Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

75. Bölüm Zamanı Geldi

Çevirmen: Tomato / Editor: Venus

Fei şaşırmıştı, ama Brook'un ne söylediğini de hemen anladı. Durum adeta bir sömürgecilikti. Daha sonra da kafa sallayarak yeni bir soru sordu genç adam: ''Devam et, bu Askeri Tatbikat tam olarak nasıl işliyor?''

''Kralım, Zenit İmparatorluğu'nun geleneklerine göre, Askeri Tatbikat'ın iki formu vardır. İlk form, tüm  krallıkların en güçlü kişileri arasında yapılan bireysel savaşlardır. Her krallık, bu savaşa katılmaları üzere en güçlü altı büyücü ya da savaşçısını gönderebilir. İkinci form ise, krallıkların ordu birlikleri arasında yapılan savaştır. Her krallık, dört ayrı turda yapılıyor olan maçlara katılmaları için 100 elit askerini gönderebilir. Her savaş için on maç oluyor, seçim turu sırasında en fazla maçı kazanan krallıklar mevcut seviyelerini koruyor. Üstüne üstlük daha üst düzey bir krallığa meydan okuma fırsatı da alıp kazanırlarsa, o krallığın yerini alıp seviyelerini ilerletebiliyorlar.'' Brook, Chambord'un [Askeri Guru]'su, Kral Alexander'ın anlamayacağından endişelenip her şeyi detaylı bir şekilde açıklamıştı.

''Pekala, bizim son Askeri Tatbikat'taki performansımız nasıldı peki?''

Brook'un yüzü bir anda düşümüştü, salondaki diğer insanlar da başlarını eğmişlerdi. Atmosfer soğuk ve depresif bir hale girmişti. Bir süre geçtikten sonra Brook derin bir nefes alarak konuşmuştu, ''Majesteleri, aslında Chambord dördüncü seviye bir krallıktı ve diğer tüm bağlı krallıklar arasında bir etkiye sahipti. Ancak, üç yıl önceki Askeri Tatbikat'ta Hull ve Siyahtaş Krallıkları tarafından devamlı olarak yenildik ve bu, bizim altıncı seviyeye düşmemizle sonuçlandı. Bu nedenle, eğer sonraki Askeri Tatbikat'ta başarılı olamazsak, krallık statümüz ortadan kaldırılacak ve Chambord Kalesi, Zenit İmparatorluğu tarafından ödül olarak performansı iyi olan diğer krallıklara verilecek..''

''Bir yarışmada iki seviye düşmek mi?'' Fei şaşırmıştı, ''Dördüncü seviye bir krallık olduğumuzdan, gücümüz o kadar da zayıf olmamalı. Nasıl o derece kötü bir performans sergileyebildik?''

Fei konuştuktan sonra, salondaki atmosfer son derece garip bir hal almıştı.

Brook öksürerek tekrardan konuşmaya başladı: ''Majesteleri... Son yarışma... Maalesef, sonuncu Askeri Tatbikat'a iki ay kala eski kral vefat etti. Komutaya... Komutaya geçen sizdiniz. Eh, sizin zekanız da... Henüz normale dönmemiştiniz... Bu yüzden... Eh... Savaşını kazanan Bay Lampard haricinde, diğer 19 maçın tamamını kaybettik. Bu yüzden... Altıncı seviyeye düşürüldük.''

Fei bir anda utanmaya başlamıştı. Epey utanmaya başlamıştı hatta...

Şimdi Yönetim Salonu'ndaki tüm insanların neden yüzlerine garip bir ifade geçirdiklerini anlıyordu. ''Yani benim yüzümden böyle rezil bir konumdayız. Böyle fena kaybetmiş olmamızın nedeni, önceki Alexander'ın bir hayal kırıklığı olmasına bağlıymış. Ama bu konuda yapabileceğim hiçbir şey yok. Üç yaşındaki bir veledin zekasına sahip bir mal birlikleri komuta ediyorken, nasıl kaybetmeyebiliriz ki?''

''Öhö, öhö. Öyle olmuştu yani... Eh, haklısın. Hall ve Siyahtaş Krallıkları harbiden nefret dolu olmalı. Bu sefer kendimizi kurtarmalıyız... Brook, sen halledebilirsin bunu, derhal hazırlığa başla... Öhö öhö, bugünlük bu kadar. Toplantı sonlanmıştır, sonlanmıştır, hehehe... Hadi dağılın!''

