İşemese iyiydi yav kim temizleyecek şimdi
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
69. Bölüm Diz Çök ve Ayakkabılarımı Öp! (2)
Kralın bir başka mucizeyi daha gerçekleştirerek o küçük çocuğun hayatını büyülü bir şekilde kurtarmasının ardından, etraftaki Chambord vatandaşları sevinç çığlıklarını tutamamıştı.
‘’Angela, ne olduğunu anlat bana.’’
Fei çocuğun ayağa kalkmasını sağladıktan sonra, ona göz kulak olması için bir askerin yanına göndermişti onu. Gururlu bir şekilde gülerek kışkırtıcı bir tavır içerisinde olmaya devam eden İmparatorluk Süvarisi’ne bakmasının ardından, arkasına dönüp sormuştu.
Masum yüzünü kaplayan öfkeli bir ifadeyle birlikte Angela Fei’nin ellerini sıkıca tutarak, kulağına bir şeyler fısıldamıştı. Fei’nin yüz ifadesi aniden değişmişti. Dinledikçe daha da öfkeleniyordu genç kız; durdurulamaz bir öfke kalbinde yanmaya başlamış ve ifadesi, buz gibi soğuk olmuştu. Keskin ve ölümcül bir his, vücudundan istemsizce yayılmaya başlamıştı.
Bu, şu pis süvarilerin sarhoş taklidi yaparak Angela ve Emma’nın yanlarındaki kızlara dokunmaya çalışmasıyla başlamıştı. Kızlar başta, bu süvariler, ana imparatorlukları olan Zenit’ten geliyor oldukları için hoşgörü göstermiş olsalar da, süvarilerin doymak bilmez bir şekilde Angela’ya dahi dokunmaya cüret edip, onun Şövalye Kaptanı Semak’a eşlik etmesini, onunla içip dans etmesini ısrarla istemişlerdi. Utanmaz ve kaba tavırları, Chambord’un genç vatandaşlarını öfkelendirmişti. Enerjik delikanlılar, Büyük Kral Alexander’ın nişanlısına böylesine hakaret edilmesine nasıl müsaade edebilirlerdi ki? Ayağa kalkıp süvariyi azarlamışlardı ve iki taraf da birbirleriyle itişip kakışmaya başlamıştı, ama kısa bir süre içerisinde bir Zenit Süvarisi kılıcını çekmiş ve hemen karşısındaki gencin boynuna bir kesik atmıştı.
Fei, Angela’nın anlattığı hikayeyi tümüyle, sabırlı bir şekilde dinlemişti. Daha sonra nişanlısının omzuna yavaşça dokunmuş ve ona rahatlamasını söylemişti. Ardından ayağa kalkmış ve Emma ile diğer genç adamların oluşturduğu ‘’etten duvar’’ı bozup onları ayırmış, kargaşanın en önünde dikilmeye başlamıştı.
‘’Oh, sen Kral Alexander’ın, değil mi?’’
Şövalye Kaptanı Semak, süvarilerin merkezindeydi. Bir demet yıldız tarafından sarmalanmış bir Ay gibi görünüyordu. Yumruklarını sıkmış ve kollarını göğsünde bağlayarak birkaç adım ileri çıkmıştı. Fei’ye kibirli tavrıyla birlikte biraz baktıktan sonra yumuşak bir şekilde konuşmaya başladı: ‘’Majesteleri, Chambord’un misafirlerine nasıl davrandığına bakınca, ciddi anlamda rahatsız oldum. Gördüğünüz üzere, adamlarım kraliçeyi yalnızca bir dansa kaldırmak istemişti; ancak bazı vatandaşlarınız onları engellemeye ve bize, nedensiz bir şekilde hakaret etmeye başladı…’’
Doğrusunu söylemek gerekirse, Şövalye Kaptanı Semak, Alexander ismindeki krala hiç saygı duymuyordu. Daha çok ona bir köylü gibi bakıyor ve onu küçümsüyordu. Zenit İmparatorluğu’na bağlı birçok krallık vardı ve en güçsüz, altıncı seviyede olan krallıkların kralları, kendi gözünde St. Petersburg’daki rotacılardan dahi düşük seviyedeydi. Bu nedenle, aşağılayıcılığını ve küçümseyiciliğini birazcık bile gizlemeden konuşmaya devam etmişti, ‘’Her ne kadar keyfim kaçmış ve neşem kaybolmuş olsa da, eğer kraliçe bizim için o mükemmel vücuduyla bir yuvarlak masa dansı yaparsa, hiçbir şey olmamış gibi davranabilirim…’’
Konuşmasının ardından, etraftaki Chambord vatandaşları küfürler savurmaya ve bağırmaya başlamışlardı. Azeroth Kıtası’nda, yuvarlak masa dansı, fahişelerin erkekleri tatmin etmek için yaptığı uygunsuz ve aşırı bir danstı. Geleceğin kraliçesinden böyle bir dansı yapmasını istemek, tüm zamanların en büyük hakareti dahi olabilirdi.
