ne topluydu be
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
97. Bölüm Farkına Varmak
“Dediklerinizi duyduktan sonra bu hovarda ilgimi çekmeye başladı. Yarın akademiye gidip onu kendim test edeceğim.” Shi Kun akademinin olduğu yöne bakarken özgüvenli ve sakin bir tonla konuştu, sanki önemsiz bir meseleyi halletmeye gidiyordu.
Kartanesi utançla kafasını eğdi. Benim yetersizliğimden dolayı genç efendi bizzat harekete geçmek zorunda kaldı.
“Genç Efendi Sang dışarıda beni bekliyor. Onu ziyarete gidiyorum.” Shi Kun kalktı ve kapıya yöneldi ama çıkmadan önce aniden durdu. Döndü ve Mei Chaofeng’e sordu, “7.500.000 kaybeden astının adı ne?”
“Erik Çiçeği Yedi.” Mei Chaofeng korkuyla yanıtladı.
Shi Kun sessizce kafa sallayıp sakince emretti, “İşe yaramaz şeyleri yanında tutmana gerek yok. Köpeklere yem edilsin.”
“E-evet!” Mei Chaofeng kalbinde bir soğukluk hissetti.
Shi Kun’un dolaylı yoldan bir uyarı gönderdiğinin farkındaydı. Öfkelendi. Ayruşen Şehri’nin yeraltı dünyasında kral olmalıydı; otoritesi sorgulanamaz bir güç! Ne zaman bir velet onu böyle tehdit etmişti?
Gel gör ki Mei Chaofeng ne kadar sinirli olsa da Shi Kun’un ardındaki yaşlı adamı gördüğü an bütün hoşnutsuzluğu eriyip gitti. Shi Kun ona tehdit teşkil etmiyordu; muhtemelen dengi bile değildi, yaşlı adam salondan kat kat daha güçlüydü.
Shi Klanı gerçekten de görmezden gelinemeyecek bir güç. Korumaları bile böyle güçlü.
Mei Chaofeng aniden çaresiz hissetti. Görünüşe göre onun gibi aşağılık dünyadan gelenlerin sonu güçlü klanların oyuncağı olmaktan ibaretti.
Dışarıdaki odada Sang Qian sabırsızlanıyordu. Fakat Shi Kun’un geldiğini görünce hemen gülümsedi, “Genç Efendi Shi, görüşmeyeli çok oluyor. Hâlâ karizmatiksiniz.”
Shi Kun’un öfkesinin yerini de sıcak bir gülümseme aldı, “Başkentten gitmenin üzerinden cidden çok zaman geçti ama hâlâ eskisi gibi hayran olunası duruyorsun.”
İkisi birbirini tanıyordu. Birkaç gereksiz övgüden sonra Shi Kun nihayet konuya girdi, “Babanın neye niyetlendiğini sorabilir miyim? Zeamete gelmesine rağmen henüz harekete geçmedi. Kafamı oldukça karıştırdı bu durum.”
Sang Qian gülümsedi, “Babam bir süredir bir şey hazırlıyor. Eğer Genç Efendi Shi istiyorsa harekete geçebilir dedi. Planlarımız birbiriyle çatışmayacaktır.”
“Yönetici Sang Hong’un harekete geçmeden önce her şeyi enine boyuna planladığını duymuştum, gerçekten de öyleymiş.”
Ancak içten içe soğukça sırıttı. Sadece beni öne itmeye çalışıyor ki geri tepmeyi yumuşatayım. Chu Klanı’yla baş edemeyecek gibi durmamı sağlayacak ve son anda öne çıkıp arkamı toplayacaksın ha?
“Çok kibarsınız Kardeş Shi. Babam sadece İlk Hanımı’nı elde etme planlarınızı etkileyebileceğinden endişeleniyor. Eğer İlk Hanım’ı başarıyla yanımıza çekebilirseniz bizi büyük zahmetten kurtarırsınız.”
