Bölümler yavaş geliyo :((((
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
82. Bölüm Popüler Yıldız Shang Liuyu
Yang Wei öğretmenlik yapmaktan büyük gurur duyuyordu ve sınıftaki bu sokak vari hava inanılmaz rahatsızlık vericiydi. Gel gör ki Zu An’ı halletme işine öncelik vermesi gerektiğini düşündüğünden dayanmaya karar verdi, “O zaman, buradaki öğrenciler şahitlik yapacak ki sonrasında kimse kaybını reddetmesin.”
Ancak Zu An elini kaldırdı ve konuştu, “Bekle bir saniye.”
“Neden? Korkuyor musun?” Yang Wei kaşlarını çatarak sordu. Zu An’ın kaçacağından endişeleniyordu.
“Korkmak?” Zu An kahkahayı bastı, “Hayır, sadece bahsimiz için bir şahit bulmak istiyorum.”
Yang Wei etrafındaki öğrencileri gösterdi ve sordu, “Bu kadarı yetmez mi?”
“Tabii ki hayır!” Zu An sakince yanıtladı, “Eğer kazanırsan senin için yeterli olur. Ama ben kazanırsam korkarım ki sözünü tutmanı sağlamaya yetmezler. Ne de olsa zayıfız.”
“Kaybedeceğimi mi söylüyorsun?” Yang Wei öfkeyle tısladı.
Gelişim konusunda iyi olmayabilirdi ama konu aritmetik ve matematiğe geldiğinde uzmanlığından gurur duyuyordu. Kimsenin niteliğini sorgulamasına izin vermezdi.
“Bu dünyada hiçbir şey kesin değildir. Razı değilseniz bahsi iptal edelim gitsin.” Zu An omuz silkip yanıtladı.
Yang Wei, Zu An’ın gerçekten son anda kaçacağını düşündü ve hemen panikledi. Avını bu noktaya getirmesi kolay değildi ve halihazırda pençelerini geçirmek üzereydi. Zu An’ın kaçmasına izin veremezdi.
Dolayısıyla yanıtladı, “Pekâlâ o zaman. Bahsimiz için başka bir öğretmen bulalım. Ama bu saatte kim boştur bilmiyorum.”
Yang Wei yakın olduğu meslektaşlarından birini getirme niyetindeydi ama tam da o anda insanın ruhunu rahatlatan nazik bir ses duyuldu, “Bu bahsin şahidi ben olacağım.”
Kulağa hoş gelen ses anında herkesin dikkatini çekti ve herkes hızla kapıya döndü. Gürültülü sınıftan çıt çıkmıyordu.
Bir kadın tembelce kapıya dayanıyordu. Teni hoş, dudakları kan kırmızısıydı. Elbisesi bedeninin üzerinde ipek misali akıyor, belli belirsiz güzel kıvrımlarını gösteriyordu. Elbisesi elleri ve bacaklarının çok az bir kısmını açığa çıkartsa da görünüşü buradaki tüm erkeklerin nefesini kesmeye yeterdi.
Hareketlerine açıklanamaz bir cazibe ekleyen kaygısız bir tavrı vardı. Sırf kapıya dayanırken bile göklerden inmiş bir tanrıça kadar güzeldi.
Belindeki yeşil şarap şişesi olmasa herkes onu fani dünyanın değiştiremediği ebedi bir peri sanabilirdi.
“S…Shang Hoca!”
Sınıftaki bir anlık sessizliğin ardından bağırışlar koptu. Öğrenciler heyecanla kadına bakmak için fırladı.
Yang Wei’nin bile solukları hızlandı.
Aslında başlangıçta akademiye gelmek istemiyordu. Sivil İşler Departmanı’ndaki işi onu meşgul etmeye yeterliydi. Öğretmen olarak hizmet vermesi gerektiği konusunda İmparatorluğun kuralları olmasaydı asla akademiye gelip bir avuç velede öğretmenlik yapma zahmetine girmezdi.
Gel gör ki akademide ilk dersini verdiği zaman bu kadını göz ucuyla görmüştü ve birdenbire işin artık o kadar da kötü olmadığını hissetmişti. Aslında onu fazladan bir kere daha görebilme umuduyla akademide kalmak için bahaneler buluyordu.
