Efenim bizim kralında ne fantezileri varmış yav ?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
60. Bölüm İşkence
'Bir kere şanslı olduğumda hiçbir şey beni durduramıyor... Hahaha, oğlum var ya, ben Chambord değil Şans Kralı'yım!''
Fei zar zor birlikte tutabildiği zırhını çıkararak, Barbar'ın alt zırhını göstermişti. Delici oklar son derece etkiliydi ve [Arktik Kürk]'ün üstünde göçükler dahi oluşturmuştu. Zırhtan geçen oklardan gelen şiddet Fei'nin vücuduna biraz da olsa zarar vermişti.
''Harbiden de ölü numarası yapmak efsane pratik bir şey!''
Fei kemerinden bir [Orta Can İksiri] çıkarmış ve bir yudum almıştı. Yararlı hızlıca iyileşmiş ve kemiklerinin derinlerinden gelen acı ve sızlamalar yok olmuştu. Tüm şişeyi içmeye cesaret edememişti tabii.... Şişeyi geri kemerine koyduğunda; aşağı yukarı altıda biri hala duruyordu.
İyileşmesinin ardından Fei, karanlık ve siyah çadırın içini gözlemlemeye başlamıştı. Sayısız yaratığın cesedi burada çürümüş ve ekşimiş gibi pis bir koku vardı burada. Titreyen mavi ateşin ışığı ise, sessiz ortamla birleşerek korkutucu bir hal alıyordu.
Fei'nin gözleri, en nihayetinde birkaç siyah ipe çarpmıştı. Elbette gözleri gördükleriyle beraber parlamıştı, aklına iyi bir fikir gelmişti. Baygın büyücüyü bağlamaya karar vermişti. Bu zavallıyı öldürmek istemiyordu; onun gözünde, yaşayan bir Dört Yıldız Büyücüsü, cesedinden çok daha değerliydi. Bu büyücü kendi kontrolü altında olduğu sürece, içinde muhtemelen her türlü bilgi bulunan büyücünün beyni bir hazineyle eşdeğerdi. Chambord, kıtadaki uzak bölgelerden birisinde olan bir krallıktı yalnızca. Azertoh Kıtası'nda, Lampard ve Brook'un açıklamayı dahi başaramayacağı bir sürü şey olmalıydı. Fei, direkt olarak büyücünün ağzından daha fazla bilgi almak istemişti.
Fei ipleri kaptığı gibi şeytani bir şekilde güldü. ''Hahahaha! Bu yaşlı lavuğu nasıl bağlasam acaba?''
Mahkumları bağlamak son derece iyi teknikler gerektiren bir işti. Eğer düzgünce bağlanmazsa, bir mahkum hızlıca bağları gevşetebilir ve kaçabilirdi. Ancak Fei'nin 18 yaş üstü, bilgisayarında ancak büyük bir ustalık ve ezber işiyle ulaşılabilen bir konumda olan S&M* videolarındaki ustalığı bu sorunu parçalayıp atabilirdi. Aklındaki teorileri kafasında test etmeye gerek duymamıştı.
Birkaç dakika sonra.
''Eh, sonunda!'' Fei, ''projesi''ne baktığı gibi bir alkış tutmuştu kendisine.
Zavallı Dört Yıldız Büyücüsü'nün dört bir yanını bağlamış ve adamı mantıya çevirmişti resmen, altı adet ip kullanmış ve on iki bağlama yöntemini gözler önüne sermişti. Bir düğümü de ip büyücünün yüzünün etrafında dolaşıyorken, büyücünün ağzına sıkıştırmıştı. Bu şekilde büyücü daha sonra uyansa da, herhangi bir büyü ilahisini söylemesi mümkün olmayacaktı.
Elbette, bu son da değildi.
Fei son derece uyanık bir insandı. Güvenliğini garanti etmek için, güdük bir ahşap çubuk alıp utanmaz ve acımasız bir şekilde herifin arkasından sokuvermişti. Bundan sonra bu çubuk ile ipi bir araya getirerek birbirlerine bağlamıştı; eğer büyücü biraz bile mücadele etmeye çalışırsa ip çubuğu hareket ettirecek ve çubuk, devamlı olarak herife arkadan girmeye devam edecekti. Bu acı en sert adamı bile bayıltabilirdi.
Bundan sonra bile, Fei yeterince güvende hissetmiyordu. Dört Yıldız Seviyesi'ndeki bir büyücü onun için fazla güçlüydü. Eğer bu herif ipleri çözmek için bir yola sahipse ne olurdu?.. Biraz düşündükten sonra, Fei, büyücünün kemik ve uzuvlarını ezmeye karar vermişti. Baygın büyücünün refleksif bir şekilde agresifçe çırpındığını ve zavallı adamın ağzından kan ve köpük gelmeye başladığını görmesinin ardından ise, Fei, bu büyücünün yakın zamanda uyanamayacağını anlamış ve yüzündeki alaylı gülümsemeyle, planını başlatmıştı.
***
Düşman üssünde.
Kalan askerler, eşyalarını toparlıyor ve hızlıca geri çekilmeye hazırlanıyordu. On dakika önce, bir gözcü hızlıca dönmüş ve gözcü takımının, Zenit İmparatorluğu'nun birliklerinin izlerini keşfettiğini rapor etmişti. Chambord yönünde ilerledikleri neredeyse kesindi. Bu, gümüş maskeli şövalyeyi direkt olarak Chambord Kalesi'ni kuşatmayı bırakmaya itmişti. O da Zenit İmparatorluğu'ndan gelen destek kuvvetlerinin geri çekilmeleri için son derece büyük bir neden olduğunu biliyordu. Köprünün yıkılmasının ardından, ordusunun Chambord Kalesi'ni düşürmesi için hiçbir yol kalmamıştı.
