Yaaa! Buradan sonra ayrı mı kalacaklar? Bulsunlar çocuuğuu!
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
8. Bölüm Dilediğim Gibi
Sadece benim gördüğüm kadarıyla otuzdan fazla haydut vardı. Durum en iyi tabirle aleyhimizeydi. Hem önümüz hem de arkamız kılıç, mızrak ve diğer yakın mesafe silahlarını taşıyan haydutlar tarafından kesilmişti. Sağ tarafımızı uçurumun tepesine konuşlanmış okçular, sol tarafımızı ise sarp yamacı kaplayan sis kapatıyordu.
Jasmine, Durden ve babam yaralanmamış gibi görünüyorlardı ama sağ baldırına saplanan ok yüzünden Helen’in beti benzi atmıştı.
Yüzü yara bere içinde kel bir adam öne çıktı. Bir ayı kadar iriydi ve dev bir savaş baltası taşıyordu. “Bakın burada ne varmış. İyi yakalamışsınız çocuklar. Sadece kızları ve çocuğu sağ bırakın. Fazla zarar gelmesin. Defolu mallar ucuza gidiyor.” diye gürlerken yüzündeki gülümseme, olmayan dişlerini ortaya çıkardı.
Defolu mallar…
Vücut ısım yükselirken uzun zamandır hissetmediğim bir öfke içimi doldurdu.
Ailemin evinde koruyucu baloncuğun içinde olmak her dünyada bunun gibi pisliklerin olduğunu bana neredeyse unutturmuştu.
Dört yaşında olduğumu unutup haydutların üzerine atılacaktım ki babamın bağırdığını duydum, “Sadece 4 büyücüleri var ve hiçbiri sihirbaz gibi durmuyor! Kalanı düz dövüşçü!”
İnsanları saran mana dalgalanmaları sayesinde büyücüler ile sıradan insanlar ayırt edilebiliyordu, ancak bunun için mana konusunda uzmanlaşmak şarttı. Geliştirici ve sihirbaz ayrımı konusunda ise fiziki özellikleri ve kullandıkları silahlar, onları ele veriyordu.
Babamın tekrar İkiz Boynuzlar’ın yöneticisi konumuna geldiğini görebiliyordum. Deneyimlerinden edindiği bilge ifadesiyle çoktan tekrar bir maceracı olmuştu. Zırh eldivenini giyerken bağırdı, “Muhafız Formasyonu!”
Adam hızla arkamıza geçti ve elinde mızrağıyla pozisyon aldı. Jasmine ve Helen de ellerinde silahları ile önümüze dikildi. Babam ve Durden ise okçulara karşı savunmaya geçmişti. Tüm bunlar olurken Angela rüzgar bariyerini koruyacak şekilde pozisyon alarak başka bir büyünün hazırlığına girişti.
“Toplan ve dostlarımı koru, ey müşfik Toprak; onların zarar görmesine izin verme!”
[Toprak Duvar]
Yer gürültüyle yarıldı ve Durden’ın önünde dört metrelik bir duvar oluştu.
Babam fırsattan istifade eldivenleriyle kendini savunmaya alarak okçulara doğru atıldı.
Bir süre sonra Angela büyüsünü bitirdi ve etrafa rüzgardan bıçaklar bir sağanak gibi yağdı. Sanırım bu bir işaretti çünkü Adam ve Jasmine büyünün arkasına gizlenerek ilerledi. Düşmanlar tüm odağını bıçaklardan kendilerini korumaya odaklamıştı. Böylece Adam ve Jasmine fark edilmeden önlerinde belirdi. Helen geride kaldı. Yayını çıkarıp bir ok çekti ve mavi ışıltılar saçan okunu mana ile doldurdu.
Bu düzenin değerli malları ya da kişileri korurken ideal olduğunu anlamak için dahi olmaya gerek yoktu. Adam, Jasmine ve babamın oluşturduğu savunma hattını geçmeyi başaranları haklamak için sihirbazlar ve okçu büyücü hazırda bekliyordu. Basit ama iyi düşünülmüş çift hatlı bir formasyondu.
