Şimdi bu abla, bizimkinin ailesiyle konuşmasına yardımcı mı olacak? Çok ii! Ama direk görseydi daha iyiydi Bee ^.^
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
14. Bölüm Soru Cevap
Şapşal şapşal ona baktım.
Bu yaşlı yarasa neyden bahsediyordu?
“Ne? Ciddi değilsin, değil mi?” diye yanıtlayabildim.
Kafasını yana yatırıp, “Neden olmasın?” diye sordu.
“Bi-Bir kere! Ben bir insanım! Bu krallıkta insanlara müsaade ediliyor mu ki? Ayrıca ailem güvende mi öğrenmeli ve onlara hayatta olduğumu söylemeliyim.” diye atıldım.
Bunun üstüne dede tekrar konuşmadan önce biraz düşündü.
“Benim ismim altında olduğun sürece burada yaşaman sorun olmaz. Ailene gelince… Velet, onlarla yüz yüze görüşmen şartı mı?”
Düşünme sırası bana gelmişti.
“Sanırım; ailemle illa yüz yüze buluşmam şart değil. Ne kadar onları özlesem de benim hayatta olduğumu bilmeleri ve onların iyi olduğunu bilmem en önemli şey.” diye yanıtladım.
“O halde yarın sabah benimle gel; tam altıda köşkün önünde ol.”
Arkasını dönüp gitmeden önce onu durdurdum, “Bekle! Neden beni öğrencin olarak istediğini anlamıyorum. Ayrıca, çok aceleci duruyorsun. Eve gidip ailemle biraz zaman geçirdikten sonra eğitim için gelmem mümkün değil mi?”
“Öğrencim olmanı istiyorum çünkü potansiyelinin farkındayım, çocuğum. Zengini fakiri genci yaşlısı sayısız insan öğrencim olmak için yalvardı. Ama kaç tanesini kabul ettim biliyor musun? Hiçbirini! Bu zamanın veletleri can sıkıcı. Sırf varlıklı soylu bir veledin ailesi çocukları özel diye düşündüğü için onların hocası olabileceğimi sanıyorlar!”
Kaşlarımı çattım, Tess’in dedesinin nereye varmaya çalıştığını anlamamıştım.
“...sen farklısın. Mana kullanımında eşsiz bir becerin var ve tanrı bilir daha ne hünerlerin var ama seni seçme sebebim bunlar değil. Velet… Sormam gerekiyor. Nasıl oluyor da canavar terbiyecisi olabiliyorsun...” Az önce yüzünü kaplayan keyiften eser kalmamış, yerini ölümcül bakışlar atan sert bir ifade almıştı.
“Canavar terbiyecisi mi? Neyden bahsediyorsun?” gerçekten kafam karışmıştı. Gece ilerliyor ve Tess uyumaya gitmiş olsa da bu konuşma yakında bitecek gibi durmuyordu.
“İçeri girip konuşalım.” dedi. Beni koltuklar ve şöminesi olan oturma odasına yönlendirdi.
Koltuğa oturduktan sonra devam etti, “En baştan alayım. Mana canavarlarının da insanlar, elfler ve cüceler gibi mana çekirdeğine sahip olduğunu biliyorsun, değil mi?”
Kafamı salladım.
“Doğru. Mana canavarları, insanlar, elfler ve cücelerin her biri mana çekirdeklerinde ırklarına has yetkinlikler taşır.”
Bir kağıt parçası çıkardı ve bir tablo çizdi.
Su -
Buz
Bitki
Toprak - Yerçekimi
Lav, Metal
Ateş - Yıldırım
Rüzgar - Ses
“Bunlar dört temel element ve onların ileri formları. Buz, metal, yıldırım, ses gibi daha ileri formlar sadece belli bir temel elementte yetkin olan büyücüler tarafından kontrol edilebilir; yani değişkenler tarafından. İşte burada ırk faktörü devreye girer…” her ırkı kısa açıklamalarla yazdı.
İnsanlar“İnsan büyücüler dört temel elementi de kontrol edebilme becerisine sahiptir ve yetkin oldukları elementin ileri formlarını kontrol edebilen değişkenlere sahip tek ırktır. Hatta dört temel elementin dışına çıkarak mana çekirdeklerini çeşitlendiren değişkenleri de vardır. İyileştirici (şifacı) gibi.”
