Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

41. Bölüm Yeni Ufuklar

Çevirmen: T4icho / Editor: Darkone

 

“Ağabey uyan!!!!”

“OOF” kız kardeşim karnıma zıplarken ciğerlerimdeki hava boşaldı.

Acıyan karnımı ovarak konuştum, “Ellie artık küçük değilsin ve bir gün beni yaralayacaksın.”

“Bana şişman mı diyorsun ağabeyciğim?” Ellie nefesi kesilmiş gibi davrandı. Bu küçük haydut, hanımlar için okul mudur nedir orada sadece işe yaramaz şeyleri öğreniyordu.

Elijah’a baktım. Çoktan duşunu almış ve giyinmişti. Gözlükleri hala buğuluydu. “Yemin ederim kütük gibi uyuyorsun Art. Büyüdüğünde eşin seni uyandırmak için büyü kullanmak zorunda kalacak.” kafasını salladı.

“Sus ya.” laf sokmak için çok yorgundum.

Hızlıca yüzümü yıkayıp saçımı düzgün bir hale soktuktan sonra aşağı indik. Sylv her zamanki gibi kafama kurulmuştu.

‘Kahvaltıda ne var acaba. Umarım şey eeeeeeeeetttttttt vardır.’ Sylv düşünürken küçük tilki kafası beklentiyle sallandı.

“Günaydın~ Tam zamanında geldiniz.” hizmetçiler masayı hazırlarken annem bizi mutfağa çağırdı. Köşkte aşçılar olmasına rağmen annem her zaman en azından bize kahvaltı hazırlamak istiyordu. Bu yüzden Tabitha ile annem kahvaltıyı hazırlarken hizmetçiler de masayı kuruyor ve ardından da topluyordu. Döndüğümde ailem ve Helstea ailesi Sylvie’nin görünümündeki değişikliği fark etmişti. Çok fazla canavar çekirdeği tükettikten sonra dönüşüm geçirmiş gibi davranmıştım. Ama ailem de Helstea ailesi de Sylvie’nin sıradan bir mana canavarı olmadığını biliyordu. Hatta zeki bir evcil hayvanla konuşur gibi onunla konuşuyorlardı.

“Günaydın çocuklar ve elbette benim küçük prensesim. Güzel uyudunuz mu?” Vincent ile konuşan babam bize döndü ve kız kardeşime sarılarak sakallı bir öpücük verdi.

“Iyy baba, gıdıklıyor!” babamı itti ve öptüğü yeri eliyle sildi.

“İyi uyudunuz mu çocuklar?” Vincent bize gülümserken Ellie’nin üstüne titreyen babamla alay etmeye başladı.

“Günaydın Alice Teyze, Tabitha Teyze, Vincent Amca ve Reynolds Amca.” Elijah yanıma otururken konuştu. Annem ve babama “efendim” demeyi bırakmış onlara teyze ve amca demeye başlamıştı.

Herkese günaydın dedikten sonra oturdum. Sebzeli omletim ve jambonumu çorbayla birlikte yemeye başladım.

Kahvaltımızı ederken babam aniden omlet dolu ağzıyla konuşmaya başladı, “Aklıma geldi. Çocuklar bugün bir planınız var mı? Bizimle şehir meydanına gelmek ister misiniz? Kral ve kraliçenin konakladığı Etistin şehrinde büyük bir duyuru olacak ama birkaç usta şehir meydanına bunu canlı olarak yansıtacak.”

“Tatlım, lütfen ağzın doluyken konuşma.” annem kibarca babamı azarladıktan sonra Tabitha ile dedikodu yapmaya başladı. Xyrus şehrinin soylu hanımlarıyla iyi anlaşıyor gibiydi. Sürekli yemek toplantılarına ve alışveriş gezilerine gidiyorlardı.

“İyi olur aslında baba. Elijah ile bugün bir planımız yok zaten, öyle değil mi?” ikinci omletini gömen arkadaşıma döndüm. Baş parmağını kaldırarak yanıt vermesiyle bakışlarımı Vincent’a çevirdim.

