Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

11. Bölüm Kaybolan

Çevirmen: Tomato / Editor: Venus

 Brook, siyah zırhlı rakibiyle bir mücadelenin içindeydi. Diğer savaşçı, biraz önce Fei’nin öldürdüğü Rapier kullanıcısı, Yıldız seviye adama epey benziyordu. Onların ikisi de aynı savaş tekniğini ve silahını kullanıyordu. Rapier, Brook’un çift elli kılıcıyla karşılaştırıldığında epey hızlıydı.
 
‘’Onun işini bitireceğim, sen git de surun üstünde kalmış düşmanlarla savaşan askerleri, düşmanları yok etmeleri için yönet.’’ Fei, Brook’a seslenmişti.
 
Fei baltasını iki bükülmüş bileğiyle kavradı ve balta, tam olarak Rapier’ın başıyla çarpıştı. Fei’nin mücadelesi, düşmanı biraz geri çekilmeye ve durumu tekrar gözden geçirmeye zorlamıştı.
 
‘’Dikkatli ol savaşçı, bu şerefsiz çok kurnaz!’’
 
Kral’ın korumalarının ikinci koruması olarak, Brook, Chambord Kalesi’nde otorite ve etki sahibi olan birkaç kişiden biriydi. Ama bu, yüzünün tamamını miğferle kapatmış ‘’demir adam’’ın kahramanca gerçekleştirdiği eylemlerinden dolayı, onun emrini dinlemekte tereddüt etmemişti.
 
Brook, Fei’ye bakarken; ‘’Bu çok garip… Bu zırhı daha önce bir yerlerde gördüğüme yemin ederim…’’ diye düşünmüştü.
 
Ancak harcayacak vakit yoktu. Brook da hızlıca arkasını dönmüş ve Chambord’un askerlerini yönetmeye başlamıştı.
 
Diğer bir yandan Fei, düşmanla savaşmaya hazırdı.
 
‘’Sen, [Yirmi]yi öldüren misin?’’
 
Düşman son derece ciddi görünüyordu. Konsantrasyonunu bozmamıştı ve tüm enerjisini, vücudunda devamlı olarak daha hızlı bir şekilde döndürüyordu. Onu istediğinde serbest bırakmaya hazırdı.
 
Biraz evvel Fei’nin, kendisinden daha güçsüz olmayan yoldaşı [Yirmi]yi, tek saldırıda öldürdüğünü gördükten sonra gerilmeye başlamıştı. Fei’nin baltası altında hayatta kalmaya dair ufak bir şans elde etmek için, tüm gücünü kullanmalıydı.
 
‘’Bu herifin saf gücüyle savaşamam!’’
 
Daha sonra düşmanın aklında bir fikir belirivermişti.
 
Rapier, bir anda bir saldırı yapmıştı. Onun saldırıları, biraz önce Brook’a karşı yaptıklarına kıyasla çok daha agresif ve hızlı bir hal almıştı. Çünkü Fei’den daha ince ve küçüktü. Silahının da sinsi ve hafif oluşuyla Fei’yi halsiz bırakmayı, daha sonra da o savunmasında bir açık oluşturduğunda ölümcül bir saldırı yapmayı planlıyordu.
 
Fei, kısa süre içerisinde düşmanının stratejisini çözmüştü.
 
‘’Hahaha…’’ Son derece acımayla dolu bir şekilde gülmüştü.
 
Bu düşman, Diablo dünyasındaki [Günahkar Şaman] gibiydi. O da bir eliyle bir kılıç, diğer eliyle ise bir meşale tutan insan benzeri bir yaratıktı. [Günahkar Şaman] kurnaz ve acımasızdı. aynı zamanda hızlı hareket ediyor ve vakit kaybetmeden saldırıyordu. Dezavantajlı konuma düştüğünde ise, savaştan kaçmak için her şeyi deneyebiliyordu.
 
Fei seviye 5’e yükseldikten sonra, canavarları halletme yöntemi belliydi; bir saldırı ve ardından, iş tamam. Böyle bir strateji, Fei’ye karşı kullanılamazdı. Bu tip sinsilik ve stratejiler, mutlak gücün önündeki bir patates cipsi gibi basitçe ezilirlerdi.
 
Peki barbar neydi? Barbar, yakın dövüşün Tanrısı’ydı.
 
Çeşitli silahlardaki yetenek seviyeleri ya da güç fark etmeksizin barbarlar, Diablo’da her zaman bir numaraydı. Eğer bir barbar böyle bir strateji tarafından bu şekilde kolayca yenilecek olsaydı Fei, Diablo dünyasında binlerce kere ölmüş olurdu.
 