Fei acayip utanmıştı kendinden. Bu yüzden en iyi seçiminin toplantıyı hemen sonlandırmak olduğunu düşündü.

Salondaki herkes kralın utancını görmüştü. Asiller selam verirken gözlerini kırmış ve salonu terk etmişti; Drogba, Pierce ve diğer elemanlar acımasızca gülmüşlerdi. Onlar da Fei'ye bir göz kırpmış ve arkalarını dönerek sarayı terk etmişlerdi. Fei onlara orta parmak çekmemek için kendisini zor tutmuştu.

Brook dışındaki herkes gitmişti.

''Ordu kumandanım, raporlamanız gereken başka bir şey var mı?''

Brook aniden diz çökmüş ve yüzüne yalvarırcasına bir ifade geçirerek, ''Kralım, lütfen bu küstah isteğime kulak verin. Chambord'un Hapishanesi’ni ve Su Zindanı'nı yenilenemenizi istiyorum. Bay Peter Cech krallığa son derece sadık bir insan olmasına rağmen, eski Başbakan Bazzer ile bir araya gelmek istemediğinden dolayı vatan hainliğiyle suçlanıp yargılandı. Bay Peter Cech gibi, suçlanmış birçok masum insan var Hapishane'de ve Su Zindanı'nda. Brook, Majesteleri'nin bu adaletsizliği temizleyip, masum insanları affetmesini ısrarla rica ediyor.''

''Peter Cech?''

Bu isim Fei'ye tanıdık gelmişti. Biraz düşündükten sonra, Brook'tan bu dünya ile alakalı bilgi aldığı gece bu ismi duyduğunu hatırladı. Peter Cech, Kralın Gardiyanları’nın eski Birinci Komutan'ı ve Brook'un üstüydü; ancak Bazzer'ı gücendirmesinin ardından hapse atılmıştı ve Fei, onunla karşılaşma şansını hiç yakalayamamıştı.

Brook'un yüzündeki son derece endişeli ifadeye bakarak, Fei, Birinci Komutan Peter Cech'in doğru ve dürüst bir savaşçı olduğunu anlamıştı. Dahası, Yıldız Seviyesi'nde olan Brook'un üstünde olmalıydı savaşçılık özelliği olarak, yani Cech'in gücü, Yıldız Seviyesi'nin ötesinde olmalıydı. Bu tip ustalar Chambord'un çoğunlukla en çok ihtiyacı olan şeylerdi.

''Şu Hapishane ve Su Zindanı'na gidip emrimi ilet. Bekçi Oleg'e, hapishaneyi tekrar organize etmesini ve tüm sorgu ve işkenceyi durdurmasını söyle. Bu öğleden sonra korumalarımla hapishaneyi ziyaret edip, her bir mahkumun dosyalarını gözden geçireceğim.''

Brook bir anda afallamıştı. Son derece minnettar bir şekilde selam vererek arkasını döndü ve saraydan ayrıldı.

Fei üç ya da dört metrelik tahtının üzerinde sessizce oturuyordu. Boş Yönetim Salonu'na baktığı sırada aklına birçok düşünce geliyordu. Bir kral olarak emirler verdiği ilk seferdi bu. Kontrol etme hissi son derece tatmin ediciydi. Şu andan itibaren, krallığın üstün lider olmalıydı. Chambord yeni doğmuş ve yürümekte zorlanan bir çocuk gibi zayıf olsa da şu anda, büyülü Diablo Dünyası'nın desteğine sahip olan Fei için mükemmel bir noktaydı bu. Bir gün, bunu tüm Azeroth Kıtası'nı sallamak ve harekete geçirmek için kullanacaktı.

''Umarım Bekçi Oleg malın teki değildir. Eğer bu şekilde neyi ifade ettiğimi anlayabilirse, Hapishane'sinde ve Su Zindanı'nında yarım günde değişiklikler yapıp geçmişteki hatalarının birazını düzeltecektir.''

Gizemli bir gülümseme gelmişti Fei'nin yüzüne.

