Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

84. Bölüm Tek Bir Doğru Bile Yok

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Öfkeli Yang Wei’ye bakan Zu An yumuşakça güldü ve konuştu, “Aslında bu sorunu çözmenin çok basit bir yolu var. Ben de yirmi soru soracağım ve ister hile yap istersen de şansına güven, hepsini çözebildiğin sürece… unut gitsin, az indirim yapayım. Yarısını bile çözebildiğin sürece hemen eşyalarımı alıp akademiyi terk edeceğim. Ha çözemezsen de yapman gerekeni biliyorsun. Ne dersin?”

Ne olursa olsun Yang Wei yine de sarayın resmi görevlisiydi ve akademinin tuttuğu bir öğretmendi. Ne Zu An ne de akademi basit bir iddiadan dolayı onu kovamazdı. Ancak sorduğu yirmi sorudan birine bile yanıt veremezse ne olurdu? Ne kadar utanmaz olursa olsun burada kalmaya devam edecek yüzü olmazdı.

Yang Wei ani öneriyle şaşırdı. Zu An’ın yirmi soruyu kolayca çözebildiğini düşünmesi bile onu korkutmaya yetmişti. Özgüveni yıkılıyordu.

Shang Liuyu da araya girmek için bu fırsatı kullandı, “Yang Hoca, bir öğrenciniz sizi korkutmuş olamaz, değil mi?”

“Tabii ki hayır!” Yang Wei hemen doğruldu, “Elinden geleni ardına koyma! İkna olman için gereken buysa iki yüz soru bile çözerim!”

Bu kötü bir iddia değildi. Yirmi sorunun tamamını çözemeyebilirdi ama en azından onunu yanıtlayabilmeliydi. Ne de olsa Ayruşen Şehri’nin ünlü bir aritmetik uzmanıydı ve yıllarca Sivil İşler Departmanı’nın vergilerini hesaplamıştı. Bir veledin soruları onu tökezletemezdi. Başarılı olduğu sürece Zu An’ı akademiden kovabilirdi!

Zu An adamın tepkisine bakarak ne düşündüğünü tahmin edebiliyordu ve kendi kendine gülümsedi. O zaman sana matematiğin dehşetini göstereyim aslan parçası!

Akla yatkın bir sürü soru kullanabilirdi ama daha az ilgi çeken geometri sorularını kullanmamayı seçti. Muhtemelen bu dünyada pi sayısını, bir çemberin yarıçapını ya da o tarz şeyleri bilen kimse yoktu ve başkaları sadece Yang Wei’nin işini zorlaştırdığını düşünürdü.

Yang Wei’yi tamamen ezip geçmek adına herkesin anlayabileceği ama çözemeyeceği sorular bulmalıydı. Ah haa!

Fırçasını hızla oynatan Zu An’ın yirmi soru yazması çok sürmedi. Ardından dürüst bir gülümsemeyle kâğıdı uzattı ve konuştu, “Ünlü bir aritmetik uzmanı olduğunuza göre bu soruların size sorun yaratmayacağına eminim.”

Yang Wei, Zu An’ın ani mütevazılığına şaşırdı. Biraz homurdanıp konuştu, “Tabii ki. Senin gibi bir küçük ne kadar zor soru sorabilir ki?”

Kâğıdı aldı ve ilk soruyu okudu:

‘1 ila 20 arasında iki sayı seçilmiştir. Bunların toplamı Şahıs 1’e ve çarpımı da Şahıs 2’ye verilmiştir. Şahıs 1 iki sayının ne olduğunu bilmediğini söyler ve Şahıs 2 de aynısını söyler. Cevabı duyan Şahıs 1 şimdi bildiğini söyler ve Şahıs 2 de hemen cevabı bildiğini ekler.’

‘Buna göre bu iki sayı kaçtır?’

Yang Wei’nin sorduğu sorulara bakarak bu dünyada çarpma işleminin bulunduğunu  anlamıştı, dolayısıyla sıra dışı bir şey sormamıştı.

Yang Wei soruyu gördükten sonra birkaç kez gözlerini kırpıştırdı. Bu ne lan? Daha önce hiç böyle bir soru görmedim! B-bu… böyle bir soruyu nasıl çözeceğim ben be?

