Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

39. Bölüm Yeni Evliler (12)

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

 

Çay partisi sırasında Hugo bir toplantı yapıyordu. Hugo tebaası, şövalyeleri ve yerel lordlarla düzenli toplantılar düzenlemekteydi.

Onların bakış açısına göre ayda bir toplantı yapmak gelinen noktayı öğrenmek için yeterliydi ancak Hugo'nun diğer tüm toplantıları en az haftada bir kez yapılıyordu ve daha sonra sık sık bir araya gelinirdi.

Hugo’nun toplantı tarzı, toplantı sırasında gündeme getirilen konulara çözüm getirmeyi amaçlıyordu. Dolayısıyla o bir toplantıya girdiğinde insanlar ancak toplantı bittikten sonra ve yüzleri bitkin halde dışarı çıkabiliyordu. Birçok kez toplantının sabah başlayıp akşama kadar sürdüğü olmuştu.

Bugünkü toplantı da uzun sürmüş ve ancak çay partisi bittikten bir süre sonra tamamlanmıştı. Neyse ki akşam yemeği vakti henüz geçmemişti.

Şu anki vakit akşam yemeği yemek için biraz erkendi ama aynı zamanda belirli bir amacı olmayan bir zamandı, bu yüzden Hugo, Jerome'a ​​Lucia'nın nerede olduğunu sordu.

“Düşes hazretleri terasta.”

‘Ah. Çay partisi.’

Dük çay partisi olduğunu ancak şimdi hatırlıyordu.

‘Bu, hanımefendinin ilk etkinliği olduğu için, bir kutlama hediyesi göndermeye ne dersiniz?’

‘Lanet olsun.’ Dük, Jerome’un tavsiyesini hatırlayınca biraz sızlandı. Bir hediye göndermek niyetindeydi ama daha sonra bu tamamen aklından çıkmıştı.

Hugo’nun aklı dün başka bir şeye odaklanmıştı ve bugün de sabahtan beri bir toplantıdaydı ve dolayısıyla başka bir şey düşünmeye vakti olmamıştı. En azından bugün henüz sona ermemişti. Biraz geç de olsa hediye bugün verildiği sürece muhtemelen bir sorun olmazdı.

“Bu saatte hala çay partisi mi veriyor?”

“Hayır, Majesteleri. Partinin bitmesinin üstünden bir süre geçti. Majesteleri boş zamanını terasta geçiriyor. Ve… hanımefendi için herhangi bir hediye emri vermediğiniz için ben de inisiyatif kullanıp çiçek gönderdim ve terası süsledim.”

“Hm? Tamam, iyi yapmışsın.”

Beklendiği gibi, kahyası çok yetenekli biriydi.

“Terasta olduğunu söylemiştin, değil mi?”

Efendisinin sırtına bakmakta olan Jerome, Düşes’in çiçek hediyesini gerçekten de onun gönderip göndermediğinden şüphelendiğini söylemeye cesaret edemedi.

Bu olay inkar edilemez bir şekilde Jerome'un hatasıydı. Bir kahya olarak hayatında ilk defa hatasını efendisinden saklıyordu.

Utanç içinde boğulmakla meşgul olan Jerome'u görmezden gelen Hugo, terasa doğru yavaş yavaş ilerledi. Gün sona ererken, güneşin kızıl parıltısı terasta belirdi ve Hugo terasa ulaştığı anda yürümeyi bıraktı.

Lucia gözleri kapalı oturuyordu, masanın üzerinde elini çenesine dayamıştı. Teras sanki bir sessizlik battaniyesiyle kaplanmış gibiydi, bu ağır bir sessizlik değil, dingin ve sakin bir sessizlikti.

‘O ne düşünüyor acaba?’

Hugo onun derin düşüncelerini bölmek istemiyor ama aynı zamanda onun ne düşündüğünü de merak ediyordu ve onu hemen gerçek hayata döndürmek istiyordu. Onun huzurlu yüzüne baktığında, Dük’ün kalbi de sakinleşmeden edemedi. Genç kadın o kadar rahat ve huzurlu görünüyordu ki Hugo’nun nefesi kesilmişti.