“Savaşçı sana doğru geliyor, Helen!” Adam topuzdan kaçınıp talihsiz bir haydudun boğazını keserken bağırdı. Herif silahını düşürüp ölümcül yarasını kapatmaya çalıştı ama ellerinin arasından kanlar fışkırırken gözleri açık kalmıştı.
Etrafımızda yaşanan kanlı görüntülerden beni korumak için annem gözlerimi kapatmaya çalışarak beni kucağına bastırıyordu. Şansıma bana bakmıyordu, dolayısıyla her şeyi açık ve net gördüğümü fark etmedi.
Bu sırada, pasaklı orta yaşlı bir adam büyüyü bozma umuduyla elinde palasıyla Angela’ya doğru saldırdı. Her ne kadar rüzgardan bıçaklar çok güçlü olmasa da eksik sayımıza rağmen iki tarafı eşitleyecek kadar acı verici bir dikkat dağınıklığı sağladı.
Herif Angela’ya saldıracak mesafeye girmeden müdahale edebilmek için kendimi serbest bırakmaya çalıştım ama daha kendimi kurtaramadan her şey bitmişti.
Vahşetin sesi, ok işini bitirdikten sonra duyuldu. Helen’in oku palalı haydudu altı metre havada sürükledikten sonra yere mıhlayacak güce sahipti.
Kendime zihinsel bir not düşmek için bir an duraksadım: bilge adamlar Helen’in asabını bozmamalı.
Helen bir ok daha çekip yayını gererken gözlerini kıstı. Sol gözünü kapatıp odaklanırken, sağ gözünde mananın toplandığını zar zor görebildim. Kısa süre sonra güçlendirilmiş başka bir ok hava direncini yok sayarak çıkardığı tıslama sesiyle birlikte bir düşmana doğru yöneldi.
Bu adam Durden’in küçük halini anımsatıyordu, tabii daha kaslı ve köşeli yüzünü saymazsanız. Konsantre olurken kaşlarını çattı. Kendi boyunda olan devasa kılıcı her nasılsa tam zamanında oka ulaştı ve metale çarpan bir mermi sesi yankılandı. Düşman dövüşçü geriye sendeledi ama elinde tuttuğu büyük kılıcını yere saplayarak hem dengesini tekrar kazandı hem de artçı darbeden hasar almamış oldu. Buna rağmen başarısının verdiği sırıtış yüzüne yayılma fırsatı bulamadı. İkinci bir ok kaşlarının ortasına girdi. Hayat ışığının gözlerini terk edişi haşin bir görüntüydü.
Jasmine, uzun zincirli kırbaç kullanan bir geliştirici ile hararetli bir mücadelenin ortasındaydı. İki hançer kullandığından dolayı menzil dezavantajı çekiyor gibiydi. Kırbacın değişken hareketlerinden sıyrılmak için elinden geleni yapıyordu.
Şu ana kadar, onun ne kadar zorlandığı gören rakibi alay ederken dudaklarını yaladı. “Seni satmadan önce seninle güzelce ilgileneceğimden emin olabilirsin, küçük hanım. Merak etme. Eğitimin bittiğinde benimle kalmak için yalvaracaksın,” dudaklarını tekrar yalarken tısladı.
Bu düşünce tüylerimi diken diken etmişti. Ama bu noktada hüsranla yumruklarımı sıkmaktan başka bir şey yapamıyordum. Sıradan bir dövüşçüye karşı şansım vardı. Ama yetişkin bir geliştiriciye karşı? Kazanacağıma güvenemiyordum.
Herkesin kendini riske atarken benim güvende kalıyor olmam canımı yakıyordu. Yardımcı olmak için yollar bulmaya çalışsam da şimdiye kadar bir şey bulamamıştım. Sadece dişimi sıkıp sabredebiliyordum.
Savaşı gözlemlerken toprak duvarın hala sağlam bir şekilde durduğunu gördüm, hiçbir ok içinden geçmeyi başaramamıştı. Durden’a odaklandığımda sol elini toprak duvara doğrulttuğunu ve yıkılmasına engel olmak için sürekli bir mana akışı sağladığını fark ettim. Duvarın ortasında babam ve dağınık bir şekilde kaçmaya çalışan okçuları görebileceği ince bir yarık açtı.