İlk bakışta soru basit duruyordu ama çözmeye çalıştığında soğuk soğuk terlemeye başladı. Hayatı boyunca biriktirdiği tüm bilgilere rağmen bu soruyu çözmenin bir yolunu bulamadığını fark etti!

O bir yana, çevredeki öğrenciler de tartışmaya başladı. İlk defa böyle acayip bir soru görüyorlardı. Gel gör ki uzun bir süre kafa patlattıktan sonra bile nasıl ilerleyecekleri konusunda bir yol bulamadılar.

“Sessiz olun!”

Yang Wei öğrencilerden biraz ilham alabileceğini düşünmüştü ama çoğunun sözleri saçmalıktı, hiçbir katkı sağlamıyorlardı. Bu onu inanılmaz öfkelendirdi.

Yanıt olarak öğrenciler dil çıkardı. Çözemeyen sensin. Ne diye öfkeni bizden çıkarıyorsun?

Öğrencelerin mırıldanmalarını duyan Yang Wei’nin yüzü kapkara kesildi. Ama birdenbire toplamda sadece yirmi sayı olduğunu hatırladı. En kötüsü hepsini birer birer denerim. Bu hovarda da benim sorularımı böyle çözmüş olmalı!

Böyle düşüncelerle çabucak sakinleşip hesaplamaya başladı.

Öğrenciler kağıda karaladıklarına baktı ve derinden etkilendiler. Öğretmenimizden beklendiği gibi. Saniyeler içinde soruyu çözmenin bir yolunu buldu.

Bu sırada Zu An bir sandalyeye oturup bacak bacak üstüne atmış, Wei Suo’nun tanrı bilir nereden getirdiği çayı içiyordu. Gözleri Shang Liuyu’daydı; şahane figürünü takdir ediyordu. Bu dünyaya geldikten sonra epey bir güzellikle karşılaşmasına rağmen bu kadının cazibesinin gerçekten fena olduğunu itiraf etmeliydi.

Diğer yandan Shang Liuyu soruya odaklanmıştı. Yabancı dil öğretmeni olmasına rağmen aritmetik hakkında bir iki şey biliyordu. Yang Wei’nin az önce verdiği soruların çoğunu çözebilmişti ama Zu An’ın yazdığı soru aşırı tuhaftı. Nasıl düşünürse düşünsün çözüm hakkında hiçbir fikri yoktu.

Dolayısıyla, içgüdüsel olarak Zu An’a bir bakış attı ve onun da kendisine baktığını gördü. Önemli bir iddianın ortasında olmasına rağmen dikkatinin dağınık olması komik geldi. Bu velet kendisine güveniyor. Gerçekten diğerlerinden farklı.

Zu An’ın rahat tavrının aksine Yang Wei’nin kıyafetleri tamamen ter içinde kalmıştı. Başlangıçta tahmin kontrol yöntemiyle ilerlemeyi başarmıştı ama işler gittikçe daha da karışıyordu. Nedense ulaştığı hiçbir yanıt doğru gelmiyordu.

Zu An’a bir bakış atarken yutkundu. Ancak onun kendisine geniş bir gülümsemeyle baktığını gördü. Birdenbire kafasında bir şimşek çaktı. Bu serseri beni tuzağa düşürmek için en zor soruyu başa koymuş olmalı! Az kalsın tuzağına düşüyordum!

 Yang Wei diğer soruya geçip buna sonra dönmeye karar verdi.

İkinci soruya geçti ve şunu gördü:

‘Önünüzde sadece birinde hazine olan üç kapı var. Bir kapı seçtikten sonra yardımcı, diğer iki kapıdan birisini açıyor ve boş olduğunu gösteriyor. Ardından size kapınızı değiştirme şansı veriyor. Hazinenin olduğu kapıyı seçme ihtimalini en yükseğe çıkarma amacıyla seçtiğiniz kapıyı değiştirir miydiniz? Lütfen kararınızın ardındaki nedeni belirtiniz.’

Yang Wei keyiflendi.

Bu hovarda en zor soruyu gerçekten de başa koymuş. Bu çok daha kolay! Hmph! Kapıyı değiştirsem de değiştirmesem de olasılık aynı değil mi? Sanki burada daha iyi bir seçenek varmış gibi beni kandırmaya bile çalışıyor. Aptal mıyım ulan ben?

