Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

10. Bölüm İlk Kez Böyle Hissediyorum

Çevirmen: Odysseia / Editor: T4icho

 

Girdiği sınav çadırının içinde çarşaflar ve yorganlar seriliydi.

Yatkınlığı ölçülen adayların çoğu yorganlarda oturuyorlardı. Çadır başka bir büyük çadır ile bağlantılıydı. Girişindi siyah elbiseli orta yaşlı biri dikiliyordu. İsmini duyan öğrenciler karşı çadıra geçiyorlardı.

Adamın arkasında yedi tane yaşlı akademisyen vardı.

Altısının ardında oturduğu uzun, gül kırmızısı masanın üstünde her çeşit zımbırtı yerleştirilmişti. Bu akademisyenler de siyah giyinimliydi, fakat üstlerinde ve bileklerinde gümüş renkli yıldız oyma desenleri vardı.

Diğer yaşlı ise köşedeki pamuklu koltukta oturuyordu. Olup bitenleri yandan dinliyor gibi bir hali vardı. Fakat üstündeki desenlerde altın yıldızların yanında ayrıca Kilin ve ördek resimleri de vardı. Saçının rengi kuru bir sarı idi, yüzü bıçak kesmişçesine kırışmıştı. Sol kolu ise yoktu.

Sonunda Lin Xi’nin ismi okundu. Bu çadırdaki işlemler az önceki incelemeden daha farklı idi. Bu çadırda gençler daha yavaş çağırılıyordu.

“Yatkınlığın sadece iki mi çıktı?”

Çadırların ses yalıtımı gayet iyiydi. Ne diğer çadıra ses gidiyor ne de çadırdan ses geliyordu. Kendisini inceleyen ve kayıt alan yaşlı adamın kahverengi gözleri ve grileşmiş bir sakalı vardı. Yumuşak sesliydi.

Parmağında yüzüklü kadının kaşları çattı, muhtemelen evliydi. “Adaylığını bizzat o koyduğuna göre başka hünerleri olsa gerek.”

“Neyse.” Tek kollu yaşlı adam tepkisiz yorumlarını yaptı. “Adaylığını kimin koyduğu bizi ilgilendirmez. Ne kadar önemli biri olursa olsun düzeni bozamayız.”

Diğer akademisyenler saygıyla başlarını salladılar. “Evet efendim. Sıradaki!”

…

“Bu ikincilik herhalde kaderime yazılmış.”

Lin Xi kendi kendine güldü, diğer çadıra girip etrafına baktı. Zaten kasabasında ismi ‘İkinci’ Genç Ustaydı, şimdi de Yatkınlığı ikinci seviye çıkmıştı.

Burada ona ne yapması gerektiğini söyleyen kimse yoktu. Biraz ilerideki siyah giyinimli eğitmenin bakışları da ileri geçmesine izin verecek gibi durmuyordu. Etrafına bakındı, Yerdeki battaniyelere oturan Zhang Ping’i tanıması çok uzun sürmedi. Herkes sessizce oturuyordu, Lin Xi hemen yanına geçti.

Hmm?

İlk bakışta havanın sıcaklığını da düşündüğünde bu kadar dar alanda yorganların üstüne oturmanın bunaltıcı olacağını sanmıştı, fakat oturduğunda mavi yorganın soğukluğu kendini ferahlatmıştı bile.

“Kaç aldın?” Yanına oturduğunu gören arkadaşı Lin Xi’ye sordu.

Lin Xi iki parmağını gösterdi.

“İki mi?” Zhang Ping bir an boş bulundu, iç geçirerek devam etti, “Kafana takma, akademinin sınavı ile yatkınlığının alakası yok zaten.”

“Merak etme, ben de üzülmedim zaten. Ama senin adına sevindim, Doğal Sanatlara girme şansın gayet yüksek. Neredeyse hiç dördüncü seviye çıkmadı.” Lin Xi baş salladı, hafifçe sohbet etmeye başladı. Gözünün ucuyla dört yatkınlığı olan buzlar prensesini de görebiliyordu.

Üstünden uzun zaman geçmeden tekrar çadır aralandı, Meng Bai de sonunda arkadaşlarına katılmıştı. Yüzü kıpkırmızıydı. Heyecanlı mı öfkeli mi belli değildi.

“İyi misin?” Lin Xi ve Zhang Ping beraber sordular.

Meng Bai’nin çilli yüzü nasıl güleceğini şaşırıyordu. “Yatkınlığım beş çıktı lan.”

“Beş?” İki arkadaşı da şaşkınlık içinde birbirlerine baktılar.

Lin Xi daha önce beş alanı bile görmemişti. En yüksek yatkınlık seviyesi... Zaten bir bakışta Meng Bai’nin kısa duruşu ve şapşal tavırlarının altında büyük bir dehanın yattığını kestirmişti.

Lin Xi istemsizce sordu, “Beşinci yatkınlık seviyesi ne renk ki?”

Meng Bai dudaklarını şapırdattı, “Mor.”

Dong!

Bir anda dışarıdan gelen sesler yükselmiş gibiydi.

“Yok artık, biri daha mı beşinci yatkınlıkta?”

Herkesin gözü çadırın girişine dikildi. Çan sesinden hemen sonra kalın girişi uzun ve ince bir kadın simsiyah elbisesinin içinde araladı.

Saçı at kuyruğu yapılmıştı. Tek tek bakıldığında yüzünde önemli bir çekicilik olmamasına rağmen bütün özellikleri birleştirildiğinde ortaya inanılmaz bir güzellik çıkarıyordu. Ayrıca giyimi ve kendisini gösteriş tarzı da özenliydi. Genç ve yaşam dolu bir havası vardı.