‘’Kleng!’’
 
Tekrardan, bir saldırı daha Fei’den gelmiş ve düşmanının hayati organlarından birine ulaşmıştı. Bunun ardından da adam, kan kusarak geri çekilmek zorunda kalmıştı.
 
Rapier’ı birçok parçaya ayrılmıştı. Bazı parçalar, çarpışmanın kuvvetinden dolayı onun vücuduna dahi saplanmıştı.
 
‘’Geri!’’
 
Düşman dehşete düşmüştü. Fei’yi bozguna uğratmaya birazcık bile yakın değildi. Bu ilk temastan sonra, bu herifin balta tekniklerinin, onun gücünden bile daha korkutucu olduğunu öğrenmişti. Bu savaşı kazanmak için hiçbir şansı yoktu.
 
‘’T’chi-’’
 
Düşman, bir anda garip görünüşlü bir kanca fırlatmıştı. Ona bir sicim bağlıydı, bu, kendisini çekecek bir şey olarak kullanılabilirdi. Kanca savaş alanındaki güvenli yerlerden birine düştüğü anda, herif surdan atlamış ve Fei’yle olan savaşından uzaklaşmaya çalışmıştı. Neredeyse ‘’Spider Man’’ gibiydi.
 
Ancak…
 
‘’Eğer geldiysen, o halde kalmaya devam et!’’
 
Fei bu adama kaçma şansı vermeyecekti. Konuştuğu gibi, yerdeki bir çift elli kılıca tekmeyi vurdu.
 
‘’Şiiing--’’
 
Kılıç, düşmanın yolunu bir yıldırım kadar hızlı bir şekilde takip ediyordu.
 
O hala havadayken, düşmana arkadan saplanmış ve onu anında öldürmüştü. Daha sonra da ilerlemeye devam etmiş ve onu, surun tam önündeki zemine çivilemişti.
 
‘’Rica ederim!’’ dedi Fei vahşice, çoktan ölmüş olan adamın cesedine.
 
Tam geri dönüp kalan düşmanları tokatlamaya devam edeceği sırada---
 
‘’Moo! Moo---’’
 
Garip bir boru sesi düşmanların merkezinden, epey uzak bir bölgeden gelmeye başlamış ve kısa bir süre içerisinde, savaş alanının da etrafını sarmıştı.
 
Chambord’un etrafındaki düşmanlar bir anda geri çekilmeye başlamış ve sahildeki bir gelgit gibi, son derece hızlı bir şekilde merkezlerine dönmüşlerdi.
 
‘’Düşmanlar geri çekildi!’’
 
Chambord’un savunucularından bir tanesi şaşkın bir şekilde alkışlamaya başladı.
 
Savunuculara kıyasla, kendi askerlerinin geri çekildiğini gören ve kendi komutanlarının çoktan onları arkada bıraktığını fark eden düşman askerlerinin morali bir anda çökmüştü. Kısa bir süre boyunca daha direnmiş olsalar da, daha sonradan silahlarını atarak dizleri üstüne çökmüş ve teslim olmuşlardı.
 
Chambord’un askerleri, surun kontrolünü çabucak geri almıştı.
 
Ama surdan yüz metre kadar ileride, savaş daha bitmemişti.
 
Kralın korumalarının ilk komutanı, üçüncü seviye Yıldız Savaşçısı Frank Lampard, Landes adlı bir düşman kılıç ustasıyla ölümüne savaşıyordu. Enerjileri birbirleriyle çarpışıyordu. Bir kırmızı, bir mavi, enerjiler savaş alanına taşıyor, etraflarındaki işgalci ve Chambord’lu askerler ve surun bir bölümü dahil, her şeyi yok ediyordu.

Kimse onlara üç metreden fazla yaklaşamıyordu.

Fei hala direnmeye çalışan bir çift düşmanı hakladıktan sonra gözlerini kısarak Lampard’a bu savaşta nasıl yardım edebileceğini bulmaya çalışırken, Landes’e bakmıştı.

Biraz önce içine daldığı yakın dövüşler özgüvenini yükseltmişti, kendini yenilmez hissediyordu.

Ancak…

Fei, kısa bir süre içerisinde bu savaşın, onun beklediğinin daha üstünde olduğunun farkına varmıştı.