Çabucak ‘Kapımı değiştirmem’ yazdı. Ancak bu cevabın fazla açık uçlu olacağından endişelenerek ekledi. ‘Kapıyı değiştirsem de değiştirmesem de hazinenin olduğu kapıyı seçme olasılığım aynıdır.’

Verdiği yanıttan tatmin olarak üçüncü soruya geçti.

‘Beş korsan bir yağmadan 100 ki taşı elde etmiştir. Haydut A’ya dağıtım hakkı verilir ama sunduğu önerinin geçerli olması için korsanların yarıdan fazlası kabul etmelidir. Yoksa denize atılacaktır ve aynı kurallarla dağıtım hakkı Haydut B’ye verilecektir. Haydut A, B, C, D ve E arasından Haydut A’nın siz olduğunuzu düşünürseniz kazancınızı en yükseğe çıkarmak için ki taşlarını nasıl dağıtırdınız?’

‘Not: Lütfen haydutların mantıklı aritmetik uzmanları olduğunu ve kazançlarıyla kayıplarını hesaplayarak kazançlarını en yükseğe çıkartacak sonuca ulaşabileceklerini dikkate alınız.’

Yang Wei sersemledi. Bu veledin kafasından ne geçiyor da böyle garip sorular bulabildi?

İlk yanıtı yüz ki taşını haydutlar arasında eşit dağıtmak oldu ama çok geçmeden bir kenara attı ve diğer ihtimalleri hesaplamaya çalıştı.

Öğrenciler de hararetle cevabı tartışmaya başladı ama kimse Haydut A’ya uygun bir dağıtım bulamadı.

Bu sırada Shang Liuyu sorudaki ‘korsan’ teriminin oldukça ilginç olduğunu düşündü. Bu serseri ilginç sorular buluyor.

Yang Wei bir süre sonra halihazırda su içinde kalmış mendilini bir kere daha terini silmek için çıkardı. Şimdiden panik moduna geçmişti. Cevaplarının doğru olup olmadığını kontrol edemediğini fark etti.

Sonraki soruya mı geçsem?

Yang Wei, Zu An’ın en zor soruyu en başa koyduğunu hatırladı ve bundan sonraki soruların gittikçe daha kolay olması gerektiğini düşündü. Dolayısıyla, derin bir nefes aldı ve dördüncü soruya geçti.

‘1’den 5’e kadar sıralanmış beş mahkûm sırayla yüz yeşil fasulyeyle dolu bir çuvaldan fasulyeleri çıkartıyordur. Kurallara göre en azından bir yeşil fasulye almalılardır ve en az ile en çok yeşil fasulyesi olan mahkûmlar ölüm cezasına çarptırılacaktır. Mahkumların birbirleriyle iletişime geçmesleri yasaktır ama dokunarak çuvalda kalan fasulyeleri sayabilirler. Beş mahkûmdan hangisinin hayatta kalma şansı en yüksektir?’

‘Not:

1)      Bütün mahkûmlar zeki, kendisi için en iyi hareketi seçebilen mantıklı kişilerdir.

2)      Ana amaçları hayatta kalmak takiben de öldürebildikleri kadar çok kişiyi öldürmektir.

3)      Yüz yeşil fasulyeyi aralarında eşit dağıtmaya gerek yoktur.

4)      Eğer en çok ya da en az yeşil fasulyesi olan birden fazla mahkûm olursa ikisi de öldürülecektir.

Yang Wei az kalsın küfrü basıyordu. Bu salakça soru da ne? Neden bu kadar çok kural var? İlk bakışta soru basit duruyordu ama detayları düşününce kafa yorulması gereken o kadar çok etken vardı ki beyin patlatmaya yeterdi.

Bir süre çözüm bulmaya çalıştı ama nihayetinde pes edip sonraki soruya geçti.

‘Bir adada 100 kişi vardır. 5’i kırmızı ve 95’i de mavi gözlüdür. Bu adanın üç garip kuralı vardır:

1)      Ayna ya da herhangi bir su yüzeyine bakmak yasaktır yani kendi göz renklerini görmeleri imkansızdır.

