Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

37. Bölüm Efendim, Lütfen Beni Kovmayın!

Çevirmen: Tomato / Editor: Venus

''Hu-''

[İskelet Okçu]'su bir anda büzüşmeye başlamıştı ve tüm beyaz kemikleri koyu yeşile dönüşmüştü. Bu, [Fırtına Kılıcı]'nın zehir etkisinden gelen hasardı. Kılıcın ölmeyenlere yönelik olan ek hasarıyla birlikte, zavallı [İskelet Okçusu] arkasını dönüp bir saldırı yapma şansına dahi sahip olmadan, kemiklerinin parçalara ayrılmasıyla karşılaşmıştı.

Fei'nin sinsi hamlesi işe yaramıştı. Onlara kendi ilacından tattırmıştı. Fei başarısının verdiği hissiyatla gülümserken, ötedeki kalabalık [İskelet Okçusu] grubu bir şeylerin farkına varmış, hemen karşı saldırıya geçmişlerdi.

''Piyuv, piyuv, piyuv!..'' Gergin yaylarından fırlatılmış sayısız ok, Fei'ye fırtınadaki yağmur damlaları gibi ilerliyordu.

''Başlıyor!'' Fei [Gök Mavisi Çivili Kalkan]'ını kaldırdı ve hızlıca  geri çekilirken okların kendine ulaşmasını engelledi. [İskelet Okçusu] grubunun düzenini bozup onları tek tek öldürmeyi planlıyordu.

Ancak...

''Piyuv, piyuv, piyuv, piyuv!..''

Buz okları [İskelet Okçusu] grubuna doğru fırlamıştı Fei'nin arkasından. Arkasına dönmüş ve Elena'nın, biraz önce kendisinin verdiği talimatlara uymayarak, geri çekilmek yerine [İskelet Okçusu] grubuna daha da yaklaşıp ateş açmaya başladığını görmüştü.

''Of, siktir ya!'' Fei, şu anda başının belada olduğunu biliyordu.

Bu, Elena'nın Fei'yi dinlemediği ilk seferdi. Görünüşe göre o, Tristram'daki tehlikeleri bilmiyordu. Saldırıya devam etse de [İskelet Okçusu] grubundaki her iskeleti öldüremeyecekti, daha çok Fei'yi ve kendisini tehlikeli bir durumun içine sokacaktı. Kalabalığın içinde saklanan iki tane mini-boss vardı ve onların okları, büyülü etkiler taşıyarak ciddi bir hasar verebiliyordu. Birinin okları buzluydu; Elena'nın oklarına benziyorlardı, diğeri ise can değerinin ciddi anlamda düşmesini sağlayan yıldırım okları vardı. Bir Barbar olarak oldukça fazla cana sahip olan Fei bile, onlarla direkt olarak savaşmaya cesaret edemezdi. [Can İksirleri]'ni kafaya dikerek onlarla gerilla taktiğiyle savaşmayı düşünmüştü. Eğer şans yanında olmazsa Tristram'ın diğer alanındaki yaratık ve şeytanları rahatsız edip onların dikkatini çekmesi de imkan dahilindeydi. Eğer final bossu Griswald da rahatsız edilirse, tüm sonuçlar felakete varırdı.

''Geri çekil hemen! Çabuk ol!'' Fei Elena'ya geri çekilmesini işaret ederek bağırmıştı.

Ancak, biraz geçti bu... [İskelet Okçusu] grubu paralı askeri fark etmişti. Dehşete düşürücü bir 'ok yağmuru' Elena'nın da üstünü kaplamıştı.

Elena'nın zırhı, Fei'nin sahip olduğu zırhın yanına bile yaklaşamazdı. Aynı şekilde bir kalkanı da yoktu. Okları savuşturmaya çalışsa da, birkaç ok vücudunu delip geçmişti eninde sonunda. Kan yaralarından dışarı akmaya ve mavi renkli deri zırhını kızıla boyamaya  başlamıştı.

''Efendim... Bu görev çok önemli, benim hakkımda endişelenmeyiz siz! Ben onların dikkatini çekeceğim! Siz hemen yan taraftan gidip ve Bay Cain'i kurtarın! Lütfen!''

