Senin oda demesin xd
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
15. Bölüm Tedavi mi?
Yaşamak için hiçbir şansı kalmamış ağır yaralı askerler için, ‘’ötenazi’’ diye bir yol da vardı. Küçük ama ölümcül bir çekiçle, kafalarının arkasındaki zayıf noktaya bir iğne çakılabiliyordu. Böylece herhangi bir acı çekmeden anında ölmüş oluyorlardı.
Pierce’ninki gibi yaralılar için, ‘’ötenazi’’ uygulanabilirdi.
Ancak, Pierce’nin Chambord’daki en güçlü adamlardan birisi olmasından ve savaş sırasında iki kuşatma merdivenini yok etmesinden dolayı, ikinci komutan Brook’un tavsiyesiyle ötenazi, ona henüz uygulanmamıştı.
‘’O nasıl?’’ Fei doktora hızlıca sormuştu, iyi haberler duymayı umuyordu.
‘’Çok üzgünüm, majesteleri. Elimden gelenin en iyisini yaptım ama onun iç organları hala şok durumunda ve neredeyse yırtıldılar. Kutsal Kilise’den gelen yüksek seviyeli rahipler bile bu konuda hiçbir şey yapamaz!’’
‘’Rahipler mi?’’
Bu kelime Fei’nin dikkatini çekmişti, ama şimdi bu konuya ilişkin sorular sormak için doğru zaman değildi. Bu sorunu çözmek için bir çare düşünmek zorundaydı.
İki diğer doktor da bu tarafa gelip Fei’nin önünde eğilmişti. Bir tanesi ahşap bir tepsi tutuyordu. Küçük bir çekiç ile garip görünümlü bir iğne, bu tepsinin üzerine yerleştirmişti. Onlar, ötenazi için kullanılan şeylerdi. Pierce, tesisteki son ağır yaralı askerdi. Bayılmasına rağmen, herkes onun vücudunun hala bolca kan kaybediyor olduğunu görüyordu. Yaralar onu öldürmek için yeterli olmasa dahi, vücudundaki yaralardan ve ağzından akan kanlar, bir anda baş aşağı çevirilmiş ve ağzına kadar dolu bir şişeden akıyormuş gibiydi.
Yaşlı doktor, Pierce’yi zeminden kaldırdı. Diğer doktor, Pierce’nin kafasının arkasına iğneyi yerleştirdi ve diğer eliyle de çekici kaldırdı.
--
‘’Bekleyin!’’
Fei doktorları durdurmak zorunda kalmıştı.
Gerçek bir savaşçının böylece ölmesine izin veremezdi. Harbi savaşçılar savaş alanında, savaşta ölmeyi hak ederdi. Böyle bir ölüm, Pierce gibi bir adama yalnızca utanç kaynağı olurdu. Dahası Fei, Pierce’nin ölmesine izin vermeyi istemiyordu.
‘’Ama… Onu nasıl kurtarabilirim?’’ diye düşündü, çok daha hızlı düşünmek zorundaydı.
Tam o anda, Pierce odadaki gerginliği hissetmişçesine uyandı. Hemen önünde duran Kral Alexander’ı ve doktorları gördü. En nihayetinde gözleri, doktorun elindeki çekice odaklanmıştı. Sonrasında yüzünde bir gülümseme belirmişti: ‘’Hehehe… Şimdi benim sıram mı? Hiç durmayın…’’
Pierce, Fei’ye hiçbir şey söylememişti. Fei’nin herkesi şaşırtmasından önce bayılmıştı. Bu yüzden de o salak kralın, şu anda Chambord’un resmi kahramanı olduğunu bilmiyordu.
Doktor çekici tekrar kaldırmıştı.
‘’Bekle…’’
Fei onu tekrar durdurdu. Aşağıya doğru bakarak bilincini tekrar kaybetmek üzere olduğunu gördü ve bir anda Fei’nin kafasında bir düşünce belirdi. ‘’Pierce, seni nasıl kurtaracağımı biliyorum, ama bunu yaparsam bir ton acıya katlanmak zorunda kalacaksın.’’ dedi.