2)      Başkalarının göz renginin ne olduğunu söyleyemezler.

3)      Bir kişi göz renginin kırmızı olduğunu fark ettiği gece intihar etmek zorundadır.

Bir gün adaya bir maceracı gelir. Kurallardan bihaber olduğundan herkesle birlikte parti yaparken yanlışlıkla ağzından ‘Bazılarınızın gözü kırmızı’ diye kaçırır.

Adadaki herkesin zeki ve mantıklı çıkarım yapabilen kişiler olduğu düşünülürse bundan sonra adada ne olur?’

Yang Wei’nin gözleri ışıldadı. Bu soru öncekilerden çok daha kolaydı. Hemen fırçasını aldı ve yanıtlamaya başladı.

… 

… 

… 

Böylece gülümsemeler ve stres dolu anlar eşliğinde bütün soruları birer birer geçti. Nihayetinde sadece birkaç tanesini çözebildiğini fark etti.

Bu noktada sınıfın dışında halihazırda büyük bir kalabalık toplanmıştı. Dersler çoktan bitmişti ama en haylaz sınıf olan sarı sınıftan kimse daha dışarı çıkmayınca herkes şaşırmıştı. Diğer sınıfın öğrencileri meraktan bir göz atmaya geldi ve çok geçmeden Zu An ile Yang Wei arasındaki iddia bütün akademide duyuldu, böylece sınıfın önünde devasa bir kalabalık toplandı.

Eğer Zu An ve Yang Wei arasında basit bir meydan okuma olsaydı Gökyüzü sınıfının gururlu dehaları göz atmakla uğraşmazdı. Ancak Shang Liuyu da orada olunca işin rengi değişiyordu.

Shang Liuyu Ayruşen Akademisi’nin en popüler öğretmeniydi. Dersleri her zaman ağzına kadar dolu olurdu ve öğrenciler inanılmaz odaklanırdı. Herkes onun güzelliği takdir etmekle o kadar meşgul olurdu ki hiçbir şey dikkatlerini dağıtamazdı.

Bazı öğrenciler dramayı izlemeye geldi ama büyük çoğunluk Shang Liuyu’ya bakmak için buradaydı. Ne var ki Zu An’ın sorularına çekilmeleri çok sürmedi.

Zu An’ın sorularındaki ilginç nokta anlaması çok kolay olmasıydı. Çoğu kişi çözebileceğini hissediyordu, öyle ki birbirleriyle çözümleri ve cevapları tartışmaya bile başladılar. Genellikle sadece gelişimle ilgilenen Gökyüzü sınıfının dehaları bile hesaplamaya başladı.

“Enişte, en iyisi sensin!”

Tabii Chu Huanzhao böyle bir kargaşayı kaçıracak değildi ve durumdan garip bir gurur duyuyordu. Sanki şu anda spot ışıkları kendisinin üzerindeydi. Duygularını çok düşünmedi; Chu Klanı’nın üyesi olarak onun gururunu paylaşıyordu.

Hayran olunası Ji Xiaoxi de kalabalığın arasında duruyor, ilgiyle sorulara bakıyordu. Hafif çatılı kaşları bile güzelliğini öne çıkartıyordu, “Bu sorular nasıl çözülmeli? Geri dönüp babama sorsam mı? Ah, ama babam bu tarz şeylerle ilgilenmiyor. Sadece odasında sakladığı sapık kitaplarını seviyor. Ah baba ah, bir de geçenlerde yeni bir kitap aldın herhalde, zira çok şüphe çekici hareketler sergiliyorsun. Odana yaklaşmama bile izin vermiyorsun. Hmph...”

Figürünü gizleyen siyah bir cübbe giymiş Pei Mianman da olay yerindeydi. Dudakları kıvrılırken mırıldandı, “Bu herif gerçekten ilginç. Chu Chuyan’ın kartal gibi gözleri varmış. Acaba onu yanıma çekmek için bir fırsat mı bulsam? Chuyan’dan birini çalmak ilginç olmalı…”

Zheng Dan da kalabalığın en arkasına saklanmıştı. Göz attığı bilgiler Zu An’ı hiçbir işe yaramayan birisi olarak anlattığından, herifin Gümüşkanca Kumarhanesi’nde şansa 7.500.000 kazandığını düşünmüştü. Zu An’ın aslında aritmetikte bu kadar yetenekli olacağını beklemiyordu.