Oklar vücudunun içine işliyordu hala. Dayanılmaz bir acının altında çaresizce ter döküyordu genç kız. Yüzü soluklaşmıştı, ama ifadesi kararlılıkla doluydu. Kafasını sallamış ve acıya dayanabilmek için, uzun ve güzel kızıl saçlarını ısırmaya başlamıştı. Ancak elleri yaralarını hafifletmeye yetmemiş ve vücudundaki yaraların sayısının sürekli artmasıyla aldığı hasar da artmaya devam etmişti.

Zırhı kanını emiyordu, ama Elena, bir Savaş Tanrıçası gibi hala duruyor, geri çekilmiyordu. Yüzünde bir korku yoktu. Daha çok gözlerindeki kin ve nefret belli oluyordu. Adım adım, [İskelet Okçusu] ordusuna daha da yaklaşıyordu.

Ama tam o anda...

''Çat!''

Mini-bosslardan bir tanesi olan [Sert Kemikli Okçu] tepki vermişti. Hayatını tehlikeye sokan bir yıldırım oku, Elena'ya tam isabet ulaşmıştı. Paralı askerin vücudu sarsılmıştı, neredeyse yere düşmek üzereydi. Aynı noktada durduğundan, can barı bu ok yağmurunun altında delicesine düşüyordu.

''Hay sikeyim!''

Fei onun hakkında epey endişelenmişti. Ona doğru uçan okları görmezden gelmiş ve Elena'ya doğru koşarak, onu kollarının arasına almıştı. Daha sonra bir [Küçük Can İksiri] şişesini genç kızın dolgun dudaklarının arasına boşaltmış, yakınlarına gelen yaratıkları korkutmak için savaş çığlığı yeteneğini, [Uluma]'yı kullanmıştı. Daha sonra hızlıca bir [Portal Parşömen]'i kullanarak, yaratıklar kendilerine akın ediyorken, Elena ile birlikte mavi oval portalın içine atlamıştı hızlıca.

''Vızz, vızz...''

Şanslılardı ki, ölümden kıl payı kaçmayı başarmış ve [Akıncı Kampı]'na dönmüşlerdi.

[Küçük Can İksiri]'nden dolayı Elena'nın yaraları neredeyse iyileşmişti, genç kızın zihni de berraktı. Bir diğer yandan, Fei de sırtından aldığı yaralardan dolayı ağır yaralıydı şu. Mini-bosslardan gelen buz ve yıldırım okları onu felç etmişti resmen. Ölmüş olmasa da, bu kanamanın ardından sadece 30 canı kalmıştı. Bir iki tane daha ok onu öldürmek için yeterli olurdu.

Gerçekten de korkutucu bir durumdu bu... Fei, Diablo Dünyası'nda öldüğünde gerçek dünyada da ölüp ölmeyeceğini bilmiyordu.

''Oğlum, ben her zaman da bir kahraman olamam ki!''

Fei Elena'nın vücudundan gelen hafif, güzel kokuyu almıştı, ancak eğlenmek için hiç zamanı yoktu şimdi. Bir [Küçük Can İksiri]'ni kapmış ve kafasına dikmişti. Daha sonra da bir tanesini Elena'ya atarak, sırtındaki okları çıkarmaya başlamıştı. Kan tekrardan fışkırmaya başlamıştı. Bu yüzden bu acılara karşı koyabilmek için bir şişe daha içmek zorunda kalmıştı.

Neyse ki [Küçük Can İksiri]'nin tadı tatlıydı ve bir yan etkisi yoktu.

''Hay anasını, bu acı... Güzelim, sen niye beni dinlemedin? En başta sana geride durmanı söylemiştim dimi?''

Fei'nin canı tekrardan dolmuştu. Bu güzel paralı askeri suçlamak zorundaydı doğal olarak, eğer o kendisini dinlemiş olsaydı, bu durumda olmayacaklardı.

Elena başını yavaşça eğmiş ve gözlerine bir anda yaşlar dolmuştu. Cevap vermemişti, [Küçük Can İksiri]'ni de içmemişti. Onu sadece ellerinin arasına almış, başka bir şey yapmamıştı. Çünkü bu kadar değerli bir iksiri içmek istemiyordu. Vücudundaki yaralar tam olarak iyileşmemişti ve ağlamak üzereydi. Fei'nin içi sızlamıştı onu gördüğünde, bu yüzden onu daha fazla suçlamamaya karar vermişti.

''Neyse, en azından atlattık. Sadece şu iksiri iç... Oh, doğru. Daha sonra beni Tristram'a doğru takip etmek zorunda değilsin. Orada seni de koruyabilecek durumda olmuyorum. Görevi bitirdiğimde tekrar gelip seni bulacağım.''