Elfler
“Elf büyücüler sadece su, rüzgar ve toprağı kontrol edebilir ama çok daha yüksek bir yetkinlik ile. Irkımıza has bir özelliğimiz var. İnanılmaz saf kanlı büyücüler bitkileri kontrol edebilir. Ancak elflerin su, rüzgar ve toprağın ileri formlarını kontrol edebilen değişkenleri yoktur.”
Cüceler
“Cüce büyücüler sadece toprak ve ateşi kontrol edebilir ama elfler gibi bu iki element üstünde yetkinlikleri vardır. Cücelerin özelliği ise metal bükebilmeleri ve hatta toprağı ve ateşi lava çevirebilen değişkenlerinin olmasıdır ki bunu bırak elfleri insan değişkenler bile yapamaz. Ancak sadece bu iki temel elementi kontrol edebilirler ve elfler gibi temel elementlerin ileri formunu kontrol etme becerisinden yoksundurlar.”
“Bekle, kafam karıştı. Neden insanlar bitki ve lavı kontrol edemiyor?” Yazdıklarını okurken sordum.
“Güzel soru. Sadece elfler doğanın yaşayan hali olan bitkileri kontrol edebilir çünkü soyumuz element yetiştirme yetkinliğine sahip. Sadece cüceler lav ve metali kontrol edebilir çünkü aynı bizim gibi onların soyu da element inşasında yetkin.”
Beynim çalkalanırken istemsizce burnumu sıvazlamaya başladım.
“Tamam. Üç ırk arasındaki farkları anladım ama bunların benim canavar terbiyecisi olmamla ne ilgisi var? Hatta bu ne demek?”
“Anlatıyorum işte, velet!” bağırdı.
“Mana canavarları üç insansı ırktan farklı çünkü onların türü kendine has özellikler taşıyor. Hepsini anlatmak sonsuza kadar sürer bu yüzden basit bir örnekle açıklıyorum. Büyücüler maceracı olsun olmasın E, D, C, B, A, AA, S, SS sınıflarına dağılır. Bu sınıflandırma sistemi mana canavarları için de aynıdır. Sonik şahini ele alalım. İnanılmaz hızlı uçuş özelliğiyle B sınıfı canavarlardır. Hepsinin rüzgar ve sese yetkinliği vardır. Bu özellikle mana çekirdeklerinde doğuştan yer alır. Yetkinliklerine bakılmaksızın bu mana çekirdekleri rüzgar elementinde ustalaşmış bir insan veya elf büyücüye verilirse etraflarındaki manayı özümseyerek gelişim yapmalarına oranla daha hızlı bir eğitim süreci geçirirler. Ama sadece bu kadar etki eder.”
Büyük Virion devam etmeden önce bir bardak suyu kafaya dikti. Sabırsızlıkla suyu içmesini bekledim.
“... Ancak! Mana canavarı A veya daha üst bir sınıfa ulaşırsa ‘iradelerini’ ya da daha net olmak gerekirse becerilerini birine aktarabilir. Sana canavar terbiyecisi dedim çünkü mana çekirdeğinde bir mana canavarının iradesi var. Eğer doğru tahmin ediyorsam herhangi bir mana canavarının iradesi de değil S, hatta belki de SS sınıfa ait bir canavarın iradesi. Bunu sezebiliyorum çünkü ben de bir canavar terbiyecisiyim. Gerçi benim terbiye ettiğim AA sınıfı Gölge Panter’in iradesiydi.”
Demek bu yüzden bu kadar hızlıydı.
Yüzümdeki aydınlanma ifadesini görünce büyük Virion güldü, “Evet velet, Gölge Panter’imin iradesini kullanarak sana zorbalık edebildim. Ama hızımın sadece yarısını kullandım.” bana göz kırptı.
Daha da mı hızlanıyor?
Her şey yerine oturmaya başlamıştı; Sylvia burnunu sürttükten sonra mana çekirdeğimde ortaya çıkan belli belirsiz işaretler ve geleceğimin onun gücüne bağlı olduğunu söylemesi…
Gözlerim dolarken başımı eğip yaşların düşmesine engel olmaya çalıştım.
“Çok fazla şey yaşamış olmalısın, çocuğum. Seni bir cevap vermeye zorlamayacağım ama acele etmemin sebebi fazla zamanının olmaması.” sesi endişeli ama sıcaktı.
“Nasıl yani?” burnumu çekip ona baktım.
