Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

25. Bölüm Müzayede

Çevirmen: T4icho / Editor: Darkone

 

 

“Bayanlar ve Baylar! Bugün burada olmanın onur verici olduğunu söyleyebilir miyim? Bugün buraya hepiniz tek ama tek bir amaç için toplantınız, sanıyorum ki. O da bu müzayedenin en nadide ve değerli parçalarını elde etmek!”

Müzayedeci gibi duran yaşlı beyefendinin bu sözleri üzerine alkışlar yükseldi.

“Eğer seyircilerimiz kafalarını kaldırıp camekan odaya bakabilirse, orada çok önemli kimseler olduğunu görecektir. Lütfen benimle birlikte Sapin Kral ve Kraliçesi’ni selamlayın!”

Alt kattaki herkesin koltuklarından kalkıp saygılı bir şekilde selam verdikten sonra odamızı alkışlamaya başladığını gördüm.

Önümdeki Kral ve Kraliçe buna karşılık ellerini salladı.

“Sırada, bütün etkinliği mümkün kılan kişi. Lütfen Vincent Helstea ve ailesini kocaman alkışlayalım.”

Müzayedecinin tanıtımı sonrası tekrar alkışlar yükseldi ve Vincent, Kral ile Kraliçe’nin yanına geçerek eğildi.

Oturmaya devam ederken benden yüksek rütbeye sahip olması gereken insan kalabalığına baktım ama benden düşük olduklarını düşünm…

Hayır… Artık böyle düşünmemeliyim. Artık Kral değilim. Kral olmayı geçtim ergenliğe bile girmedim lan. Olmadığım biri gibi davranmanın bir anlamı yok. 

Kral ve Kraliçe’ye bakarak onları inceledim. Kral’ın ezici bir atmosferi yoktu. Karizmatik ve güçlü bir yapısı olduğu aşikardı ve Sapin halkının büyük çoğunluğunun neden ona taptığını görebiliyordum ama hepsi buydu. Koltuğunu hak etmemişti; babası ona vermişti. Glayder ailesi Sapin kurulduğundan beri Kraliyet ailesiydi. Kral Glayder’ın mana çekirdeğinin sadece kırmızı aşamada olduğunu görmek beni şaşırtmadı.

Kafamı Kraliçe’ye çevirdim ve ilk bakışta dikkatimden kaçan bir şey fark ettim. Elbisesinin yanına beyaz asası asılmıştı. Manasını sezemiyordum, demek ki çok becerikli bir sihirbazdı.

Kraliçe Priscilla onu incelediğimi gördü ve bana inci beyaz dişlerini açığa çıkararak gülümsedi. Güzel kelimesi bu kadına hakaret olurdu. Gözlerimi bayram ettirecek bir kadındı ama bu dünyaya geldiğimden beri yeniden doğmadan önceki yaş çevremdeki kadınlara karşı cinsel ilgi duymuyordum. İlk başta bu toy bedenin hormon yoksunluğundan olabileceğini sanmıştım ama biraz daha düşündükten sonra annemin de o yaşlarda olmasıyla bir ilgisi olduğuna karar verdim.

İnsan psikolojisine hiçbir zaman ilgi duymadım ama annemle aynı yaş grubundaki kadınların cinsel olarak itici olması ilginç bir durum. Belki de bu sadece benim için böyleydi. Emin değildim.

Elbette bu Tess, Lilia ya da bu buzdan prensesin peşine düşeceğim anlamına gelmiyordu. Güzelliğin vücut bulmuş hali olabilirlerdi ama bir çocuğun zihinsel seviyesine sahiplerdi. Tess’in bana karşı ilgisini fark etmeme rağmen onu bir arkadaş veya kız kardeşten öte göremememin sebebi buydu. Belki biraz daha büyüyüp olgunlaştığında, bunu tekrar düşünürdüm.

İç geçirdim. Popüler olmak amma da dert.

“...kuu” Sylvie ‘ciddi misin?’ der gibi bakıyordu. Bana boş boş bakan yarı açık gözleriyle beni yargıladığına yemin edebilirdim.

“Haha…” utandım ve Sylvie’nin suratını kapatıp incitici bakışlarından saklanmaya çalıştım.

Vincent’ın omuzlarımı dürtmesiyle odağımı toparladım.

“Arthur, şu anda bir kılıç sergileniyor. Eğer istiyorsan söyle, teklif sunayım. Fiyatını da sakın dert etme! Bu mekanın sahibi olmanın ayrıcalıklarından biri.” bana göz kırptı.