Diablo Dünyası'na girip gücünü artırmak istiyor olsa da, direkt Brook ile gidip Hapishane ve Su Zindanı'nı yenilememesinin asıl nedeni, Bekçi Oleg'e hazırlanmak için biraz zaman vermek istemesiydi. Oleg Bazzer'ın yardımcılarından biriydi ve birçok hata yapmıştı. Ayrıca ölümden çok korkuyordu ve cesur bir savaşçı da değildi. Ancak, bir Yıldız Savaşçısı'ydı ve dünkü, taş köprünün üzerindeki coşkulu savaşta biraz itibar kazanmıştı. Fei ona bir şans vermek istemişti bu yüzden; yarım gün, onun, hatalarından birkaçını telafi etmesi için yeterliydi. Bu şekilde Fei, onun yaşamasına izin vermek için de bir neden elde etmiş oluyordu.

''Fernando, git ve Bast Amca'yı bul. Tüm Hapishane ve Su Zindanı'na dair bilgilerle alakalı bir doküman hazırlaması gerektiğini söyle. Her bir mahkum için detaylı bilgiler sağlayabilirse, bu daha da iyi olur.'' Fei, yanındaki genç koruması Fernando Torres'e seslendi.

''Nasıl isterseniz, Majesteleri! Ancak, Bay Bast Hapishane ve Su Zindanı'nı kontrol etmiyor, korkarım ki onun bu konuda çok fazla bilgisi olmayabilir...''

Fei gülümseyerek kafasını salladı, ''Fernando, endişe etme ve sadece gidip bunu ona bildir.''

Fei, salondan ayrılan sarışın çocuğu izlerken çenesini sıvazlıyordu.

''Nasıl Bast Hapishane ve Su Zindanı'nda işlerin nasıl işlediğini bilmiyor olabilir ki?'' Fei, o yaşlı tilkinin Chambord'a dair bilmediği hiçbir şeyin olmadığına belden aşağısına iddiaya girerdi. Biliyordu ki onun kayınpederi, görüldüğü kadar basit bir adam değildi. Hatta belki de o ve bir numaralı savaşçı Frank Lampard, bugüne gelmek için hazırlanıyorlardı!

***

Diablo Dünyası.

[Yalın Soğuk]'un sınırında, kara bulutlar tüm gökyüzünü kaplamıştı ve yağmur sesleri bir ritim oluşturuyordu.

Hafif bir uğultunun ardından, [Ölüm Büyücüsü Fei] gökyüzünden düşmüş, yaratık ve şeytanların cesetlerinin üstüne inmişti. Burası adeta kanla boyanmıştı, cesetler; kan, uzuvlar her yere saçılmıştı. Koskocaman kurt sinekleri Fei'nin ani ortaya çıkışıyla birlikte uçuşmaya başlamışlardı. Fei, Diablo Dünyası'na girmeyeli epey olmuştu ve Fei'nin peşindeki yaratık ve şeytanlar dağılmıştı.

Fei yaratıklardan düşmüş birkaç değerli eşyayı aldı ve bir [Portal Parşömeni] kullanarak geri dönmesinin ardından, [Akıncı Kampı]'na doğru yürümeye başladı. Kadın Demirci Charsi'yi bularak ihtiyacı olmayan tüm eşyaları bu somurtkan NPC'ye hızlı bir şekilde sattı.

Vahşi doğaya geri dönüp seviye atlamayı tercih etmemişti.

Ölüm Büyücüsü'nden çıkıp 3D karakter seçim ekranına döndü. Genç adam, tereddüt etmeden Barbar'ı seçerek Diablo Dünyası'na geri girdi.

[Barbar Fei] [Akıncı Kampı]'nda bir kere daha ortaya çıkmıştı.

Üçüncü görev [Unutulmuş Kule], Fei o ''müstehcen'' Cain'i kurtardığı anda çoktan aktifleşmişti. Bu yüzden bir NPC bulup görev alması gerekmiyordu. Kashya'ya, kampın Askeri Lideri'ne doğru yürüyüp ateşli hatun Elena'yı tekrar buldu.

''Bay Fei, sonunda geldiniz!''

Fei'nin varışını gördükten sonra Elena resmen deli gibi mutlu olmuştu. Eşsiz bir gülümseme yüzünde belirmiş, çadırından Fei'ye doğru koşmuştu.

Bir düzine genç ve güzel akıncı da Elena'yı takip etmişti. Kıkırdayıp gülerek, Fei'ye merak ve kıskançlıkla bakıyorlardı.