“Mana çekirdeğindeki güç küçük bedeninin kaldıramayacağı kadar kuvvetli. Sana bunu sormama izin ver, oğlum. Son zamanlarda mana çekirdeğinde yanmalar hissettin mi?” Suratımdaki ifade tahminini doğrulamış olacak ki kafasını salladı. “Eğer yeni mana çekirdeğini kontrol etmeyi öğrenmezsen, bedenin parçalanacak.” gözleri bana kilitlenmişti, içimde doğabilecek tüm şüpheleri yok ediyordu.
“...”
“Anlıyorum. Görünüşe göre rehberliğiniz altında olmalıyım. Ancak, ailemin güvende olduğunu bilmeden ve onlara güvende olduğumu söylemeden eğitimime odaklanabileceğimi sanmıyorum. Daha önce bir şey demiştiniz?” duygularımı kontrol altında tutmaya çalışarak konuştum.
“Haha! Bana dede de gitsin. İlk talebem bana bunu diyebilmeli. Hem kim bilir belki kayın deden olurum.” tekrar şeytani bir şekilde göz kırptı.
Gözlerim faltaşı gibi açılırken üldü ve devam etti, “Yarın endişelerini yok edecek eski bir arkadaşımı görmeye gideceğiz. Senden istediğim şey elinden geleni ardına koymaman. Ben bile canavar iradenin temellerinde ustalaşmanın ne kadar süreceğini bilmiyorum. İki yüz yıllık hayatımda, bırak canavar terbiyecisini böyle genç bir büyücü ile dahi karşılaşmadım. Bu dünyada büyük adımlar atacaksın, velet. Buna adım gibi eminim.”
Yüzüm kızarırken tek yaptığım yanağımı kaşımak oldu.
“Şimdi uyumaya git velet! Yarın uzun bir gün olacak. Dinlenmen lazım.”
Ayağa kalktım ve iyi geceler dilemeden önce eğildim. “İyi geceler… Dede.”
Gülümsedi, elini salladı ve kendimi yatağıma attım. Örtülerin altına giremeyecek kadar yorulmuştum.
***
Homurdanarak uykumdan uyandım, bedenime çöken bir ağırlık vardı.
Endişelerim üstüme mi binmişti? Yoksa sırlarım ağır mı gelmişti? Üzerimdeki beklentilerin ağırlığı mıydı? Uyuduğum sırada hepsi üstüme mi çökmüştü?
“Güüünaydın, Art! Kalk hadi!”
Gözlerimi açmamla ağırlıklarımın arkadaşım Tess’e benzeyen genç ve güzel bir kadına dönüştüğünü gördüm.
“Hadi uykucuu! Dedemle buluşman lazım! H-hey! Uyuma bakim!” Üzerimde at üstünde gibi zıpladı.
Bunun dışarıdan ne kadar uygunsuz göründüğünü bilmiyor mu? Haa… Gençliğin masumiyeti.
“Anladım! Uyandım, Tess! Karnımdan kalkarsan ayağa da kalkabilirim,” yarı uykulu bir şekilde inledim.
“Hehe~ Saçın komik duruyor Art. Hey hey bir süre burada olacağını duydum doğru mu? Bu sabah dedem söyledi! Çok mutluyum! Gerçekten kalıyorsun değil mi? Di mi?” tatlı suratına kondurulmuş geniş bir gülümsemeyle çığlık attı.
Daha kargalar bokunu yememişken bu enerjiyi nereden buluyordu?
Saçımı şekle sokmaya çalışarak yanıtladım, “Büyük Virion ile yolculuğumdan sonra kesinleşecek ama büyük ihtimalle sizi biraz daha rahatsız ediyor olacağım, Prenses.”
Yanıma parmağını sapladı, “Prenses değil! Tess! T.E.S.S.! Bana daha iyi davranmazsan üzülürüm.”
Kahretsin, böyle surat asarken çok tatlı oluyordu.
“Tamam, tamam! Duş almam ve hazırlanmam gerekiyor, eğer beni çıplak görmek istemiyorsan odadan çıkman lazım Tess.” kaşlarımı utanmazca kaldırarak söylemiştim.
“Iyk! Çıkıyorum seni sapık!” Kulakları turp gibi kızarırken odadan kaçtığını gördüm.
Bu kadar işe yarayacağını bilmiyordum. Dört yaşındaki vücudum zaten herhangi bir “erkeksi parça”ya sahip değildi.
