuyucu olamasan bile bütün akranlarını okçulukta geçeceğini de mi düşünemedin? Atlı Okçuluk zorunlu dersleriniz arasında. İleriye yatırım yapıyorsun. Zaten geçebileceğin bir ders olduğu için daha fazla ders ve puana yerin kalacak.”

“Dahası iki saatlik meditasyondan eksik kalsan bile zaten diğerlerine kıyasla çok daha hızlı gelişim meditasyonuna giriş yapabiliyorsun, yetişirsin bence.” Bir saniye durduktan sonra adamın kaşları iyice çattı. “Övgü toplamak için sorduğun boş sorularını da bitirdik mi sonunda?”

Lin Xi ave Bian Linghan gülümseyerek birbirlerine baktılar.

…

Küt!

Lin Xi Seyahat tellerine yavaş yavaş alışmaya başlamıştı. Ayakları kolayca hızını kesti, bu sefer sendelemeden yere konmuştu.

Kabak şeklinde büyük ve huzurlu bir vadideydi. Ortasından gökkuşağının her rengini barındıran bir merdiven geçiyordu.

Karşı dağda boğaları çeken bir sürü birey seçebiliyordu. Tarlaları hasat ediyorlardı sanki.

“İşine odaklansana sen! Tıp Bölümünün öğrencileri onlar, tarım dersleri var.”

Lin Xi’nin arkadaşı eğitimciyi rahatsız edecek zaman bırakmadan sorusunu cevapladı. Tarlaların ilerisinde bambudan yapılmış bir binaya doğru ilerlerken öğretmenleri konuşmaya başladı, “Yay tutuşunuz, oku atış yönünüz ve atış şeklinize göre farklı bir sürü tarz vardır. Fakat bir Yelokuyucu’nun her atışını ince eleyip sık dokuması lazım, üstüne üstlük uzun zaman boyunca atış yapması gereklidir. İşte bu yüzden size Yelokuyucular arasında en ünlü tekniği göstereceğim. Üç Parmak Kontrolü”