“Teşekkür ederim.” Müzayedeye çıkan kılıca baktım.

“Bu kısa kılıç, usta bir Ateş Sanatçısının ellerinden çıktı, birinci sınıf olduğuna emin olabilirsiniz. Silahın merkezi Yıldırım Şahininin mana çekirdeğinden yapıldı. Bu mana kullanarak silahın keskin kenarında ufak şok akımları oluşturmanızı sağlıyor. Geliştiricilerin gücünü yepyeni bir aşamaya çıkartacak! Teklifler elli altından başlıyor!”

Hemen ardından sayısız soylu el kaldırarak teklifi yükseltti. Orada oturup elimle kafamı destekledim, ilgimi çekmiyordu. Eşyaları büyüterek gösteren bir ekran vardı ve böylece en arkadaki izleyiciler de eşyayı görebiliyordu. Sadece silaha bakarak ne kadar düşük seviye olduğunu anlayabiliyordum.

Vincent’ın bakışları silahla benim aramda gidip geldi. Çoğunluğun salya akıttığı böylesi bir silaha en ufak ilgi duymamı bekliyordu sanki.

Koluma yaslanırken başımı salladım.

“Endişelenme! Bu sadece başlangıç! Sevdiğin bir şey olursa bana mutlaka söyle. Oh! Neredeyse unutuyordum. Geçenlerde istediğin eşyaları bulabildim. Bu etkinlik bittiğinde çalışanlardan birisi getirecek.” Sadece benim duyacağım bir sesle konuştu ve gülümsedi.

Bunun üzerine kulaklarım dikildi ve ona baktım. “Ses dönüştürücü maskeyi de mi buldun?”

“Sonuncusunu bulmak beklediğimden uzun sürdü ama elde edebildim. Senin için Kabus Tilkisi'nden yapılma giyeni gözlerden uzak tutan bir palto da aldım. Gördüğümde senin isteyeceğini düşündüm ve hemen kaptım.” Elini omzuma koydu.

“Daha fazlasını isteyemezdim.” maske, maceracı olabilmem için gerekliydi ama palto da şüphesiz işimi görecekti.

“Dert etme ve sadece güvende kal. Sana bir şey olursa ailenle ilgilenmek zorunda olan kişi benim, biliyorsun.” kıkırdadı ve güldü.

“Haha.” bunun üstüne çarpık bir gülümseme gönderdim. Hayır. Ailemin daha önceki gibi kederlenmesine sebep olmayacaktım.

Müzayede sürecinde ilgi çekici birkaç eşya vardı. Çoğu B sınıfı ya da daha düşük olan sayısız canavar çekirdeği sunulmuştu. Bunlara sunulan teklif fiyatları muazzamdı. C sınıfı çekirdek bile 50 altına satılırken, her sınıf için bu fiyat çeşitleniyordu. Hem geliştiriciler hem de sihirbazlar için pek çok eser de müzayede de yer almıştı.

Kralın kendisi sadece birkaç eşyaya teklif verdi, A sınıfı bir canavar çekirdeği de bunlara dahildi. Bir büyücü çekirdeği özümsemeden önce içinde hala bir canavar iradesi olup olmadığı bilinemezdi. Canavar iradesinin hala var olması düşük olasılıktı üstelik iradenin kullanıcı ile uyumlu bir elementte olması gerekiyordu. Çoğu canavar ölmeden önce iradesini dağıtır ya da soyuna aktarırdı.

Sanırım Kral şanslı olmayı umuyordu. Kraliçe ise mana özümseme yüzüğü ve sihirbazlar için olan bir kaç eşyaya teklif verdi.

Soylu erkeklerin satılmakta olan genç kadınlara -ki bunlar “mallarını” göstermek için çıplaktı- çılgınlar gibi teklif vermesi beni rahatsız etmişti. Köleliği küçük gören insanların arasında olduğum için şanslıydım, bu beni sapkın ihtiyarların dehşetine karşı gölgede bırakmıştı. Çoğu köle şehirlerin arasındaki savaşlarda esir alınan ya da para için ebeveynleri tarafından satılan çocuklardan meydana geliyordu ama köle tüccarlarının çocukları zorla ebeveynlerinden ayırdığı durumlar da mevcuttu. Benim dünyamda köleliğe yer yoktu, bu yüzden buna alışamazdım.