“Ben de gelmek istiyorum! Gelebilir miyim anne?” Ellie masada anneme doğru uzandı.

“Bugün okulun var Ellie. Ağabeyinle daha sonra zaman geçirirsin.” Ellie’yi tekrar sandalyesine iterken kız kardeşim somurttu.

“Vincent Amca. Xyrus’ta laboratuvarı olan ünlü bir araştırmacıyı ziyaret edecektin diye hatırlıyorum. Duyuruyu izlemeye gitmeden önce beni onunla tanıştırır mısın?” bıçağımla omleti dilimlerken sordum.

“Ah Gideon’ı mı diyorsun? İlgini mi çekti? Sadece bir araştırmacı değil, aynı zamanda ünlü bir usta ve mucit! Nehirlerde kullandığımız gemileri ve pek çok diğer eseri icat eden kişi o! Onunla işim vardı zaten, gelebilirsin tabii ki. Ondan istediğin bir şey mi var?” gözlüklerinin arkasındaki zeka dolu gözleri merakla parlıyordu.

“Bir şey istediğimden değil de bir şey tartışmam gerek. İlgisini çekebilir diye düşünüyorum.” ilgisini çekerek puslu bir yanıt verdim.

“Yeni insanlarla tanışmayı seven biri değil ama eminim seninle olduğum için bir istisna yapabilir.” kafasını salladı.

“Harika! Onunla tanışmak için sabırsızlanıyorum!” Sylvie’nin kocaman bir ısırık aldığı omletime döndüm. Elijah ve babam da merakla neyin peşinde olduğumu düşünüyordu.

***

Normalde cıvıl cıvıl olan şehir meydanı, sıradışı bir şekilde hem normal hem de soylu vatandaşlarla dolmuştu. Büyük saat kulesi tarafında havada süzülen dört küre bir ekran oluşturuyordu. Kahverengi cübbeli iki usta, cihazla uğraşarak büyü yapıyordu. Kalabalığa merakla bakınan Sylvie kafamn üstündeydi. Elijah, babam ve Vincent ile birlikte gelmiştik. Annem ile Tabitha arkadaşlarının yanına gitmişti ve Ellie ise okuldaydı.

*Cızırtı*

“Dicathen Kıtamızın farklı üç ülkesinin Kral ve Kraliçesi olarak bu önemli günde toplandık.”

Yüz binlerce insanın karşısında duran süslü püslü giyinmiş bir adam görüyordum. Seyircilerin çoğu bu duyuru için çok uzaklardan gelmiş gibiydi.

“İnsanların, Elflerin ve Cücelerin dikkatine, ben Blaine Glayder. Beni Sapin’in Kralı olarak biliyorsunuz ama bugün, burada İnsanların Kralı olarak değil Dicathen Kıtası’nın temsilcisi olarak konuşuyorum!”

Yüz binlerce insanın hepsi, Kral’ı görünce eğildi. Bulanık görüntü netleşti ve kalenin balkonuna odaklandı. Orada Sapin Kralı ve Kraliçesi’ni birkaç önemli figür ile birlikte otururken gördüm. Elenoir Kral ve Kraliçesi Alduin ve Merial Eralith ile arkalarında kollarını kavuşturmuş bir halde dikilen dedişi gördüğümde gözlerim kocaman açıldı. Onların yanında Kral ve Kraliçe olduğunu tahmin ettiğim iki cüce temsilci vardı.