‘’Sen?.. Ha… Kra… Kral Alexander, bu… Bu şaka hiç komik de… Değil… Eğer askerlerinizi umursuyorsanız, lütfe… Lütfen zavallı kızım Lousie… Lousie için bir parça ekmek ayırın…’’
Pierce, bilincinin tam olarak açık olmamasına rağmen, önündeki krala birazcık bile güvenmiyordu. ‘’Bir salağa güvenmek mi? Benim de mi salak olduğumu düşünüyorsun?’’ Fei, düşmanın kılıcından dahi korkmayan bu adamın endişe duyduğunu, yalnızca o kendi kızından bahsettiği zaman görmüştü.
‘’Ne? Acıdan korkuyor musun?’’ Fei vücudunu aşağıya doğru indirmiş ve Pierce’yle biraz dalga geçmişti.
Bunu kasıtlı bir şekilde yapmıştı; bu bir tılsım gibi işlemiş ve işe yaramıştı! Pierce, basitçe buna kanmıştı.
Huysuz adam öfkelenmişti. Eşi kaçırılmış bir aslan gibiydi. Oturduğu yerde doğrulmak için mücadele etmiş, bir kez daha tüm yaralarının daha da kanamasına neden olmuştu. ‘’Ha… Haha… Haha… Ben… Ben mi acıdan korkmuşum? Hehehe… Ben…’’
Fei korkmuştu.
Bu herif harbiden de güçlü bir gurur abidesi gibiydi. Kral, onu daha fazla sinirlendirmemeliydi. Yoksa o kan kaybından gerçekten de ölebilirdi...
‘’Eğer acıdan korkmuyorsan, buna katlan. Bunu kızın için yap.’’ dedi Fei ve daha sonra, Pierce’yi şifa tesisinde bırakarak ayrıldı.
Tesisten dışarı ilerlediği gibi, Brook, Angela ve Emma’yı gördü.
Angela ve Emma’nın yanakları gerçekten de kıpkırmızıydı. Fei’yi gördükleri anda ona bakmaya başlamışlardı. Hala duyduklarına inanamıyorlardı.
‘’Majesteleri, Pierce…’’ diye sordu Brook, umutla.
‘’Onu kurtarmak için bir yol olabilir.’’ Fei cevapladı, bu fikrinden çok da emin değildi. ‘’Elimden gelenin en iyisini yapacağım. Eğer şanslıysam, Pierce ölmeyecek.’’
‘’Süper!’’ Fei’nin cevabı, Brook’un beklentilerinin de ötesindeydi.
Kral’ın gardiyanlarının ikinci komutanı olarak Brook, birçok yaralı ve ölü görmüştü. Pierce’nin ciddi yaralarının nasıl olduğunu çok iyi biliyordu, ölüm neredeyse kesindi. Umutsuzluğundan dolayı krala öylece sormuştu, ama bunu yaparken kralın gerçekten de bir tedavi bulabileceğini ummamıştı.
‘’Oh, Brook, bir şey daha. Neden şifa tesisi bu kadar perişan halde? Savaşçıların içinde kalabilmesi için daha iyi bir yere sahip değil miyiz?’’
Fei, bu sözde ‘’Şifa Tesisi’’yle hiç mi hiç tatmin olamamış, onu yetersiz görmüştü.
Bu soru Brook’u hazırlıksız yakalamıştı. Bir şeyler söylemek istemiş, ama kendini durdurmuştu.
Emma, Brook’un arkasında derin bir nefes almıştı; tüm bu koşuşturmacalara daha alışamamıştı. Fei’nin sorusunu duyduktan sonra kendisini tutamamış ve iğneleyici bir şekilde konuşmuştu: ‘’Bu senin yaptığın bir şey değil mi? Eğer majesteleri Gill’in söylediklerini dinleyip Şifa Tesisi’ndeki tüm değerli nesneleri, hatta pencereleri bile eğlence uğruna satmış ve doktorların tamamını kovmuş olmasaydı, Şifa Tesisi böyle görünmezdi…’’
Fei ne diyeceğini bilememişti.