Annem ve Tabitha’nın bu kadın köleleri görünce hüzünlendiğini ve kafalarını çevirip Lilia ile Ellie’ye odaklandığını gördüm. Helstea ailesi çok seçkin bir soylu ailesi olsa da kölelikten iğreniyor ve onun yerine uşaklar/hizmetçiler tutmayı tercih ediyordu.

Başımı çevirdim ve prensin küçük prensese bir şeyler fısıldadığını gördüm ama kızın yüzü ifadesizdi.

Bu usandırıcıydı. Belki de şimdilik iyi bir kılıç bulmayı kenara bırakıp bedenim biraz daha olgunlaşana kadar antrenman yapmama yetecek bir kılıca mı yönelsem.

Gerinirken Sebastian denen pelerinli muhafızın Sylvie’ye baktığını gördüm.

Pelerininin kukuletası sadece alnını kapatıyordu ve değneğinden görüntüsünden onun bir sihirbaz olduğunu söyleyebilirdim.

Bir süre sonra bakışlarımı hissetti ve gözleri bana döndü. Sırtını dikleştirirken utanmış gibi gözükse de hemen ardından kendini beğenmiş bir gülümseme yüzünde yer etti. Sanki her haltı yapmaya hakkı vardı.

Bu ne cüret!

 

VINCENT HELSTEA’NIN AĞZINDAN:

Arthur’un istediği gibi bir kılıç bulamamış olması çok yazık. Ama sorun değil. Hala depoda hoşuna gidebilecek fazlasıyla kılıç var.

“Kral Glayder. Umarım mütevazı müzayede evime yaptığınız bu ziyaretten memnun kalmışsınızdır.” konuştum.

“Bu yer mütevazı olmanın yanına bile yaklaşamaz Vincent ve evet, Gümüş Kürklü Ayı gibi bir canavar çekirdeğini nasıl bulduğuna anlam veremiyorum. Bağlantıların çok geniş Haha! Umarım canavar iradesi hala duruyordur.” elimi sıktı.

Karısının mırıldandığını duydum, “Umutlarını buna bağlama canım. Ne kadar nadir olduğunu biliyorsun.”

Kraliçe döndü ve Alice ve eşimle konuşmaya başladı. Çocukları hakkında konuşuyorlar gibiydi.

Tekrar sahneye döndüğümüzde soğuk terler akıtmama neden olan keskin bir ürperti hissettim.

Bedenimi derhal döndürdüm ve içgüdüyle kollarımı yüzüme kapattım.

Bu ne? Kral’ın muhafızları hem içeride hem de dışarıda konumlanmışken burası binadaki en güvenli yerdi.

Nefesim sıklaştı. Sanki dehşetengiz bir ağırlığın altında kalmıştım.

Benimle aynı durumda olan Kral ve Kraliçeye doğru dönerken yerimden soğuk terler aktığını hissedebiliyordum.

Neler oluyor? Hayatım üzerinde kontrolüm yokmuş gibi hissetmeme neden olan bu korku… bu korku da ne?

ARTHUR LEYWIN’IN AĞZINDAN:

Ups...

Bakışlarımı hızla Sebastian’dan kaçırdım. Sebastian dengesini kaybetmiş ve yerde tir tir titriyordu ama kimse fark etmeden oturur hale geldi.

Biraz kontrolü kaybetmiştim. Sadece korkutmak istemiştim. Bu kadar fazla öldürme arzusu salmaya niyetim yoktu.

Etrafıma bakındım ve herkesin ya şaşkın bir halde gardını aldığını ya da korkuyla yerde olduğunu gördüm.

Siktir.

Bu bedeni kontrol etmekte bu kadar kötü olmayı beklemiyordum.

İlk kez öldürme arzumu salmıştım. Köle tüccarlarıyla mücadelemde bile onları hazırlıksız yakalamak için hiçbir arzu yaymadığımdan emin olmuştum.

Kralın geliştirici muhafızlarından bazıları silahlarını çekmişti ve kaynağı bilinmeyen tehlikeye karşı savunmaya geçmişlerdi ki Kral konuştu.

“Kim var orada?!” belindeki kılıcını çekerek kükredi. Kraliçe Priscilla’nın çocuklarının önüne geçerek asasını eline aldığını gördüm. Annem ve Tabitha kızlara sarılmıştı.

Vincent daha fazla muhafız çağırdı ve yakınlardaki bir suikastçıya karşı arama yapmalarını emretti.

Çatıda bir işgalcinin öldürüldüğü haberi gelene kadar herkes diken üstünde kaldı.

Oh bir günah keçisi! Fedakarlığın boşa gitmeyecek dostum...