Hugo yavaşça gözlerini kapattı ve sonra tekrar açtı. Bazen ona baktığında garip hissediyordu. Göğsüne baskı yapan bir şey varmış gibi hissediyor ve önünde ne olduğunu tam olarak anlayamıyordu, sanki bilinmeyen bir şey onu içten içe kemiriyormuş gibiydi.

Hoş bir duygu değildi ama bu duygu onu mutsuz ya da rahatsız etmiyordu. Her zaman net ve kesin olan hayatında, Lucia onun için bir yer bulamadığı bir yapboz parçasıydı.

Birden Lucia’nın gözleri açıldı. Adamın varlığını fark ettiğinde, yüzünde güneş ışığı gibi parlayan bir gülümseme yayıldı. Hugo bir an kaşlarını çattı. Kalbine aniden iğne batmış gibi hissetti ve ağrıyor gibi oldu.

Bugünlerde, Hugo’nun vücudunda anormal semptomlar ortaya çıkıp duruyordu. Şimdiye kadar hiç hastalanmamıştı ve yaralara gelince, vücudu çok hızlı iyileşirdi, bu yüzden hiçbir zaman doktora ihtiyacı olmazdı.

‘…O yaşlı deliyi çağırmalarını istemek zorunda mıyım?’

Neler geçiyordu aklından böyle? Philip'in yüzü Hugo’nun rüyalarında bile görmek istemediği bir yüzdü. Lucia hızla ayağa kalktı ve ona doğru koştu.

Son derece keyifli bir çay partisi, çiçeklerin mis kokusu ve yavaş yavaş batan güneşin yarattığı hüzünlü ama hoş kızıl ışık, hepsi yavaş yavaş genç kadının moralini yükseltmişti. Terasta sessiz huzurun tadını çıkarıyordu ve tam bu mutlu duygu doruğa ulaştığında Dük çıkagelmişti. Lucia, şu anda kabaran duygularını onun kollarına koşarak ifade ediyordu.

“Woah…”

Lucia aniden ona koştuğu için, Dük bir an afallamıştı. Beline sıkıca kollarını sararken genç kadın da başını onun göğsüne yaslayıp kollarının arasında gevşedi.

Dük onun yumuşak göğsünü vücuduna sararak karşılık verdi, sonra başını eğip Lucia’yı başının üstünden öptü. Genç kız daha önce hiç yapmadığı sevimli şeyler yapıyordu.

Bugünkü çay partisinde öğrendiği şey buysa, o zaman Dük onun her gün bir çay partisi düzenlemesini sorun etmezdi. Adam nazikçe gülümsedi, hafifçe çenesini tuttu ve ona yumuşak bir öpücük verdi.

“Çay partisi eğlenceli miydi?”

“Evet, hediye için teşekkürler.”

Hugo’nun gözleri hemen çiçeklerle kaplı terasa çevrildi. Görünüşe göre Jerome'un kendisi adına verdiği hediye Lucia’yı çok mutlu etmişti ve bu da onu memnun etti.

‘Kadınlar çiçekleri neden severler ki? Onları yiyemezler bile.’

Adam bunu anlayamıyordu ama her şeyden önce zaten kadın denen varlığı bir türlü anlayamamıştı. Dük’ün bakışları, güzelliklerini sergilemeye hevesli görünen parlak ve çiçek açan kırmızı çiçeklere yöneldi ve güller dikkatini çekti.

Gözleri hafifçe sertleşti.

‘Lütfen bana bir gül gönder.’

Birden aklına Lucia’nın daha önce söylediği bu sözler geldi. Sonra uğursuz bir önsezi hissetti.

‘Bunu ne zaman söylemişti?’

Dük’ün yürüyebildiği günden beri her şeyi hatırlayabilen olağanüstü hafızasında bir hata meydana gelmiş gibiydi.

Kalbi huzursuz ve çaresiz hale geldikçe hafızası daha düzensiz hale geliyordu. Sadece birkaç ay önce olan bir şeyin hatırasını hatırlamakta zorlanıyordu.

‘Doğru ya... Sözleşme... bir sözleşme yaptığımız gün bana söylediği bir koşuldu.’

‘Kalbimi kontrol edemediğimi düşünürsen, lütfen bana bir gül gönder.’

‘Bu... Lanet olsun.’