Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

27. Bölüm İlk Ders

Çevirmen: Odysseia / Editor: T4icho

 

Mu Qing yurttaki bütün öğrencileri sabahın ferahlığına çıkarttı. “Bu sizi yurdunuza getirip götürdüğüm ilk ve tek gün olacak, haberiniz olsun.”

Arkalarında bıraktıkları yurtları sanki uykuya dalmış yeşil bir canavarı andırıyordu.

Lin Xi akademinin kayıp müdürüne çekmişti. Akademide göreceği yeni sahneleri ve deneyimleri iple çekiyordu.

Birkaç turna eski dünyasındaki uçaklar ve helikopterler gibi ufuktan süzülmeye başladılar. Turnaların eşliğinde bir grup öğrenci kendilerine doğru geliyordu.

“İlk dersimizi o mu verecek?”

Lin Xi'nin yanında olup biteni izleyen Li Kaiyun kendisi kadar hevesli değil gibiydi. Yavaşça üstlerine doğru gelen öğrenci grubunun ne kadar korktuğunu gördüğünde o da kas katı kesilmişti.

Korkmuş öğrencilere liderlik eden figür daha önce gördükleri tek gözlü eğitimciden başkası değildi.

Lin Xi diğer öğrenciler kadar korkmamıştı. Profesörü Harry Potter’daki Profesör Snape’e benzetmeden edemiyordu. Adamı ciddiye almasını zorlaştıran bir benzetmeydi.

“Onlara ne oldu yahu?” Lin Xi meraklı bir şekilde arkadaşına sordu. Profesörün arkasındaki gruptan çıt çıkmıyordu, hayalet görmüş gibiydiler.

“Koridorların arasında kayboldular. Sabaha anca Mu Qing onları kurtarmış.” Lin Xi’nin sorusuna Hua Jiyue cevap verdi. “Dün çoğu öğrenci yurdun içinde keşif yaparken kayboldu. Onlar biraz daha şanssız olanlar. Siz dün yurdu keşfe çıkmadınız mı yoksa?”

Lin Xi gülümsedi “Oradan anca sağa sola koşan bir halim mi var benim?”

“Yani en azından odama ilk koşan sendin.” Hua Jiyue yaptığı atışları umursamadan devam etti.  “Gözün neye bakarsa baksın içinde bitmeyen bir merak ve heyecan var. Tıp bölümünün ilgisini de böyle mi çekmeyi başardın?”

Lin Xi’nin yüzü iyice güldü. “Haklısın, gayet meraklıyım. Ama elimi çabuk tutmayı planlamıyorum. Dün gittim, güzel bir uyku çektim. Zaten yarın günümüz uzun olacaktı.”

Hua Jiyue tekrar Lin Xi’yi süzdü, “Dün gece yurdumuzun göründüğünden çok daha büyük olduğunu keşfeden bir grup oldu. Sınırları içinde kaldığımız binadan çok daha genişmiş. Dağın içinden geçen bir yol olduğunu söylüyorlar. Kim bilir oralarda ne tür şeyler var.”

“Artık keşfedildiğinde bana da söylersiniz neler var.”

Hua Jinye bu kadar meraklı birinin duyurduğu haberlere ilgisiz olacağını sanmamıştı. Tepkisine şaşkınlıkla baktı.

“Dalga geçiyorum.” Lin Xi daha da kibar bir tavır takındı. “Eğer derslerimiz çok uzamazsa bugün akşam gönlümüzün istediği kadar yurtta kaybolabiliriz.”

Hong!

Herkes kargaşa içinde sohbete dalmıştı bile. Profesörün getirdiği rengi atmış öğrencilerin de gruba girmesi ile herkes toparlanmış gibi duruyordu. Lin Xi çoğu altın kaşığın öğrencilerin başını çeken profesörün üstündeki kıyafete gözlerinin takıldığını fark etti.

Göğsünde iki farklı şekil vardı. Biri üstü devedikeni ile desenli altın bir kalkan, diğeri ise gümüş bir kayan yıldız.

“Devedikeni ve Kayan yıldız!” Li Kaiyun da Lin Xi kadar şaşkındı, fakat üstündeki işaretleri tanımıştı. Yüzü aniden saygılı bir ifade aldı.

Adamın kıyafetlerinin üstündeki amblemler son derece çarpıcıydı. Büyük bir güç sembolize ediyor gibiydiler.

“Sadece iki ya da daha fazla yüksek riskli suikast görevinden geri dönebilenler devedikeni amblemi kazanma hakkına sahip olur. Ve kayan yıldız için ise savaşta üstün cesaret göstermen gerekir. Bu semboller imparatorluğumuzda paha biçilemez öneme sahiptir! Yılda sadece 20 kadar askerin bu ödülleri kazanabildi söylenir.”

Adam hayranlık ile yapılan açıklamasına da aldırış etmemiş gibiydi. Bütün öğrencilerin önüne geçti.

“Bu taraftan.”

Eğitimciyi takip eden öğrenciler hızlıca kendilerini kırık bir köprünün üstünde buldular. Aşağısı uçurumdu.

Gümüş bir seyahat teli vadiye doğru uzanıyordu. Üstünde kaymak için tasarlanmış, tutmaya elverişli düğümler vardı.

“Kafanız çalışıyorsa çoktan akademide istediğimiz yerlere hızlıca ulaşabilmek için bu aletleri kullandığımızı kapmışsınızdır! Zhao Kean, öne çık!”

 

 

Kuzey Dalgası Şehri'nden kısa boylu ve zayıf bir genç ödü koparak öne adım attı.