Lin Xi’nin nefesini kesmişti, kalbi istemsizce çarpmaya başladı. Li Kaiyun’un bahsettiği sırılsıklam aşıklığı tatmış gibiydi.

Kamyon çarpmasından farksızdı bu his. İnsanın dizinin bağlarını çözüyordu. Geçmiş dünyasında daha önce hiç karşılaşmadığı bir histi.

Sanki genç kız Lin Xi’nin kalbi için hazırlanmış bir ok atmıştı üstüne. Güzelliği, bakışları ve ruhu ile yapılmış bir ok.

“Yok artık, sen de mi Lin Xi?” Meng Bai arkadaşına olanların farkında gibiydi.

Lin Xi hayır bile diyemedi. Sadece kafası ile onayladı. “Yandık be.”

Meng Bai dudak büzerek karşılaştırdı. “Yani bana sorarsan Leng Qiuyu ile boy ölçüşemez. Birine sevdalanacaksan daha iyileri var.”

Lin Xi güldü, pek bir şey ekleyemedi. Herkesin kısmeti ayrıydı sonuçta. Onun sevdiğinin yüzüne başkasının bakmayacağı mümkündü. Eski dünyasında yapılan dünya güzellerinin yarışmaları aklına geldi. Ne düşünürse düşünsün aklında kızın yüzü yer etmişti artık.

“Aha o can sıkıntısı altın kaşık da geldi.”

Tam Meng Bai ve Zhang Ping’e kız hakkında bildiklerini soracakken Meng Bai söylendi.

Lin Xi’nin aklı film yıldızı gibi saçını tarayıp parlatan gençle ilgilenmiyordu. Siyah giyimli kadına bir bakış daha atarak yetindi.

Siyah giyinimli kız etrafta oturacak bir yer arıyordu.

“Adam mı oldun da insanları gözetliyorsun?” Sessiz bir sitem Lin Xi’nin kulaklarını cızırdattı.

Meng Bai sese doğru dik dik bakınıyordu bile. “Efendim?” Lin Xi konuşanın daha önceki ‘altın kaşık’ olduğunu gördü. Hemen yanlarına oturmuştu.

Altın kaşığın yüzlerine tükürür bir havası vardı. “Seninle konuşan mı var hödük? Seviyeni bil. Baktığın kızın seviyesi beş. Daha akademiye gireceğinin garantisi yok beşinci seviyeli bir kıza sulanmaya başlamışsın bir de.”

Lin Xi anlamamışçasına bakmaya devam etti. Li Kaiyun’un çatıştığı gençti. Çadıra girmeden önce söyledikleri laflarla dalga geçiyordu. ‘Takma Kafana’, ‘Gününü görecek o’.

Meng Bai pis bir kıkırdama attı, “Herkes kendi yatkınlığına göre mi konuşsa keşke?”

“Senin seviyenden düşük olabilirim, ama onun seviyesinden kat kat iyiyim.” Altın kaşık bastırılmış öfkesi ile devam etti.

“İkinci seviye olmam girme şansım olmadığı anlamına gelmiyor ki.” Lin Xi sırıtan arkadaşına katıldı. “Ya elimi kolumu sallayarak girersem?”

Altın Kaşık gülümsemesine hâkim olamadı. “O zaman şanslı piçin teki oluyorsun gülüm. Akademiye ezik öğrenciler de lazım ki diğerleri kendilerini iyi hissetsin.”

Lin Xi’nin gülüşü daha da yumuşadı. “Peki elimi kolumu sallayıp girmekle kalmayıp, senin puanını da geçersem?”

Altın Kaşığın kaşları çattı. Yüzündeki kırışıklıklar belli oldu. “Bahse var mısın?”

Lin Xi halen gülüyordu. “Varım.”

Altın Kaşık da gülmeye devam etti. “Peki, neyine?”

Lin Xi’nin gülümsemesi o kadar büyüktü ki neredeyse gözleri kapanacaktı. “Biraz basit takılalım, puanı diğerinden zayıf olanın herkesin önünde bütün gücü ile ‘Bilmenizi istediğim bir şey var arkadaşlar, ben aslında aptal domuzun tekiyim!’ diye bağırması lazım.”

“Manyak mısın?” Altın Kaşık tepki almadı. Sonra da soğukça başı ile kabul etti. “Peki, dediğin gibi olsun.”

“Lin Xi, Akademiye girmeyi bırak, ondan daha iyi bir puan alabileceğine bu kadar inanıyor musun?” Meng Bai ve Zhang Ping olup bitenleri şaşkınlıkla izlemişlerdi.

Lin Xi hafif bir gülümseme attı. “Kasabamda ben istemediğim sürece kimse bana karşı bahis kazanamaz.”

“Ama giriş sınavındayız, nasıl üstüne bahis oynayabilirsin?” Zhang Ping gerçekten endişelenmişti. Ama siyah giysili eğitimciden ismini duyduğunda kısa kesmek zorunda kaldı.

 “Zhang Ping!”

Zhang Ping hızlıca yerinden kalkıp ilerledi. Arkadaşlarına son bir kez baktıktan sonra kalın perdeleri kaldırıp diğer çadıra geçti. Yüzündeki korku altın kaşıktan küçük bir tepki de aldı.

Çadırın içinde artık büyük bir rekabet havası vardı. Gerginlik Meng Bai ile aralarındaki sohbeti bile kesmişti.

Çağırılma sırası küredeki sıra gibi ilerlemiyor gibiydi. İşler iyice hızlanmıştı. Geriye sadece zamanı öldürmek kalmıştı ki...

“Lin Xi!”