“Sözlerime kulak ver, Toprak Ana, ve çağrımı duy. Düşmanlarımı deş. Hiçbirini hayatta bırakma.”
[Diken Patlaması]
Anlık bir gecikmenin ardından okçuların altındaki topraktan çok sayıda diken fırladı. Birkaç haydut saldırıdan kaçındı ama çoğu hayatını yitirmeden önce kısa bir çığlık atabildi.
Durden bu saldırıdan sonra tükenmiş görünüyordu; beti benzi atmış suratından ter damlaları süzülüyordu…
Tam bu anda annemin bir asa çıkardığını fark etmiştim. Titreyen elleri beceriksizce tutarken annem başını salladı ve asayı cübbesine geri sokuşturdu. Asayı bırakarak bana daha sıkı tutundu.
Bizim tarafımızda sadece Helen yaralanmıştı. Neyse ki o da mana gücü sayesinde baldırına saplanan okun daha derine girmesini önlemişti ve kanaması da durmuştu. Fakat annemin bembeyaz kesilmiş yüzü ve gözlerindeki paranoya kaybolmamıştı. Eli sürekli asasına gidiyor ve her seferinde fikir değiştiriyordu. Gözleri asla bir noktada sabit durmuyor, sürekli bize zarar verebilecek şeyleri görmek için etrafına bakınıyordu.
Başlarda biraz şaşırsam da, sonra bu duygu geçti. Zihinsel olarak babamın aksine uzun süredir maceracı olmadığı için bu tarz durumlara alışık olmadığı sonucuna vardım.
Dövüş zirve noktasına yaklaşıyordu. Haydutlar grubumuzun her bir üyesinin yetenekli bir büyücü olduğundan şüphelenmemişti. Bu hesaplama hatası yüzünden, tüm yakın dövüşçüleri ölmüştü. Sadece dört büyücü ve birkaç okçu hayatta kalmayı başarmıştı.
Jasmine hala o sapık zincir kullanıcısıyla sorun yaşıyordu ama herifin suratındaki kibir çoktan gitmişti. Kibrin yerini vücudundaki kanlı yaralar ve kesikler almıştı.
Adam, çift kılıç kullanan bir geliştiriciyle dövüşüyordu. Esnek manevra ve ani saldırı içeren dövüş stili bir yılanı andırıyordu.
Adam nadir olan su özellikli elementsel geliştiricilerden biri olarak nitelendirilebilirdi.
Mızrağının milini esnek olması için mana ile destekliyordu, bu sayede saldırıları hızlı saplama ve yağ gibi akan süpürme hamleleriyle bir hayal gibi duruyordu. Dövüş onun lehine gelişiyor gibiydi; çift kılıç kullanıcısının yaralarından bol miktarda kan akıyordu ve bu şiddetli hücumu umutsuzca savuşturmaya çalışıyordu.
Gürleyen bir çarpışma dikkatimi Adam’ın dövüşünden çekmeme neden oldu. Babam bir zamanlar [Toprak Duvarı] büyüsü olarak bilinen molozların arasından dudağından kanlar sızarak kalkmaya çalışıyordu.
“Baba!!”
“Hayatım!”
Rüzgar bariyerinin dışına koşup babamın önünde diz çöktüm, annem hemen ardımdan takip etmişti. Ne yapabileceğini düşünürken yüzünün her yanından telaşını okuyabiliyordum.
Neden onu iyileştirmediğini bilmiyordum -belki de çok korktuğu içindi- ama tam bunu önerecekken babam beni susturdu.
“Öhhö! Alice, beni dinle. Benim için endişelenme. Eğer şimdi iyileştirme büyüsünü kullanırsan ne olduğunu anlayacak ve seni ele geçirmek için daha fazla uğraşacaklar. Eğer öğrenirlerse seni ele geçirmek için daha fazlasını feda ederler!” sesi kısık bir ıslık gibi çıkarken stresliydi.
Kısa bir titremeden sonra annem tereddüt etmeyi bıraktı ve asasını çıkarıp büyü yapmaya başladı.
Başlarda büyü yaparken teklemesinin sebebini kocasını yaralı olarak görmesi sanıyordum ama başka bir nedenle sanki… büyüsünü yapmaya korkuyordu.
Babam karısını ikna etmekten vazgeçtikten sonra bana döndü.