Biraz düşündükten sonra, Fei, Elena'yı kampta bırakıp görevi tek başına tamamlamaya karar vermişti. Eğer ikisi birlikte giderlerse Fei, gerçekten de onu koruyup kollayamayacaktı. Bir okçu, bir grup okçuya karşı olan savaşta çok da etkili değildi. Eğer [İskelet Okçuları] onlara daha çok zarar vermeye devam ederlerse, bu paralı askerle iyi bir uyum içerisinde olmaya devam edemeyecekler ve muhtemelen bu güzel kız yaratıklar tarafından çevrelenerek, geriye bir parçası kalmayana dek yenecekti...

Ancak, Elena Fei'nin dediklerini yanlış anlamıştı.

''Ah? Hayır hayır! Efendim, lütfen beni kovmayın... Bir dahaki... Bir dahaki sefere, kendi kendimi koruyacağım... Kendi kendimi koruyabilirim... Ben...''

Elena'nın paniği Fei'yi şaşırtmıştı. Muhtemelen bu, Fei ile bu kadar fazla konuştuğu ilk seferdi.

Uzun bir zamandan sonra, Tristram düşmüştü ve doğuya doğru olan yol, yaratıklar tarafından kapatılmıştı. Kamptaki akıncılar, kırdaki bu kamplarının varlığını sürdürebilmek için yalnızca Fei gibi gezginlerden eşya ve iksirleri alabiliyorlardı. Demirci Chasri ve lider Akara'nın iksir ve eşyaları tüm bir kamp için yeterli olmuyordu.

Kampın tarihi boyunca biriktirilmiş kaynaklar, altmış yıl önce, tüm gezginler kaybolduğunda tükenmişti. Eğer bu böyle devam ederse, muhtemelen kamp bir yıl kadar bir süre içerisinde yaratık ve şeytanlar tarafından fethedilecek ve düşecekti.

Fei'nin [Akıncı Kampı]'nda ortaya çıkışı, kampın varlığını devam ettirebilmesi için bir şanstı. Altmış yıldan sonra oraya ayak basmış ilk gezgindi sonuçta. Bu gezginler, kırlardan akıncıların hiçbir zaman alamayacağı iksir ve eşyaları alabilirdi. Bu, Kashya'nın Fei'ye, kamptaki belki de en yabancı kişiye, geçmişte sayısız akıncının gezginler tarafından aşağılandığının biliniyor olmasına rağmen, paralı asker desteği sunmak için gönüllü olmasının nedeniydi.

Bu, kamp ve sakinlerinin hayatta kalabilmesi içindi. Birileri fedakarlık yapmak zorundaydı. Elena en güçlü kadın akıncı değildi, ama kesinlikle en seksi ve güzel olanıydı. Fei ile birlikte olan ortaklığın sürdürülmesi için, her türlü fedakarlık yapılmalıydı. Bu, kadın akıncıların hayat ve vücutlarını da kapsıyordu.

Eğer Elena şanssız bir şekilde kırda ya da bir macera sırasında ölmüş olsaydı, diğer kadın akıncılar Fei ile kamp arasındaki bağlantıyı sürdürmek için onun yerini alacaktı.

Bu Diablo Dünyası'nın acımasızlığı, vahşi ''Orman Kanunları''ydı.

Bu, bu küçük kampın tüm o tarihte ayakta kalmasının ve içindeki vatandaşların  yaşamaya devam etmesinin yoluydu.

Şüphesiz Fei, yaklaşan sonsuz karanlıkta [Akıncı Kampı]'ndaki tek umut ışığıydı. Ne kadar fedakarlık yapılması gerekirse gereksin, kampın liderleri bunun için gönüllü olacaktı.

Tabii ki Fei bununla ilgili bir şey bilmiyordu. Bu, normalde sakin ve sessiz olan Elena'nın Fei'nin kendisini kovduğunu düşündüğünde, neden bu kadar endişeli olduğunun cevabıydı.

Eğer gezgini gücendirirse, bu, kamp için ölçülemez derecede büyük bir kayıp oluşturacaktı. Dahası, Fei son iki saatte ona hikayelerde duyduğu adi gezginlerden binlerce kere daha iyi bir şekilde davranmış, onu koruyup kollamış, onunla ilgilenmişti. Ayrıca Elena, Fei ile birlikte savaşmaya alışıyordu. Fei'nin paralı askeri olma şansını arzuluyordu.