“Bugün evimiz dediğimiz kıtanın yeni bir çağına adım atıyoruz. Pek çoğunuz elfler ile insanlar arasında problemler olduğunu ve hatta cücelerin sadece iş ortağı olarak görüdüğünü biliyor. Fakat böyle gitmesine gönlümüz razı değil. Üç krallığın temsilcileri, SİZİN liderleriniz olarak geçtiğimiz yıllarda ırklarımızı birleştirmek için defalarca kez görüşmede bulunduk. İki yıl önce, TÜM ırkların maceracı olabilmesinde karar kılmıştık. Bir iki temsilci ile başladık ama şimdi bu sayı arttı. Şimdilerde insanlar, elfler ve cücelerden oluşan ve ortak bir hedef için birlikte çalışan grupların oluştuğunu görmek beni gülümsetiyor. Geçtiğimiz yıl bir başka dönüm noktasını daha aştık. Xyrus Akademisi, Darv ve Elenoir Krallıkları’ndan öğrenci kabul etmeye başladı. Artık en iyi yeni nesil büyücüler sadece insanlarla değil, üç farklı ırkla arkadaş olabilecek ve onlarla zaman geçirebilecek. Irklarımız arasındaki köklü düşmanlığı ortadan kaldırmanın ne kadar zor olduğunun farkındayız ama bu tarz ayrımcılığa izin vermeyeceğimizi bilin ve kendinize çekidüzen verin. Kendiniz için değilse bile çocuklarınız ve kıtamızın geleceğini düşünün.”

Bir kez daha seyirciler coşku ile alkışladı ve tezahürat yaptı. Kral Glayder oturdu ve Elenoir Kralı ve Tessia’nın babası Alduin Eralith yerinden kalktı. Konuşmadan önce boğazını temizledi ve bu dünyanın mikrofonuna benzer şeyine doğru konuşmaya başladı.

“Bu unutulmaz günde sizlerin yerine konuşuyor olmak benim için bir onurdur. Kral Glayder kati bir şekilde kıtamızın geleceği için birleşmemiz gerektiğini belirtti ve ben de bu konuda ona katılıyorum. Bazı insanlar için bu çok da önemli olmayabilir ama maceracı olmaya ve yeni yerleri ziyaret etmeye heves edenler için canı gönülden söyleyebilirim ki kıtamız pek çok gizem barındırıyor. Bariz bir örnek olarak kıtamızdaki Canavar Ormanları’nı verebiliriz. Sayısız maceracı Canavar Ormanları’nı keşfe çıkmış olsa da yarısını bile keşfedemediğimizi söyleyebiliriz. Canavar Ormanları’ndaki mana canavarları orayı terk etmiyor olsa bile gelecekte de yerlerinde kalacaklarını kim garanti edebilir? Evimiz Dicathen’de bile kimsenin gitmeye cesaret edemediği pek çok tehlikeli yer var ama ya sizlere dışarıda daha büyük gizemler ve tehlikeler olduğunu söylersem?”

Kral Eralith bir anlığına duraksadı ve Etistin’deki kalabalık ile Xyrus şehir meydanı fısıltı sesleriyle doldu.

“Doğru! Yanlış duymadınız Dicathen halkı. Bugün 10 Şubat 1005. Döngü’de sizlere başka bir kıtaya dair kanıt bulduğumuzu duyuruyoruz.”

Kalabalıktan bir yaygara yükseldi. Kimisi öfkeli, kimisi korku içinde ve kimisi de meraklıydı. Vincent ve babam birbirlerine şok içinde bakarken benim bile heyecandan ellerim titriyordu.

“Lütfen. Biz de sizden fazla bir şey bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey birkaç yıl içinde ulaşılabilecek düşman veya dost bir kıta olduğu. Bize ulaşmaya çalıştıklarına dair kanıt bulduk ama iki tarafın da teknolojisinin o kadar uzak mesafe yolculuğuna izin vermediği görülüyor.”

Şehirdeki kalabalığa kaos hakimdi. Derken cüce kral sandalyesinden kalkıp mikrofona yürüdü.

“SESSİZLİKKKK!!!”

*Sessizlik*

“Alduin’in dediği gibi pek bir şey bilmiyoruz. Ancak bilinmezlik ve gelecekte olası tehditlerin olduğu bu gibi zamanlarda siz de kıtamızın ve halkımızın iyiliği için yan yana durmamızı istemez misiniz? SİZİN çocuklarınız da tehlikede olabilir. En son istediğimiz şey kendi aramızda savaşmak. Görünüşlerimiz farklı olabilir ve kültürlerimiz çakışabilir ama şunu unutmayın--- Hepimiz Dicathen kıtasında doğduk. Ben bundan gurur duyuyorum ve gelecek nesillerin de aynı hissetmesini umuyorum. Peki ya siz?”