Sang Hong’un sözleri kibardı ama kalbi kıskançlıkla sarılıydı. Büyüleyici güzelliğine tanık olduktan sonra Chu Chuyan’ı arzulamayacak tek erkek yoktu. Ne yazık ki babası yüksek konumlara ulaşsa da Sang Klanı’nın temeli henüz sağlam değildi. Birikim açısından, ardında yüzlerce yıllık tarih olan klanlarla kıyaslanamazlardı.
Üstelik Shi Kun gibi insanlar bile Chuyan’ı elde etmeye çalışıyordu. Sang Hong hiçbir şansı olmadığını biliyordu. Bu yüzden Zheng Klanı’yla yetinmekten başka çaresi yoktu.
Neyse ki Zheng Dan da güzeldi; sadece gelişimi ve konumu biraz alçak kalıyordu. Yine de böyle bir kadının eşi olmasından memnundu.
Zheng Dan’ı düşünmek harekete geçirdikleri cazibe tuzağını hatırlattı. Nasıl gittiğini kontrol etmek için görüşmeye gitmişti ama görünüşe göre nişanlısı henüz başarılı olamamıştı. Tabii onun sözlerine göre her şey plana göre gidiyor idi.
Hmph, umarım o Zu An serserisi nişanlımdan yararlanmaya kalkmaz.
Zheng Dan’ın el ele tutuşmaya bile izin vermediğini düşündü ve endişeleri epey azaldı. O sikiğin kendisine dokunmasına izin vermesi mümkün değil.
Shi Kun ise Sang Hong’un övgülerinden belli ki memnundu, “Hahaha, teşvikini aldığıma göre her şeyin iyi gideceğine eminim Kardeş Sang. İlk Hanım’ın kalbini kazandığımda evlilik davetiyemizi göndereceğim. O zaman geldiğinde yarınlar olmasın dercesine içebiliriz!”
Hah, yarama tuz basıyorsun ha? Sang Qian içinden alayla sırıttı ama yüzeyde dost canlısı ifadesini korurken Shi Kun’a uydu, “Hepimiz saray için çalışıyoruz. Şarap niyetine çayımla bir kadeh kaldırayım. Başarımıza!”
“Tabii ki, tabii ki. Başarımıza!” Shi Kun da çay bardağını kaldırdı ve tokuşturdular. Ne var ki onun da aklından başka düşünceler geçiyordu. Sözlerini iyi seçiyorsun. Saray için huh?
Aslında Sang Klanı İmparatorun tarafındayken, Shi Klanı İmparatoriçenin tarafındaydı. Yüzeyde çiftin arası iyi duruyordu ama bunun tek sebebi şu anda ortak düşmanları olmasıydı; Kral Qi.
Gelecekte neler olacağını kim bilebilirdi? Doğal olarak birbirlerine çok güvenmiyorlardı.
Sang Qian da aynı düşünceleri taşıyordu.
…
Zu An ise sabaha kadar enine boyuna düşünmüş ve sakinleşmişti. Gücün her şeyi belirlediği bu gelişim dünyasında gururuna değil gücüne önem vermeliydi.
Bu dünya ona nazik davranmamıştı. Kısa sürede geçirdiği sayısız tehlikeli durumdan sonra inatla gururuna bağlı kalmaktansa bir hadımın çalışacağı tekniklere kafa yorarak güvenliğini artıracak bir yol daha bulmayı tercih ederdi. Diyorum ki, Günebakan Kılavuzu’nu öğrenmem kulağa kötü gelse de bu dünyadaki insanlar Gülümseyen, Gururlu Seyyah’ı izlemedi nasıl olsa. Ne korkum olacak ki?
Üstelik Günebakan Hayali’ne ihtiyacı vardı; ister Klanlar Turnuvası için olsun isterse de küçük Zu An’ın mührünü kırmak uğruna zindana girmek için.