Omzumu silkip duşa atladım. Hazırlanırken cübbemin cebindeki, tüye sarılı taşın yerinde olduğuna emin oldum.
Yuvarlak merdivenlerden inerken bir kahya ön kapıyı benim için açtı ve Virion Dede ve Tess’in içinde beklediği küçük aracı gördüm.
“Baba! Krallığımızda bir insanın barınması uygun değil!”
“Alduin haklı, Büyük Virion. Tessia’yı kurtarmasının borcunu asla ödeyemeyecek olsak da bir insanın burada kalması geleneklere aykırı.”
Virion Dede aracın içinde tembelce arkasına yaslanırken Kral ve Kraliçe’nin konuştuklarını duydum.
“PEH! Öyle geleneklerin içine ben! O veledi sevmeye başladım ve Tess de onu seviyor değil mi çocuğum?” homurdandı.
“D-dede! O iş öyle değil! O sadece…” cümlesinin sonuna doğru yüzü kızarırken sesi kesildi.
“Hahahaha! Her neyse! Bundan sonra o benim rehberliğimde olacak, hiç kimsenin ona bulaşmadığına emin olun!”
“B-baba…”
“YETER! Bu konu tartışmaya açık değil! Oh velet! Buradasın! Gel! Acele etmeliyiz!” beni gördükten sonra gülümsemeye başladı.
Başımla onayladım ve araca atladım. Kral ve Kraliçe’nin bana çattıkları kaşlarından kaçındım.
***
Bir süre yolculuk ettikten sonra Virion Dede’ye sordum “Hey dediş, nereye gidiyoruz? Bir arkadaşına gittiğimizi söylemiştin değil mi?”
“Haha! Dediş ha? Benim çevremde aşırı rahatsın demek? İyi, iyi! Nereye gittiğimize gelirsek, sürpriz.” göz kırptı.
Tess omzuma yaslanıp uyuyakalmıştı. Bu kadar erken uyandığı için yorulmuş olmalıydı.
“Ona iyi bak Art. Çok yalnız bir çevrede büyüdü,” sessizce mırıldandı. Gözlerinde şefkatle, uyuyan torununu izliyordu.
“Ne demek istiyorsun?”
“Tüm krallığın tek prensesi olarak büyümek çok stresli; bir çocuğun kaldıramayacağı kadar stresli. Hiç arkadaşı olmadan büyümek onun için zor oldu. Çıkarcı sahte arkadaşlıklar kuran insanlar tarafından birçok kez incindi. Bu da Tess’in insanlara karşı soğuk ve mesafeli olmasına neden oldu. İkinizin el ele tutuştuğunu görünce ne kadar şaşırdığımı bilemezsin.” devam etti.
“Evet, muhafızlarla konuşması sırasında fark etmiştim,” ekledim.
“Arthur. Tessia şu sıralar, büyürken gülümsediğinden ve kahkaha attığından daha çok gülüyor; senin çevrendeyken, artık çocuk gibi davranıyor. Bunun için sana teşekkür ederim.” Diğer omzuma vurdu.
Bu Virion Dede’nin benimle kurduğu ilk fiziksel temastı, tabii hamle takasımızı hariç tutarsanız. Bu beni gafil avlamıştı
Vardığımızı duyuran sürücü hafifçe durdu ve kibarca kapımızı açtı.
“Hey, yaşlı cadı! Çık dışarı!” Virion dede aniden kapıya vururken bağırdı.
Kapı açıldı ve kamburu çıkmış yaşlı bir kadın kapıda belirdi. Yıldırım çarpmışçasına dağınık gri saçları ve gözlerini çevreleyen kırışıklıklar tuhaf bir görüntü oluşturuyordu. Basit kahve bir elbise içindeydi. Beni inceleyen bakışları üstüme sabitlenmişti.
“Gelmen amma sürdü!” azarladı.
“Hahaha! Arthur! Seni Rinia Darcassan ile tanıştırayım. Kendisi elfler arasında çok özel bir değişkendir.” Virion Dede takdim etti.
“Seni tekrar görmek güzel, Virion. Her zamanki gibi büyüleyicisin, küçük Tessia.” gülümseyerek Tess’in kafasını okşadı.
Bana bakarak elini uzattı, “Nihayet tanıştık, genç Arthur. İsmim Rinia. Ben bir kahinim.”
Magnec