“Art, beni iyi dinle. İyileşme büyüsü aktifleştikten sonra anneni ele geçirmek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklar. Yeterince iyileştiğimde liderleriyle dalaşıp zaman kazanmaya çalışabilirim. Onu halledebileceğimi düşünüyorum ama sizi korumaya çalışırken bunu başaramam. Anneni al, yolun aşağısına doğru koş ve sakın durma; Adam size yolu açacak.”
“Hayır baba! Seninle kalıyorum. Savaşabilirim! Beni gördün! Yardım edebilirim!” yetişkin olarak görülmek beni aldatmıştı. Tam şu anda dışarıdan görüldüğüm gibi, dört yaşındaki bir çocuk gibi, davranıyordum ama umurumda değildi. Beni sevgiyle büyüten ailemi ve geçtiğimiz bir buçuk haftada derinden bağlandığım dostlarımı ardımda bırakmayacaktım.
“BENİ DİNLE ARTHUR LEYWIN!” Babam şiddetle kükredi. Onun sesini ilk defa böyle duyuyordum; umutsuz önlemler alınması gereken anlarda kullanılan bir ses tonuydu.
“Dövüşebileceğini biliyorum! Anneni sana emanet etme sebebim de bu. Onu koru ve içindeki bebeği de koru. Bu olay bitince size yetişeceğim.”
Söyledikleri zihnimde fırtına estirdi.
Onu ve içindeki bebeği koru…
Aniden tüm taşlar yerine oturmuştu. Neden paranoyakça davrandığı, neden beni sıkıca kavradığı ve hiçbir şeyin bize yaklaşmadığından emin olmaya çalıştığı. Neden biri bile yeterliyken Durden ve Angela’nın ikisinin birden bizi koruyucu büyülerle koruduğu.
Annem hamileydi.
“Xyrus’a vardığımızda söyleyecektim ama…” babam bana süklüm püklüm bakarken cümlesini bitiremedi. Kel, balta kullanan patrondan yediği hamleden dolayı yüzü hala bembeyazdı.
“Tamam, annemi koruyacağım.”
“İşte benim oğlum! Aferin sana!”
Annem tam bu anda büyüsünü bitirmişti ve ikisi birden altın-beyaz bir ışıkla parlamaya başladı.
“Sonova- Birisi iyileştirici! Kaçmasına izin vermeyin!” Liderleri kükredi.
İki elimle birden annemin kolunu kavradım ve kendimi mana ile güçlendirirken onu çekiştirdim.
Adam’ın çift kılıçlı ile savaştığı yoldan birkaç metre uzakta olan bölgeye ulaştık.
“Art, acele et, bu herif bende!” Adam düşmanını uzakta tutarken haykırdı.
Çift kılıçlı Adam yüzünden bize ulaşamadığı için belirgin bir şekilde öfkeliydi. Bayırdan aşağı koşarken sol taraftan hafif bir vızıldama duydum. İçgüdü ile zıplayıp yaklaşan okun gücüne karşı koymak için tahta kılıcımı ve bedenimi mana ile güçlendirdim.
Tahta kılıcıma çarpan oktan parçalanma sesi gelmişti. Neyse ki ok mana ile güçlendirilmemişti. Bu yüzden atışın gücü beni geriye itse de aynı gücü kullanarak havada vücudumu döndürdüm ve oku uzağa yönlendirerek dengemi sağlayabildim. Yere istediğimden daha az etkileyici bir şekilde indim ve elimde tahta kılıcımdan kalanları fırlattım.
“Bu da ne- Ugh!”
... Saldırgandan, Helen’in okuyla deşilmeden önce tüm duyduğum bu olmuştu.
“GİDİN!” bir başka oku daha çekip babama destek olmak için haydutların liderine atarken haykırdı.
Bu garipti.
Şu anda Jasmine, Adam ve Babam, Helen ile birlikte birer büyücü ile savaşıyordu.
Dört kişi değiller miydi?
“Damien! Planı unut, yaşamalarına izin verme!” lider havlarcasına bağırdı.
Kime emir veriyordu ki?
“...çağrıma cevap ver ve her şeyi unutulmuşluğa boğ!” ince bir ses büyüyü bitirdi.