Şövalye Kaptanı Semak ise, kalabalığın öfkesini ve küfürlerini hiç de umursıyormuş gibi görünüyordu.
Yüzündeki küçümseyici ve saygısız ifadeyle birlikte olan gülüşü, o sanki herkesin hayatını kontrol eden yüksek seviyeli bir imparatormuş da, karşındakiler de köleleriymiş gibiydi. Aniden elini kaldırmış ve Fei’nin arkasında duran Emma’yı işaret ederek, devam etmişti: ‘’Majesteleri, bir şey daha var. Şu küçük sarışın hizmetçinizin bu gece lejyonun köşküne gelerek bana güzel bir gece geçirtmesini sağlayın lütfen! Bu ona oldukça onur verecektir, minnettar olmalı, hahaha… Ah, doğru, şu düşük sınıflı veledi kurtarmak için kullandığınız büyülü iksirle de ilgileniyorum, onun tamamını bana verin. Eğer bunların tamamını sorunsuzca yapabilirseniz, Zenit İmparatorluğu Chambord’u saygısızlığından dolayı cezalandırmayacaktır.’’
Konuşmasının ardından Semak, Fei’ye küçümseyici gözlerle bakmaya başlamıştı.
Böyle krallıklardaki kral ve bakanlar fakir dilencilerle eşdeğerdi. Krallıklarının Zenit İmparatorluğu tarafından korunmaya devam ettiğinden emin olmak amaçlı bir şekilde, Semak’ı memnun etmek için her şeyi yapıyorlardı. Bağlı olan seviye beş bir krallık, yeni evlendirilecek olan güzel kraliçelerini dahi Semak’a, İmparatorluk Şövalyeleri Kaptanı’na hizmet etmeye zorlayabilirdi bu gece için. Semak’ın gözlerinde bugünkü isteği ve davranışları ekstra bir ödül gibiydi, önündeki cahil ve genç kral, işlerini daha da kolaylaştıracaktı.
Semak’ın kafası o anda biraz karışmıştı, kendi bölgeleri içerisinde son derece özel ve üstün bir otoriteye sahip olan kralların kendi önünde memnuniyet verici ifadelerle diz çöküşünü görmeyi çok seviyordu. Bu ona sanki bir toprak kazanıyormuşçasına heyecan veriyordu.
Ama bugün, Semak beklediği heyecanı alamamıştı; şaşırtıcı bir şekilde önündeki genç kralın yüzündeki garip ifadeyle öylece beklemeye devam ettiğini görmüştü. Kral soğuk ve sakindi; Semak’ı memnun etmek ya da ona yalakalık yapmak için herhangi bir ifade de yerleştirmemişti yüzüne.
Aniden, Semak’ın gülümsemesi kaybolmuştu.
‘’Genç ve cahil kral, benim sabrımın da bir sınırı var. Lütfen istediğim şeyi hızlıca yapın. Aksi takdirde, hehehe, emin olun, küçük krallığınız Şövalye Kaptanı’nın öfkesiyle başa çıkmayı başaramayacaktır…’’
Semak’ın ‘’ültimatom’’uyla eş zamanlı bir şekilde, kırmızı pelerinli süvariler, ‘’Tink, tink, tink!’’ sesleriyle keskin kılıçlarını kınlarından çıkarmış ve Fei’ye tehditkar ve vahşi bir şekilde bakmaya başlamıştı. Pis ve iğrenç ifadeler belirmişti yüzlerinde, bir yandan da kılıçlarıyla zırhlarına vurarak büyük çınlama sesleri oluşturuyorlardı.