 

“Sımsıkı tutup aşağı doğru kendini bırak.” Talimatlar basitti. Profesör hızlıca düğümü öğrencinin eline tutuşturdu.

Zhao Kean’ın rengi atmıştı. Aşağıya baktıkça başı dönüyordu. Hareket edemiyordu.

“Ah!” Acı bir çığlık ile sıçradı. Arkasındaki profesör kıçına sert bir şamar çekmişti, dengesini kaybeden öğrenci bağıra çağıra kayarak gözden kayboldu.

“Böyle mi gideceğiz?... Ya elimizden kayarsa?” Zavallı öğrencinin kayarken çıkardığı korku dolu sesler geride kalan herkesin tüyleri ürpertti.

“Elinizden kayarsa yere çakılıp geberirsiniz.” Tek gözlü adam sırıtıyordu, “Canı pahasına bir düğümü bile tutamayan öğrenci ile bu akademinin işi olmazdı zaten. Sen, adın ne?”

“Tu Xiaomeng.”

“Sıra sende koçum.”

“...”

Pfft!

Bu sefer öğrencinin tedirginliğini beklemeden poposuna sert bir tekme atıldı. Çoktan bembeyaz olmuş öğrenci yediği tekme ile uçarak bağırmaya başladı. Lin Xi izlediği sahneye istemsiz bir kahkaha attı.

“Senin adın ne peki?” Profesörün gözü bir anda Lİn Xi’nin üstünde durmuştu.

“Lin Xi.”

Attığı kahkaha ile Lin Xi üçüncü öğrenci olma hakkını kazanmıştı.

Ama daha profesörünün talimatını duymadan Lin Xi düğümü kavradı, heyecanla kendini aşağı bıraktı. Arkasından itmeye hazırlanan adam bile şaşkınlıkla bakmıştı.

…

Lin Xi akademinin seyahat yolunu da daha önce lunaparklarda gördüğü hız trenlerine benzetmişti. Ama bu çok daha güzel manzaraya sahip bir hali olsa gerekti.

Kendisinden önce aşağı atılan iki öğrencinin öcü görmüş gözlerine kıyasla Lin Xi eğlence çığlıkları atarak vadiye geçmişti.

Üstünden geçerken izlediği vadinin çok da kayda değer bir özelliği yoktu. İçinden bir nehir geçiyordu, etrafında da farklı renklerde çayır ve otlar bitmişti.

Öğrencilerin yanına indiğinde burnuna güzel bir çayır kokusu gelmeye başlamıştı bile. Nehrin içinde parmak kadar balıklar geziyordu. Ziyaretçilere alışkın gibiydiler, Lin Xi’ye aldırış etmeden yüzmeye devam ediyorlardı.

Yavaş yavaş bütün bölüm vadiye iniş yaptı. Yarısı inişte birbirine çarpmış, diğer yarısı ise korkularından donup kalmıştı. Son olarak yukarıdan kendilerini şahin gibi izleyen profesörleri de sıçrayarak yanlarına indi.

Ağzını açmadan bütün öğrencileri toparladı. Gölün kenarında otlardan yapılmış bir gölgelik vardı.

Bir ucunda siyah bir ok duruyordu, diğer ucunda ise mavi renkli örtüler serilmişti.

Nehrin çıkardığı yumuşak sesler burnuna gelen güzel kokular ve serin meltem ile birleşti.  Tek gözlü profesör bu örtülerin üstüne oturdu.

“Sizce dersinize gelirken ödüllerimi takınmam sadece size hava mı atmak için mi?” Tek gözlü adam sertçe bir soru sordu.

Kimse gıkını çıkartmamıştı. Belki bazılarının kafasında gerçekten oluşan bir düşünceydi. Ama yine de kim bu kadar güçlü birine sesini kaldırmaya cüret edebilirdi ki?

“Müdürünüzün emri.  Eğitimciler ilk derslerini her zaman başarılarını göstererek işlemek zorundadır.”

“Neden?” Sonunda bir öğrenci soru sordu. Keskin kaşları ve parlak gözleri vardı. Güçlü bir ailenin çocuğu gibi duruyordu. Bakışlarında gurur vardı. Şehir merkezinden gelen Dugu Xue Ting'di.

“Karşılaştıracak bir şeyiniz olmazsa nasıl gelişmeyi bekleyebilirsin? Bu ödüller beni gururlandırıp dimdik durmama yaramakla kalmıyor, ayrıca daha da fazlasını başarmam için beni kamçılıyor.” Tek gözlü adam göğsünü gererek konuştu. “Üstünlüğün ve başarının sadece amblemlerden ibaret olmadığını da bilmeniz gerekli. Benim giydiğim siyah kıyafet, sizin giydiğiniz mavi kıyafetler, hepsi bir prestij sembolüdür. Daha herhangi bir başarınız ile tanınmadınız, fakat kıyafetlerinizin dahi size verdiği bir onur var... İleride size bağışlanan bu onurun hakkını vermenizi istediğimizde sözlerim aklınızda olsun.”

Başka bir öğrenci saygı ile soru sordu, “Bütün eğitimcilerimiz bu tarz ödüllere sahip mi?”

Öğretmenleri keskin bir gülümseme attı. “Ya ne sandınız? Akademinin eli de armut toplamıyor ya? Akademinin bir üyesi olmak için en az iki tane amblem almanız şart.”

Öğretmenin cevabı herkesi birbiri ile konuştururken Lin Xi’nin aklına giriş sınavında kendine eşlik eden eğitimci ve yurttaki öğretmenlerini getirmişti. Kim bilir onların nasıl ünvanları, başarıları vardı.