‘’Harbi şerefsizin tekiymişim ben de eskiden…’’ diye düşünmüştü.
‘’Bu yaralı askerler için daha uygun olacak, daha geniş bir mekan var mı buralarda?’’ demişti Fei, Brook’a. Emma’ya bir cevap vermemeyi tercih etmişti.
‘’Chambord’un kilisesi ve Başbakan Barzel’in konağı var uygun olarak, ama… Ama…’’ Brook, konuşmaya devam etmeye tereddüt etmişti.
‘’Ama ne?’’ Fei meraklıydı, ‘’Hızlı konuşsana be adam!’’
Brook soruyu nasıl cevaplayacağını bilmiyordu.
‘’Brook Amca’nın bahsettiği yerler, bu askerler için yeterli genişliğe sahip. Ama Alexander, onları buralara koyamazsın…’’ Biraz önceye kadar fazlasıyla sessiz olan Angela, sabırlı bir şekilde açıklamıştı. ‘’Rahipler Chambord kalesini terk etti ve kilise de kilitlendi. Onu kullanma yetkisine sahip değiliz, yoksa Kutsal Kilise tarafından ağır bir şekilde cezalandırılırız. Azeroth Kıtası’nda tek bir imparatorluk bile yok ki, Kutsal Kilise’nin kural ve emirlerine karşı gelmeye cüret edebilsin. Başbakan Barzel’in konağı ise şu anda duruma pek elverişli değil…’’
Açıklama ciddi anlamda belirsizdi. Fei, hala her şeyi tam olarak anlamamıştı.
Alexander’ın geçmişteki anılarını miras olarak almış olmasına rağmen, hala bu dünyayı çok az anlayabiliyordu. Angela’nın çok ciddi olduğunu görmüş ve ona biraz takılmak istemişti: ‘’Bu Kutsal Kilise ne kadar güçlü olabilir ki? Kral bile onlara emir veremez mi?’’
Sarı saçları parıldamaya devam eden Emma, Fei’ye bir kere daha karşı çıkmıştı. ‘’Rahipler kaleden ayrılırken kalenin etrafını sarmış düşmanlar bile, onları durdurmaya cesaret edemeyip, saygı dolu bir şekilde onların gitmesine izin vermişlerdi. Kutsal Kilise’nin gücü hakkında şimdi ne düşünüyorsun? En güçlü dokuzuncu seviye imparatorluklar bile öyle pervasızca Kutsal Kilise’ye karşı gelmeye cüret edemez.’’
Fei gergin bir şekilde gülmüş ve bu sorunun üzerinde daha fazla durmamaya karar vermişti.
Kıtalara ve bu dünyaya yönelik olan bilgisi çok azdı. Eğer salakça sorular sormaya devam ederse, diğerleri ondan biraz şüphelenebilirdi. Hızlı bir şekilde bu üçünün dikkatlerini çekecek başka bir şey ortaya atmış ve onları, bu konudan uzaklaştırmıştı. ‘’Pekala o zaman, Kilise ve Başbakan Barzel’in konağından başka, uygun olabilecek neresi var?’’
Brook kafasını sallamıştı.
Angela ve Emma da aynısını yapmışlardı. İkisi de iyi fikirlere sahip değildi.
Bunları gördükten sonra, Fei, biraz çenesini ovmuştu. Barzel’in konağını düşünüyordu. ‘’Barzel’in çocuğu Gill beni öldürmeye çalıştı. Eğer o böyleyse, muhtemelen onun babası da pek aydın birisi değildir.’’ Bu tip insanları, bir kral olarak mal ve mülklerini paylaşmaya zorlamak, Fei’yi birazcık bile suçlu hissettirmezdi!
Tam o anda…
‘’Ben başka bir yer biliyorum!’’ Emma aniden hızlıca konuştu.
‘’Hangi yer?’’ Fei, Angela ve Brook şaşkın bir şekilde ona baktılar.
Magnec