Daha önce, bu taktik her zaman beş ya da altıncı seviye olan küçük krallıklara karşı etkili olmuştu. Bazı krallar dirençli olsa bile, bu tip hareketleri gördükten sonra neredeyse altlarına ediyor ve diz çökerek, hayatları için yalvarmaya başlıyorlardı. O anda, süvariler neredeyse kralın buna katlanarak, büyüleyici kraliçenin bir yuvarlak masa dansı yapmasına izin verdiğini görebiliyorlardı…
Ancak…
‘’Şövalye Kaptanı Semak, size bir soru sormak istiyorum izninizle…’’ Fei’nin gözlerinin içi bomboştu sanki, içeride herhangi bir sıcaklık bulunmuyordu. Sesi resmiydi ve yavaş yavaş yükseliyordu.
‘’Elbette bu yuvarlak masa dansına o sarışın hizmetçi de katılıp mükemmel kraliçesine eşlik edebilir, hahaha…’’ Semak Fei’nin direncinin çoktan kırıldığına kanaat getirmişti bir anda. ‘’Evet evet, kraliçenin zaten kanla kaplanmış o elbisesini çıkarmasında--’’
‘’Pekala piç herifler, nasıl ölmek istersiniz?’’
Genç kralın cevabı netti ve bir anda, süvarilerin zihinlerine bıçak gibi saplanmıştı.
‘’Ne? Ne… Ne dedin sen?’’ Tüm süvariler eş zamanlı bir şekilde birbirlerine bakmaya başlamışlardı.
Egoist süvariler, söyleneni yeterince hızlı bir şekilde işleyememişlerdi zihinlerinde. ‘’Ne?... Altıncı seviye bir krallık, asilzade İmparatorluk Şövalyeleri Kaptanı’na böyle bir şeyi söylemeye nasıl cüret edebilir? Tahtından indirilmek mi istiyor?’’
‘’Ne dedin lan sen, değersiz herif? Ne dediğinin farkında mısın?’’
Semak’ın ifadesinin gittikçe soğuklaştığını gördükten sonra, küçük çocuğun boğazını kesmiş olan şövalye sessizliğini bozarak bunun, Şövalye Kaptanı’na yağcılık yapmak için en uygun zaman olduğunu hissetmişti. Fei’ye doğru kibirli bir şekilde ilerlemiş ve kılıcını onun burnuna doğru tutarak, ‘’Seni utanmaz, kibirli piç! Gerçekten de yüksek seviyeli ve güçlü bir kral olduğunu falan mı sandın?! Diz çök ve İmparatorluk Şövalyeleri Kaptanı’nın botlarını öp ve özür dile, yoksa…’’
‘’Bam!’’
Boğuk bir ses, onun sesini kesivermişti bir anda.
Süvari konuşmasını dahi bitirememişken, aniden bir şeyin ona vurduğunu hissetmişti. Şok olmuş ve kafası karışmış bir şekilde aşağıya doğru bakmıştı. Hemen sonra ise yüzünde, tasavvur edilemez bir ifade belirdi. Bu eşsiz dehşetle birlikte çığlık atmak istemiş olsa da, ağzını açtığı anda kan ağzında dolup taşmaya başlamış ve hiçbir ses çıkaramamıştı.
Üstünden kendi kanının damlamaya devam ediyor olduğu bir yumruk, sırtından dışarı çıkmıştı.
Nefes sesleri kesilmişti. Hiç kimsenin nefes almadığı anlaşılabiliyordu o sessizlikten…
Herkes, asker saçma sapan bir şekilde bağırıyorken sessiz kalan Alexander’ın, aniden bu pervasız ve lakayıt süvarinin göğsüne yumruğunu geçirdiğini görmüştü. Korkutucu çatırdama seslerinden sonra, 12. Seviye Barbar’ın gücü hiçbir kısıtlamaya maruz kalmadan serbest bırakılmıştı. Yumruk direkt olarak süvarinin vücudunu delmiş ve arka taraftan çıkarak kendini göstermişti, bir anda tüm iç organ ve kemikler parçalara ayrılmıştı.
Herkes şok olmuş durumdaydı.
‘’Bu nasıl bir güç böyle?! Çıplak bir yumrukla, nasıl bir insan vücudunda kocaman bir delik açılabilir?!’’
