Haberi yok ama aşk sendromuna kapılmış .d
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
47. Bölüm Anlaşmazlık (1)
Jerome her gün yaptığı gibi bir ikindi çayı hazırladı ve Dük'ün ofisine gitti.
Şu anda işiyle meşgul olan efendisini rahatsız etmemek için çayı bırakıp gitmeye çalıştı ama masa belgelerle kaplıydı ve orada olması gereken kişi hiçbir yerde görünmüyordu.
Bu durum bugünlerde aşağı yukarı normal bir şey olduğu için, Jerome bakışlarını efendisinin gittiğini tahmin ettiği yöne çevirdi ve beklendiği gibi balkon penceresi biraz açıktı. Bakmak için yaklaştı ve tırabzana yaslanmış uzun boylu bir adamın sırtını gördü.
Bugünlerde dük öğleden sonra işe başlıyor ve sonra tembellik ediyordu ki bu daha önce hiç yapmadığı bir şeydi. Balkonda durup aşağıya bakarak uzun zaman geçiriyordu.
Aşağıda, son zamanlarda bahçede özenle rengarenk çiçekler yetiştirmeye çalışan Düşes hazretlerinin güzel bir görüntüsü vardı. Düşes sık sık bahçedeki çiçekleri bizzat incelemek için dışarı çıkar ve Dük de onu izlerdi.
Jerome başlangıçta efendisinin balayının kısa bir süreliğine ilginç olacağını düşünmüştü ama şimdi böyle olmayacağını biliyordu. Bir mirasyedinin evlendikten sonra değişmeye başlayıp güvenilir bir kişi olması gibi bir durum varsa eğer o zaman bu hemen hemen onun efendisinin durumuydu.
Jerome, efendisinin, Düşes ile birlikteyken, sanki dünyada başka hiçbir şey yokmuş gibi, bakışlarının tamamen ona kilitlendiğini bilip bilmediğini merak etti.
Şaşırtıcı bir şekilde, Düşes, Dük’ün yoğun ve doğrudan bakışının bilincinde görünmüyordu. Görünüşe göre hanımefendi beklenmedik bir şekilde duyarsızdı.
İkisinin arasında hassas bir şey vardı. Belli ki ilişkileri iyiydi. Düşes adama saf bir şekilde gülümserdi ve soğuk efendisinin içi o etraftayken ısınırdı.
Yine de, inkar edilemez bir şekilde, aralarında görünmez, ince bir duvar vardı. Fakat bir eleştiride bulunulamayacak kadar belirsizdi ve bu kadar belirsiz bir konuyu Jerome aceleci bir şekilde dile getiremezdi.
Düşes’in ne yaptığı veya kiminle görüştüğü hakkında efendisinin masasına kısa bir rapor koymak yeni bir rutindi, bu yüzden Jerome raporunu daha fazla erteleyemezdi. Daha da önemlisi, bu Düşes’in sağlığıyla ilgiliydi.
Jerome biraz tereddüt ettikten sonra balkona yaklaştı.
“Majesteleri.”
“Mmm.”
“Size Düşes hazretleri hakkında söylemem gereken bir şey var.”
Bu sözler üzerine Hugo başını çevirip Jerome'a baktı, ardından yanından geçti ve ofise girdi. Ancak bir süre bekledikten sonra bile Jerome'un konuştuğunu duymadı. Hugo, Jerome'un tereddüt ettiğini anlayabiliyordu.
“Bu kadar zor olan ne? Konuş.”
“…hanımefendinin aylık misafiri hiçbir zaman gelmiyor.”
Lucia, Jerome ile birlikte Dük'e sağlık durumunu anlatacağına dair bir söz vermişti.
Ama zaman geçse de Lucia hala aynıydı, ağzını kapalı tutuyordu. Jerome unuttuğunu düşünüp ona hatırlatmada bulunmuş olsa da genç kadın sadece anladığını söyleyip tekrar sessizleşmişti.
Jerome buna karışmanın yetkisini aşabileceğini biliyordu ama aynı zamanda efendisinin sağlığına dikkat etmek de kahyanın göreviydi. Jerome birkaç kez efendisine şahsen söylemesi için Düşes’i teşvik etmesi veya hatta zorlaması gerekip gerekmediğini düşünmüştü ama sonunda efendisine kendisi bizzat söylemeye karar verdi.
“Aylık misafir mi?”
“Kadınların her ay yaşadığı şey…”
“Ah. Devam et.”
Hugo, kadınların fizyolojik özelliklerine ilişkin yaygın bilgilere aşinaydı, ancak geri kalanı aklının derinliklerinde kalmıştı. Hiçbir kadınla o regl olacak kadar uzun süre birlikte olmamıştı. Ayrıca bir kadının hamile kalmasından hiç endişe etmemişti, bu yüzden bunu gerçekten düşünmemişti.
“İlk başta, bir hizmetçi, Düşes hazretlerinin hamile olup olmadığı konusunda endişeliydi, ancak daha sonra baş doktoru hanımefendiyi muayene edip hamile olmadığını söyledi. Düşes’e göre, hiç aylık misafiri olmuyormuş. Ayrıca tedavi için doktor tarafından bakılmayı da reddetti. Sizin zaten bu konudan haberdar olduğunuzu ve tedaviye gerek olmadığını söyledi.”
“Hamile değil yani adet görmüyorsa ciddi bir şey mi var?”
“Normal değil, sonuçta bu durumda hanımefendinin hamile kalması imkansız olur. Kesin olarak bilmemiz için Düşes’in tıbbi muayeneden geçmesi gerekiyor.”
“Zaten haberim olduğunu neden söylüyor...”