Böyle düşüncelerle bir kere daha Günebakan Hayali’ne çalışmaya başladı, her ki meridyenine dikkat etti.
Kahvaltıdan sonra Chu Huanzhao akademiye birlikte gitmek için kapısını çaldı. Zu An eskiden akademiye gitmeye oldukça karşıydı ama böyle güzel bir baldızın eşlik etmesi nedeniyle artık o kadar da sorun etmiyordu.
Ancak bugün durum biraz farklıydı, zira ilk defa Chu Chuyan da onunla gelecekti.
Zu An, Chu Chuyan’la kendisi arasındaki farkın ne kadar adaletsiz olduğunu hissetti. Ne zamandır akademiye gitmiyordu ama herkes onu model öğrenci olarak görüyordu. Diğer yandan kendisi bir gün bile okulu assa herkes ona umutsuz bir serseri muamelesi gösterirdi.
Chu Chuyan büyüleyici güzelliği yüzünden genellikle at arabasıyla gezerdi. Böylelikle sokakta gereksiz kargaşa yaratmazdı.
Arabadaki yumuşak koltuğa oturan ve havadaki hafif kokuyu soluyan Zu An bu dünyaya geldiği ilk günü hatırlamadan edemedi. O zamandan bu yana bir sürü şey yaşanmıştı.
“Balım, Kartanesi’yle alakalı bir şeyler bulabildin mi?”
‘Balım’ kelimesi yüzünden Chu Chuyan çaresiz bir ifade takındı. Sayısız kez onu düzeltmeye çalışmıştı ama herif resmen kılını kıpırdatmayı reddediyordu. Gerçi alışmaya başladığını kabul etmeliydi, dolayısıyla ne isterse yapmasına izin verdi.
“Daha onu bulamadım. Sanki yer yarıldı da içine girdi. Ne oldu? Özledin mi?”
“Onu mu özleyeceğim?” Zu An az kalsın ayaklanacaktı, “O kadın beni birden fazla kez öldürmeye çalıştı! Mazoşiste benzer bir yanım mı var? Neden onu özleyecekmişim?”
“Konusu açılmışken, bunun seni öldürmeye çalıştığı ilk sefer olmadığını söyledin. Neden daha önce bana anlatmadın?”
Zu An göz devirdi, “Beni öldürmeye çalışanın kim olduğunu nereden bilecektim? Senin şahsi hizmetçindi. Ya dışarıda bir sevgilin olsaydı da bir araya gelebilmek için beni öldürmeye çalışsaydın?”
Chu Chuyan’ın yanakları kızardı, “Sevgilin derken ne kastediyorsun? Gerçekten laflarına dikkat etmelisin!”
“Gerçekten sana üzülüyorum enişte. İnanılmaz endişelenmiş olmalısın.” Chu Huanzhao araya girdi.
Zu An içinde bir sıcaklık hissetti. Chu Chuyan’a bakarken konuştu, “Bak! Nihayetinde beni en çok umursayan kişi baldızım. Ondan bir şeyler öğrenmeyi denemelisin!”
Chu Huanzhao bu yorumda garip bir komiklik buldu. Evde her zaman ebeveynleri ablasından bir şeyler öğrenmesini söylüyordu ama ilk defa birisi ablasına ondan öğrenmesini söylemişti. Bu sözleri duymak fena değildi.
Diğer yandan Chu Chuyan sözlerini görmezden geldi, “Bundan sonra ne olduysa bana söyleyebilirsin. Artık bir aileyiz, gerçi…”
Tereddütle küçük kardeşine bakıp söylememeye karar verdi, “… Her halükarda, seni düzgünce koruyacağım, yani bir şey olacağından endişelenmene gerek yok.”
Zu An’ın gözleri ışıldadı, “Mükemmel! Bundan sonra zorbalığa uğrarsam kesinlikle seni çağıracağım ki böylece hepsinin kafasını yere sokabilesin!”