Daha çok şok edici olan şey ise henüz gelmemişti tabii. Alexander sonraki saniyede kolunu sallayarak, tüm bir cesedi resmen kıymaya çevirmişti. Fırlayan parçalar, yerlere saçılıp et yığınları oluşturuyordu…
Bir kere daha tüm sesler kesilmişti, nefessizlikten ölebilirlerdi bile...
Şövalye Kaptanı Semak da bu kanlı sahneyle şaşkına dönmüş ve birkaç adım geri çekilmişti. Diğer kırmızı pelerinli süvariler daha da şaşkındı; korku gözlerini doldurmuştu. Üzerlerinden buharlar çıkan ‘’kıyma’’ yığınlarını gördükleri anda, kılıçlarını tutan elleri titremeye başlamıştı.
Tüm meydan sessizliğe gömülmüştü; birisi bir iğne düşürse, herkes bunu duyabilirdi.
‘’Tanrım! Kral Alexander Zenit’in Kraliyet Taç Giyme Töreni Lejyonu’ndan bir askeri öldürdü!’’ Şok edici olay resmen herkesin zihnini boşaltmıştı… Ama aynı zamanda, Chambord’un tüm insanları son derece heyecan dolmuş, heyecandan titremeye başlamışlardı.
‘’Normalde bir kere sormak yeterli olurdu, ama sizin kıt beyinleriniz anlamakta güçlük çekeceğinden; bir kere daha soruyorum. Şeref yoksunu piç kuruları, nasıl ölmek istiyorsunuz?’’
Bir Zenit Süvarisi’ni can sıkıcı bir sineği eziyormuşçasına öldüren Fei’nin ifadesi, hala değişmemişti. Semak ve diğer süvarilere doğru yavaşça yaklaşırken yumruğunu, üzerindeki kandan kurtulmak için sallamıştı. Sesinde dondurucu bir soğuk vardı ve bakışları, kılıç gibi keskindi. Gözlerindeki kana susamış niyet ile birlikte, vahşi köpeklerin dahi yiyemeyeceği çürümüş cesetlere bakar gibi bakıyordu rakiplerine.
‘’Bir İmparatorluk Süvarisi’ni öldürmeye nasıl cüret edersin?!’’ Baştaki şokunun ardından, Şövalye Kaptanı Semak öfkelenmeye başlamıştı. Çiftleşeceği eşini ellerinden kaçırmış bir köpek gibi, öfkeden titremeye başlamış bir şekilde Fei’yi işaret etmiş ve bağırmıştı. ‘’Bittin! Bittin sen! Chambord bitti! Bunu en başından itibaren bildireceğim, Chambord Krallığı artık Zenit İmparatorluğu’nun düşmanı. Korkuyla titremeye şimdiden başla! Kalen yerle bir edilecek!’’
‘’Oh, gerçekten mi?’’ Fei küçümseyici bir ifadeyle cevap verdi, ‘’Gerçekten iyi… Biz şimdi düşmanız o zaman, değil mi? Öyleyse ne olmuş? Zenit İmparatorluğu bu kadar güçlü mü? Chambord’un yerle bir edilip edilmeyeceğini söylemek güç, ama şüphesiz şunu söyleyebiliriz ki, sizden tek bir kişi bile Chambord’dan canlı bir şekilde ayrılamayacak.’’
Konuşmasının ardından hızlıca bağırmıştı, ‘’Pierce ve Brook nerede?’’
Bağırışın ardından Pierce ve Brook sonunda kalabalığın arasından geçip bir dizlerini yere koymalarının ardından, krallarının çağrısını cevaplamışlardı: ‘’Kral Alexander, emriniz nedir?’’
‘’Sivilleri boşaltın! Kralın gardiyanlarını toplayın, kapıları kapatın ve şehirdeki karışıklığı sıfıra indirin. Daha sonra, Taş Giyme Töreni Lejyonu’nun köşkünün etrafını sarın ve emrimi bekleyin. Direnmeye çalışan herkes, anında infaz edilecektir!’’
‘’Ah?’’
Böyle bir emri duyduktan sonra, ihtiyatlı ve deneyimli Brook şaşırmıştı, ‘’Majesteleri Zenit İmparatorluğu ile bir savaş başlatmayı mı planlıyor?’’
Kalın kafalı Pierce bile o anda, duyduğu emri kavramakta zorluk çekiyordu.