Bu sırada Zu An da afalladı. Bu kadınla aslında… daha önce karşılaşmıştı. Çardakta birlikte flüte benzeyen garip çalgıyı çalmışlardı… Ah pü pü pü pü, diyorum ki müzik vasıtasıyla ruhlarımızı bağladık!
Ardından kadına adını sormuştu ama o reddetmişti; eğer kader izin verirse tekrar karşılaşacaklarını söylemişti.
O zamanlar sadece reddettiğini sanmıştı. İki yabancının bu koca dünyada tekrar karşılaşabilmesi kolay olabilir miydi ki? Şimdiyse kesinlikle bir kere daha karşılaşacaklarını bildiğini anladı.
Zu An bir noveldeki kalın kafalı ana karakterlerden değildi. Etrafındaki herkes ‘Shang Hoca’ deyip erkekler de çiftleşme mevsimindeki hayvanları andırdığından, bu kadının Aşk Sıralaması’nın üçüncü sırasındaki Shang Liuyu olduğunu anladı.
Bu durum güzeller güzeli başkanın neden Shang Liuyu’yu tanıyor musun diye sorduğunu ve kadının kayıtları değiştirmesini açıklıyordu. Şimdi her şey bir araya gelmişti.
Yang Wei’nin ifadesi anında ışıldarken en iyi olduğunu düşündüğü gülümsemesini takındı ve sordu, “Shang Hoca, sizi hangi rüzgâr buraya attı?”
Shang Liuyu karşılık olarak gülümsedi ve yanıtladı, “Tesadüfen buradan geçiyordum. Gürültüyü duyunca bir göz atayım dedim.”
Gülümsemesi öyle tatlıydı ki Yang Wei adeta eridi. Ancak içinde bulunduğu durumu düşününce hemen yüzü kızardı. Çabucak açıkladı, “Böyle bir durumla karşılaştığınız için üzgünüm. Bu öğrencim aşırı kalın kafalı, dolayısıyla ona büyüklerine saygı duymasını öğretmeyi umuyorum.”
Shang Liuyu, Zu An’a bir bakış attı ve dudakları kıvrıldı, “İkinizin bir iddiaya girdiğinizi duydum. Şahitliği benim yapmamı ister misiniz?”
“Süper!”
“Shang Hocam, en iyisi sizsiniz!”
“Shang Hocam, idolümsünüz!”
Sınıftan neşeli haykırışlar koptu. Shang Liuyu’nun ne kadar popüler olduğu görülebilirdi.
“Bu…” Yang Wei biraz tereddüt etti. Onun gibi bir öğretmenin saygısız bir öğrenciyi halletmesi kolay olmalıydı ama başka bir öğretmen de işin içine girerse beklenmedik karmaşalar çıkabilirdi.
“Hoş karşılanmıyor muyum?” Shang Liuyu güzel gözleriyle sessizce Yang Wei’ye baktı.
Yang Wei ilk defa onun bu kadar yakınındaydı. Bu kusursuz yüz tam kalbine kritik bir darbe geçirdi, nefesleri hızlandı, “Ö-öyle demek istemedim! Tabii ki hoş karşılanıyorsunuz!”
Yang Wei çabucak kendisini sorun olmadığına ikna etti. Normalde Shang Liuyu’yla iletişime geçme şansım yoktu; yeteneğimi göstermem için iyi bir fırsat buldum. Gelişim konusunda iyi olmayabilirim ama Ayruşen Şehri’nde konu aritmetiğe geldiğinde anca tozumu yutarlar!
Genellikle aritmetik yeteneklerini göstermesi için bir fırsat olmazdı. Ne de olsa Shang Liuyu’nun yanına gidip matematik denklemlerini sıralamaya başlayamazdı, değil mi? Kadın onun deli olduğunu düşünürdü! Yeteneklerini sergileyebileceği böyle bir fırsat muhtemelen bir daha karşısına çıkmazdı.