“…” Chu Chuyan.
“Sorun çıkartabilirsin diye bir şey demedim.”
“Biliyorum biliyorum.” Zu An güldü, “Gerçi şunu söylemeliyim, Chu Klanı düşündüğüm kadar güçlü değilmiş. Düklük klanı olmasına rağmen boktan bir yeraltı tarikatıyla bile baş edemiyor. Sokayım, bir hizmetçi bozuntusunu bile bulamıyorsunuz. Gerçekten de bu konuya kafa yormalısınız diye düşünüyorum.”
Buna Chu Chuyan karşılık verdi, “Artık sen de Chu Klanı’nın bir üyesisin. Sana söylemem gereken bazı şeyler var. Düklük klanı olmamıza rağmen durumumuz dışarıdan göründüğü kadar parlak değil. Daha direkt açıklamam gerekirse şu anda taht kavgasının ortasında kaldık.”
“Önceki İmparatorun sözüne göre taht Kral Qi’ye geçmeliydi ama Majesteleri onun yerine tahtı kendi oğluna devretmek istiyor. Normal şartlar altında yöneticiler Majesteleri’nin kararına saygı duymaya daha yatkın olur, tabii pek hoşnut olmasalar da şu anda tek Yeryüzü Ölümsüzü aşamasındaki gelişimci o. Ancak sorun veliaht prensin yeteneğinin çok yetersiz olmasında yatıyor. Kral Qi’nin dengi olmaya yaklaşmıyor bile.”
“Zaten sözünden döndü diye Majesteleri’nin kararlarından memnun olmayan bir sürü kişi varken bir de buna veliaht prensin yetersizliği eklenince hoşnutsuzlukları iyice arttı. Kral Qi bu fırsattan yararlanarak bu kişileri yanına çekti ve sarayda iki büyük hizip belirdi.
“Majesteleri ne kadar güçlü olursa olsun artık yaşlandı. Aynı zamanda veliaht prens de niteliksiz ve kendi konumunu koruyamıyor. Bu yüzden iki taraf da birbirine denk. Bu eşitliği bozmak için iki taraf da ülkedeki büyük klanları yanına çekmek için elinden geleni yapıyor. Chu Klanı’mız Ayruşen Şehri’ndeki tuz ile silah ticaretini yönetiyor ve bu da bizi iki hizbin de kilit hedeflerinden yapıyor.”
“Fakat Chu Klanı’mız taht kavgasına karışmak istemediğinden iki tarafı da reddetti. Sonuç olarak da tavrımız iki tarafı da sinirlendirdi. Majesteleri bizim Kral Qi’nin safına geçeceğimizden endişelendiği için Maliye Bakanı Yardımcısı Sang Hong’u Zeamet’e yönetici olarak atadı. Zaten Sang Hong tuz ve silah ticaretinin yönetimindeydi, dolayısıyla hareketlerinin Chu Klanı’mıza karşı yöneltildiği söylenebilir.”
“Kral Qi ise şu an kenardan izleme niyetinde gibi duruyor. Büyük ihtimalle bizim Sang Hong’la mücadele etmekten bitkin düşmemizi bekliyor. Ardından iyi adam rolünü oynayıp bizi kendisine katılmaya ikna edecek. Aklıma gelmişken, Ayruşen Şehri’nin şehir lordu da Kral Qi’nin hizbinin bir üyesi. Kumarhanede bunu fark etmiş olmalısın.”
Zu An nihayet bütün karmaşayı anladı. Chu Klanı’nın içgüveysi olduğumdan beri neden kimsenin benden hoşlanmadığı, hatta bazısının açık açık hayatımı almaya çalıştığı belli. Chu Chuyan’ın güzelliğini arzuluyor olabilirler diyordum ama görünüşe göre asıl amaçları Chu Klanı’nın tamamıymış.
Magnec