Görünüşe göre Gümüşkanca Kumarhanesi’nde sırf şansa kazanmamış. Yang Wei’nin işi bitmiş olmalı, gerçi kimin Yang Wei’yi onun peşinden gönderdiğini merak ediyorum.

Yine de bundan sonra dikkatli ilerlesem iyi olur yoksa cazibe tuzağım geri teper.

Bir süre sonra Shang Liuyu nihayet yumuşakça hatırlattı, “Yang Hoca, süreniz çoktan bitti.”

Yang Wei yüzündeki teri silerken yanıtladı, “Biraz daha zaman verin, bitirmek üzereyim.”

Her zaman öğrencilerin zaman sınırı yüzünden soruları çözmek için yırtındığını izleyen o olmuştu. Kim bir gün aynı duruma düşeceğini düşünebilirdi ki?

Ancak iddiayı izleyen bu kadar çok kişi varken çok uzatacak kadar utanmaz da değildi. Biraz daha yazdıktan sonra nihayet fırçasını bıraktı ve konuştu, “Bitti.”

Dürüst olmak gerekirse iki soru dışında yazdığı hiçbir cevaptan emin değildi. Ama çok büyük bir sorun olmazdı herhalde. En azından on soruyu doğru cevaplayabilmiş olmalıydı.

Küstahça yirmi soruyu da yaparım demediği için rahatladı yoksa her şey gerçekten biterdi. On soruyu doğru yapabildiği sürece işler kötüleşmezdi. Ne de olsa buradaki herkes soruların ne kadar zor olduğunu görmüştü.

“Nasıl? En azından onunu doğru yaptım değil mi?” Zu An’ın cevapları kontrol etmesini sakince beklerken mendilini cebine geri koydu ve dudakları neşeyle kıvrıldı.

Ayruşen Şehri’nde bu testi kendisinden daha iyi yapabilecek tek bir kişi bile olmadığına emindi. Eh, belki Zu An sapığı hariçti.

“Yang Hoca’dan beklendiği gibi, tüm soruları cevaplamayı başardı!”

“Vay be, gerçekten de etkileyici. Tek bir soruyu bile nasıl cevaplayacağımı bilmiyorum.”

“Yang Hoca boşuna aritmetik öğretmenimiz değil. Nasıl yeteneği olmadan yerini koruyabilir ki?”

“Yine de Zu An’ın bulduğu soruların gerçekten zor olduğunu söylemeliyim. Aritmetikteki ustalığı kesinlikle, ya da en azından diyeyim vurmayın, Yang Hoca’ya denk olmalı.”

“Bence Yang Hoca yumuşak davrandığından öyle. Ne de olsa bir öğrenciyi çok ciddiye almasına gerek yok.”

… 

Yang Wei öğrencilerin yorumlarını görünce doğruldu. Görünüşe göre yıllarca çalışması sayesinde bir prestij inşa etmişti. Göğsüne vururken Shang Liuyu’ya baktı; onun önünde şöhretini darma duman olmaktan kurtardığı için rahatladı.

Sadece Shang Liuyu’nun kendisine bir göz atma zahmetine bile girmemesi biraz yıkıcıydı. Gözleri hevesle Zu An’a bakıyor, sonuçları merak ediyordu.

Zu An nihayet konuşmaya başladı, “Cidden bu seviyede misin? Görünüşe göre seni abartmışım. Tek bir soruyu bile doğru cevaplayamadın!”

Sınıfta bir gürültü koptu.

“Ne?” Yang Wei yanlış duyduğunu düşündü. Hepsini yanlış yapmamın mümkünatı yok! Hiddetle Zu An’a bakarken kükredi, “Yalancı! Ne cüretle bana iftira atarsın!”

Yang Wei’yi başarıyla trollediniz, +1024 Öfke!

Daha bir saniye önce kendiyle gurur duyuyordu ama bir an sonra neredeyse tüm akademinin önünde tek bir doğru cevap bile veremediği duyurulmuştu. Duygularındaki bu ani dibe dalış dayanamayacağı kadar çoktu!