“Shang Hoca, böyle buyurun lütfen.” Yang Wei yalaka tavrıyla kadını kürsüye yönlendirdi.
Zu An bu itaatkarlığa dil şaklattı. Alın size antik zamanlarda amsalaklık örneği.
Shang Liuyu kayıtsızca oturup öğrencilere gülümsedi, “Tamam, sessiz olalım ki maçları etkilenmesin.”
Sözleri bir tür büyü barındırıyor gibiydi. Gürültülü sınıf bir anda sessizliğe gömüldü. Zu An kadının etkileyici karizmasına kapılmadan edemedi.
Kollarını sıvayan Yang Wei’nin damarlarından motivasyon akıyordu. Değerini tanrıçasına kanıtlamaya kararlıydı. Dolayısıyla, şimdiye dek topladığı tüm bilgileri kullanarak yirmi inanılmaz zor soru hazırladı. Öğrencilerin bu soruları çözemeyeceğine emindi; o bile bir an dikkatini kaybetse tökezlerdi!
Birazdan olacakları halihazırda hayal edebiliyordu. Zu An panikle kalemini çiğneyecek ve soruların önünde aptal gibi kalacaktı. Ardından utanmazca bu soruların çözülemez olduğunu iddia edecekti. O vakit, öğrencilerin saygılı bakışları önünde yavaş yavaş her soruyu çözecek ve herkesi mest edecekti.
Belki Shang Liuyu da bana ışıldayan gözlerle bakar ha? Bu belki de gizli aşk hayatımın başlangıcı olabilir!
Bunu düşünmesi bile yanaklarını titretmeye yetti; kahkaha atmanın eşiğindeydi.
Hayır hayır hayır, sakinleşmem lazım. Bir sürü izleyen var. İmajıma dikkat etmeliyim!
Dolayısıyla, yumuşakça öksürüp test kağıdını Zu An’a uzattı, “Geri çekilmek için hâlâ çok geç değil. Eğer tek bir soruyu bile yapamazsan akademiden ayrılmak zorunda kalacaksın.”
Bunları sırf öğrencisini köşeye sıkıştırma niyeti olmadığını Shang Liuyu’ya göstermek için söylüyordu; ısrar eden bu öğrenciydi. Tabii ki Zu An’ın istese bile bu atmosferde kolay kolay kaçamayacağını bildiğinden söylüyordu.
Zu An yanıt olarak yumuşakça kıkırdadı ve karşılık verdi, “Hepsini doğru yaparsam akademiden ayrılan sen olacaksın.”
Yang Wei’yi bırakın diğer öğrenciler bile Zu An’ın kafasında birkaç tahtanın eksik olduğunu hissetti. Sadece Shang Liuyu çekici bir gülümsemeyle izliyordu, sanki başkalarının bilmediği bir şeyi biliyordu.
“Küstah ve kibirli!” Yang Wei hiddetlendi, “Bu kadar ben-bazlı olmanın bedelini ödeyeceksin!”
Yang Wei’yi başarıyla trollediniz, +541 Öfke!
Tanrıçasının önünde bir öğrencinin kendini aşağılamasına dayanamadı.
Diğer yandan Zu An sakince omuz silkip test kağıdını aldı.
“Hepsi bu mu?” Zu An kahkahayı bastı.
Dürüst olmak gerekirse bütün soruları yanıtlayabileceğine emin değildi. Ne de olsa bu dünyadaki matematiğin tam olarak ne kadar gelişmiş olduğu hakkında bir bilgisi yoktu. Ancak kağıttaki soruları görünce Yang Wei’nin kabiliyetini abarttığını fark etti.
“Çene çalmak yerine kağıda odaklanmanı tavsiye ederim. Eğer ders bitene kadar çözemezsen… heh….” Yang Wei cümlesini bitirmedi ama ne demeye çalıştığı çok belliydi.
Shang Liuyu araya girmeden edemedi, “Dersin bitmesine çok yok. Biraz fazla aceleci davranmıyor musunuz? Şöyle yapalım, sonraki ders benim olduğuna olduğuna göre zamanın yarısını vereceğim ki böylece acele etmeden halledebilirsiniz.”
