Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

31. Bölüm Seçmeli Dersler

Çevirmen: Odysseia / Editor: T4icho

 

“Aç mısın?”

“Gibi gibi...”

“Bir dahaki derse yiyecek bir şeyler getirsek iyi olur. Senin de mi ilk ruh gelişimi denemendi?”

“Gibi gibi...”

Lin Xi ve Bian Linghan dağ yolunda yürüyorlardı.

Güzel bir akşam gezintisiydi. Gökyüzü tertemizdi, neredeyse bir ressamın elinden çıkmış dağlarla kaplı manzarası ve hoş meltemi ile gençlere eşlik ediyordu.

Fakat iki gencin de mideleri kazınıyordu. Sanki beş altı öğün birden kaçırmış gibi hissediyorlardı.

Profesör Qin’in okul yolunda yaptığı açlık sözleri akıllarından geçti.

Gelişim süreci sadece açlığı değil sindirimi de hızlandırıyor gibi görünüyordu... Lin Xi imparatorluğun yemek kıtlığının sebebini çat pat çıkarmış gibiydi.

Her gün güçlenen düşmanı bastırabilmek için senin de her gün güçlenmen gerekiyordu. Eğitim aşamasında alınan çılgın haplar da adamı aç kurtlara çeviriyordu. Ne yazık ki besinlerin içinde de ruh gücü yoktu ki gelişsinler.

Acaba bu dünyanın en güçlü insanlarının karınlarını doyurmaları için ne kadar yemeleri gerekiyordu?

Lin Xi yolun kenarında bulduğu yumuşak bir dalı çiğnerken rastgele düşüncelere daldı.

“Tüh, öğretmen bize o kadar şey öğretti daha adını bile sormadık biz.” Lin Xi’nin gözleri yanındaki arkadaşına takıldı. “Aklıma geldi de, akademi aslında birbirimizin odasına girmemizi başka sebeplerden dolayı istemiyor.”

Bian Linghan merakla Lin Xi’ye döndü. “Neden peki?”

“Birbirimizden saklamak istedikleri şeyler var.” Lin Xi sessizce fısıldadı. “İçimizde tıpkı senin Yelokuyucu yeteneklerin gibi kim bilir kaç başka deha var... Gece gece gelip özelliklerin keşfedilse tehlikeli olmaz mıydı?”

Bian Linghan başını öne eğdi. Keyfi yoktu. “Ben, aslında Yelokuyucu olmak istemedim... Bu akademiye katılmak dahi istemedim.”

Ağzından çıkan sözleri kulakları duyduğunda bir anda kız utandı. Lin Xi kolay güvenilebilen biriydi, fakat söylediği şeyleri büyük küstahlık olarak görme ihtimali de vardı. Tam aksine Lin Xi başını salladı, sadece ikisinin duyabileceği bir ses ile, “Gelenlerin çoğunun başka planları varmış zaten. Ama bazen insanın elinde seçenek kalmıyor. Ama, iyi yanından bakarsan, harika insanlarla tanışma ihtimalin var... Çok yetenekli insanlarla. Hiç yoktan iyidir ya? Dünyada kaderimizi belirleyemiyoruz, fakat geçirdiğimiz günlerin tadını çıkartmak bizim elimizde.”

Bian Linghan şaşkınca dinledikten sonra ortam tekrar sessizleşti. Fakat yüzündeki mutsuzluk yok olmuş gibiydi.

“Keşke ben de kendi dünyamı ziyaret edebilsem… Yelokuyucu olup havamı atsam, bu dünyada ne trenler var ne de uçaklar, anca yayan gidiyorsun... Buradan eski dünyama kadar yürünür mü acaba?” Lin Xi de sessizlik içinde kendi kafasını kurcalıyordu

…

“Yanındaki ince kız hayatımda gördüğüm en korkutucu Yelokuyucu hünerlerine sahip... Lin Xi’nin ise meditasyona yatkınlığı temel yatkınlığına kıyasla akıl almaz derecede...”

İçinde zırh, bıçak parçaları ve diğer tuhaf nesnelerin bulunduğu cephanelik gibi bir odada Mu Qing eline geçen raporu okumakla meşguldü.

Rapor savunma sanatlarının ilk gününü özetliyordu. İçindeki bütün bilgiler gizliydi.

Bu bilgilere erişimi olması bile akademinin kendisine bağladığı güvenin bir kanıtıydı. Böyle bir güveni edinebilmek için kaç kere ölümden dönmüş olman gerektiğini, kaç tane üstün başarı ödülü alman gerektiğini öğrenciler anlayamazlardı.

“Wang Xinglun, gece bir kez odasından çıktı, dört öğrenciyi doğu köşesindeki eski kütüphaneye kapattı... Peng Yin, gece bir kez odasından çıktı, yeraltı depomuzu araştırdı, şarap mahzenine uğradı...”

Raporu bitirdikten sonra siyah giysili kadın elindeki kalem ile özenle raporun boşluklarını doldurmaya başladı.

İmparatorluğun mevkilerini onun kadar yükseğe tırmanmış herkes akademinin asıl gücünün öğrencilere sunduğu gelişim seçenekleri ya da malzemeleri değil günde binlerce kâğıt işi halletmesi gereken iç adamları olduğunu bilirdi.

Bu eğitimcilere Müdür Zhang’in verdiği özel bir isim bile vardı. Müdür Yardımcısı Xia’nın bugüne kadar halen kafasını kaşıtan, Lin Xi’nin ise gördüğü anda sırıtmasını sağlayan bir isim: Samanyolu Eğitimcileri.