Karşı tarafta.
Öfkeyle çileden çıkmış Şövalye Kaptanı Semak, duyduklarından sonra gülmeye başlamıştı. ‘’Hahaha, mükemmel! Süper, çok iyi! Seni cahil ve pervasız herif, değersiz aptal! Lejyon’un konağının etrafını sarıp, İmparatorluk’u karşına alacaksın, ha? Bu çok komik, hahaha… Lejyon’daki altı yüz süvari, tüm Chambord Kalesi’ni kolayca yerle bir edebilir. Görünüşe göre bu aptal krallık daha fazla var olamayacak… Hahaha, ilk senin kafanı kesecek, sonra tüm kaledeki erkekleri öldürüp kanınla kaleyi boyayacak, daha sonra da tüm kadınları köle yapacağım!’’
Bir yandan konuşurken, Semak kılıcını çekmişti. Sarı renkli bir toprak enerjisi vücudunu kaplamış ve belli belirsiz iki adet yıldız, alnının üstünde belirmişti. Bu, İki Yıldız Seviyesi’ndeki bir savaşçının işaretiydi.
‘’[Kaya Patlaması]!’’
Semak öldürmeye niyetlenmişti. Bu yüzden savaş enerjisi tekniklerini derhal kullanmaya başlamıştı. İlk saldırıyı yapmış ve bağırmıştı. Kılıcı, kendisi yere adım atıp Fei’ye sarı renkli toprak enerjisiyle hücum ettiği gibi parıldamış ve Fei’ye, dağ gibi bir baskıyla vahşice savrulmuştu.
‘’Heh, yalnızca bir İki Yıldız Savaşçısı’sın, önümde böylesine şahlanmaya nasıl cesaret edebiliyorsun? Ölümünü arıyorsun herhalde!’’
Fei soğukça bir ‘’hmph’’ çekmiş ve orada durmaya devam etmişti. Beyaz bir ışık parıldamış ve daha sonra, [Fırtına Kılıcı] ellerinde belirmişti. Altın kılıcını savurarak onun çift elli şövalye kılıcıyla çarpışmasını sağlamıştı hemen. Birkaç metal çarpışma sesinin ve kıvılcımların ardından, Semak’ın sarı enerji kalkanı parçalara ayrılmış ve çift elli şövalye kılıcı adeta parçalanmıştı. Geri tepmiş durumdaydı ve kan, ağzından sızmaya başlamıştı.
Adamın gözleri kocaman açılmıştı, belli ki olanlara inanamıyordu.
‘’Nasıl… Sen nasıl böylesine bir güce sahip olabilirsin?’’
Semak yere düşmeden hemen önce, ilerideki kocaman taş heykellerden birine gömülmüştü. Ağzından akan kanları durduramıyordu. Yüzü şok ve inançsızlıkla dolmuştu ve ayağa kalkmak için heykele tutunmaya çalışmıştı
Fei onu görmezden geldi. Ayağını yere vurmuş ve ileriye fırlamıştı. Altın kılıcı, aniden altın ışıklara dönüşmeye başlamıştı. Tofu kesiyormuşçasına oluşan sesler ortaya çıkmış ve sekiz kırmızı pelerinli süvarinin sekizi, kanayan boyunlarını tutmaya başlamıştı. Yere düşerek titremeye başladıkları gibi çığlıklar koparmışlardı. Boyunları kesilerek açılmış ve kan köpükleri, akciğerlerini tıkamıştı. Büyük miktarda bir acıyı çekiyor olsalar da hızlıca ölemiyorlardı. Deli gibi çırpınıyorlardı orada…
Hayatta kalan tek süvari ise tam anlamıyla taşlaşmıştı; tüm gücünü kaybetmişti sanki. ‘’Tink!’’ Kılıcı ellerinin arasından kaymış ve yere düşmüştü; bacakları titriyordu, pis ve iğrenç bir koku bacaklarının arasından yayılmaya başlamıştı. Herif öylesine korkmuştu ki, altına işemişti.
‘’Buraya gel, diz çök ve botlarımı öp!’’
Fei soğuk bir şekilde süvariye bakarak emretmişti. Bu, bu süvarinin onları kışkırtırken söylediği şeydi, Fei de bunu, ona hızlıca iade etmişti.
Magnec