Yang Wei bu öneriyle afalladı. Ama Shang Liuyu’nun gerçekten Zu An’a yardım ettiğini düşünmedi. Öncelikle Shang Liuyu ile Zu An’ın hiçbir bağı yoktu, dolayısıyla ona yardım etmesini gerektirecek bir neden de yoktu.
Tanrıçam muhtemelen Zu An’a acıyor ve bir şans vermek istiyor. Ayrıca başkalarının arkamdan küçüklerine zorbalık ediyor diye konuşmamaları için böyle bir öneri sunmuş olmalı. Ah kalbim…
Yang Wei öyle etkilenmişti ki az kalsın gözyaşları döküyordu. Çabucak kafasını salladı ve kabul etti, “Evet, haklısınız Shang Hoca. Zu An, sana soruları cevaplaman için süre veriyorum.”
Aritmetikte ya yaparsın ya da yapamazsın. Eğer hiçbir şey anlamazsan sana dünyadaki tüm zamanı versem bile yine de nafile olur.
Bu sırada Zu An artık Yang Wei’ye yanıt verme zahmetine girmedi ve ilk soruyu okumaya başladı.
‘3 kişi 3 günde 3 kova su içiyor. 9 kişi 9 günde kaç kova su içer?’
İlk soruyu görünce Wei Suo’nun gözleri ışıldadı, “Bu çok kolay! Ben bile yanıtlayabilirim! Eğer 3 kişi 3 günde 3 kova su içiyorsa o zaman şüphesiz 9 kişi 9 günde 9 kova su içer!”
Bu sözleri etraftaki tüm öğrenciler onayladı. Sadece küçük bir azınlık Wei Suo’nun cevabında bir terslik olduğunu düşündü ama onlar da tersliğin ne olduğunu çözemedi.
Bunu duyan Yang Wei soğukça sırıttı. Böyle kolay bir soru bulacağımı mı düşündünüz? Tabii konuşmaları durdurmakla uğraşmadı. Zu An’ı yanıltmaları çok daha işine gelirdi.
Bu sırada Zu An hayal kırıklığıyla kafasını iki yana salladı.
İlkokullular bile bu soruyu kolayca çözebilir. 3 kişi 3 günde 3 kova su içiyorsa üçü her gün bi kova su içiyordur. 9 kişiye çıkarttığımızda her gün 3 kova içerler ve 9 günde 27 kova olur!
Zu An yanıtı yazdığında Yang Wei’nin gözleri büyüdü. Nasıl çözmüş olabilir lan?
Bu soruyu eski kayıtlarda gördüğünde kendisi de yanılmış ve yanlış yanıt vermişti. Ardından bu soruyu birçok meslektaşına sormuş ve çoğu içgüdüsel olarak 9 kova su cevabını ermişti. Bu hovarda nasıl böyle kolayca çözebildi?
Ama yine de bu soru çok zor değildi. Yang Wei, Zu An’ın şanslı olabileceğini düşündü.
Hmph, bu en kolayı! Her geçen soruyla zorluk artacak. Bu kadar sakin kalabileceğine inanmıyorum!
Zu An bir soruyu cevaplamayı başardığına göre muhtemelen artık onu akademiden atmak zor olacaktı. Ehh, böyle olacağını bilseydim bahsi bu kadar düşük koymazdım.
Yang Wei’yi başarıyla trollediniz, +9 + 9 +9 +9 +9…
Öfke puanlarını gören Zu An, Yang Wei’nin gerçekten de adını hak ettiğini düşünmeden edemedi. Öfke puanları bile akıntı yerine damla damla geliyordu.
İkinci soruya geçti.
‘Bir çiftçinin karısı nehirde kâse yıkıyordu. Geçen birisi neden bu kadar çok kâse yıkadığını sorar ve kadın da evine bir sürü misafir geldiğini söyler. Her 2 kişi bir kâseden pirinç, her 3 kişi bir kâseden çorba ve her 4 kişi de bir kâseden atıştırmalık paylaşmıştır. Toplamda 65 kase yemek vardır. Buna göre bu kadın evinde kaç misafir ağırlamıştır?
Magnec