[Su Topu]
Dağ yamacındaki, “dağılmış” okçulardan biri ellerini birleştirdi ve annemle bana doğrulttu. Kandırılmıştık. Kaos sırasında kendini gizlemişti. O bir okçu ya da geliştirici değil, bir Sihirbazdı!
Kahretsin!
En az üç metre çapındaki basınçlı su topu bize yaklaşırken büyüyordu ve tepki vermek için çok zamanım yoktu.
Zihnim bir çözüm bulmak için zamanla yarıştı.
Hemen sağımda annem vardı, solumda çok da uzakta olmayan bir yerde Adam rakibiyle savaşıyordu; arkamda ise dağın yamacı vardı. Bundan kurtulsam bile annem bunu yapamaz ve yamaçtan aşağı uçardı.
Ne yapmalıydım?
“Kahretsin!” dört yaşındaki bir çocuğa hiç uymayan bir şekilde bağırdım.
Bu lanetli bedende kalan tüm manayı toplamayı arzuladım ve annemi sıkıca kavrayıp yoldan dışarı itmeye çalıştım.
Yirmi kiloluk bedenimin ikimizi de su topunun menzilinden uzaklaştıracak kadar güç çıkaramayacağını çabucak fark ettim.
Başka çare yok!
Eğer düşeceksem o piç de benimle birlikte gelecekti!
Tüm manamı kollarıma topladım ve annemi menzilin dışına, uzağa ittim. O anda annemin gözleri panik ve şokla açılmışken zaman yavaşlamış gibiydi. Bu itmeden dolayı ciddi ezikler oluşabilirdi ama ufak bedensel yaralanmalar şu anda en küçük sorunumdu. Eğer başka bir büyü tarafından hedef alınmak istemiyorsa o Sihirbaz’ı yok etmeliydim.
Jasmine’in bana verdiği bıçağı belimdeki kınından çekerek mana ile doldurdum. Şimdi yapmaya çalıştığım şeyi sadece eski dünyamda Ki ile yapmıştım, mana ile ilk kez yapıyordum.
Bıçağı mana ile doldurduktan sonra, hala Su Topu’na odaklanmakta olan Sihirbaz’ı hedef alarak onu bir bumerang gibi fırlattım. Devasa su topunun ucu ucuna kenarından geçmişti, bıçağın deri ile buluştuğunda çıkarttığı o sert sesi duymuştum.
Büyücü acı içinde küfürler savururken ölmediğini anlamıştım.
Tüm odağını kaybetmişti ve büyücünün mana topu şeklini kaybetmişti. Ama ne yazık ki hala beni yamaçta itecek kadar güçlü bir su akıntısı vardı.
B planı zamanı.
B planını olur da ilk atışımla onu öldüremezsem diye hazırlamıştım. Anlaşılan B planı kumarında başarılı olmuştum ve bu da sihirbazın bedeninin derinlerine saplı duran bıçağı ince bir mana ipliğiyle elime bağlamaktı.
Elime bağlı olan mana ipliğini çekiştirirken büyüsü vücuduma tuğla bir duvar gibi çarpmıştı. Ciğerlerimdeki bütün havayı boşaltırken neredeyse kaburgalarımı da kırıyordu. Ağa yakalanmış bir balık gibi kendi büyüsünün kuvvetiyle çaresizce aşağıya çekilen büyücünün çığlıklarını gürleyen suya rağmen duyabiliyordum.
Görüşüm kararırken bile savaşın sona ermek üzere olduğunu görebildim. Babam ve Helen sonunda lideri öldürmeyi başarmıştı. Angela, Jasmine’e destek sağlamış ve kırbaçlı herif son nefesini vermişti. O sırada Durden’ın çaresizce bir büyü yaparak beni kurtarmaya çalıştığını görebiliyordum ama çok geç olduğunun farkındaydım; büyü beni çok uzağa itmişti.
Yine de herkesin iyi olduğunu gördüğüm için rahattım. Belki de tek pişmanlığım küçük kardeşimi göremeyecek olmaktı.
Bunun üzerine uykunun soğuk pençeleri beni alıp götürmüştü.
Kahretsin… Her zaman bir ağabey olmak istemiştim.
Magnec