Annem inceleme sırasında hissettiği şey karşısında korkmuş ve kafası karışmış olan Ellie ile birlikte beni kollarının arasına almıştı. Kral ve Kraliçe de kafayı yemiş gibi duran çocuklarının yanındaydı. Sert görünüşlü çocuğun gözleri dolmuş, kendine sarılıyordu. Prenses güçlü durmaya çalışsa da titriyordu. 

Hay sikeyim.

“Hey Sebastian. Sen nasıl bir kraliyet muhafızısın? Basit bir işgalcinin tehdidi seni kıçının üstüne devirdi. Böyle giderse erkenden ölürsün.” Pelerinli ve mızraklı bir geliştirici kafasını sallarken söylendi.

“Ev-evet, ayağım kaydı. Hepsi bu.” Sebastian muhafız dostlarından birinin elini tuttu ve ayağa kalktı.

Önce bana korkuyla baksa da arkasından yanaklarını tokatladı. Benim bundan sorumlu olduğumu düşündüğü için kendini azarlıyor gibiydi.

“Şimdi! Son eşyamıza gelecek olursak bunu elde edecek şanslı dostumuz bayağı talihli olacak…” müzayedecinin dramatik sesi salonda yankılandı ve kırmızı örtüyle kaplı kutuya benzer bir şey sahneye çıkarıldı.

Oldukça etkileyici bir kadın kutuyu herkesin gözü önüne sermeden önce dramatik bir duruşta bulundu.

Lüks örtünün altında bir kafes ve kafesin içinde orta boylu bir köpeğe benzer enik vardı.

Müzayedeci atıldı, “Yavru bir Dünya Aslanı! Bu büyüleyici mana canavarını bilmeyenler için söylüyorum; yetişkin bir Dünya Aslanı, en azından B sınıfı bir mana canavarı olma kabiliyetine sahip. Hatta iyi bakılırsa A sınıfı bir mana canavarı bile olabilir! Bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Bu yavru Dünya Aslanı’na bakıp büyütmek ustasının efsanevi bir Canavar Terbiyecisi olmasını mümkün kılar!”

Kalabalık çılgına döndü ve daha başlangıç fiyatı duyurulmadan teklifler yağmaya başladı. Kral ve Kraliçe’nin gözlerinin parladığını ve prensin babasının cübbesine tutunmuş yalvardığını görebiliyordum.

Benim bile biraz ilgimi çekmiş hafifçe koltuğumda doğrulmuştum. A sınıfı bir canavar olma potansiyeline sahip bir yavru görmek, sıradan bir şey değildi.

“Ku!” Sylv parmağımı dürttü ve homurdandı. Sanki bu yavrunun yüce kendisine kıyasla hiçbir şey olduğunu söylüyordu.

“Evet biliyorum, Sylv.” gülümsedim ve kıskanç bağımı sevdim.

Sebastian’ın bakışlarını yavru Dünya Aslanı’na çevirdiğini görebiliyordum. Ardından bize dönüp tekrar Sylvie’yi gözleriyle yemeye başladı.

Bu herif sinirime dokunuyor.

“Hadi ama! Herkes sakinleşmeden teklifi başlatamam!” müzayedeci parmaklarını salladı.

Kalabalık sonunda sakinleşti ve müzayedeci 100 altın ile teklifi başlattı.

10 gümüş dört kişilik bir ailesi bir yıl boyunca doyurabilirdi. 100 gümüş, 1 altına eşdeğerdi ve dört kişilik bir aileyi on yıl doyururdu.

Kafamı salladım.

Bu sadece başlangıç fiyatıydı. Fiyat bir anda 500'e kadar sıçradı ve duracak gibi de durmuyordu.

“500!”

“550!”

“600!”

“700!”

“1000!” Kral’ın elini kaldırarak buyurduğunu duydum.

Kalabalık sessizleşti. Daha yüksek fiyat biçebilecek olanların kendi krallarına karşı teklif sunma konusunda çatıştığını görebiliyordum. Kral konuya müdavim olduğunda bir ailliği kalmamış gibiydi ama en azından teklifi yükseltecek kadar düşünceliydi.

Fiyat 1000 altın ya da 1 beyaz altın külçesine anlaşıldı. Bu, sadece kitaplarda ve resimlerde gördüğüm bir şeydi.

Vincent’ın kralı kutladığını duydum. “Görünüşe göre kimse size, Kral Glayder’a karşı teklif sunmak istemiyor.” kıkırdadı.