Savaşa daha da odaklandığında, büyük bir baskı hissetmişti. Savaştan saçılan kırmızı ve mavi enerjiler, surun üzerinde korkunç izler bırakmıştı. Fei’nin içgüdüleri, şu anda ona son derece tehlikeli bir yerde olduğunu söylüyordu.

Diablo Dünyası'ndaki canavarlarla yaptığı sayısız savaştan kazandığı tecrübe, Fei’nin düşünme yeteneğini geliştirmişti. Lampard ile ya da onun savaşıyor olduğu düşman kılıç ustası ile karşı karşıya gelecek seviyede olmadığını hemen anlamıştı. Onların ikisi de, kendisinden en az iki kat güçlüydü.

Fei düşünmeye devam ederken, savaşın içinde birisi bağırıvermişti.

‘’Hahaha! Usta, geri çekilmeyi emretti. Sizlerin bir gece daha yaşamasına izin vereceğim. Kalenizi fethettikten sonra ise, içinizden tek bir kişi bile hayatta kalamayacak!’’ 

Landes’in enerjisi, hızlıca vücudunu dolaşmaya başlamıştı. Dışarıdan bakıldığında, herif büyük bir alevle kaplanmış gibi görünüyordu. Lampard’ı güçlü bir saldırıyla geri itmiş ve ona en yakın olan Chambord askerlerinin en azından yarısını doğramıştı. Daha sonra da surdan aşağı atlamış ve askerler acı içinde feryat ederken, sesli gülüşlerini eksik etmemişti.

Ancak, Fei daha fazla dayanamamıştı.

‘’Siktir oradan! Askerlerimi caka satmak için öldürmeye nasıl cüret edersin?!’’ 

Aynı taktiği kullanmış ve yerdeki bir silahı hızlıca tekmelemişti.

‘’T’chi--’’ 

Bir demir mızrak, sanki askeri bir yaylı tüfekten çıkmışçasına, çok yüksek bir hızla Landes’e doğru uçmaya başladı.

‘’Dileğini kabul edeceğim!’’ 

Kılıç ustası Landes buna oldukça sinirlenmişti, Üç Yıldız seviyesindeki savaşçı Lampard’dan başka biri, tam anlamıyla çöp bir karınca ona saldırmaya cüret etmişti.

Vücudu hala havadayken kükredi ve havadaki mızrağı hedef alarak bir adım adım attı. Mızraktan gelen hızı kullanarak kendini surdan geriye atmıştı, yükseklerde süzülen bir kartala benziyordu.

‘’Geber! [Patlayan Güneş Saldırısı]!’’ 

Vücudundan akan kırmızı bir enerji, ölümcül bir sıcağa sahip bir lav gibi püskürmüş ve Fei’yi hedef almıştı. 

‘’Dikkat et!’’

Lampard hemen Fei’yi uyardı.

Bu ‘’demir adam’’ı kurtarmayı planlıyordu, ama aşırıya kaçan savaş, on yıl önce aldığı, kolayca fark edilemeyen içten bir yaralanmayı tetiklemiş ve ona, bir ton kan kusturarak öylece hareketsiz kalmasına neden olmuştu.

Lampard kondisyonuyla ilgili büyük bir şaşkınlık duymuş olsa da yapacak hiçbir şey yoktu.

***

‘’Ne kadar güçlüymüşsün görelim!’’ 

Düşmanı kendisinden iki kat güçlü olsa da bu, Fei’nin kanındaki savaş ruhunu daha da coşturmuştu. Barbarın gururu, Fei’nin bilinçaltını ve onun kişiliğini etkilemişti ve bu yüzden, şu anda kesinlikle geri çekilmeyecekti. Çift elli kocaman baltası, ellerinde siyah bir gölgeye dönüşerek bulanıklaşmış ve [Patlayan Güneş Saldırı] ile, muazzam bir güç miktarıyla kafa kafaya çarpışmıştı.

‘’Boom!’’ 

Çarpışma her yere kırmızı enerji saçmış ve sura daha da zarar vermişti.

Fei nihayetinde kendini tutabilene kadar otuz, kırk adım geriye gitmişti.

‘’Pu…’’ 

Kan bir anda ağzından dışarı fırlamış ve onun üzerindeki ağır zırhı kıpkırmızıbir renge boyamıştı. Fei, başının döndüğünü hissetmiş ve vücudu, yalpalamaya başlamıştı.

Askerler ve savunucular şaşkın bir şekilde bakıyordu.

Çarpışma, güçlü olanın kim olduğunu belirlemişti.

Chambord’un yenilmez metal savaşçısı… Kaybolmuştu.