Kalabalık başta sessizdi ama birkaç alkış duyulması ile kalabalık alkışmaya başladı. Cüce Kralı diğer iki kral gibi tatlı dilli değildi ama sözlerinin etkisi güçlüydü. Sylvie merakla sahneyi incelerken yanımda dikilen Elijah bile heyecanla alkışlamaya başlamıştı.

“Üç ırk ve krallığın birleşimi zaman ve çaba gerektiriyor ama bugün resmi olarak 6 kişi seçiyoruz. Üç kral ve kraliçenin en cesur, en akıllı, en güçlü ve en planlı olduğuna inandığı 6 kişi.”

Sahnenin arkasından 6 kişi öne çıktı. İki insan, iki elf ve iki cüce. Beyaz zırh kuşanmış kişiler öne yürüdü ve tek dizinin üstüne çöktü.

Üç kral önlerinde diz çökmüş 6 şövalyeye ilerledi ve küçük bir mücevher kutusundan 6 yüzük çıkardı. İnsanların temsilcisi olan Kral Glayder iki elf şövalyeye yüzükleri sunarken, Cücelerin Kralı yüzükleri insan şövalyelere sundu. Son olarak Elflerin Kralı Alduin ise iki cüce şövalyeye yüzükleri sundu ve ayağa kalkarak kalabalığı selamlamalarını işaret etti. Tezahüratlar koparken Kral Glayder öne çıktı ve bir kez daha konuşmaya başladı.

“Bu 6 kişiye bundan sonra Altılı Mızrak denilecek. Her Mızrak, bağlı oldukları krallıklarını değil, tüm kıtayı temsil edecek. İlk Mızrakların açıklanmasıyla gerçekten tarihi bir an yaşıyoruz. Bu 6 kişinin amacı tüm kıtanın iyiliğini sağlamak olacak. Görevleri Canavar Ormanları’nda bilinmeyen tehlikeli zindanların keşfinden, farklı kıtaların yabancı tehditlerine karşı kıtamızı korumak için yanımızda savaşmaya kadar geniş bir alanı kapsayacaktır.”

Kalabalık bir kez daha sevinçle kükrerken tuttukları çiçekleri ve şapkalarını havaya fırlattılar.

“Son olarak, Altılı Mızrak’tan biri olmak biz krallarla kıyaslanacak kadar prestijli bir konum olsa bile beraberinde oldukça büyük bir yük ve tehlikeyi de getiriyor. Yeni neslin çocukları kıtamızın koruyucuları olabilmek ve Altılı Mızrak’a katılmak için heveslenin! Güçlenin ve yücelin! Gökler bile sizi kısıtlayamaz!”

Bununla birlikte duyuruyu yansıtan dört küre söndü ve en son duyduğumuz şey “Kralımız çok yaşa, Dicathen çok yaşa” tezahüratları oldu. Şehir meydanı da insanların tartışmaya başlamasıyla heyecanla dolmuştu.

Yanımdaki Elijah’ın kendi kendine mırıldandığını duydum, “Wow… Altılı Mızrak… bu kulağa harika geliyor.” Kalabalığın içindeki çocuklar şövalyelerin atanma sahnesini oyuna çevirmişlerdi. Arkadaşlarıyla bağrışıp Altılı Mızrak rolü yaparak kötülüklerle savaşıyorlardı.

Bir yanım heyecanlanmak istiyordu. Hatta zaten heyecanlanmıştım! Yeni insanlar hatta belki yeni ırklarla dolu olan yeni bir kıtanın keşfi içimi kıpır kıpır ediyordu. Ancak tüm bu olaya biraz alaycı yaklaşıyordum. Elbette söyledikleri şeylerin bir kısmı doğruydu ama yeni kıtayı düşman yaparak Dicathen’in üç ırkını birleştirmek istemişlerdi.

Yine de… kalbim, bir kral olarak değil ama bir savaşçı ve büyücü olarak macera ve adrenaline susuzluğumla güm güm atıyordu.