[Çocuk sahibi olamam.]
Hugo kaşlarını çattı.
“Ha.”
Zoraki bir kahkaha attı. Lucia bunu kesinlikle söylemişti. Aslında bu kolayca söylenebilecek bir şey değildi ama sanki önemsiz bir şeymiş gibi çocuk sahibi olamayacağını söylemişti. O da küçük bir kahkaha atmıştı.
Lucia için hamile kalamaması çok da önemli değildi çünkü zaten bir çocuğu da olmayacaktı. Büyük bir sır veriyormuş gibi konuşmuştu ama Hugo sadece bunun ilginç olduğunu düşünmüştü.
“Doğru ya. Bundan haberim vardı.”
Dük’ün başı sanki darbe almış gibi ağrıyordu. Midesinde de rahatsız edici bir bulantı gibi bir his vardı ve içinde neye karşı olduğunu bilmediği, açıklayamadığı, hatta nedenini bile söyleyemediği bir öfke hissediyordu.
“Doktor ne yapıyor?”
“Dışarıdan belli olan bir hastalık değil, bu yüzden Majesteleri bunun hakkında konuşmazsa, doktor teşhis koyamaz.”
“Onu hemen çağır.”
“…Emredersiniz, Majesteleri.”
Jerome, efendisinin moralinin bozulduğunu görebiliyordu, bu yüzden tek kelime etmeden hemen uzaklaştı.
Hugo hareketsiz dururken öfkesini bastırdı ve yumruklarını sıkıca sıktı. Sonra sakince, hoşnutsuzluğunun nereden geldiğini düşünmeye çalıştı.
Dük’ün istediği ideal eş oydu. Hizmetçileri kısmen iyi kontrol ediyordu ve Dük’e herhangi bir sorun çıkarmıyordu. Adamın şikayet edecek bir şeyi yoktu ve rahatsız da değildi. Son zamanlarda genç kadının çok fazla isteği olmuştu ama bunlar Hugo’nun beklediği can sıkıcı isteklerden farklıydı.
“Ha, kahretsin.”
Derin bir iç çekti, başını ellerinin arasına aldı ve kanepeye oturdu. Bu normal değildi. Ne düşündüğünü hala anlamadığını fark etti. Karısı hakkında bildiği tek şey, Fabian'ın ona verdiği birkaç raporda yazanlardı.
İlişkileri iyiydi. En azından Hugo öyle düşünüyordu. Sohbetleri eğlenceliydi ve yatak odasında tutkuluydular. Ama gerçekten hiç konuşmamışlardı.
Lucia ona hiç kendi hakkında özel bir şey açıklamış mıydı? Öyle saf bir şekilde gülümsediği için Dük onun tüm kalbini kendisine gösterdiğini sanmış gibiydi.
Aniden aklına bir şey geldi ve Jerome'u çağırdı ve ona harcamalarının ayrıntılarını getirmesini emretti. Jerome kısa süre sonra belgelerle geri döndü.
“Peki ya doktor?”
“Onu çağırması için birini gönderdim.”
“Muayeneye ben de eşlik edeceğim.”
“Tabii, Majesteleri.”
Hugo belgeleri gözden geçirip ayrıntıları kontrol ederken bakışları soğudu. Bahçeyi dekore etmenin masrafları ve birkaç kez çay partisi vermenin maliyeti dışında başka bir kişisel kullanım geçmişi yoktu.
“Hiç terzi ya da kuyumcu çağırdı mı?”
“Hayır.”
“Çay partileri düzenlemesine ve birkaç kez dışarı çıkmasına rağmen mi?"
“Ailenin eski Düşeslerinin kullandığı elbiseler ve Taran ailesinden kalma takılar var. Elbiseler seçiliyor, onarılıyor ve giyiliyor, takılar ise kullanıldıktan sonra depoya geri götürülüyordu.”
Hugo kaşlarını iyice çattı. Açıklanamaz bir duyguydu. Üzgündü ama tam olarak neden üzgün olduğunu bilmiyordu.
‘İstediğin bu değil miydi?’
Bu sözler kafasının içinde yankılandı.
Öyleydi.
Umduğu şeyle evlenmişti. Sadece düşes olarak konumunu koruyan oyuncak bebek gibi bir eş.
Hugo’nun statüye ihtiyacı vardı ve bunun için evlenmesi gerekiyordu ama kocalık görevleri sıkıntılıydı, bu yüzden bir anlaşma yapmıştı. Sözleşme yapmıştı. Her ikisi için de faydalı bir sözleşme. En başından beri Lucia ihtiyaç duyduğu şeyin düşes unvanı olduğunu söylemişti. Hugo elbette onun düşes olmanın getirdiği zenginlik ve gücü istediğini düşünmüştü.
Evleneli çok olmamıştı ama artık biliyordu. Başından beri genç kadın onun serveti ve gücüyle ilgilenmiyordu.
Peki Hugo’yu bu kadar mutsuz eden şey tam olarak neydi? Onun gücünü veya servetini istememesi neden önemliydi ki? Kaybedeceği bir şey yoktu.
Aksine, bu aşırı karlı sözleşmeye kadeh kaldırmalıydı. Ama o bunun için ıstırap çekmeye devam ediyordu. Tam olarak neden bu kadar kötü bir ruh hali içinde olduğunu bilmek istiyordu.
Şu an, sanki ayaklarının altındaki zemin çökmüş gibiydi. Çaresiz hissediyordu, endişeli hissediyordu. Ama neden çaresiz ya da endişeli olduğunu bilmiyordu.
Tekrar düşüncelerine dalmak üzereyken Jerome'un sesi duyuldu.
“Doktor bekliyor.”
Magnec