“Potansiyel para kaybın için üzgünüm, Vince. Sana borçlandım.” Kral’ın, kraliçenin ve oğullarının yüzü heyecanla kaplıydı.

“Kraliyet sarayının yeni bir hayvanı oldu gibi duruyor. Prens Curtis’e mi vermeyi planlıyorsunuz?” Vincent devam etti.

“Bahaha! Belki! Neler yapabildiğine bakacağız.” kral şeytani bir gülümsemeyle oğluna baktı ve göz kırptı.

“B-baba!” Prens Curtis bunu duyunca şaşırmıştı ve Priscilla güldü; “Curtis, kılıç derslerini kaytardığını hatırlıyorum.”

“Ah! Anne! Bunun bir sır olması gerekiyordu!” Sert prens artık o kadar da sert görünmüyordu. Kraliçe, Annem ve Tabitha zarifçe gülüyorlardı.

“Annecim, benim de hayvanım olsun mu?” Ellie, Sylvie’yi göstererek sordu.

“Haha. Bilmem. Mana canavarları sadece kibar hanımlara kendini sevdirir.” annem dalga geçti.

“Ellie kibar! Di mi ağabey?” kolumu çekiştirip ona hak vermemi istedi.

Güldüm ve Sylvie’yi sevmesine izin vererek dikkatini dağıttım.

10. Yıl dönümü herhangi bir şamata kopmadan bitti ve muhafızlar kazandığımız eşyaları almamız için yol gösterdiler.

Vincent bana siyah bir çanta uzattı. Sanırım sahne arkasındaki depodan aldığı eşyalardı bunlar.

“Arthur beni takip et seni kılıçları tuttuğumuz yere götüreyim. Özel olmayabilirler ama en azından sağlam bir kılıç bulabiliriz.”

Vincent cümlesini bitirip elini sırtıma koydu ve beni yönlendirdi.

“Oh! Kılıç dersleri almayı mı planlıyorsun?” Kral, Vincent’ı duyunca sordu.

Vincent çaresizce kıkırdarken cevap verdim, “Sadece ilgi alanlarımdan birisi, Kral Glayder.”

Velet… Yani şey Prens Curtis kibirli sesiyle araya girdi, “Belki bir ara sana kılıç kullanmasını öğretirim.”

Babam ve İkiz Boynuzlar bizimle buluşmak için tam da bu anı tercih etmişti bu da bana kibirli veledi görmezden gelme şansı doğurmuştu. 

“Ah buradasınız! Müzayede nasıl geçti?” babam Kral ve Kraliçe karşısında eğildikten sonra Ellie’yi kucağına aldı.

Babam Vincent ile konuşurken, Sebastian’ın Kral Glayder’in kulağına bir şeyler fısıldadığını gördüm.

Kral biraz rahatsız olmuş gibiydi ama sadece iç geçirdi ve arkasındaki pelerinli sapıkla bana doğru yürüdü.

“Adın, Arthur’du değil mi? Kraliyet muhafızım sayısız kez aileme yardım etti ve ona bir iyilik yapmam gerekiyor gibi hissediyorum. Görüyorsun ya; bağına fazla hayran kalmış gibi duruyor. Bağ bozmanın ne kadar karmaşık olduğunu biliyorum ama bunu yapacak birini bulurum ve onun karşılığında da tonla para ödemeye hazırım. Ne dersin? Kralına bir iyilik yapar mısın?”

İkisine bakarken rahatsız olduğumu belli etmeden duramadım. Diğer kraliyet muhafızları ikisini çevrelemiş ve beni inceliyordu.

“Çocuklarınızı bana ne kadara satarsınız, Kral Glayder?” gözümü bile kırpmadan sordum.

Rastgele görünen bu soruma karşı Kralın yüzünde şaşkın bir ifade oluşmuştu. “Kaba olmak istemem ama sizin gibi birinin başkasının aile üyesine göz dikecek seviyeye düşmesi beni hayal kırıklığına uğrattı. Soylular için köleliğin normal sayıldığını biliyorum ama sevdiğim birini geçici bir değer uğruna benden satmamı istemeniz… Umarım bağımı satmak gibi bir düşüncem olmadığını anlamışsınızdır.” devam ederken gözlerim kısıldı.

“SENİN GİBİ KIÇI KIRIK BİR KÖYLÜ KRALIYLA BÖYLE KONUŞMAYA NASIL CÜRET EDER!” Geliştirici muhafızlardan birisi kılıcını çekti ve bana doğru saldırıya geçti.