Seçilenler yılların kâğıt ve bürokrasi işi deneyimine sahip olan yüksek kişiler oluyorlardı. Her gün okyanus kadar kâğıt işi yapmaya hazır ve dayanabilecek insanlar.

Aynı zamanda aktif araştırmacılara da yardımları dokunuyordu. Ruh gücü ve gelişimi ile ilgili olan araştırmalarda yer aldıkları hep görülmüştü.

Akademinin güçlü ve onurlu olduğu doğruydu, fakat temelinde sadece bu iki felsefe yatmıyordu.  Zeminindeki en büyük yapıtaşlarından birisi de fedakarlıktı.

Bir anda kendi kendine raporu okuyan kadının sesi kesildi. Lin Xi’nin sesi duyuldu. “Hocam, Mu Qing Hocam, burada mısınız?”

Elindeki raporu çabukça sakladı ve kapıyı açtı. Lin Xi koridorun önünde dikiliyordu. Dışarı çıktığını gördüğünde saygıdeğer bir şekilde eğildi.

“Yoksa bölümünü değiştirmek için mi geldin? Yatkınlığın anlamana yetmedi mi?” Mu Qing eğilen öğrencisine doğru ilerledi.

“Yatkınlığım bir sorun yaşatmadı efendim. Eğitimcim de uğraştığım sürece idare edeceğimi söyledi. Aslında size özel bir sıkıntım olduğu için gelmiştim.”

“Ne vardı?”

Lin Xi ciddi bir tavır takındı, “Halen yaşım küçük, ailemin ilk göz ağrısıyım. Kız kardeşim de beni özlemiştir. Akademi mektuplaşmaya izin veriyor değil mi?”

Mu Qing yumuşak bir ifade ile başını salladı. “Akademinin bir yasağı yok, hatta postası imparatorluğunkilere kıyasla daha hızlıdır. Köyüne gönderdiğin mektup yarım ayda ellerine geçmiş olur. Yazdığında mektubunu bana vermen yeterli olacaktır. Aynı şekilde ailenin gönderdiği mektuplar da hızlı gelir. Fakat kurallarımız bütün mektupların açılıp okunmasını gerektirir.”

“Sorun olmaz, sadece biraz hasret gidermek istedim.” Lin Xi memnuniyetle gülümsedi.

Genç öğrencisi ile ilgilenirken Mu Qing de huzurlu hissetmişti, sesinin tonu daha yumuşaklaştı. “Ders seçimlerine gelince, Ruh Gücü Geliştirme, Vahşi Hayat, Atlı Okçuluk, Dövüş Sanatları zorunlu derslerdir. Daha dört seçmeli dersini seçtin mi?”

“Tıbbi Müdahale, Zehirbilim, Ruh Çalışmaları ve İleri Okuma seçtim.”

Mu Qing’in kaşları hafifçe eğildi. “Tıbbi Müdahale ve Zehirbilim Tıp Bölümü dersleridir. İkisi de savaş alanında ihtiyacının olabileceği yetenekler. Ruh Çalışmaları ise Ruhsal Bilimler’in ruh yaratıkları ve hayvanlarını uysallaştırmak için kullanabileceğin bir dersidir. Eğer ruh formundaki bir yaratığı uysallaştırabilirsen gücüne güç katmış olursun. Fakat son aldığın ders siyaset bölümünden. Genel olarak kütüphane ya da arşivlerde hızlıca gereken bilgiye ulaşmak ve akılda tutmak için kullanılır. Bu dersi istediğinden emin misin?”

Lin Xi pişkin bir şekilde güldü. Yumuşakça konuştu. “Daha ilginç dersler görmedim değil tabii... Ama onlar çok daha zor gibi duruyorlardı. Geçebileceğimin bile garantisi yoktu... Onun yerine zaten hafızam iyi dedim, kolayca geçebileceğim bir ders aldım... Hatta sadece...”

Lin Xi bir anda fazla dürüst olduğunu fark etti. Az kalsın hatta sadece kolay puan olsun diye aldım efendim demişti.  Öğrencilerin kendilerini geliştirmeleri bekleniliyordu sonuçta. Kolay puan almaları değil. Eğitimci yeterince duymuştu, iç geçirdi. Bir an gizli ajan olma yolunda ilerlediğini sanmıştı.

Aslında en iyi casuslar Lin Xi gibilerden oluyordu. Kulakları her zaman yeni fikirlere ve bilgilere açık, gözleri fırıl fırıl ve meraklı insanlar rahatlıkla düşman topraklarına sızdırılabilir, çok yüksek mevkilere ulaşabilirlerdi. Fakat düşman saflarında yıllar geçirdikten sonra en temiz casus bile sinsi ve haince düşünceler besleme riski taşıyordu... Bu yüzden casusluk en tehlikeli görevler arasındaydı. Casusların görev vakitleri kısa tutulmaya çalışılıyordu.

“Teşekkürler efendim. Yarın size bir mektubumu iletirim.”

Lin Xi öğretmeninin baktığı rapordan bihaber eğilerek odadan çıktı.

“Eğer vaktin olursa bir iki derse de misafir olabilirsin. Misafirlik puan kazandırmıyor fakat işine yarayacak çok şey öğrenme fırsatın olacaktır. Dahası eğer dersin eğitimcisinin ilgisini çekmeyi başarırsan sana araştırmalarında yer açabilir, yapacağın katkıları akademi puanına çevirebilirsin.” Lin Xi’yi izlerken Mu Qing de öğütlerini verdi.

Yürüyüşünde bir gariplik vardı. Bu genç akranları gibi emin ya da ciddi adımlarla değil, sanki kırlarda gezercesine sıçrayarak adım atmayı tercih ediyordu.