Hepsinin üstünde, neredeyse hiçbir askeri bu kalenin yakınlarında savaşmak istemiyordu artık. Bugün elit askerlerin cesaretini un ufak eden olaydan sonra; askerlerin tek istediği bu şeytani araziden ayrılmak ve bir daha hiçbir zaman bu kaleyi nehrin karşısından hayatları boyunca görmemekti.
Üsteki her şey bir şeyleri aceleyle paketliyordu, oldukça karmaşık bir hale giriyordu işler bu şekilde. Büyücünün çadırının dışında iki düşman askeri vardı. Bu korumalar gümüş maskeli şövalye tarafından öğretmenine, yani ustasına hediye edilmişti. İkisi de uzun ve kuvvetli görünüyordu. Büyücünün onları gevşemiş bir şekilde bulmasından korkuyorlardı. Bugünden önce on dört asker büyücü tarafından bir nedenden ötürü deneyleri için laboratuvar fareleri olarak alınmıştı. Bu on dört zavallı ruh ölmeden önce inanılmaz derecede acı verici olan bir işkence çekmiştir şüphesiz. Vahşi yaratıklar gibi çığlıklar atarak feryatlar etmişlerdi ve üsteki tüm askerlerin kabus görmesine neden olmuşlardı.
İkisi de kuşatmanın olabildiğince hızlı sonlanmasını istiyordu. Birlikler bir kere geri çekildiğinde, bu şeytani büyücüyü daha fazla korumak zorunda olmayacaklardı.
O anda...
''Şvoş-''
Girişi kaplayan kalın perde açılmış ve biri dışarı çıkmıştı.
İki koruma da arkalarını dönüp eğilerek selam vermişlerdi ki hızlı bir şekilde, dışarı çıkan adamın yüzünü gördükleri anda donup kalmışlardı. Yüzleri soluklaşmış, ağızlarından anlamsız homurtular çıkmaya başlamış ve dişleri birbirlerine çarparak, çatırdama seslerinin ortaya çıkmasına neden olmuştu. Az daha dillerini yutacaklardı, tek bir kelime dahi söyleyemiyorlardı.
''Lop!''
Birkaç saniyelik titreyişin ardından askerlerden birinin gözleri beyaza dönmüş ve herif, birdenbire şoktan bayılmıştı. Diğer asker daha iyi olsa da onun vücudu da, sanki o üzerindeki bitlerden kurtulmaya çalışıyormuş gibi sallanıyordu. Parmağıyla Fei'yi işaret etmişti bir hortlak görmüşçesine, aklının tamamen boş olduğu anlaşılabiliyordu. Bayılmış dostunu biraz kıskanmıştı, kendisi bayılmamış ve ne yapacağını bilmez ve yarı bilinçli bir şekilde bu şeytanla yüzleşmek zorunda kalmıştı.
''Birader, ben kayıp olmuşum ya... Şey soracaktım, sizin patronun çadırı nerede?'' Fei önündeki askerin de bayılmasından korkmuştu bir an. Arkadaşça ve sıcak olarak düşünülebilecek bir gülümsemeyi yüzüne yerleştirip en samimi ses tonuyla, askerin omzuna yavaşça dokunmuştu.
Asker kontrolsüz bir şekilde titriyordu ve tek kelime bile edememişti. Titreye titreye parmağıyla elli metre kadar ötede olan siyah bir çadırı göstererek, bir ''Lop!'' sesiyle o da istediği şekilde bayılmıştı.
''Öf!''
Fei ilerideki çadıra gözlerini iliştirirken yere tükürdü. Düşman askerleri her yerde olsa da saklanmayı falan düşünmeyerek; direkt olarak o çadıra doğru yürümeye başlamıştı. Dört Yıldız Büyücüsü'nün icabına bakmasının ardından, hiçbir düşman onu durduramazdı...
Birkaç saniye içerisinde, birisi sonunda sinirli Fei'yi keşfetmişti. Ancak kimse bir diğerine seslenemiyor ya da ses çıkaramıyordu.
''Tink, tink!''
Bütün üs, Fei'yi gören neredeyse her asker korkuyla titremeye başlıyordu. Daha fazla silahlarını taşıyamıyor ve onları yere düşürüyorlardı. Bir büyünün etkisi altına girmiş gibi, hiçbiri hareket etmiyordu. Yalnızca ''titreşim dansı''nı uyumlu bir şekilde gösteriyor ve Fei'nin, üssün ortasında büyük, siyah çadıra doğru yürüyüşünü izliyorlardı.
Atmosfer oldukça sessiz ama ilginçti.
***
Chambord surunun üstünde.
''Aman Tanrım...''
''İmkansız...''
''Kral Alexander...''
Delici okların yıkılmış köprüyü kapladığını görmelerinin ardından, birçok insan aniden ağlamaya başlamıştı. Gözyaşları yüzlerini inanılmaz derecede ıslak bir hale getirmişti ve ayakta durmak için bir başkasına tutunmak zorundalardı. Sanki tüm enerjileri bir anda emilmişti. Lampard tek bir söz bile söylememiş, surdan aşağıya atlamıştı. Emma, Angela'nın kolları arasında bayılmıştı ve Angela'nın yüzü de kar kadar soluktu.
Gökyüzündeki güneş, aniden parlaklığını kaybetmişti.
Surun üstündeki herkes, çok önemli bir şey bir anda çökmüşçesine dünyanın aniden karanlık tarafından boğulduğunu hissetmişti.
Magnec